Oliver Twist

  • Oliver Twist

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 12:13

    AÇ A.Ş.

    Makale Yazarı: Şiirsel Taş

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI (Ocak / Mart 2011) 5. sayıda yayımlanmıştır.

    Oliver Twist, 19. yüzyılın ilk yarısında İngiltere’de, Yoksul Yasalarının dört yüz yıllık serüvenin geç döneminde, Charles Dickens’ın hayat verdiği bir roman kahramanıdır. Romanın atmosferini, Dickens’ın Londra ve çevresiyle ilgili betimlemelerini, yarattığı kişiliklerin içinde bulunduğu toplumsal koşulları daha iyi anlayabilmek için, o dönemin İngiltere’sinde yoksul halkın varoluş çabasını derinden etkilemiş olan Yoksul Yasalarının geçmişine ve gelişimine bir göz atmak gerekir.

    Geçmişi Ortaçağa kadar uzanan Yoksul Yasaları gereğince, kiliseye bağlı yerel yönetimler (parish) kendi bölgelerindeki yoksullara #yardım etmek ve iş bulmakla yükümlüydü. 16. yüzyılın sonları ve 17. yüzyılın başında, I.Elizabeth döneminde çıkartılan Eski Yoksul Yasaları, hayır işleme kavramını bireysel yardım olmaktan çıkarıp toplumsal eyleme dönüştürerek, yoksullara yardımı kamusal yükümlülük olarak ele almıştır. 1772 yılında çıkarılan yasayla, yerel yönetimlerin yoksul evleri kurması, çalışabilir durumda olan yoksulları çalıştırması zorunluluğu getirilmiştir. O dönemde, her kilisenin, kendi yetki bölgesindeki yoksulları çalıştırmak, bu yoksulları bir yoksul evinde barındırmak, kimsesiz çocukların bakımını ve çıraklık eğitimini üstlenmek gibi yükümlülükleri vardı. Ancak birer #sefalet yuvasına dönüşen yoksul evleri, amaçlarından hayli sapmış, yoksul kesimin toplumdan elimine edildiği mekânlara dönüşmüştür.

    Güngör ve Özuğurlu, Yoksul Yasalarının gelişim sürecini, amacını ve #toplum üzerindeki etkilerini inceledikleri makalelerinde, 1834 tarihli Yeni Yoksul Yasaları ile getirilen düzenlemeler ve sonrası için şöyle diyor: “Bu döneme kadar yoksulluk sorununda hâkim #sosyal politika paternalist himayeciliğin damgasını taşıdı. Paternalizm için yoksullara yardım amacıyla geliştirilen araçlar, toplumsal kontrolü sürdürme amacıyla sıkı sıkı- ya ilişkiliydi. 1834 tarihli Yeni Yoksul Yasası ile yoksul tanımı, ‘iş göremez mülksüz’ (düşkün) ile sınırlandırıldı ve bağımsız emekçiler bu tanımlamanın dışında bırakıldılar. Söz konusu müdahale ile paternalizm, yerini laissez-faire anlayışına bıraktı ve yoksulluk sorunu bu kez işgücü piyasasının denetimi şeklindeki bir amaçla ilişkili olarak yeniden tanımlandı. Çünkü yoksulluğu kapitalist ekonominin ‘serbest’ işleyiş yasaları içinde ‘doğallaştıran’ laissez-faire, sözleşmeye dayalı serbest işgücü piyasasını tesise yönelmişti. Kapitalizmin kaybedenleri olarak yoksullara gelince… laissez-faire’in rekabetçi etiğine göre ‘kaybetmekten kaybedenler sorumluydu ve bunlara karşı toplumun sorumluluğu hayırseverlikle sınırlıydı’. Laissez-faire’li yılların sonunda ortaya çıkan tablo ise korkunçtu. 1901’de yapılan bir araştırmaya göre nüfusun %28’i fiziksel yaşamını sürdürebilmek için gerekli gelir standardının altında yaşıyordu. Ne piyasanın görünmez elinin ne de Viktoryan hayır faaliyetlerinin bu sorunu çözebileceği yoktu.”

