Siranuş Romanı ve Sınıfta Kalan Bir Aşk Hikâyesi

  • Siranuş Romanı ve Sınıfta Kalan Bir Aşk Hikâyesi

    Posted by coffeist on 11 Temmuz 2024 at 15:30

    Siranuş Romanı ve ‘Sınıf’ta Kalan Bir Aşk Hikâyesi*

    Makale Yazarı: Maral Aktokmakyan

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Ekim/Aralık 2014, 20. sayıda yayımlanmıştır.

    Sırpuhi Düsap ismi, Ermeni edebiyatında bir miladı temsil eder. 19. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğunda ilk kez sesini çıkarmış Osmanlı Ermenisi bir #kadın olarak, birbirinden farklı çığlıklar atan üç roman ve üç makale bırakmıştır ardında. Ermeni edebiyatında ve özellikle romanında bir kadının dile gelmesi, şüphesiz çığır açan bir gelişme olduğu kadar eleştirilere açık zorlu bir yoldu. Ancak sınıfsal ayrıcalıklara sahip ve kalkan gibi kuşanacağı bu ayrıcalıkların farkında olan #Düsap, eğitimini, aydınlarla çevrili ailesini, sosyal duyarlılığını ve statüsünü, Ermeni toplumu ve özellikle de Ermeni kadınının içinde bulunduğu durum için kullanabilecek, kadın “sorunu”nu dillendirebilecekti. 1920’lerde #VirginiaWoolf, kadın ve yazın arasındaki o baskı altındaki ince bağdan bahsettiği Kendine Ait bir Oda (1) ile kadının ekonomik özgürlüğüne değinmeden çok önce, Düsap romanları ve makaleleriyle kadınların erkek egemen toplum düzenindeki ağlardan kurtulacağı yolları kurgulamaya ve işaret etmeye başlamıştı.

    Romanlarından birine adını veren kahramanlarından Siranuş ile benzerlikler taşısa da Düsap’ın kaderi sahip olduğu ayrıcalıklar sayesinde farklı olmuş ve onu yüksek sınıf Ermeni kadınını bile çemberine alan trajediden kurtarmıştır. Düsap’ın sesini çıkarabilmesinde, kadının, Ermeni kadınının #kader olarak benimsemiş olduğu #ezilmiş, #susturulmuş hayatına karşı haykırabilmesinde, ve en önemlisi bir yazar ve kadın olarak kendine bir duruş belirlemesinde rol oynayan isimlere değinmeden geçmek olmaz. Annesi #NazlıVahan’ın bir #Amira kızı oluşu, bunun yanı sıra bir #aktivist ve #hayırsever olması ve aydınlarla çevrili hayatı sayesinde Sırpuhi henüz ufak yaşta kaybettiği babasının eksikliğini neredeyse hiç hissetmemişti. Annesinin sahip olduğu bu ayrıcalıklar Sırpuhi’nin henüz çok erken yaşta belli bir bilinç ve eğitim çevresinde yetişmesine olanak sağlamıştı. Sonraları, annesinin Ermeni okullarında ve özellikle kız çocuklarının eğitiminde oynadığı rolü devralması, Düsap’ın, kadınların çocukluktan başlayarak belli bir çarka kaptırılan hayatları ve toplumda onlara tanınan yer hakkında fikir sahibi olmasını sağlamıştır. (2) Düsap’ın hayatında rol oynayan ikinci önemli isim, dönemin #Romantik şairlerinden Mıgırdiç Beşiktaşlıyan’dır. Beşiktaşlıyan, önceleri Fransız kültürü ve dilinin etkisinde olan Sırpuhi’yi kendi anadiliyle barıştıran, onun yazarlığa adım atmasında ve özellikle de Ermeni edebiyatı bilinci ile eserler vermesinde kilit isim olmuştur. Sırpuhi Düsap’ın sahip olduğu ayrıcalıklar kadar, hayatının geri kalanında önemli bir rol oynamış isimse kocası #PaulDussap’tır.

