Yürümek: Hobbit’te Yolculuğun Yürüme Hali

  • Yürümek: Hobbit’te Yolculuğun Yürüme Hali

    Posted by romankahramanlari on 12 Temmuz 2024 at 10:48

    Hobbit’te Yolculuğun Yürüme Hali*

    Makale Yazarı: Tuğçe Ayteş

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Temmuz/Eylül 2015, 23. sayıda yayımlanmıştır. 

    “Tek yapmamız gereken elimizdeki zamanla ne yapacağımıza karar vermek.” J. R. R. Tolkien

    “Ayaklarımızın kökleri yoktur, ayaklarımız hareket için yapılmıştır.” David Le Breton

    Fantastik edebiyat son yıllarda hem kitap hem de film alanında yükselişte görünse de yıllardır hayal gücünün olduğu her yerde var olan bir türdür. İşlenen karakterler, kullanılan mekânlar ne kadar sıra dışı görünse de, insan zihninin bir ürünü olduğu için, işlenen konular aslında hayatın bizzat içindendir. Kahramanlık, savaş ve barış, yolculuk…

    Bu tür içinde birçok okur için apayrı bir yeri olan #Tolkien, edebi yönden de etkileyici niteliktedir. Kolay okumalar peşindeki birçok okur, #YüzüklerinEfendisi’nin en başındaki 120 sayfalık betimlemede takılır kalır çoğu zaman. Tolkien’ın, haritasına ve elf diline kadar yarattığı Orta Dünya’sı #Silmarillion’dan başlayan neredeyse kusursuz bir efsanedir. Bunların içinde kurgunun kronolojisi açısından Yüzüklerin Efendisi’nden önce gelen #Hobbit daha kolay okunan bir eserdir ama asla basit değildir.

    Tolkien, kitaplarını yazarken yukarıda bahsettiğim gibi insani temalardan yola çıkar. Yakın bir dostunu savaşa kurban vermiş bir yazar olarak savaş betimlemelerini oldukça canlı yapar. Tolkien eserlerinde dikkat çeken bir başka tema da yolculuktur. Karakterler sürekli bir yerden bir yere giderler ve bu yolculuk esnasında akla hayale gelmeyecek maceralar yaşarlar. Hobbit ise neredeyse tamamen yolculuk üzerine kurulmuş gibidir.

    Hobbit’teki yolculuğu yazmak için başta bambaşka başlıklar belirlemiştim. Yola çıkmak, yolda olmak ve geri dönüş… Böylece sevgili hobbitimiz Bilbo Baggins’in hem içsel hem dışsal yolculuğuna değinebilecektim. Ama buradaki yolculukta başka bir şey daha vardı. Bilbo Baggins ve takım arkadaşları cüceler arada bahtsız birkaç midilliyle yolculuk yapmayı deneseler de onları ya kaybediyor ya da bırakmak zorunda kalıyor, yolu genelde yürüyerek kat ediyorlardı.

    Yürümek; üstünde özel olarak durulması gereken bir yolculuk türü. Yola çıkmayı zorlu kılan, yolda olmayı uzatan ama bir yandan yolu özümsemeyi sağlayan, geri dönünce de çok daha fazla anı biriktirmemize vesile olan bir yolculuk. O yüzden David le Breton’un Yürümeye Övgü kitabının “Yürüyüş Eşiği” başlığını ve “Yürüyüş Zevki” bölümündeki bazı başlıkları ödünç alacağım ve Hobbit’te yer yer yazarla paralel, yer yer uzak ayrıntıların peşine düşeceğim.

