Mustafa Ural: ASLINDA ILGAZ’DIR, BEN BİR BAŞKASI

  • Mustafa Ural: ASLINDA ILGAZ’DIR, BEN BİR BAŞKASI

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 12:36

    URAL, ASLINDA ILGAZ’DIR, BEN BİR BAŞKASI*

    Makale Yazarı: Mehmet Fırat Pürselim

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI (Ekim/Aralık 2016) 28. sayıda yayımlanmıştır.

    Karartma Geceleri, yazarın hayatından beslenen, otobiyografik öğelerden kurulu bir romandır. Rıfat Ilgaz, bunu saklama gereği duymadığı gibi roman boyunca da açıkça okura hissettirir. (Gerçi sonrasında kimi eleştirmenlerce türünün #anı olarak nitelendirilmesine, yazarın anılardan kopup kurmacayı beceremediği yönündeki eleştirilere karşı eserinin anılardan örülmüş bir roman olduğu yönünde yanıt verir.) #Kahramanınsoyadı hem yazara hem de roman boyunca kaçmasına sebep olan “#suç”a inceden selam niteliğindedir. Soyadını doğduğu topraklardaki dağ silsilesinden alan Ilgaz, kahramanı Mustafa Ural’ın soyadını da benzer biçimde sıradağlardan seçmiştir. Bu seçimin #SovyetlerBirliği’nden yapılmasıysa kahramanın solculuğuna göndermedir.

    Rıfat Ilgaz’ın “karartma geceleri” Mustafa Ural’la paraleldir, bunu #AsımBezirci’ye verdiği röportajda okumaktayız:

    #944 yılının başlarında yayımlanan “Sınıf” ancak 25 gün satışta kaldı. Şubat ayında sıkıyönetimce toplatıldı. 9 Mart’ta beni Emniyet Müdürlüğü’ne götürmek için gelen polisleri eve dönerken kapının önünde görerek uzaklaştım. İki buçuk ay kaçak yaşadım… #Tosya’dan dönüşte otobüste üşütmüşüm. #Zatülcenp oldum. Okula gelince doktordan iki ay rapor aldım. Kıştan yeni çıkmıştık. Ciğerlerim su toplamıştı. Bu durumda içeri düşmem doğru değildi. Bundan dolayı kaçıp gizlendim. Yetmiş beş gün polisle #köşekapmaca oynadım. Mutemet gösterdiğim eşimin yardımıyla aylığımı aldım. Fakat raporumun süresi dolunca, devamsızlıktan işime son verildi. 19 Mayıs’ta İsmet İnönü’nün Irkçı -Turancılara çatan konuşmasını duyunca biraz ferahladım. Mayısın 24’ünde gidip #BirinciŞube’ye #teslimoldum. On üç gün #SansaryanHan’da kaldım. #Tabutluklar doluydu. Beni bir büro odasına kapattılar. Oradan #Tophane’deki #askericezaevine gönderildim. Tutuklanmıştım…”

    #İkinciDünyaSavaşı yıllarında kitabı toplatılan ve polis tarafından her yerde aranılan bir öğretmen olan Mustafa Ural’ın İstanbul içindeki kaçma ve saklanma hâl ve macerasıdır anlatılan. #Verem olduğu için soğuk ve nemli hapishane ortamına dayanması mümkün olmayan Mustafa Ural’ın 1944 yılının 9 Mart’ında başlayan macerası havaların ve siyasi iklimin ılıdığı 24 Mayıs’ta sona erer.

    #MustafaAslan, kitabı derinlemesine incelediği eleştiri yazısında şöyle der:

    “Roman adını II. Dünya Savaşı yıllarında hava kararmasından itibaren evlerde ve işyerlerinde yapılan karartmalardan almaktadır denebilirse de, yaşanılan dönemin belirtilmesi için, romana bundan daha güzel bir ad bulunamazdı. Başka bir deyişle Karartma Geceleri’ni bir imge olarak da düşünebiliriz. Burada yazarın #karartma sözcüğüyle anlatmak istediği kentin ışıklarının karatılması değildir sadece. İnsanların yaşamlarının karartılmasını da imlemek istemiştir, yazar.”