    Sırpuhi Düsap’ın düşüncelerini pratik hayatta da uygulamasını saygıyla karşılamıştır. Öyle ki, henüz bir kadının düşüncelerini savunması ve yazarlığa soyunmasına hazır olmayan dönemin koşulları ve Ermeni aydınlarının aksine, Paul Dussap’ın karısını bu yönde desteklemiş bir koca figürü olarak yeri önemlidir. Sırpuhi Düsap’ın üç romanı da Ermeni kadınını farklı mercekler altında inceleyen, her biri anlatıldıkları romanlara ismini vermiş üç farklı kadına dairdir. Ana karakteri Siranuş ile aynı ismi taşıyan ikinci romanı, yüksek sınıf olarak tabir edilen Amira sınıfına (3) mensup bir aile hakkındadır. Ermenice kadın ismi olan Siranuş’un, kelime anlamı Ermenice’deki “ser” ve “anüs”, yani aşk ve tatlı sözcüklerinden oluşması anlamlıdır. Zira, bu roman toplumun kadın üzerinde kurduğu baskılardan dolayı, kadının âşık olmasını, aşkını yaşamasını engellemesi hakkındadır. Amira sınıfından dahi olsa, Ermeni kadını yine başta baba figürü olmak üzere, kadını ailenin ve toplumun “#sermaye”si gören sosyal düzenin ve çarkının bir parçası olmak zorundadır. Siranuş, ironik bir şekilde, acı bir aşk hikâyesi, kırık bir aşk romanıdır.

    Başa bela romantizm

    Ancak Düsap’ın derdi romantik aşk hikâyelerini konu edebileceği romanlar yazmak değildi. Bir yazar olarak Düsap’ın almış olduğu en önemli eleştirilerden biri, yazdığı eserlerin romantik akımdan izler taşıması, ve dönemin gittikçe meyil ettiği gerçekçilik akımına dair izler barındırmamasıydı. Çağdaşlarından ve dönemin güçlü kalemlerinden olan #KrikorZohrab, #ArpiarArpiaryan ve #HagopBaronyan gibi aydınlar dahi onu anlamamış, eserlerini eskide kalmış ve demode sayılan romantizmin boş örnekleri olarak görmüşlerdi. Bu eleştirileri daha da kötü kılan şey ise, bir kadın yazarı, cinsiyetçi ve indirgemeci bir önyargının içinden değerlendirmeleriydi. Kadını, eksik, zayıf, duygusal gören önyargılar ve #ataerkil düzen, bir kadının eline kalem alıp yazarlığa soyunmasını hazmedememiş, vermiş olduğu eserleri zavallı duygusal birer karalama olarak algılamıştı.

    Kadın edebiyatının başlangıcı sürecinde, Avrupa’da olduğu gibi, Osmanlı topraklarında da genel olarak, romantik algının veya romantizm ile kastedilen kavramın kadın yazarlara sağladığı kendini ifade edebilme olanağı bir fırsat olarak değil de, küçültücü bir unsur olarak algılanmıştır. Düsap’ın çağdaşı bir başka Osmanlı kadını, #FatmaAliye ise bu minvalde sadece ilk Müslüman Osmanlı kadın yazar değil, aynı zamanda Düsap’ınkine çok benzer kadınlık sorunlarını ele aldığı “zayıf” ve “duygusal” kitapların yazarı olarak da göze çarpmaktadır. Fatma Aliye’nin ilk romanı olan Levâyih-ı Hayat (#HayattanSahneler) eserinde beş ayrı anlatıcı vardır, ancak bu beş anlatıcı kadının üzerinde durduğu konu kadın olmakla birlikte, kadın onun tek ve esas yeri olarak görülen aile temelinde irdelenir. Sadece ve sadece aile birimine ve ailedeki konumuna indirgenen kadının diğer tanımlayıcıları olan evlilik, mutluluk ve aşk kavramları tartışılan konulardır. (4) Elbette bu eserde şaşırtıcı olan yazarın ve mektuplar üzerinden bu konuları tartışmaya açan kadın karakterlerinin eleştirel bir tavır sergilemekten ziyade, baskılanmayı olumlayan bir tavır ve üslup benimsemeleridir. Her ne kadar Fatma Aliye’nin eseri belirgin sorunlar içerse de, bu dönemin kadın yazınına bakıldığında, böylesi bir üslupla ilk kez karşılaşılmamaktadır. 19. yüzyıl İngiliz edebiyatı kadın yazarlarından #CharlotteBrontë’nin öfkeli ama bir o kadar sakin ve bir 19. yy. kadınına yaraşır şekilde sessiz kalmaya (veya görünmeye) uğraşan ünlü karakteri #JaneEyre de aynı şekilde şaşırtmaz mı okuyucuyu?