    1812-1870 yılları arasında yaşamış olan, Viktorya dönemi yazarlarından Charles Dickens, yaşadığı dönemin sosyal sorunlarını, açmazlarını yapıtlarında dile getirmiş bir yazardır. Bu açıdan incelendiğinde, #OliverTwist adlı roman da, yazarın Yoksul Yasalarına getirdiği önemli bir eleştiri olarak okunabilir. Yazar, yasaların sosyal yardım vaat ettiği yoksul halkı sürüklediği koşulları, İngiliz bürokratların ikiyüzlülüğünü olanca canlılığıyla gözler önüne serer. Yeni Yoksul Yasaları 1834 yılında çıkarıldığında, Dickens 22 yaşındadır. Orta sınıftan bir ailenin çocuğu olan #Dickens, ailesinin boğuştuğu mali sorunların canlı tanığı olmuş, on iki yaşındayken, babasının borçları yüzünden tutuklanması üzerine okulu bırakıp çalışmaya başlamıştır. Çocukken şahit olduğu ağır çalışma koşulları, belleğinde derin izler bırakmış; kendi deneyimleri, yaşadığı toplumdaki #eşitsiz koşullara ilişkin gözlemleriyle birleşerek, yapıtlarındaki sosyal ağırlıklı içeriğin temelini oluşturmuştur.

    YOKSULU VE GÜÇSÜZÜ YAŞATMAMA YASASI
    Dickens, çocukluk dönemine ait deneyimlerinin ve anılarının izlerini taşıyan romanında 1834 tarihli Yoksul Yasalarını doğrudan hedef alır. Dickens’ın yaşadığı dönem, endüstri devrimiyle birlikte orta sınıfın yükselişe geçtiği yıllardır. İşgücü açısından çocuğun yetişkine denk kabul edildiği bu dönemin yaşam koşulları, neredeyse “yoksulu ve güçsüzü yaşatmama” ya güdümlüdür. Alt sınıf bir tür doğal seçilime tabi tutulur. 1833 sonrasında, #çocuklarla #kadınların çalışma saatlerini ve koşullarını belirleyen kanunlar daha da zorlayıcı hale gelir. Yeni Yoksul Yasalarının temel dayanağı, yoksul insanların tembelliklerinden ötürü yoksul olduğu, cezayı hak ettiği ve yoksul evlerinde aylaklığa yer olmadığı düşüncesidir. Yoksul evlerinin insanlık dışı koşullarının temelinde yatan bu düşünce bir bakıma, Bentham’ın faydacı bakışıyla Maltuscu görüşün ideal bir birleşimi gibidir.

    Yoksul Yasaları, o dönemin İngiltere’sinde yaşayan yoksul çocukların hayatını nasıl etkilemiştir? Bu sorunun yanıtını Neil Postman Çocukluğun Yok Oluşu adlı kitabında şöyle veriyor: “Charles Dickens da dahil birçok yazarın yazınsal yapıtları, 18. yüzyıldan 19. yüzyılın ortalarına kadar yoksul çocukların peşini bırakmayan terör saltanatını işlemektedir: Düşkünlerevi, ceza kurumları, tekstil imalathaneleri, maden ocakları, cehalet, okulların azlığı. Terör Saltanatı deyimini dikkatli bir biçimde seçtim, çünkü Fransa’daki Terör Saltanatının politik demokrasi fikrini yok etmemesi ya da edememesinde olduğu gibi alt sınıflardan olan çocuklara yönelik hayvani ve merhametsiz davranışların çocukluk fikrini yok edememesini saptamak önemlidir.”