    Romanın geçtiği dönemde Türkiye’de karartma geceleri vardı oysa sınır dışında #karanlıkgeceler. Karartmada sorgular, işkence, hapislik varsa da ülke dışındaki karanlıkta düşüncesinin cezasının #kurşunadizilmek olduğunu yazar romanda belirtmektedir.

    #İstanbul, tüm kitap boyunca süren kaçma kovalamacanın yaşandığı mekân hatta Mustafa Ural’ın semt be semt macerasına tanıklık eden #yardımcıkahramandır. Mustafa Aslan, yazarın, okuru kentin semtleri arasında, roman boyunca bir geziye çıkardığını; anıtları, evleri, sokakları, surlarıyla #1940larınİstanbul’unu anlattığını söylemektedir. Kitap Mustafa Ural’ın kaçma saklanma macerasını odağına yerleştiği halde arka planda II. Dünya Savaşı yıllarındaki yokluğu, yoksulluğu ve baskıyı da okura vermektedir. Çayın bulunamadığı, ekmeğin karneyle verildiği, nohudun öğütülüp #kahve olarak içildiği yokluk yıllarıdır. Türkiye savaşa girmediği halde tüm ürünlerini bunun diyeti olarak Almanya’ya göndermektedir, bu sebeple halk büyük #yoksulluk çekmektedir. Öte yandan siyasi iklim de Alman hayranlığının ve yerli işbirlikçileri ırkçıların hâkim olduğu, solcularınsa soruşturma, işkence ve kovuşturmalara uğradığı baskı mevsimidir. Kaldı ki, sonrasında yaşanan ırkçı – Turancı tutuklamalarda da durum eşitlenmemiştir. Zira #solcumahkûmlar hapiste yoğun baskıya maruz kalıp tabutluğa, hücreye atılıp zincire vurulurken; tutuklu ya da hükümlü Turancı subaylarsa içeride mahkûmdan ziyade gardiyan gibi hareket etmektedir.

    #Öğretmen olan Rıfat Ilgaz’ın #DevrimMatbaası’ndan çıkan #kızılkapaklı #Sınıf isimli şiir kitabının toplatılması gibi Mustafa Ural da şiir kitabından sebeple polis tarafından her yerde aranmaktadır. Ural, devlet tarafından #komünist olmakla suçlanmaktadır ama o, “Henüz solcu olup olmadığımı bilmiyorum,” demektedir. Tek istediği halkın daha eğitimli olması ve çektiklerinin ayrımına varmasıdır. Karşımızda komünist devrimci bir kahramandan ziyade halkın kendi gücünün farkına varması halinde kaderine razı olmayacağını düşünen bir aydın bulunmaktadır. Mustafa Ural’ın, #Silvan’da öğretmenlik yapan karısının yanına gitmek yerine onu da İstanbul’a aldırmak için iki sene boyunca uğraşması, “Sanatta #toplumcu… Öğretmenlikte günün adamı…” yaftasıyla eleştiri konusu olur. (Öğretmenliğe İstanbul’da başlayan ve -sağlık sorunları sebebiyle- Silvan’a gitmeyen Mustafa, bir başka arkadaşıyla sohbeti sırasında doğuda beş yıl öğretmenlik yapmayanın İstanbul’da görev yapmaması gerektiğini savunur.) Mustafa’nın bu kaçıp #kovalamaca içinde çok sıkıştığı bir noktada duyduğu sabah ezanına eşlik ederek Allah’a sığınması da içindeki çelişkiyi göstermesi açısından önemli bir #metafor olarak kullanılmıştır. Mustafa henüz kendini yerli yerine oturtamamıştır. Ona toplumcu şair denilmekte, ‘solcu olmakla suçlanmakta’ hatta tutuklanmak istenmektedirler. Ama o sadece kendi bunalımlarını, yaşadığı toplumun sıkıntılarını yazmaktadır. #Aydınolarak kendisini halkın üzerinde gördüğünü satır aralarında okuruz. Sonuçta Nazım Hikmet gibi bilinçli biçimde ideolojisi doğrultusunda yazan bir şairden ziyade hislerini ve yaşadıklarını kâğıda döken ideolojik bilinci tam oturmamış bir şair vardır karşımızda. Kaldı ki kahramanın kaçak hayatı dahi bir komünistten ziyade #küçükburjuva gibidir. Ancak hapishaneden daha olgun bir insan ve usta bir şair olarak çıkacağına duyduğu inanç, #mahpusluk sürecinde her sınıf ve düşünceden insanla karşılaşması hatta dayanışması ve nihayetinde bir suçunun olmadığını sadece düşündüğünü söylemesi kahramanın dönüşümünün ve bundan sonra yoluna aydın olduğu kadar bilinçli bir solcu olarak da devam edeceğinin kanıtı gibidir.