    Daha önce de belirtildiği gibi, #evlilik ve #aşk gibi romantik kavramın temel olgularının sorgulanışı, kadının evdeki ve ailedeki yerinin eleştirel bir merceğe oturtulmasında, yavan ve zayıf bir söylem olmaktan çok öte, önemli ve bilinçli bir adımdı. Böyle bir adımla, kadınlığın sorgulanması, kadınların değişen ve modernleşen toplumda daha özgür ve katılımcı olarak yerlerinin tekrardan tanımlanması anlamına geliyordu (Rowe, 56). Bu bağlam göz önünde bulundurulduğunda, Düsap’ın, romanlarında kurgulamaya çalıştığı temel sorunları, daha net ve keskin bir şekilde tartıştığı makaleleri onun bir yazar olarak üretkenliğinin kaynağını tümüyle gözler önüne serer. İçerik açısından her ne kadar birbirine benzese de, her bir makalesinde,5 farklı sınıftan kadınları hedef alarak, onlara eğitimin önemini, çalışmayı ve evde, ailede tanımlanan kimliklerinin dışına çıkarak özgürleşmeyi öğütlemektedir Düsap.

    Siranuş: kurbanlaştırılan kahraman

    Yukarıda da belirtildiği gibi, Siranuş karakteri adından da yola çıkarak romantik bir aşktan çok, acı bir aşk hikâyesini anlatır. Romantik aşkın değil, #görücü usulünün ve ailelerin çıkarları doğrultusunda karar verdikleri, kadının bu yolda fedakârlık göstermeye çağrıldığı bir tavrın tezahürüdür Siranuş’un acı aşk deneyimi. Bu anlamda, her türlü özgürlüğü yaşamaktan çok uzak, belirlenmiş kaderleri çerçevesinde yaşamaya mecbur, kahramandan çok kurban olan kadınlardan biridir Siranuş. Onun hikâyesinde dikkat çeken ilk şey, Osmanlı Ermenilerinde yönetici sınıfı temsil eden Amira sınıfına mensup bir ailenin kızı olmasıdır. Her ne kadar belli sınıfsal artılara sahip gibi görünse de, üst sınıf toplumun kadınları da, daha aşağı sınıflarda ezilen kadın ile aynı kaderi paylaşmaktadır.

