Werther: Tembellik de Yorulur
-
Werther: Tembellik de Yorulur
Tembellik de Yorulur*
Makale Yazarı: Melek Ertan
*Bu makale, ROMAN KAHRAMANLARI Nisan/Haziran 2016 26. sayıda yayımlanmıştır.
Mektuplar zinciri ile başlar hikâye. Her mektup bir günah çıkarma, bir heyecan ve paylaşma içerir. Genç #Werther, arkadaşının kardeşini aşka bulaştırıp ortamdan uzaklaştığında; yeni yerinden yine bu arkadaşına mektuplar aracılığı ile duygu durumundan bahseder ve bilinçaltı kapılarını da bize aralar. Biz de, bu mektuplar aracılığı ile öğreniriz beş duyusunun nelere yol açtığını. Resim yapar, gezer, dolaşır, tanışır, konuşur, dans eder, uyur. Her mektupta olaylar biraz daha ilerler. Kitaba konu olan aşkın diğer sahibi olan Lotte ile tanışması uzun sürmez. Lotte karakteri biraz daha farklıdır. Anne kaybından sonra anne gibi davranan, kardeşlerinin sorumluluğunu üzerine alan, etrafındaki kişilerden biraz daha derinlikli görünen bir genç kadındır. Olayların, eğlencelerin merkezi olmaya bayılır. Bazen içinden geldiği gibi davranıp, bazen de toplumsal kuralların baskısı altında kıvranır. Evet, Lotte nişanlıdır ve bunu da saklamaz Werther’den. Başka bir şehirdedir nişanlısı Albert, yakında dönecektir ve muhtemel hemen evlilik de gerçekleşecektir. Bu süre içinde yalnızlığını Werther’in kendisine olan ilgisi ile taçlandırma bencilliği sergiler. Düzenli bir iş ile ilgilenmeyen Werther’e anneden haberler gelir bir iş kurması konusunda. Oysa roman kahramanımız şimdiye kadar hayattan beklentilerini en alt seviyede tutarak hem bunu kutsallaştırmış -ki bu bir seviyeye kadar kutsal olabilir- hem de tembelliğine böylelikle bir yeni tanımlama getirmiştir.
Hemen hemen her gününü sevdiği kadının yanında geçirmeye çalışır. Geçip giden zamanın Lotte’siz olduğu kısımları önemli değildir. Karşılık bulması imkânsız bir aşktan beklentiye girmez fakat Albert döndüğünde Lotte’nin iki kişinin de ilgisini büyük bir maharetle idare ettiğini de gözlemler. Albert üçüncü kişinin ilgisini fark eder fakat kendinden ve Lotte’den emindir. Lotte ise içsel çatışmalarında desteği hep Albert’e verir, çünkü gerçek yaşamda ona gelecek vaat edebilecek güce sahip olan kişi Albert’tir. Heyecan duymasına yol açan Werther ise ona yaşadığını hissettirir fakat Werther’in melankolik tavrı kendi realist hayat görüşü ile bağdaşmaz.
Werther’in melankolisi bu imkânsız aşkla gelişmemiştir. Mektuplaşmalarda daha önceki hayatına dair de ipuçlarını görmek mümkün. Duygusal konulara yoğunlaşan, hayatın şaşalı kısımları için çok çabalamayan fakat bu ortamlarda bulunduğunda da haz alan biri. Miskinlik zeminini oldukça karşılıyor bu.
Umutsuz veya sonuçsuz aşkı Werther’i yavaş yavaş depresyona ve depresyondaki tembelliğe sürükler. Ara ara silkelenme ihtiyacı hisseder kendini oyalayacak meşgaleler üzerinde kafa yorar ancak tekrar konu üzerinde düşündüğünde kendi kurguladığı sonlarla bunun anlamsız olduğunu düşünür ve vazgeçer. Zaten tembelliğin temelinde de eylemsizlik yok mudur? Teorik anlamda genelde güçlü olan beyinler de miskin bedenlerde bulunamaz mı? Algısı yüksek olanla, az olanların derdi değil midir bu? Körlük ve ileri görme yetisi çelişkili gibi görünse de aynı sonla sonlanmaz mı? Sonlanmayabilir elbette fakat ilişkili örnekler de verilebilir. “Bir manastır hücresinin yalnızlığı, keçi kılından yapılmış bir giysi, dikenli bir kemer: İşte sana ruhumun özlemini çektiği teselli. Hoşça kal! Bu sefalete, mezardan başka bir son göremiyorum.” (s.74)
Burada miskin dervişliğe ve felsefi derinliği olan aylaklığa duyulan özlem ve hemen sonrasında pek de bu durumla ilişkili görünmeyen kendi kararı ile hayattan gitme isteği var. İlkinde en azla yetinmek belki de hiçlik olgusuna erişmek çabası vardır. Kişi kendini de bir nokta olarak kabul eder ve teslimiyet adı altında çabasızlığa doğru yürür. Sonu önceden görmüştür ve sadece zamanını beklemektedir. Diğerinde ise sonu gören yürek sabırsızlaşır ve sonu kendisi tasarlar, burada da aslında gizli bir kibir –çünkü kararı kendisi vermiştir, zamanı ve mekânı, olayı kendisi kurgular – ve hayatın sunduğu olumsuzluklara dayanma gücü azlığı yatar.