    Dickens, orta sınıfa mensup bir ailenin çocuğu olarak yasal düzenlemelerin getirdiği sıkıntılardan kendince nasibini alırken, aynı dönemde Yoksul Yasalarının doğrudan hedef aldığı yoksul çocuklar gerçek bir yaşam savaşı vermiştir. Neil Postman, o dönemde toplum genelinde çocuğun temel gereksinimlerini karşılayabilecek bir sistem oturtulamamış, hatta bu çocuklara gerçek anlamda yaşama fırsatı bile tanınmamış olsa da, kavramsal olarak çocukluğun, Oliver Twist’in İngiltere’sinde varlığını korumuş olduğunu söylerken bile, toplumun çocukluk kavramına bakışı ve yaklaşımı açısından sınıfsal bir farklılık olduğuna dikkat çekiyor: “Çocukluğun sanayileşmiş İngiltere’de varlığını sürdürmesinin birkaç nedeni vardır. Birincisi, İngiltere’deki orta ve üst sınıfların çocukluk fikrini canlı tutması, onu geliştirmesi ve yaygınlaştırmasıydı. (..) Çocuklukla ilgili düşünce ve anlayışlar, bir kez ortaya çıkınca, bu düşünce ve anlayışlar İngiltereyi hiç terk etmedi, fakat sadece alt sınıflara ulaşmaktan alıkonuldu.” Öyle ya da böyle, 19. yüzyıl İngiltere’si, yoksul çocukların itilip kakıldığı, dahası Dickens’ın Oliver Twist’teki ifadesiyle, “mal” olarak görüldüğü bir ortamdır: “Bir sürü küçük küçük dükkânlar vardı ama görünürdeki tek mal çevredeki çocuk yığınlarıydı: gecenin o saatinde bile yollarda koşuşup sürünen ve evlerin içlerinden bağırışları duyulan çocuklar.”

    Dickens’ın romanında Oliver Twist’in yaşadığı deneyimler ve karşısına çıkan kişilerin Oliver’a karşı tutum ve davranışları, Postman’ın değindiği, çocuğa yaklaşımdaki sınıfsal davranışsal farklılığa işaret eder. İngiliz toplumunda farklı sınıfların çocuğa ve çocukluğa bakış açısı, Dickens’ın romanında iki #zıtkutuptan yansıtılır.

    Bu kutuplardan biri, Oliver’ın kendisi gibi başka yetim bebeklerle birlikte büyüdüğü evde Bayan Mann’dan, daha sonra yoksullar evinde Bay Bumble’dan gördüğü muamele, sonrasında yanına çırak olarak verildiği cenaze işleri sorumlusu Bay Sowerberry’nin evinde maruz kaldığı davranışlar ve yankesici/hırsız çocuk çetesinin lideri Fagin ile haydut Sikes’ın tutumu, yani Postman’ın “hayvani ve merhametsiz” olarak nitelendirdiği yaklaşımdır. Diğer kutuptaysa, Postman’ın çocuk ve çocukluk fikrini koruduğunu söylediği üst sınıfa mensup karakterler olan, Oliver Twist’e sahip çıkan Bay Brownlow, yaşadığı talihsizliklerin ardından çocuğa kol kanat geren Bayan Maylie, Rose ve Doktor Losberne vardır.

    Baca temizleyicisi Bay GamŞeld, Oliver Twist’i başından atmak isteyen yoksullar evi idare kurulunu, baca temizliği işinin küçük bir çocuk için tehlikeli olmadığına ikna etmek için uzun uzun dil döker. GamŞeld’e göre, o güne dek bacalarda dumandan boğulan küçük çıraklar bir yöntem hatasına kurban gitmiştir. Çocuk aşağı inmeden önce, yakılan saman ıslatılırsa, duman çıkar. “Oysa küçük oğlan çocuklarını bacadan aşağı indirmekte duman hiç işe yaramaz, bir güzel uyutur onları; uyumak da oğlan çocuklarının bayıldıkları şeydir. Sayın baylar, oğlan çocuklar pek katır inatlı hem de pek haylazdırlar. Onları bacadan hop diye indirmekte şöyle güzel, harlı bir ateş gibisi yoktur. Hem de insaniyetlidir bu, çünkü bacada sıkışıp kalsalar bile, ayakları kebap olunca kurtulmak için kıvranmaya başlarlar.” Gelgelelim, idare kurulunun derdi başkadır. Ne diğer küçük çırakların ne de Oliver Twist’in akıbeti umurlarındadır. Tek dertleri, Oliver’ı başlarından atarken beş sterlinin pazarlığını yapmaktır. “Bir düşün Oliver, üç sterlin on şilin verecekler, hem de kimselere kendini sevdiremeyen yaramaz bir yetim uğruna!”