    Romanda dikkate değer noktalar üzerinde durmadan önce, eserin kısa bir özetine göz atalım. Soyu amiralara dayanan ve bununla gurur duyan, varlıklı Bay #Haynur ve karısının Siranuş adında bir kızları vardır. Aynı zamanda aile, Bayan Haynur’un uzak bir akrabası ölünce yetim kalan #Yervant ve #Zaruhi’yi de evlat edinmiş, Siranuş ile birlikte büyütmüşlerdir. Roman Zaruhi’nin düğünü ile açılır. Bay Haynur’un konağında düğün için görkemli bir davet verilir. Zaruhi sevdiği adamla, yani #Hırant ile evlenirken, Siranuş ve Yervant beraber büyümüş ve yıllar içinde sevgileri sadece birbirlerine itiraf ettikleri gizli bir aşka dönüşmüştür. Düğünden bir gün sonra Roma’ya sanat eğitimi almaya gidecek olan Yervant ile geride, İstanbul’da kalan Siranuş, düğün gününün neşeli havasının aksine, bir köşede hüzünle oturmuş birbirlerine veda ederken sadakat sözü veren iki sevgili olarak karşımıza çıkarlar. Bu olayın üzerinden kısa bir süre sonra çapkınlıklarıyla bilinen, bir başka varlıklı Bay #Tarehyan, Siranuş’a talip olur. Paradan başka hiçbir şeye önem vermeyen Haynur, kızına ve karısına danışmadan bu teklifi memnuniyetle kabul eder. Ama sonrasında yaşanan gerilimden ötürü, önce anne hastalanıp yataklara düşer, daha sonra da Siranuş. Genç kız, annesinin rahatsızlığının sebebi olarak görür kendini, ve sırf annesini mutlu ve dolayısıyla sağlıklı kılabilmek için babasının isteğine boyun eğer. Siranuş istemediği halde Tarehyan ile evlenir, annesine de kederini belli etmez. Evliliğin başlarında, Siranuş eve beklenmediği bir zamanda dönerek, Tarehyan’ı metresi Janet ile evlerinin salonunda yakalar. O güne dek bir tür yas ve keder içinde yaşayan Siranuş Tarehyan’a ve Fransız sevgilisine soğuk bir şekilde karşılık vererek kadını evinden kovar. Yıllarca Tarehyan’ın servetinde gözü olan Fransız kadının Alphonse adında, kendi gibi servet avcısı bir sevgilisi daha vardır. Öfkeden deliye dönen Janet, Siranuş’u lekeyecek ve rezil edecek bir plan yapar sevgilisiyle birlikte. Buna göre, Alphonse yakışıklılığıyla Siranuş’a yanaşacak, evdeki hizmetçilerden Melkon aracılığıyla da, Tarehyan’ın fark etmesini sağlayacaklardır. Ancak planlar beklenildiği gibi ilerlemez. Roma’da iki sene kaldıktan sonra, aldığı kötü haberler ve yaşadığı acılardan sonra memleketine dönmenin kendisine iyi geleceğine inanan Yervant tüm cesaretini toplayarak Siranuş’u evinde ziyaret eder. İki sevgili birbirleriyle hasret giderip, günah çıkarırken, etrafta bir süredir dolanan ve Siranuş’un kaldığı evin bahçesine gelen Alphonse’u farkeden Yervant kavgaya tutuşur. Adam, olay çıkarma amacıyla Yervant’ı omzundan yaralar ve kaçar. Tarehyan önce Yervant’a karşı suçlamalarda bulunup, karısından intikam almak ümidiyle iftira atar. Daha sonra olanları hem hizmetçi Melkon’dan hem de karısından dinler. Günler geçer, birbirinden farklı iki açıklama arasında karar veremeyen Tarehyan sevgilisi Janet’i ziyaret etmek için onun Pera’daki evine gider. Ancak daha merdivenleri çıkarken, Janet’in sevgilisi Alphonse ile öteden beri yaptığı planları duyarak, sessizce evine geri döner. Karısına karşı bir kez daha mahcup olan Tarehyan, buna rağmen kısa zamanda yeni sevgililer edinmekten de geri kalmaz. Bu olayın ardından, yaklaşan #SurpHagopYortusu vesilesiyle, her sene Haynurların evinde bayram eğlencesi yapıldığından, Siranuş birkaç gün evvelinden ailesinin evine gider. Bu sırada Siranuş Zaruhi’den, Yervant’ın tekrar Roma’ya döneceğini duyarak altüst olur. Aynı gün bakımını ve eğitimini üstlendiği üç kardeşten biri olan küçük Zareh’in hastalandığı haberini alarak doğruca çocuğun kaldığı eve gider. Uzunca müddet küçük çocukla ilgilenir, doktor çağırttırır. Bayram günü geldiğinde Siranuş’ta, küçük Zareh’den kaptığı tifonun etkileri kendini göstermeye başlar. Ertesi gün, son nefesini vermeden Yervant’ı son bir kez görmek ister. İki sevgili vedalaşır, annesi bir yanda ağlarken, Bay Haynur “onca görkemi ve varlığı anca iki sene yaşayabildi” diye söylenerek kızı için hayıflanır (358). Bay Tarehyan ise, bulaşıcı olduğunu öğrendiği hastalığa yakalanmamak için bahaneler bularak oradan kaçar.