Âşık roman kahramanımız tam da bu nedenlerden dolayı bir sıçrayış daha yapar ve kendisine önerilen çalışma hayatına atılır. Tüm gerçekleri görme yeteneği ve hayatı soluksuz sorgulamaları onu hayattan daha da uzaklaştırır. Ona göre bu yapay ve ikiyüzlü dünyada var olmaya çalışmak samimiyetsizlikten öte değildir. İçsel kıvranmaları hafiflemez, derinleşir. Yatağa bağımlılığı artar. Gün doğuşunu izlemeyi tasarlar, yataktan kalkamaz. Gün boyunca ay ışığını bekler ve yine akşam olunca odasından çıkmaz.
Maske takmayı sevmediğinden yapaylıktan uzak içgüdüsel davranışları, kalabalıkta istenmemesine yol açar. Bu onu hem üzer ve – bunu kendine itiraf etmez – hem de mutlu eder. Eleştirdiği ve aslında küçümsediği kalabalığa karışmadığının en büyük delilidir bu.
Hayal gücünün çabucak sınırına varmasıdır, hayatı onun gözünde artık keşfedilmiş kılan. Keşiften sonrasını bilirsiniz, kısa bir süre haz duyulur, sonrasında hemen sıradanlık bulaşır ve ardından da kocaman bir sıkıntı. Keşif öncesi ise tam zıddıdır. Bilinmez, tüm çekiciliği ile önünüzden salınarak gider ve siz onun cilvesini, kâh farkına vararak kâh bihaber takip edersiniz. O an sadece duyduğunuz haz önemlidir. Bilinçli tembellikte de bu tüketim vardır. Her şey ama çevresindeki her şey cazibesini yitirir tembellik bulaşmış kişi için.
Oblomov’dan farklı olarak Werther sık sık yer değiştirir. Bu bir kurtulma çabasıdır dipsiz derinliğinden. Gerçi bunalımı hep onunla birliktedir nereye giderse gitsin. Oblomov ise sadece odasına, yatağına aittir.
Tüm özünün varlık ile hiçlik arasında titrediğinden emindir Werther. Acının her ikisi için de ciddileştiğini gören Lotte bilinçli olarak ondan uzaklaşmaktadır, bu da yürek çilehanesinin duvarlarını daha da kalınlaştırmaktadır Werther’in. Duvarlar kalınlaştıkça sessiz yakarışlar duvarlara çarpıp tekrar boşlukta zerrelere ayrılmaktadır. Keder ve isteksizlik çığ halini alır. Bitkinlikten kurtulmak için çabaladıkça bitkinlik daha da sarmaşık gibi sarar ruhunu. Çevresindeki tüm aşk çıkmazı hikâyelerini hep kendine elbise olarak diker.
Artık karar zamanı gelir. Hayatın acı veren tüm yükü hareketlerini kısıtlamış, parmağını bile kıpırdatacak güç bırakmamıştır. Hareketsiz yaşamaktansa, yaşam için lütfedilen canlılığı ölüme taşımak daha aydınlık sonuç olarak görünmektedir. Birçok kez üzerine yapışmış olan ve pek de haz vermeyen tembelliğinden kurtulmaya çalışmış fakat her seferinde gerçekleri görmüyormuş gibi yapamamış ve daha küskün bir şekilde ruhunun sığınağına geri dönmüştür. Sırtında büyüyen kambur olmuştur bunalımı ve bunalımın yol açtığı yaşam isteksizliği.
Nefes almak bile güçtür, giderek yüreği öne doğru eğilmektedir. Ölüm kararı almıştır ve son zamanlarda ilk kez o zaman daha dinç uyanmıştır sabaha. İlmek ilmek ölüm öncesi hazırlığını işlemiş Lotte’ye mektubunu yazmıştır. Albert’in silahı ile kendini öldürürken aslında Lotte’yi yaralamıştır. Tembelliği yorulmuştur ve artık onu daha canlı kılacak ölüme itmiştir…
Sorry, there were no replies found.
