Mefistofeles: Şeytan Dünyayı Verir, İnsansa Karşılık Olarak Ruhunu.
-
Mefistofeles: Şeytan Dünyayı Verir, İnsansa Karşılık Olarak Ruhunu.
Şeytan dünyayı verir, insansa karşılık olarak ruhunu.*
Makale Yazarı: Bülent Uçar
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Ekim/Aralık 2011, 8. sayıda yayımlanmıştır.
“Entre vos mains memes, ces etres-la sont des etres de fuite. -Avuçlarımızın arasındaki oradaki o varlıklar kaçışın varlıklarıdırlar.” #MarcelProust -Kayıp Zamanın İzinde-Mahpus
“Asıl mutluluk bu olsa gerek, ulaşmaya can attığının bir adım öncesi…” Bilge Karasu-Kılavuz
Faust, karanlık bir oda da bir başına, delikanlılığın usanç duymayan gücünü geri getiremeyeceğinin umutsuzluğuyla hayatının ‘boşu boşuna, boş bir amaç uğruna’, belki de var olmayan bir şeyin (hakikatin) arayışıyla sona yaklaştığı bilinci içerisinde kendi kendisine söylenmektedir. Sonunda zamanın bilgeliğine dair özü kavramış, ancak; geç olmuştur artık: Genç ve güzel bir kadının ilgisini çekmiyorsa bir adam, tabutuna çiviler çakılmaya başlanmıştır, güneş onun için doğmamaktadır artık.
#Mefistofeles ise, gençliğin dirimselliğini, gür ve akışkan yanını yaşlı Faust’a yeniden kazandıracak, beklemeyi ve durmayı dışlayan arzuların hızıyla tutkuların esriten zevk-i sefasına doğru birlikte yol alacaklar. Bu yolculukta kurnazlık, işe yarar bilgi, bilince anlam sorgulamasını askıya aldırtan unsur ‘genç kadın güzelliğinin şehvete (yaşamaya) kışkırtan ıslak ve görkemli canlılığı olacaktır. Bir anlaşma yaparlar. Biri diğerinden sunduğu hediyeler karşılığında bir şeyler isteyecektir. Bir ruh ya da ona benzer şeyler… Ne zaman şeytanla insan arasında bir anlaşma vuku bulmaya başlasa, şeytanın insana sunduklarının karşılığında alacağı ‘şey’ bilinir. şeytan dünyayı verir, insansa karşılık olarak ruhunu… Anlaşmanın imzası kanla atılır, çünkü şeytan da bilmektedir ki deneyimin (yaşamın) verdiği söz kalıcı ve güvenilirdir, aklın verdiği söz ise pratikle uyuşmaz. Oysa, #şeytan ve insan ilişkisini ve aralarındaki anlaşmayı ele alan ve bir #Goethe eseri olan Faust’ta bu anlaşma bilinen biçimde gerçekleşmiyor. Metnin yaşam ve eylemsellik övgüsü, bilginin ve aklın kuruluğuna karşı tutkunun ve arzuların canlılığı bağlamında ele aldıkları elbette değerli ve bunlara yazı içerisinde bolca değinilecektir. Ancak metnin her şey olup bittiğinde, şişeyi açınca, usulca süzülen ruh gibi ağırlıksız ve neredeyse görünmeden geçip giden anlamı ve metni vazgeçilmez ve karanlık kılan nedir? Sanırım bütün o anlam görünürde sıkça vurgulanan yaşam övgüsü ve tutku sağanaklarına karşı koymamak,yüzünü güneşe dönme ataklarının bir adım ötesinde. Tüm bu eylem övgüleri ve yaşamdan yana alınan tutum elbette içtenlikli ve buna yukarıda dediğim gibi çokça değinilecek; ancak Goethe yaşamın sonrası için umutlu mudur? Ölümden sonrası için değil sözünü ettiğim umut, ele geçirilmek istenen yaşam nimetlerinin deneyimi sonundaki;bunun sonrası ile umut konusudur metni, Faust’u (Goethe’yi) ve beni ilgilendiren…
Faust, Mefistofeles’e; “Sendeki gıda doyurmaz beni, elindeki kızıl altın, cıva gibi avuçlarımın arasından akıp gider. Senin kumar masalarında kimse kazanmaz, daha sarılırken başkalarına bakar göndereceğin kızlar, göster bana bakalım KOPARILMADAN ÇÜRÜYEN MEYVE’yi, her gün yeniden yeşillenen ağacı!”