    Göze çarpan yapıtaşları

    Roman boyunca gözlemlenen kayda değer noktalardan biri, belli sosyal yapıların tezatlarıyla birlikte kurgulanmış olması. Zaruhi ve Hırant, sadece mütevazı hayatları olan ve dolayısıyla eşit ekonomik hayatlara sahip iki genç değil, başından beri bu eşitlik sayesinde aşk evliliği yapabilmiş bir çift olarak da karşımıza çıkarlar. Öyle ki, bu eşitlik sayesinde, Zaruhi Hırant’ın geçimini zor kazanması karşısında, harekete geçip dil ve müzik dersleri vererek aile bütçesine katkı sağlar. Ancak böyle bir çift, toplumun ayıp sayabileceği kadının çalışmasını dikkate almayarak, birbirlerini eşit görmelerini pekiştirecek böylesi bir tutum sergileyebilirler. Öte yandan, Siranuş ve Yervant’ın mutsuzluğu başından beri ayrı sosyo-ekonomik sınıflara ait olmalarından kaynaklanır. Yervant’ın #sanatçı olması Haynur’un gözünde bir şey ifade etmemekle beraber, Siranuş’la aralarındaki bağı öğrenince, bu durumu, kendi evinde bir yanaşma olarak yaşayan birinin cüret etmesi olarak nitelendirir (187).

    Romanın ana örgüsündeki bir başka önemli unsur ise sanatın, bilginin ve kültürün, para ve unvan ile oluşturduğu kutuplaşmadır. Daha da önemlisi, böyle bir kutuplaşmanın toplumun daha ziyade üst tabakasını kurbanlaştırabilir olmasıdır. Yervant #Roma’ya sanat eğitimi alıp #ressam olmaya gitmiştir. Çocukluk günlerinden beri, Siranuş onun ilerici fikirleri ile büyümüş, toplumsal önyargılar engel olsa da, Yervant’ı birey olarak kendi eşiti görmüştür. Öte yandan, Tarehyan, Bay Haynur için, ekonomik statüsü ve soyluluğu ile kendine ve dolayısıyla ailesine denk biri olarak biçilmiş kaftandır. O derece ki, kızından dinlediği üzere, Tarehyan’ın metresi ile ilgili olayı duyduğunda, önemli bir tepkisi olmaz bile. Sanatı ve özgür birey olmayı temsil eden Yervant, kızkardeşi ve Hırant ile bir tartışmasında, konu Siranuş’un mutsuz evliliğine gelince, o korkunç adamdan ayrılabileceği gibi döneme göre skandal sayılabilecek bir ihtimali savunur. Belki tekrar evlenebilmesini savunmak fazla gelebilir, ama Yervant’ın, hayatı boyunca Siranuş’tan ayrılmayacağını söyleyerek aşk evliliğinin “bir şekilde” mümkün olabileceğine karşı ümitli ve bir o kadar “#reformcu” duruşuyla romandaki yeri tektir. Bunun aksine, toplumun üst tabakasının temsilcisi olan Haynur ve Tarehyan varlıklı ailelerin kendi aralarında yapmış oldukları kârlı bir antlaşma gibi gördükleri evlilik bağının, veya görücü usulünün savunucuları olarak, görkemli statülerinin aksine dönemin değer yargılarının kokuşmuş, eskimiş ve yozlaşmış halini aksettirmektedirler. Yervant’ın imalı da olsa boşanma fikri ile aşkta dahi açtığı özgürlükçü yolun aksine, Tarehyan, evlilik dışı ilişkilerine felakete dahi yol açsa devam etmekte kararlı bir karakterdir.