    Kahramanın kendi içindeki en büyük çatışması, saklanmak ve teslim olmak arasında gidip gelen ruh halidir. Mustafa Ural saklanarak; eşini, en yakın arkadaşlarını, çevresindeki insanları ve hatta onu hiç tanımayan tesadüfen girdiği kahvehanedeki insanları bile tehlikeye atmakta, baskıya maruz bırakmakta, kanun karşısında suça sürüklemektedir. Eşi #ŞükranHanım emniyete çağrılarak, evi basılarak, işyerinde aranarak baskı altına alınmaktadır. Başlarda, yalnız öğretmen değil, şiirleri üzerinde durulan, topluma karşı sorumlulukları olan bir şair olarak gördüğü kocasının teslim olmasını istemeyen Şükran Hanım zamanla baskıya dayanamayarak birkaç önemsiz isim ve adres verir. Çember daraldıkça kaçak biçimde buluştuğu kocasının teslim olmasını ister ve #kaçağınkarısı olarak yaşamak istemediğini söyler. Kahramanın, karısının gözünde sorumluluk sahibi aydından, kanun kaçağına dönüşen süreçte #devletbaskısı kadar eşinin boşluğunu #İlhanPaytak’la doldurmuş olması da etkendir. İlhan, Mustafa’nın okuldan arkadaşıdır ve asteğmen olarak askerlik yapmaktadır. Başı sıkıştığı zaman Mustafa’nın aklına ilk gelen isim olsa da İlhan soyadı gibi paytak bir adamdır, zor durumdaki arkadaşını saklamayı reddettiği gibi teslim olması için teşvik hatta elleriyle savcıya teslim etmekle tehdit eder. Üstüne üstlük arkadaşının aklı karışmış karısının bu durumundan faydalanarak ayartmakta da sakınca görmez. #Düşüncesuçlusu arkadaşını adi bir #kanunkaçağı olarak gören Paytak’ın romanın sonunda akaryakıt hırsızlığından yargılanması adaletin tecellisi gibidir.

    #Şairarkadaşı #Nevzat’ı sırf Mustafa Ural’ın yerini öğrenmek için Birinci Şube’ye çektikleri gibi kötü muamele ve işkence de uyguladıkları halde, Nevzat arkadaşının bulunabileceği yerleri söylememiştir. Onun yerine polisleri yalan yanlış bilgilerle hatalı yerlere yönlendirmiştir. Aynı şekilde Yürüyüş dergisini birlikte çıkarttıkları arkadaşı Faruk da, Mustafa’nın yerini öğrenmek amacıyla içeri alınır ve işkenceden geçirilir. Kitabın çarpıcı anekdotlarından biri de Faruk’un #devetüyü takım elbisesinin pantolonunu verdiği Zühtü’nün hapse düşmesinden sonra ceketini verdiği Mustafa’nın da içeri girmesiyle TCK 142. madde marifetiyle takım elbisenin içeri atılmasıdır.