    Kilise yazmanı Bay Bumble, Oliver’ın toplumdaki yerini “Sırtımıza yük olup çıktı. Ölü bir ağırlık, bölge yönetiminin boynuna asılmış bir değirmen taşı…” sözleriyle dile getirirken, bir bakıma, Oliver Twist örneği üzerinden yoksul kesimin, toplumun sırtında bir kambur olduğunu söylemektedir. Bu yük olma halini daha önce de dillendirir Dickens; romanın en başında Oliver’ın doğumunu ve ilk nefes alma çabasını anlatırken. “Sonuçta Oliver azıcık çabadan sonra soluk alabildi, şöyle bir hapşırdı ve derken belediyenin omuzlarına yeni bir yükün daha yüklenmiş olduğunu yoksullar evindekilere duyurmaya koyuldu.”

    Yoksul Yasalarıyla ilgili uygulamalar sosyal yardım kavramının içini dolduramadığı için, yük olarak görülen yoksul halkın toplum üzerinde hissedilen ağırlığını daha da artırmıştır. Oliver Twist’in doğduğu #Paris’te görevli olan kilise yazmanı Bay Bumble karakterinde somutlaşan, “nalıncı keseri gibi her şeyi kendine yontan”, salt kendi çıkarını gözeten, fırsatçı idareci tiplemesi, it ite it kuyruğuna misali, üstünün emirlerine tabi olan, altındakini ezmekten kaçınmayan orta sınıf insanının tipik temsilcisidir. İnsafsızlığı, bencilliği ve kaypaklığıyla Bay Bumble, sefaletin dibine vurmuş Fagin’den bile daha itici bir #karakter olarak karşımıza çıkar. Çünkü Fagin ve onun yetiştirdiği yankesici çetesi düzenin yarattığı sonuçtur. Oysa Bay Bumble sözde yoksullar için kurulan sistemin, yoksullar aleyhine kör topal işlemesini sağlayan aracılardandır.

    AÇLIKLA TERBİYE
    Dickens, romanda, yoksulluğun getirdiği sefaleti işlerken, açlığı tekrar tekrar hatırlatır okura. Bu hatırlatmanın ardında, Yoksul Yasalarının temelinde yatan düşünce vardır: “yoksulu açlıkla denetim altına almak”, bir anlamda “açlıkla #terbiye etmek”.

    Oliver da diğer kimsesiz çocuklar gibi, yoksullar evinde açlıkla terbiye edilmiştir. Tam da bu yüzden, azla yetinen, fazlasına tamah etmeyen ideal bir çırak olmaya adaydır. “Hiç para almasan da yalnızca bir çırak kazansan bile kârda sayılırsın. Hiç durma, hemen kap, saçma herif! Tam sana göre çırak. Arada bir değnekle okşarsın onu, iyi gelir. Boğazına da çok para gitmez, çünkü nasılsa doğduğundan beri karnı doymuş değil.” Gelgelelim, Oliver’ı yanına çırak alan Bay Sowerberry’nin karısı aynı görüşte değildir: “Doğrusu ya, bence bu yetimlerin astarı yüzünden pahalı oluyor. Yaptıkları hizmet, bakım giderlerini dünyada karşılamıyor.”