Sahipliğin ağırlıksız girizgâhındayken, henüz o anda bile kaybetmeye başlanılan bir varoluş dünyasının, varlığın hâlâ oradayken hiçlikle özdeşleşme paradoksu bu.
Faust bunları Mefistofeles’in vaatlerine ve sunduğu olanaklara yönelik düşünürken, sahip olmanın ve ele geçirmenin yarattığı hayal kırıklığı hissiyatını şeytani bulduğunu da söylemek istemektedir sanki. Yalnızca Mefistofeles’in sundukları mı henüz koparılmadan bile çürüyor, yalnızca onun vaatleri mi gerçekleştiği zaman küçümsenen sonuçlar doğurarak gurur verici bir başarı ve hükümranlığı sürülen kazanımlar olarak görülmeden gerçekleştiği anda utanca ve hayal kırıklığına, nihayet bulantıya neden oluyor? Elbette hayır, nerdeyse tüm yaşamsal arzularla ilgili, tatmin edildiğinde duyulabilecek bir hayal kırıklığıdır sözü edilen. Öyleyse bir türlü kendini tamamlayamayan ve hep eksik hisseden insan, bu edimiyle şeytana kanmadan da zaten şeytani bir kurgunun içindedir; doymak bilmeyen kendi bilincinin karanlık kuytusu içinde.
Şeytan, insanı katil olmaya kışkırtmak bir yana, ona içindeki katili ihbar ediyor gibidir sanki. Mefistofeles sadece kışkırtıcı ve kötüye ayartıcı mıdır, yoksa eylemin ulaştığı değeri hiçleyen ve boşunalık duygusuyla yaşamaktan, değer ve amaç yaratmaktan alıkoyan karamsar, hastalıklı bir eylemsizlik eğiliminin kaçınılamayan düşünsel tezahürü müdür?
Mefistofeles; “Çünkü oluşan her şey yok olmayı hak eder.” şeytan en azından Faust metni dâhilinde insanın kendine yönelttiği kötücül güçtür. Faust yeniden gençliğin gücüne ulaştığında; yaşamın, güzelliğin, arzunun ve genç kadının farkına tutkuyla vardığında, Tanrı’nın bile insanı; eyleme, yaşama kışkırtmaya ihtiyaç duyduğunu beyan ettiği Mefistofeles, şeytanlığını ve bir şeytan olarak insana (Faust) sahip oluşluğunu, onu zevke ve ahlaksızlığa sürüklediği zamanlarda değil, yine insanın, hayatın zevklerini tadarken ve amaçlarına bir bir ulaşırken yaşadığı ‘boşunalık’ duygusu içindeyken gerçekleştiriyor.
Mefistofeles, Faust’a; “İnan benim gibilere, bu bütün bu görkemli varoluş tamlığı; ancak Tanrı için yapılmıştır. Kendisi sonsuz bir görkem içindeyken, bizi karanlığa attı. Bütün bunların arasında siz insanların işine yarayan gün ve geceden başka bir şey değildir.”
Şeytanın en büyük numarası zevke ve tutkuya kandırarak, insanı günaha sürüklemesi değil. İnsanı zevke kandırarak ve moral dışı olmasını sağlayarak eyleme sürüklediktenveinsan bu sürüklenişin tadına baktıktan sonra ona bu tadın anlamsız ve değersiz olduğunu duyurmasıdır.
Mefistofeles; “… Siz insanların işine yarayan gün ve geceden başka bir şey değildir, bütünlük size değil Tanrı’ya ait.” Faust; “Olsun ben gene de istiyorum yaşamı.” Mefistofeles; “Kulağa hoş gelen bir söz! Yalnızca bir kaygım var: Zaman kısa sanat ise uzun. Belki öğüdümü dinleyip kendinizi bir ozan yerine koyarsanız, böylece de düşüncelere dalıp bütün asil nitelikleri, kendi onurlu başınıza yığarsınız: Aslanın korkusuzluğunu, ceylanın hızını, bir #İtalya’nın ateşli kanını, bir kuzeylinin kararlılığını. Böyle erersiniz sırrına mertlikle kurnazlığı birleştirmenin ve bir plana uygun, kendinizi, sıcak gençlik duyguları içinde, sevdaya salmanın bir yolunu bulursunuz. Eğer bunu yapabilen birini tanısam, ona ‘Bay #Mikrokosmos’ derdim.”