    Yolun eşiği Yürüyüş “[y]aşamın bir yığın önemsiz şeyi konusunda bir temel felsefenin geliştirilmesine elverişli bir etkinliktir; gezgini, bir süre kendisi, doğayla ya da başkalarıyla ilişkisi hakkında sorular sormaya, beklenmedik bir yığın soru üzerine düşünmeye götürür” (YÖ, s. 14). Bilbo Baggins’in aklında yolculuk fikri yoktur. Önce Gandalf, sonra da cüceler kapısını çalıp eve doluşmaya başladığında da. Bir süre hem onlarla hem kendiyle inatlaşır. “Özür dilerim! Ben serüven falan istemiyorum, teşekkür ederim. Bugün olmaz!” (H, s. 16). İkna olma safhasındaysa “Bu işten ne elde edeceğim ve sağ salim dönebilecek miyim?” sorularının cevaplarını almaya çalışır. Başta böyle bir yola çıkar için koyuluyormuş gibi görünse de daha sonra yola çıkmış olmaktan gerçekten zevk alacaktır. Yolun tehlikeli olduğunu yılların büyücüsü Gandalf bile en baştan itiraf eder. Ama daha önce hiçbir hobbitin gitmediği yerlere gitmek ve kimsenin tanışmadığı halklarla tanışmak daha caziptir. Hobbit, le Breton’un kitabı açtığı “Yürümek, dünyaya açılmaktır” (YÖ, s. 11) cümlesiyle paraleldir denilebilir.

    #Yürümek
    Yürümek her zaman zoru seçmektir. Hobbit’te birlikte yola çıkan on dört kafadar için daha da zordur. Yolda kimlerle ve nelerle karşılaşacakları belli değildir. Neyse ki Gandalf’ın geniş çevresi burada devreye girer ve kendi engin bilgilerinin yanı sıra Elrond gibi yüksek elflerin bilgileri de onlara yol gösterici olur. “Bu dağlara tırmanan pek çok patika, dağlarla da bir sürü geçit vardı. Ama patikaların birçoğu ya hiçbir yere gitmeyen ya da gittikçe kötüleşen tuzaklardı; geçitlerin çoğu ise kötü yaratıklar ve tüyler ürpertici tehlikelerle doluydu. Elrond’un bilge öğütleri Gandalf’ın da bilgi ve belleğinden yardım alan cüceler ve hobbit doğru geçide giden patikayı seçtiler” (H, s. 67). Yine paralel biçimde, “Yürüyüş dünyayı duyumsamaya götürür, inisiyatifi insana bırakan eksiksiz bir etkinliktir” (YÖ, s. 17) der le Breton.

    Yürüyüş Zevki
    Hobbit’e adını veren Bilbo Baggins yürüyüşün özellikle elf diyarındaki bölümlerinden oldukça zevk alır. Ama bir yanı da geride bıraktığı konforlu yuvasına özlem duymaktadır. Yürüyüş zevkine varmanın öncesine ara ara acı ve zorluk çekmek de dahildir. Yiyecekleri ve içecekleri biter, doğa onlara cömert davranmaz, yorgunluk çöker üstlerine ve şansızlarsa garip yaratıklardan zarar görürler, hayatlarını son anda kurtarırlar. Peki, bunca acı sonunda elde ettikleri zevk buna değer mi? Her ne kadar yola amaçları doğrultusunda bağlanmış görünseler de yolun sonuna vardıklarında onları hayatta hissettiren şeyin yürüyerek kat ettikleri yolun ta kendisi olduğu da aşikârdır. Mesela Bilbo, Yalnız Dağ’a vardığında gördüğü manzarayı hiç beğenmez.

    İlk Adım
    “İlk adım, halk özdeyişlerine göre her zaman çok önemli olan ilk adım, her zaman kolay değildir, insanı kısa ya da uzun bir süre için düzenli yaşamın rahatlığından koparır ve yolun, iklimin, buluşmaların, hiçbir aciliyetin engellemediği bir zamanın kullanımının rastlantılarına bırakır” (YÖ, s. 22). Diğer hobbitler gibi keyfine ve midesine düşkün olan Bilbo Baggins’in ikinci kahvaltısını bırakıp koşa koşa yeni arkadaşlarına katılması büyük bir fedakârlıktır ve hobbitin önceden ihtimal bile vermediği bir şeydir. İlk adımı atmak her zaman en büyük cesaret gerektiren andır ama Bilbo son anda koşturarak geldiği için bunun heyecanını aslında tam olarak yaşayamaz.