    Düşünsel anlamda Yeni Yoksul Yasalarına ve yoksullar evinin kuruluşuna zemin hazırlayan Malthus ve Townsend’in gözlemlerini ve Panoptikon’daki düşünceleriyle yoksullar evi için optimum mimari tasarımın yaratıcısı olan Bentham’ın sesini duyurur, Dickens’ın açlığa vurgu yaptığı her satır. Bentham “Gözetim altında tutulacak olan her tür insanın bulunduğu her türlü kuruma ve özellikle de cezaevlerine, hapishanelere, ticarethanelere, ıslahevlerine, yoksullar evine, karantina istasyonlarına, fabrikalara, hastanelere, akıl hastanelerine ve okullara uygulanabilen yeni bir yapı ilkesi tasarımı” olarak tanımladığı gözetim evini anlattığı Panoptikon adlı kitabında şöyle der: “ekmek, sıhhi olarak kötü olmasına rağmen, yine de bolca olacaktır: sadece ekmek ve su, başka bir şey yok. Ekmek ve suya bol miktarda sahip olduklarına emin olmanın #mutluluğunu yaşayacaklardır.” Ölmemeye yetecek kadar aş, daha fazlası değil! Bentham, ölmemeye yetecek kadar aşa mahkûm olanların bakımından bire bir sorumlu olan ara kademenin görevini eksiksiz yaptığını güvence altına almak için de bir yöntem önerir: “Fakat müteahhidin onları açlıktan öldürmesini ve onların hastalıklarını kullanmasını önlemenin yanında, onlarla ilgilenmesi için yapmaya niyetlendiğim bir başka şey daha var. Onun bakımının adamın hayatta kalmasını sağlayıp sağlamadığıyla kendimi sıkıntıya sokmadan, ölen herkes için ona ödeme yaptıracağım.” Ancak Yoksul Yasaları’na göre kurulan yoksullar evinde böyle bir yaptırım da söz konusu olmadığından, bakım veren ya da idareci, ihmal yüzünden kaybedilen her can karşılığında ödeme yapmak zorunda değildir. Kaldı ki, Bentham, kimsesiz çocuklar söz konusu olduğunda, bakım vereni biraz daha kayırır sanki. Bedenler küçüldükçe, ödenecek de bedel de (varsa eğer) azalır: “Yetimler için, bu çeşit bir şeyin, son fikrimin, uygulanıp uygulanmadığını ya da en azından önerilip önerilmediğini bilmiyorum. Fakat sözleşmeyi yapan kişinin istihkakı yeterince büyük yapılabilir ve onun, bu #evlat edinilen çocuklara olan düşkünlüğünden şüphe etmenize gerek yok; bu çocuklardan hangisi, onun kanatları altında yaşamın zorluklarından dolayı vefat ederse, yas tutma töreni olmasa da, ardında en azından gerçek bir yas tutan kimse olduğundan emin olacaktır.”

    “HER KÜÇÜK KAFA BAŞINA YEDİ BUÇUK PENİ”
    Gel gelelim, Oliver Twist’i büyüten Bayan Mann’ın, “evlat edinilen çocuklara olan düşkünlükle uzaktan yakından ilgisi yoktur, buna karşılık kadın, “kanatları altında yaşamın zorluklarından dolay vefat eden” pek çok çocuğun yasını tutmuştur (!) Bay Bumble’ın bağlı olduğu kilisenin yetki bölgesinde dünyaya gelen Oliver Twist, o sırada yoksullar evinde, bebeğin bakımını üstlenebilecek bir kadın bulunmadığı için, cemaat yetkililerinin kararıyla, “her küçük kafa başına yedi buçuk peni” haftalık alan ve aynı anda yirmi-otuz tane kimsesiz çocuğun bakımını üstlenen bu yaşlı bir kadının #şefkatli kollarına teslim edilir. “Yaşlı kadın görmüş, geçirmiş, akıllı bir insandı. Çocuklara neyin yaradığını iyi bilirdi. Hele kendi çıkarlarıyla ilgili görüşleri hiç şaşmazdı. Bu yüzden haftalıkların aslan payını kendi cebine atar ve yeni yetişen kuşağı kıt mı kıt bir bütçeyle geçindirerek, pek büyük bir ‘deneysel düşünür’ olduğunu ortaya koyardı. (…) Bir çocuk, en hafif gıdanın en az öğünüyle yaşamasını tam öğrendiği sırada, şu tersliğe bakın ki çoğu zaman ya üşütüp hastalanıyor ya da kazara boğuluyordu. Böyle durumlarda da sefil yaratık çık çoğu zaman öteki dünya tarafından çağırtılıyor ve bu dünyada tanımadığı ana-babacığına kavuşuyordu.”

    Yoksullar evinin idaresi, yoksulları açlık sınırında tutmaya dayanır ama bu kadar aş bile topluma yüktür; fazlasını düşünmek elbette ki suçtur. Nitekim romanın başında, idare kurulunun Oliver Twist’i mimlemesinin nedeni, çocuğun “biraz daha lapa” talep etmesidir. Dickens, Oliver’ın istediği “biraz daha lapayı aç karnı doyuracak fazladan bir tas aş değil, akıl almaz bir talep, küçük bir asiden gelen beklenmedik bir çıkış gibi anlatır kitapta: “Aşçıbaşı şişman, güçlü kuvvetli bir adamdı ama benzi mum gibi sarardı. Birkaç dakika şaşkınlıktan sersemlemiş olarak karşısındaki küçük isyancıya baktı, sonra güç bulmak için ocağın kenarına tutundu… Yoksul kadınlar şaşkınlıktan, çocuklar korkudan donup kalmışlardı.”