Ve insan, öyle bir ana sahip olmak ister ki yaşamında, o an geldiğinde zamanın durmasını arzu edebilsin ve bunu başaracak sihire sahip olabilsin. Ancak zaman durmaz ve bilinç devinmeye devam eder. Biraz önce ulaşılan mutluluk ile ‘tam ve bütünlüklü’ olmanın esrikliğinin eşliğiyle girilen cennet kapısının, farkına varamadan dışına konulur. Düşüncelerin arasından ‘Zaman dur geçme öyle güzel ve bütünlüklü ki hayat’ diye geçirildiği anda, yeni, henüz yeteri kadar görünür olamadan usulca yokluğa karışır. ‘Eski’yi bırakır avuçlarına.
Faust, Mefistofeles’e; “Dünya ile ilişkide bulunmak, boşluğu öğrenmek zorunda değil miyim?!” Sanat, özellikle sinema ve filmler güvenlidir bu yüzden. Güzel bir sahnenin güzel bir anında en güzel söz söylenir, en güzel bakış gerçekleşir, en dokunaklı öpüşme yaşanır ve sonra ‘cut’, sahne kesilir, bir sonraki bölüme geçildiğinde, akıp giden zamanın içinde aleladeleşme riskinden uzak, orda donup kalan bir sahne kalır izleyenlerin hafızalarında. O kadar güzeldir ki sahne, doruğa çıkan en güzel anında zaman durmuş ve o bütünlük riske atılmamıştır. Ancak hayat öyle değildir. Bütünlüklü ve güzel olan her ne varsa, zamanın sıradan diğer parçalarının ve bilincin eskiten zehrinin ölümcül uçlarına eklenir. İnsan kişisel hayatı için “… dur geçme o kadar güzelsin ki”diye düşündüğü anda kıpırdayamayacağı bir kusursuzluğun içine düşer. Orası öyle yüksek, öyle simetrik ve eşsizdir ki adım atacak güvenli tek bir basamak yoktur ve orda uzun zaman geçirecek denli güç de pek görülmemiştir yeryüzünde.
Oysa sahip olduğu kusursuzluğa yaraşamayacak, ona yakışamayacak kadar kusurlu ve biçimsizdir insan.
Bu yüzden, kusursuz bir hayatın içinde hareket etmeye çalışan her varlık fazlalıktır, bu hayat onunki olsa bile ona yer ayrılmamıştır. Yine de kımıldanırsa hiçliğin ve bulantının keskin nişancıları, var oluşmanın kalbine ateş etmekten alıkoymayacaklardır kendilerini…
Mefistofeles Faust’a; “… Oysa eskiden beri boş olarak duran bu uzak mutluluk ülkelerinde şimdi hiçbir şey göremeyeceksin, adımının sesini bile işitemeyeceksin, üzerinde durup dinlenebileceğin bir şey bulamayacaksın.”
Güzel hayatlar bu yüzden mahvedilmeye yatkın, eşsiz bir şeyi öldürmekten alınan haz, durup ölmeye karşı duyulan korkudan beslenir.
Faust; “Bir gün doygunluk içinde uzanırsam yatağıma, sonum gelmiş olsun! Gözümü boyayarak yalanlarınla, beni bana yutturabilirsen eğer, işte o gün son günüm olsun! Giriyorum bu bahise.” Mefistofeles; “Tamam”
Faust; “İşte elim; eğer yaşadığım bir an için desem ki: Dur geçme! Öyle güzelsin ki! Hemen vur beni zincire. Severek yok olup gidebilirim! O zaman ölüm çanları çalsın, hizmetimden çıktın demektir. Bu saatler dursun, yelkovan düşsün, zaman benim için bitmiş olsun!”
Mefistofeles; “İyi düşün bu sözleri unutmayacağız; ancak bir şey daha ölüm var, kalım var, birkaç satır rica edeceğim bir imza, sözüne karşılık.”