    Zamanın Krallığı
    Hobbit’te zaman hem dar hem de çok geniştir. Bazı tehlikeli yerlerden hızla kaçıp gitmek gerekir. Ama görünürde tehlike yokken zaman geçmek bilmeyebilir ve karakterler tekrara düşebilir, olduğu konumda asılı kalabilir. “Her türlü zaman duygusu yok olup gider, yürüyüşçü beden ve zaman ölçüsünde yavaşlatılmış bir zaman içerisindedir” (YÖ, s. 25) diyen le Breton’la bir paralellik söz konusudur. “Çekip gidemeyen, ama çaresizce her gün aynı evi soymak zorunda kalan bir hırsız gibiyim” diye düşünür Bilbo Baggins. “Bu rezil, yorucu ve can sıkıcı serüvenin en can sıkıcı ve kasvetli yanı bu! Keşke yeniden hobbit kovuğumda, ışıldayan lambam ve sıcak ateşimin yanı başında olabilseydim!” (H, s. 190).

    Eşyalar
    Yürüyüş, hele de uzun bir yürüyüş yanınıza fazla eşya almaya olanak tanımaz. Eşyalarına gözü gibi bakan hobbitler için hafif bir şekilde yola çıkmak imkânsız gibidir. Ama Bilbo Baggins eşyalarını kaybetmeye veya bir yerde bırakmaya da alışır. Elbette yolda ilerlerken yükte değil ama pahada ağır eşyalar edinmek de vardır kaderde. Yüzüklerin Efendisi’nde Orta Dünya’nın başına büyük belalar açacak güç yüzüğünü bilmeden de olsa cebine atar. Kimseyle bu sırrını paylaşmaz çünkü özel güçlere sahip bu yüzük “onun” olmuştur (Gerçi Gandalf durumdan şüphelenir).

    Tek başına mı grupla mı?
    Hobbit’in David le Breton’la anlaşamadığı en belirgin nokta muhtemelen bu başlıktır. David’le Breton, yolda arada yol arkadaşlarıyla vakit geçirilse de yalnız yolculuğun keyfine doyum olmadığından bahseder. Tolkien ise besbelli “Birlikten kuvvet doğar” diye düşünmektedir. Yüzüklerin Efendisi’nde bir yüzük kardeşliği vardır, Hobbit’te de yola on dört kişilik bir grup halinde çıkılır. Grupta ara sıra anlaşmazlıklar baş gösterse de herkes birbirini kollar. Bilbo Baggins yolculuğu boyunca birkaç kere mecburen yalnız kalır. Hiç bilmediği yerlerde yürümek küçük bir hobbit için korkutucu olabilse de Bilbo o eşiği çoktan aşmıştır. Gollum’dan güç yüzüğünü çalar ve kaçmayı başarır, bu yüzük onu daha sonra goblinlerin elinden de kurtarır. Bilbo nihai yalnız yolculuğun anahtarını elde etmiş gibidir ama bunu grupla gezmeye tercih etmez.

    Yaralar
    “Sadece bedenden yararlanan bir mesafenin çıplaklığı yürüyüşçüyü kırılganlaştırır tabiatıyla” (YÖ, s. 36). Böyle zorlu yürüyüşlerde yaralanmamak neredeyse imkânsızdır. Yaralar bazen küçük olur, bazen de yaralının hayatına mal olacak kadar küçük. Mesela bütün ekip elflerin elinden Bilbo’nun kurnazlığıyla fıçılar içinde kaçarken yara almamak imkânsızdır. Ama bunlar küçük yaralar ve kısa süreli sersemliklerle sınırlı kalır. Orkların açtığı yaralarsa çok daha derindir ve böyle derin yaralardan birisi, cücelerin başı olan Thorin’in ölümüne neden olur.

    Uyumak
    “Saatler süren bir yürüyüşten sonra öğle ya da gece uykusu büyük bir mutluluktur. Yorgunluk çöker uzuvlara ve bu yorgunluk, bedeni kendini bırakmaya davet eder” (YÖ, s. 39). Bilbo da le Breton’la hemfikirdir. “Çok geçmeden Bilbo’nun midesi tekrar dolu ve rahattı; aslında çöp kebabı parçacıkları yerine bir somun ekmek ve tereyağından daha çok hoşlanacak olmasına rağmen, artık halinden memnun uyuyabilirdi. O sert kaya üzerinde kıvrılıp, yuvasında, küçük kovuğundaki kuştüyü yatağında olduğundan bile daha derin uyudu. Ama bütün gece kendi evini gördü rüyasında ve uykusunda neye benzediğini hatırlamadığı ya da hatırlayamadığı bir şeyi ararken değişik odalarının hepsinde gezindi durdu” (H, s. 125). Ama maalesef uykuya çok kapılmamak da gereklidir çünkü Orta Dünya, özellikle deneyimsiz bir hobbit için nahoş sürprizler hazırlayabilir.