    Mustafa, #Sezarmisali aynı yastığa baş koyduğu eşi ya da yakın dostu bildiği İlhan tarafından sırtından bıçaklanır fakat arada kahvesine uğradığı #AgopEfendi onu ele vermez, siyasetle işi olmayan #CengizAtademir yakalanmayı göze alarak ona evini açar, #üniversiteöğrencisi #Nihat günlerce odasında saklar. Yakındaki uzaklıkla, uzaktaki yakınlık yazar kadar okuru da olgunlaştırmaktadır. Romandaki kahramanlar içinde Ayten ve Burhan Morkaya’ya ayrı birer paragraf açmamız gerekir:

    Mustafa Ural’ın her sokağa çıkışında günün tarihini attığı ve emniyete teslim olmaya gittiğini belirten bir kâğıdı yanında taşıması bir çeşit teminat mektubudur. Yakalandığı zaman üzerinden mektubun çıkması kendi teslim olduğunun delili kabul edilecektir; bu daha az ceza almasına yarayacağı gibi emniyette göreceği kötü muameleyi de azaltacak bir önlemdir. Ancak bu mektubu kendisine âşık olan -sonrasında kahramanın da bu aşka karşılık verdiği- #komşukızı #Ayten’i kurtarmak için yırtması tüm o kaçma kovamalaca süreci boyunca sinen Mustafa Ural’ın karşı saldırısı olarak da okunabilir. (Bu hareketiyle kendini başka bir öğretmen olarak tanıttığı polis Basri Dönmez’i soktuğu zor durumdan da kurtararak, gördüğü iyiliğin karşılığını da ödemektedir.) Mustafa ve Ayten aynı filmi farklı zamanlarda seyrederler. Fransız filminde trafik kazasında birini öldüren şoförün kaçma – saklanma ikileminden Mustafa kendinden parçalar bulur, yanına sığındığı sevgilisinin ele vermemesi ise Ayten’i etkiler. Zira emekli asker babasına rağmen Mustafa’yı defalarca kurtaran Ayten, “Bütün kadınlar… Yani suçluların karıları, kocaları suç işleyip de cezalanmaları gerektiği zaman, gidip adalete teslim olmalarını isterler. Oysa bir sevgili, ne pahasına olursa olsun sevdiği erkekten ayrı kalmak istemez!” diyerek adeta aşkını itiraf eder. Okuması için verdiği öykülerinde de kendisiyle Mustafa’yı anlatmaktadır. Burada yasa önünde imza atılarak kurulan evlilik birliği, eş ve aile düzeni biraz da yerleşik hayat ve legaliteyle, duygusal bağla kurulan âşıklık birliğiyse illegaliteyle özdeşleşmektedir. Gözü kara ve çıkarsız olan illegaldir. Mustafa’nın, Ayten’in ellerini tutup gözlerine bakmanın hayalini kurduğu buluşmaya giderken yakalanması ve kendisini aldattığından emin olduğu eşi Şükran’ı “Dışarıdakilerden ne kadar çok şey işitirsek, içerde işimiz o kadar ağırlaşır. Ezilir kalırız duvarların arasında.” diyerek hapse girmeden önce son kez görmek istememesi şairin gönül bağındaki kararını açıklar gibidir.