Faust; “Hiç mi erkekle karşılaşmadın yetmez mi sözüm ama haklısın dünya vahşi bir hızla akıp giderken, beni verilmiş bir söz mü tutacak? Daha kalemdeyken sözcükler ölür (metin içinde kelamın ikinci küçümsenişi) Ve kâğıtla balmumu egemen olur, benden ne istersin demir, mermer, parşömen, kâğıt, keski, hakkâk, kalem? İstediğini seçmekte özgürsün, neyle yazayım sözümü…”
Mefistofeles; “Bir parça kan kâfidir.”Mefistofeles kimdir ya da daha doğru bir sorgulayışla nedir? Mefistofeles; dünyayı isteyen insani arzu çokluğunun, bu arzuyu tatmin edişi sonunda duyduğu bulantının nedeni olan sorgulayıcı ve değersizleştirici akıl… İnsanın mutluluğu, bulmanın ve başarmanın bir adım öncesinde, bu ikisini tüm ruhuyla kutsarken ve bunlara değmeye can atarken, yine bunlara doğru bir adım daha atınca ve ele geçirince sahipliğin değersiz, başlamadan çürüyen zamanının tik taklarını başlatan anlamlaştırma budalalığı… şeytan sonsuzluğun anlamını veremediği şeye geçiciliğin zehrini boşaltan düşüncenin anlam bulma itkisi…
Faust; “Sonsuzluklarda dolaşmaya ne gerek var. İnsan gitmekte olduğu yola devam etmeli, eğer yolda hayaletlerle karşılaşırsa hiç ilgilenmemeli, kendi yolunda yürürken hem elem hem haz duymalı, fakat hiçbir zaman yaşamın arzularından vazgeçmemelidir.”
Üzüntü; “O halde sana beddualar ederek senden hemen ayrılayım da beni anla. İnsanlar yaşamları boyunca kördürler sen de öyle ol Faust!”
(Faust’un yüzüne nefesini üfler, Faust kör olur.)Goethe yukarıda ki Faust ile Üzüntü arasındaki diyalogda, tüm yaşam arzusu ve sevinçlerine rağmen dünyanın karanlığının ve ne denli çabalanırsa çabalansın kurtulunamayacak bir yaşam anlamsızlığının farkındalığından uzaklaşmak ve bunu inkâr etmek ‘kör olmakla özdeştir.’ demektedir âdeta.
Faust, Mefistofeles’e; “Ben insanlıkta hayranlık bırakacak eserler meydana getirmek istiyorum. Sanat her şeydir, ahlaksa hiçbir şey.”
Mefistofeles; “Demek şeref kazanmak istiyorsun. Heroin’lerden (Kadın Kahraman) geldiğin belli.”
Faust; “Ben servet ve hâkimiyet istiyorum. Güzellik her şeydir; oysa şeref bir hiçtir.”Faust, Helena’nın güzelliğine sonsuz esriklik içinde kapıldığında o güzellik karşısında öyle büyük bir arzuya kapılmıştır ki ‘zaman dur geçme öyle güzelsin ki hayat’ diye geçirmiştir içinden. Bunu henüz dile getirmemiştir. şeytan henüz kazanmamıştır ancak bu hissiyat ve akıldan geçirme anı bile, hiçbir kıpırtının olmadığı hüsran yüklü, şeytanla anlaşma yapmadığı günlerin, yaşlılık günlerinin eski çalışma odasına düşürmesine yetmiştir varlığını. Helena, Faust’a yaklaştığında buluşmanın bir adım öncesinde durmamış ona sarılmıştır. “O anda bedeni yok olmuş, Faust’un ellerinde Helana’nın peçesi ve elbisesi kalmıştır.”
Mefistofeles, Faust’a; “şeytanın sevgilileri, küçük görülecek şeyler değildirler ancak hiçbir zaman da kahraman kadınların (estetlerin) yerlerini tutamazlar.”
Mefistofeles’in Tanrı’dan aldığı ve kendine biçtiği iki görev vardır sanki. Hem insanı yaşama kışkırtmak hem de Tanrı’ya insanın hiçleyici, değer bilmez yanını göstererek insanın varlık kategorileri içinde bir fiyasko tür olduğunu kanıtlamak.
Faust, Mefistofeles’e; “Denizler, kendileri kısır olarak yüz binlerce köşe bucağa da kısırlık saçmak için sokuluyor. şimdi kabarıp büyüyor, yuvarlanıyor ve koskoca sahaları örtüyor. Coşkun bir kuvvetle dalgalar dalgaları izliyor, sonra çarptığı yerden geri dönüyor ve hiçbir iş meydana getirmiyor. Beni perişan edecek kadar çok üzen şey, bir türlü engellenemeyen unsurların bu kuvvetlerinin hiçbir işe yaramamasıdır. Benim aklım işte bu noktaya takılıyor. Bu boşluğa, yersizliğe karşı savaşmak ve onu yenmek istiyorum.”