    Sessizlik
    David le Breton için “Sessizlik, yalnız yürüyüşçüyü besleyen bir fondur” (YÖ, s. 33) ama Hobbit’te yürüyüş esnasındaki sessizlik genelde hayra alamet değildir. Ya fırtına öncesi ya da fırtına sonrası sessizliktir. “Diğerlerinin çığlıkları giderek uzaklaştı, zayıfladı ve bir süre sonra bu çığlıkların uzaktan yardım isteyen bağırışlar ve çığlıklara dönüşüyormuş gibi gelmesine rağmen sonunda tüm gürültü yitip gitti ve o, tam bir sessizlik ve karanlıkta tek başına kalakaldı” (H, s. 170).

    Şarkı Söylemek
    “Birçok yürüyüşçü kendilerini yalnız ya da güvenli hissettiklerinde hatırladıkları klasik aylak adam nakaratlarını ya da halk türkülerini söylerler” (YÖ, s. 48). Orta Dünya halkları arasında da şarkı söylemek çok yaygındır. Bu halklar ister iyi ister kötü olsun, şarkılar onlara cesaret verir, beraberliği hatırlatır ve önlerindeki yolun uzunluğunu unutturur. Hobbit: Beklenmedik Yolculuk filminde de gayet iyi bir şekilde icra edilen “Dumanlı Tepeler” şarkısı, cücelerin yola çıkmadan önce Bilbo’nun evinde söylenir.

    Buz kesmiş dumanlı tepeler arkasına
    Depderin zindanlara ve eski mağaralara
    Gitmeli buradan şafak sökmeden Solgun ve büyülü altını aramaya. (H, s. 24)

    Cüceler yol boyunca ara ara şarkı söylemeyi sürdürür. Orman elflerinin kendi zarafetlerine yakışan, bir yandan da gamsız şarkıları vardır. Goblinler de şarkı söylemeyi severler ve cüceleri yakaladıklarında kendilerince güzel olan dizeleri bağırmaktan geri durmazlar.

    Uzun Hareketsiz Yürüyüşler
    Hobbit’te hedef belli olsa da aradaki kısımlar muğlaktır. “Bir yürüyüş kimi zaman, zamandan başka istikameti olmayan sonsuz bir yolculuktur” (YÖ, s. 50). Yürüyüşler uzadıkça ve güzergâh değiştirilmesi gerektiğinde grubun hedefe ulaşma umudu da zaman zaman azalır ama yine de son umut kırıntılarına tutunmayı başarırlar. “Yol falan olmadığı için ağır ağır bir yol tutturmuş ilerliyorlardı(…)Yorucu bir yolculuktu; sessiz ve sinsi. Artık kahkahalar, şarkılar ya da harp sesleri kalmamıştı ve gölün kıyısında eski şarkılar söylenirken yüreklerini hoplatan gurur ve ümit can sıkıntısı içinde kaybolup gitmişti. Yolculuklarının sonuna yaklaştıklarını ve bunun korkunç bir son olabileceğini biliyorlardı”

    (H, s. 219-221). Bu uzun hareketsiz yürüyüşlerinin ardından kimi zaman oldukça hareketli kaçış anları da gelir, bu sırada ölüm korkusunu düşünmeye fırsatları bile olmaz.

    Dünyaya açılma “Yürüyüş alçakgönüllülüğe ve anın acımasızca yakalamasına davet eden dünyaya bir açılmadır” (YÖ, s. 32). Bilbo yürüdükçe çok farklı coğrafyalar ve bu coğrafyalarda bulunan halkları ve diğer canlıları görme şansı elde eder. Orman elfleri, dağ elfleri, göl insanları, kartallar, Beorn. Troller, goblinler ve warglar için buna şans denip denmeyeceği tartışılır ama Nietzsche’nin dediği gibi “Öldürmeyen şey güçlendirir.” Cücelerin şüphesi olsa da Gandalf küçük hobbitinden çok umutludur. Bilbo onun bu umudunu boşa çıkarmaz ve serüven boyunca çok kritik anlarda yaptığı hırsızlıklarla hayat kurtarır. “Yürümek benmerkezcilikten uzaklaştırır ve insanı kırılganlığına ve gücüne götüren sınırlar içinde dünyayı yeniler” (YÖ, s. 53). Bilbo konfor bölgesinden çıkmıştır ve artık tek derdi bir diğer öğününü düşünmek değildir.