    Oliver, Bay Sowerberry’nin evinde kendisine zulmeden ve aşağılayan Noah’ın hakaretlerine dayanamayarak, bir kez daha isyana kalkıştığında, bu küçük asinin itaat etmemesinin nedeni olarak yine aynı gerekçeyi gösterir Bay Bumble ve suçu, Oliver’ın öğününe, köpeğe ayrılmış soğuk etleri de sokan Bayan Sowerberry’de bulur: “Et sorunu, yenge, et! Yani gereğinden çok beslemişsin onu. Onun durumundaki kimselere yaraşmayacak derecede semirmiş, palazlanmış. Yoksul yetim takımının semirmek nesine? Yaşadığına şükretmeli!”

    Dickens, Yoksul Yasalarının aç bıraktığı yoksulların durumunu açıklarken, yoksullar evinin neden Bentham, Townsend ve Malthus’un görüşleriyle bu denli paralel yönetildiğine de açıklık getirir: “‘İdare’ kurulu üyeleri son derece bilge, derin, ‘düşünür’ mizaçlı kişilerdi. Günlerden bir gün dikkatlerini bir rastlantıyla, yoksullar yuvasına yönelttikleri zaman, sıradan kimselerin asla bulamayacakları bir gerçeği şıp diye keşfediverdiler. Yoksullar bu yuvayı seviyorlardı! Burası yoksul sınıflar için resmen bir kamu #eğlence yeriydi: her şeyin parasız olduğu bir lokal –bütün bir yıl boyunca bedava kahvaltı, öğle yemeği, ikindi #çayı ve akşam yemeği– içinde hayatın hiç iş güç yapmadan, sırf eğlenceyle geçtiği, tuğla ve betondan, cennet gibi bir barınak.” Ancak idare kurulu, Eski Yoksul Yasaları’na şiddetle karşı çıkan Townsend’in öne sürdüğü gibi halkın açlıkla terbiye edilebileceği görüşünü destekleyen bir çözüm üretir, Dickens’ın alaycı ifadesiyle yoksullara “seçim yapma hakkı” tanıyan kuralı devreye sokarak: “Yoksullar açlıktan ölmenin iki yolundan birini seçmekte serbesttiler: ya evin içinde uzun süren, kademeli bir süreçle ya da evin dışında çabucacık…”

    Yoksullara yardım için yapılan yasal düzenlemeler, 18. yüzyıl liberalleri tarafından sert eleştirilere maruz kalmış; Townsend ve Malthus, Eski Yoksul Yasalarını, nüfus artışına yol açtığı gerekçesiyle eleştirmiştir. Yaptığı araştırmalarda, John Fernando adasına bırakılan keçi ve köpekler arasındaki doğal dengenin nasıl kurulduğunu inceleyen Townsend, insanların açlıkla kontrol altına alınabileceğinin altını çizer. Malthus’un yoksul yardımları sonucu meydana gelen nüfus artışına karşı getirdiği çözüm önerisi, yoksul yardımlarının tek bir merkezden verilmesi ve yardım yapılırken hak edip etmeme durumunun çok iyi gözetilmesi olmuştur. Bu görüşlerin, Dickens’ın Oliver Twist’i yazdığı döneme denk düşen yıllarda yürürlükte olan Yeni Yoksul Yasaları üzerindeki etkisi büyüktür. Dickens’ın romanda; “Adı geçen düşünürler (akıllarıyla bin yaşasınlar), #Doğa Anamızın davranışlarını çeşitli kuram ve yasalar halinde basitleştirmeyi başarmışlardır. Doğa Ananın yüce bilgisini ve idrak yeteneğini, kibar ve nazik bir biçimde pohpohlamak için de, bu kuram ve yasalarda; duygu, cömertlik ve acıma gibi nitelikleri bütünüyle hasıraltı etmişlerdir” derken, Malthus ile Townsend’e göndermede bulunuyor olsa gerek (Dickens’ın “adı geçen düşünürler” ifadesine karşılık, romanda aslında bu iki düşünürün adı hiç geçmez).