    Mustafa’nın hamamda rastladığı #polismuhbiri #BurhanMorkaya, kısacık gözükmesine rağmen romanın en çarpıcı karakteridir belki de. Filmde Burhan’ı oynayan #MenderesSamancılar da çok başarılı performans göstermiştir. Büyük şairimizin (#NazımHikmet) yargılandığı davadaki sanıklardan biri olan Burhan, bir süre hapis yattıktan sonra çıkmış, okuduğu yüksekokulun son sınıfından ayrılmak zorunda kaldıktan sonra ailesinin de yüz çevirmesiyle kendi deyimiyle “baştankara” olmuştur. Uyuşturucuya alışmış ve bir iki paket eroin karşılığında polise çalışmaya başlamıştır. Burhan, Mustafa’yı ele vermek yerine kaldığı yeri söylemesini ama oraya bir daha uğramamasını ister. Çünkü av yakalandığı zaman bir parça etle ödüllendirilse de bu kısa zamanda biter fakat avın bulunduğu yerleri söyler ve av kaçarsa her seferinde kemikli etle ödüllendirilmek vardır işin ucunda. Mustafa’nın teslim olmasına karşı çıkar, ortalık düzelene kadar saklanması gerektiğini söyler. Burhan Morkaya, iyiliğin içindeki kötülüğü ya da kötülüğün içindeki iyiliği gösteren bir karakterdir. Hayatın içindendir, herkes kadar gridir ama beyazdan ziyade siyaha yakındır.

    Girdiği bir #kahvehanede kulak misafiri olduğu yaban domuzu avındaki av – avcı durumu Mustafa Ural’ın da içinde bulunduğu çıkmazı göstermektedir. Kimi avcılar domuzu yakalamak için tüm gün dolaşmak gerektiğinin kimileri de domuzun geçeceği olası yere pusu atıp beklemenin en doğrusunu olduğunu iddia eder. Mustafa bu konuşmalar sırasında kendisinin avcı değil, av olduğunun farkına varır. Sürekli dolaşırsa mı, yoksa belli bir yerde durursa mı yakayı daha çabuk ele vereceğini, ne yapması gerektiğini düşünür. Buradan da Mustafa’nın saklanarak kurtulamayacağının farkında olduğu, sadece sağlığı ve ortam düzelene kadar zaman kazanmanın peşinde koştuğu bir kez daha anlaşılır. Rıfat Ilgaz’ın yıllar sonra bir yazısında; korkak ya da ürkek olmadığını, ilk görevinin sağlığını korumak olduğunu, kaçtığının falaka ya da işkence olmadığını, veremden, pinemoniden, güneşsizlikten, havasızlıktan, aç kalmaktan kaçtığını söylemesi, bu düşüncenin sağaltmasıdır adeta.,

    Romanda Mustafa Ural’ın şiirlerine örnek olarak Rıfat Ilgaz’ın şiirleri yer aldığı gibi, Ilgaz’ın şiir ve sanat anlayışına ve hatta politik duruşuna yöneltilen eleştirileri de kahramanı Ural’ın ağzından yanıtlamasıyla kahraman ve yazarın iç içe geçişini görmekteyiz. Burada yazarın serin durması ve kahramanını kendinden bağımsızlaştırması beklenirken Ilgaz’ın bunu başaramaması, kahramanını yazara bağlı hale getirmiştir.

    “Onları ancak “öz”e önem veren şairlerden sayarlardı, aylak sınıfın eleştirmenleri. Şu içinde bulundukları darboğazda önemli olanın, biçim değil, söylenecek söz olduğunu onlar da bilmez değillerdi. Bir de sorun çıkıyordu biçim için. Konu halka indikçe, tekdüzeliğe gidiyordu ister istemez. Alışılmış biçimlere başvurarak, anlatılacak olanı yadırgatmadan verme çabası başlıyordu sanatçıda. Biçimcilik, halkın beğenişe aykırı bir uğraşıydı. / Ortaya konulan ürün, yazılıştan ötürü değil, yazılandan ötürü değerli olmalıydı. Biçimin hiç mi önemi yoktu sanat ürünü için? Olmaz olur mu? Halkla ilişki kurulmaya kalkışıldı mı, en iyi biçimde, onun yadırgamayacağı biçimde verilmeliydi… Ta ki bıkana kadar! Eğer yeni biçimlere geçilecekse, halkın beğenisine uyarak geçilmeliydi. Yenilik her zaman için gerekli değildi…”