    Hayvanlar
    Yürüyüşte farklı hayvanlarla karşılaşma olasılığı yüksektir. Hele de mekân Orta Dünya’ysa çok yüksektir. Fantastik kurgu hayvanlar (hatta bitkiler) yönünden oldukça zengindir. Cücelerin arada yanlarına aldıkları midilliler dışında (kendi de ayıya dönüşen) Beorn’un Hızır gibi yetişen kartalları (normalde kartalların adi yaratıklar olduğu ama bunların farklı davrandığı vurgulanır), orkların kendileri kadar çirkin warg’ları, dev örümcekler ve engin bir hazineye çöreklenmiş olan ejderha Smaug ilk göze çarpan hayvanlardır.

    Toplumsal Sapma
    Bilbo Baggins böyle bir yolculuğa çıkmayı kabul ettiği andan itibaren diğer hobbitlerin çizgisinden ayrılır. Yoldayken dışarısıyla olduğu kadar kendi içinde de mücadele verir. Sonuçta Gandalf haklı çıkar. Ufacık bir hobbitte umulmadık bir cevher çıkmıştır. Bu haliyle cücelerin de saygısını kazanır. Onların gözünde, kendisine ait fikir ve plan üretebilen bir liderdir artık. “Elf işi bir zırha bürünmüş, yarı yarıya da eski battaniyeye sarılmış bir hobbit” elfler için de yeni bir şeydir. Geri dönüş zamanı geldiğinde edindiği bu saygı, hissettiği bu gurur ve yaşadığı bunca tecrübe edineceği servetin önüne geçer. Daha fazla pay teklifini de o servetle ne yapacağını bilememesinden ötürü geri çevirir. Evine döndüğündeyse eşyalarının elden ele dolaştığını görür çünkü kasaba ondan çoktan umudu kesmiştir, hiçbir hobbit evinden bu kadar uzun süre uzak kalmamıştır. Ayrıca Bilbo edindiği bütün saygınlığı kendi memleketinde kaybetmiştir. Ama bu onun için hiç de sorun değildir, halinden memnun bir halde arkasına yaslanır ve söylenene göre upuzun ömrü boyunca hep mutlu kalır.

    Yolculuğu Yazmak
    Yürüyüşün son aşamasına geldik: Bir yolculuğu tamamlamanın ve ölümsüzleştirmenin en garantili yolu onu yazmaktır. “Her yürüyüş bir konuşma, bir söylemdir, güzergâh düşü içinde eski bir anlatı ve gelecekte, dostlara ya da sonraki tanışmalarda veya dönüş yolunda ya da döndükten sonra evde anlatılacak bir öykü. Yazı yolda toplanmış sayısız olayın, heyecanların, izlenimlerin belleğidir” (YÖ, s. 77). Ayrıca, “[i]nsan aynı zamanda yazmak, anlatmak, görüntüler yakalamak, tatlı hayaller içinde yüzmek, anılar ve tasarılar biriktirmek için de yürür” (YÖ, s. 79). Bilbo, anılarını sözlü olarak anlattığında pek kimseyi inandıramaz ama bu onu müthiş yolculuğunu kaleme almaktan alıkoymaz. Hobbit’in kapağında görür görmez insanı etkisine “Oradaydık ve Şimdi Buradayız” başlığı, Bilbo’nun ölümsüz eserinin adı olur.

    Kaynaklar:
    – Hobbit, J.R.R. Tolkien, çev. Esra Uzun, Altıkırkbeş Yayın, İstanbul, İkinci Baskı: 1997.
    – Yürümeye Övgü, David le Breton, çev. İsmail Yerguz, Sel Yayıncılık, İstanbul, İkinci Baskı: 2008

    romankahramanlari replied 1 year, 7 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
Hobbit’te Yolculuğun Yürüme Hali* Makale Yazarı: …
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now