    KURGUNUN İSTİSNA GEÇTİĞİ ÇOCUK: OLİVER
    Dickens’ın romanında karşılaştığımız, Oliver’ın yoksunluk içinde geçen çocukluğunun mekânı olan yoksullar evinin işlevini, Güngör ve Özuğurlu şöyle açıklıyor: “Ancak Malthuscu bir zekânın icat edebileceği bu yeni çalışma evlerinin, İngiliz halkının #kolektif hafızasında ‘Yoksul Yasası Bastille’i olarak anılması nedensiz değildi. Buralar yoksulların sığınması için değil, adeta verilen ‘hizmetten faydalanmada’ yaşama umudu olan herkesin dört nala kaçması için yapılmıştı (Engels, 1974). Oraya düşmek damgalanmaktı; orada yaşam biyolojik ve psikolojik bir işkenceydi (Polanyi, 1986). Engels’in (1974) yakıştırdığı gibi, bu evlerin mimarları ‘bakın’ diyorlardı; ‘siz yoksullara var olma, ama sadece var olma hakkını veriyoruz; ne üreme, ne de insan gibi yaşamak sizin hakkınız.(..) Eğer sizden, başka belalardan kurtulduğumuz gibi kurtulamazsak, hiç olmazsa bir bela olduğunuzu size hissettireceğiz. İster doğrudan, ister başkalarına tembellik ve işsizlik aşılayarak dünyaya başka ‘fazlalık’ insanlar getirmenizi engelleyeceğiz. Evet, yaşayacaksınız ama ‘fazlalık’ olma eğilimindekilere bir ihtar olarak yaşayacaksınız.”

    Romanda, yoksullar evinde geçen süreç, okurun Oliver Twist’in yaşamına ortak olduğu sürecin görünürde küçük bir bölümüdür yalnızca. Ancak romanın nefesinde öylesine baskın bir açlık ve sefalet kokusu hissedilir ki, yoksullar evinin ve o kurumla öyle ya da böyle bağlantısı olan herkesin ezici ağırlığı karşısında Oliver’ın bireysel kurtuluşu cılız bir ümit olarak kalmaya mahkûmdur. Kaldı ki, madalyonun diğer yüzünde, yine yoksullar evinden çıkma küçük Dick vardır. Romanın sonunda, Oliver’ın, çok istese de, elinden tutma şansını yakalayamadığı küçük Dick. Oliver Twist, elbette ki kurgunun #şanslı, istisnai çocuklarındandır. Gerçek yaşamdaysa, yoksullar evine giren çocukların çoğu Dick’le aynı kaderi paylaşmıştır.

    KAYNAKLAR:
    -Charles Dickens, Oliver Twist, çev. Nihal Yeğinobalı, Can Yayınları, 3. Basım, Şubat 2010
    -Fatih Güngör, Metin Özuğurlu, İngiliz Yoksul Yasaları: Paternalizm, Piyasa ya da Sosyal Devlet. http://www.politics.ankara.edu.tr/eski/dosyalar/tm/SBF_WP_03.pdf
    -Ferhat Akyüz, Sosyal Yardımdan Sosyal Sigortaya: Bismarckyan ve İngiltere Sosyal Güvenlik Sistemlerinin Tarihsel Dönüşümü. http://www.sosyalarastirmalar.com/cilt1/sayi5/sayi5pdf/akyuz_ferhat.pdf
    -Jeremy Bentham, Cayherine Pease-Watkin, Simon Werret, Barış Çoban, Zeyney Özarslan, Panoptikon: Gözün İktidarı, çev. Barış Çoban, Zeynep Özarslan, Su Yayınları, 1. Basım, Eylül 2008
    -Neil Postman, Çocukluğun Yokoluşu, çev. Kemal İnal, İmge Kitabevi, 1. Basım, Nisan 1995

    #sayı5 #şiirseltaş

    romankahramanlari replied 1 year, 9 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
AÇ A.Ş. Makale Yazarı: Şiirsel Taş *Bu makale ROM…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now