    Ve romanın kadınları

    Ermeni toplumunda toplumsal, ekonomik ve sınıfsal sorunların işlendiği bir roman olsa da, Siranuş’un bir kadın romanı olduğunu unutmamak gerek. Zaruhi ve Siranuş üzerinden resmedilmek istenen toplumun sınıfsal kurallarına zaten değindik. Ama bu kilit paralellik dışında, Düsap’ın gözlerini diktiği kadının çıkış yolu yine romanın kadın karakterlerinde gizli. Zaaflarıyla, erdemli ve fedakâr halleriyle, Düsap’ın tüm romanlarında olduğu gibi, burada da tüm kadın karakterler Ermeni kadınına tek bir yolu öğütler: #Çalışmak. Bayan Haynur (6) kızının aşk evliliği yapmasına karşı olmasa da, kocasına engel olamaz. Onun bu yenilgisi üst sınıf Ermeni kadınının dahi bir nesneden ileri gidemeyişini gösterir. Maddi olanakların en üst seviyesinde, tıpkı bayan Haynur gibi manevi sefillik çeken Ermeni kadınını unutmamıştır Düsap. Temelde aynı konu olmasına rağmen, kaleme almış olduğu üç makalenin her birinde farklı bir noktaya değinen Düsap, üst sınıf Ermeni kadınını eleştirilerine hedef aldığı bir makalesinde şöyle bir tespitte bulunur:

    En yüksek toplumsal sınıflar pek çok alanda alt sınıflara kötü örnek olurlar. Bu kanaat bilhassa İstanbul’da yaşayan orta sınıfa ait kadınlar için geçerlidir; çünkü onlar, kendilerini fevkalade varlıklı sayıp çalışmayı hor görür ve çoğu zaman sefalete düşerler. Çalışmadıkları için en dayanılmaz mahrumiyet ve hastalıklara mahkum olmuş, fukaralığın pençesinden kurtulamayan nice aileler mevcuttur. (7)

    Bayan Haynur mükemmel bir annedir, kocasının aksine kızının mutluluğunu para ve mertebeye bağlamamış, onun aşk evliliği yapmasını dilemiştir. Ancak kızının ölüm döşeğinde, hayatta olduğu gibi, sadece seyirci kalmaktadır. Ölen sadece Siranuş değildir, çünkü bir anne olarak Bayan Haynur için, kendi düşünce ve değer yargılarıyla yetiştirebileceği #kızevlat fikri de yitip gitmiştir. Benzer şekilde, Siranuş’un kaderi de annesininki gibi eril düzen üstünden belirlenmiştir. #Altınkafes misali, varlık içindeki sefil hayatında, Siranuş da Zaruhi gibi çalışmayı akıl bile edemez, zira böyle bir şey asıl onun gibi üst sınıf bir kadın için söz konusu bile olamaz. Varlık içindeki yokluk hali Siranuş’u adeta felce uğratmış, bu adaletsiz düzenin içinde kendine en ufak bir çıkış yolu dahi bulamamıştır. Düsap Ermeni kadınının kurduğu düşü, yani aşkı evlilikle beraber yaşaması fikrinin nasıl imkansız, henüz nasıl zor ve çetin yolların sonunda olduğunu bildiğinden olsa gerek, karakteri Siranuş, aşkına “tatlı” hayatta değil, ancak ölüm döşeğinde kavuşur.

    * Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı doktora öğrencisi

    (1) Bir kadının yazar olabilmesi için yılda beş yüz pound gelire ve kendine ait, kilidi olan bir odaya ihtiyacı olduğu savından yola çıkarak, kadınların yazar kimliğine erişememesindeki nedenleri incelediği bu eseri 1928 yılında Cambridge Üniversitesi’ne bağlı iki kadın kolejinde vermiş olduğu konuşmalardan oluşur.
    (2) Sırpuhi, annesinin kurucusu olduğu Hayırsever Kadınlar Birliği’nin bir üyesiydi. Ayrıca, Okulsever Kadınlar Birliği’nin de üyesi ve daha sonra da başkanı oldu. Bu son birliğin amacı Ermeni kızlarını eğitmek ve İstanbul dışındaki Ermeni kız okullarına öğretmen olarak göndermek için yetiştirmekti. (Rowe, 36-37).
    (3) Osmanlı döneminde Ermeni milleti içerisinde varlıklı ve nüfuz sahibi insanların oluşturduğu bir sınıf. Varlıklı olmalarının yanı sıra Osmanlı devletinin üst kademelerinde hizmet ettiklerinden, kendilerine ‘lider’, ‘komutan’ anlamına gelen Arapça kökenli ‘emir’ sözcüğünden türemiş olan bu ünvan verilmişti. (Barsoumian, 32).
    (4) Kadınların mektuplaşmasıyla tartışmaya açılan konulara dair birtakım göze çarpan örneklere kısaca değinmekte fayda var: Aşkın veya kadının sevme kapasitesinin evlilik ile meşrulaştırılması (“Çünkü sevgi eşler arasında olursa saf ve yücedir” s. 3), görücü usulü gerçekleştirilen evliliğin yürümesi için en azından eşlerin arkadaş olmasının mutlaklığı (“Arkadaşlık içinse iğrenmemek, nefret etmemek yeterlidir” s.25), ve en ilginç tespit-nasihatlerden biri olarak, kadınların ekonomik gücü olmadığına göre, yaşadıkları karşısında, ağlamamaları, haksızlıktan şikayet etmemeleri istenmektedir (“O halde elinizi cebinize sokunuz ve iddianızı ispat ediniz. Buna gücünüz yok mu? O halde susunuz. s.24).
    (5) “Kadınların Eğitimi” (1880), “Kadınların Çalışması İlkesi” (1881), “Kadınların Çalışmamasına Dair Birkaç Söz” (1882).
    (6) Siranuş’un annesinin kendi ismiyle ve dolayısıyla kimliğiyle görünür olamaması gerçeği dile de yansır. Öyle ki, isminin yanına alacağı ‘Hanım’ ifadesi yerine, ancak ve ancak ‘Bayan Haynur’ olmanın sınırları dahilinde görünebilen, varolabilen kadınlık halinin örneğidir ve anne olarak kızına aktarabileceği şey bu ‘kader’den başka bir şey olamaz.
    (7) “Kadınların Çalışmaması”, çev. kaynak Bir Adalet Feryadı: Osmanlı’dan Türkiye’ye Beş Ermeni Feminist Yazar 1862-1933. İstanbul: Aras yayıncılık, 2006.

    Kaynaklar:
    -Aliye, Fatma. Levâyih-ı Hayat, haz. ve çev. Tülay Gençtürk Demircioğlu. İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, 2002.
    -Barsoumian, Hagop L. The Armenian Amira Class of Istanbul. Yerevan: American University of Armenia, 2007.
    -Düsap, Sırpuhi. Yerger. Yerevan: Sovedagan Kroğ Hradaragutyun, 1981.
    -“Kadınların Çalışmaması” Bir Adalet Feryadı: Osmanlı’dan Türkiye’ye Beş Ermeni Feminist Yazar 1862-1933. İstanbul: Aras yayıncılık, 2006.
    -Rowe, Victoria. “Foremothers, ‘True Sisters’ and Srpuhi Dussap”, A History of Armenian Women’s Writing: 1880-1922. London: Cambridge Scholars Press, 2003.

    #ErmeniEdebiyatı #BatıErmeniEdebiyatı #Siranuş #SırpuhiDüsap #19uncuYüzyıl #OsmanlıErmenisi #kadınsorunu #MıgırdiçBeşiktaşlıyan #acıbiraşkhikayesi #kırıkbiraşkromanı #kadınedebiyatı #kurbanlaştırılankahraman #kadınromanı #kadınedebiyatı

    coffeist replied 1 year, 8 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: coffeist
Siranuş Romanı ve ‘Sınıf’ta Kalan Bir Aşk Hikâyes…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now