    Bu satırlarında ve roman boyunca satıraralarında; kahraman aydının kendisini halkın üzerinde görmesine, halkın eğitilmesi gereken, yadırmayacağı biçimlerde ilişki kurulabilecek bir topluluk olarak görmesine rastlamaktayız. Bu durum tipik “son dönem – yeniden inşacı” Osmanlı ve “ilk dönem – kurucu” cumhuriyet aydını profilidir. Halk birlikte olunan bir bütünden ziyade eğitilmesi gereken insanlar topluluğudur. Kaldı ki bu durum aydınların ürettiği eserlerde de karşılığını bulmaktadır, salt sanat üretmekten ziyade sanat vasıtasıyla halkın bilinçlendirilmesi amaçlanmaktadır. Edebiyatın hazzını bilinçli biçimde geriye atan didaktik bakış açısını kitap boyunca zaman zaman görmekteyiz. Fakat yukarıda belirtildiği gibi hapisten çıktıktan sonra kahramanın dönüşümünü tamamlayarak yoluna halkın içinden bir solcu olarak devam edeceğini hissettirerek biter roman.

    Mustafa Ural’ı, yazarından bağımsız bir roman kahramanı olarak değerlendirmek mümkün değildir. Rıfat Ilgaz, kurmaca bir kahraman yaratmak yerine günahıyla – sevabıyla kendinden bir kahraman yaratmıştır. Nasıl ki yazar kahramanı aracılığıyla kendisini eleştirenlere yanıt verdiyse, başkaları da kahramanı üzerinden yazarı övmekten ya da yermekten geri durmamıştır. Sinemada Tarık Akan’ın canlandırdığı kahraman bile bağımsız bir film karakteri olamamış, aktörden ziyade yazarın beyaz perdeye düşen gölgesi olmuştur. Fakat unutulmamalıdır ki, bu yazarın tarzıdır ve diğer kitaplarında da kendisini ya da çevresindeki olay ve insanları anlatmıştır. Mustafa Ural da Rıfat Ilgaz’dır, Güdük Necmi de. Birinin halkın yanında atan yüreğini severiz diğerinin halkın içinden çıkan parlak zekâ ve esprilerini ama her ikisinde de her zaman halktan yana olmuş Rıfat Ilgaz’ı severiz.

    * Ben bir başkasıdır – Arthur Rimbaud

    KAYNAKLAR:
    -Rıfat Ilgaz, Karartma Geceleri, İş Bankası Kültür Yayınları, 2016
    -Asım Bezirci, Rıfat Ilgaz / Yaşamı, kişiliği, şairliği, hikâyeciliği, romancılığı, oyunları, anıları, köşe yazarlığı Evrensel Basım Yayın – 2013
    -Sibel Oral, Hasta Ruhlu Yazardan Edebi Açıdan Değersiz Bir Kitap: Sınıf, Sabit Fikir, 23.08.2011
    -Mustafa Aslan, Karartma Geceleri – Rıfat Ilgaz, Türkiye’nin Aydınlığı Arama Çabasına Yol Gösteren Önemli Bir Yapıt, Bizim Sanat – 2006 / rıfatılgaz.net, 22.03.2011
    -Asuman Kafaoğlu Büke, O Karanlıkta Solcular, Radikal Kitap , 18.03.2011
    -Erinç Büyükaşık, Bir Edebiyat Çınarı: Rıfat Ilgaz, insanokur.org, 10.02.2013
    -B. Sadık Albayrak, Karartma Geceleri’nde Bir Aydın Kuşağın İzleri, ilerihaber.org, 13.02.2016
    -Karartma Geceleri – Yönetmen Yusuf Kurçenli – 1990

    #otobiyografikroman #sıradağlar #Ural #MehmetFıratPürselim

    romankahramanlari replied 1 year, 7 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
URAL, ASLINDA ILGAZ’DIR, BEN BİR BAŞKASI* … Makal…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now