YAŞAMA (EYLEME) ÖVGÜ Bir estet algısı takınıldığında izlemek elbette anlamaktan daha güzel ve özgürleştirici doyumu sunar ki zaman sınırlı, güzellik sonsuzdur… Goethe yer yer neredeyse yaşamın ve tutkuların kutsandığı bir dinin sözcülüğünü yaparcasına oluşturduğu eseri Faust’ta, kahramanı ‘FAUST’ aracılığıyla İncil’den bir pasajı Almancaya çevirmeye çalışırken başlangıçta önce kelam’ın (söz) var olduğunu söylemeye yeltenir, sonra aniden bu fikrinin daha güçlenemeden çürüdüğünü fark ederek yeni ve daha güçlü bir çeviriye yönelir. Başlangıçta anlam vardı diye diretmeye doğru koşarken yine bir anda duraksamadan vazgeçer bu düşünceden ve Doktor Faust’a başlangıçta ‘güç’ vardı çevirisini sunacakken sonra Faust kendinden emin ve vazgeçilmez bir biçimde kontrolü ele alır, değişmeyecek çeviriyi yapar ve duraksamadan yazar; “… başlangıçta ‘eylem’ (yaşam) vardı.”
Faust, henüz ilk sayfalarında bir eylem ve tutku övgüsüyle aralıyor yolu…
Mefistofeles; “… Teşekkür ederim size; çünkü ölülerle uğraşmayı sevmedim hiçbir zaman. En çok dolgun ve al yanakları severim, bir ceset (eylem yoksunu ve arzusuz kişi) için hamlemi yaparım, sonuç yoksa kılımı kıpırdatmam, kedinin fare için hissettiklerini ben de yaşayanlar, arzulayanlar için duyuyorum.”
Tanrı; “…Özgürsün; senin gibilerden hiç nefret etmedim. Bütün yadsıyan ruhlar arasında en az ifrit bana yük olur. ÇOK KOLAY GEVŞER İNSANIN EYLEMLİLİĞİ, O HEMEN MUTLAK DEVİNİMSİZLİĞİ ÖZLER, dolayısıyla katarım insanın yanına, kışkırtıcı ve devinim veren bir arkadaşı. şeytanın yaratıcı görevi bu işte.”
Tanrı bu pasajda insanın eylemsizliği seçme riskine karşı, şeytanı eyleme yol açan bir kışkırtıcı olarak konumlasa da ve bu Tanrı’da göreli bir humanite oluştursa da, burada karanlık bir gerçek duyuruyor kendini: İnsan her an bir kışkırtanın, bir zevk beklentisi ya da acının sakınırlığı olmadığı bir evrende her an eylemsizliği, ölümü seçebilirmiş gibi Tanrı tarafından sakınılıyor. İnsanın özgürce alabildiği tek karar düşünsel bir intihar kararıdır. Oysa insan diğer tüm seçimlerinde doğal itkiler ve farkına varılmayan, özgürlüğün kandırıcı dişil güzellikteki maskesiyle sunulan mutlak zorunluluklar aracılığıyla kararlar alır ve buna bir yanılgıyla ‘özgürlük ve iradi seçim’ der. Yukarıda Tanrı’nın, insanın eylemsizliği riskinden sakındığını görüyoruz. İnsanın eylemselliğinde ortaya çıkan devinimin evrene sunduğu kıpırtıların yeşerttiği yemişler ‘ilahi bir besin kaynağı’ olarak kimi besliyor ola ki… Tanrı’yı ve onun süregitme arzusunu mu, insanı mı?!
Faust sözcüklerin ve düşüncenin ölgün dünyasında bütün ‘ıslaklığını’ yitirmişken, yaşamın her gün yeşeren ağacına özlem ve arzu duyarak, kendini ölümden alıkoyma itkisiyle şunları söyler:
“Ey dolgun ay ışığı, nice gece yarıları, seni yazı masamda karşıladım. Bir zamanlar hüzünlü arkadaşım, kitapların kâğıtların arasında doğuverirdin. Kederime keşke bu gece son kez tanık olsan! Ah! dağların tepelerinde, senin sevgili ışığında dolaşıp hayaletlerle mağaraların çevresinde uçsam, senin solgun ışığına bıraksam kendimi ve bütün bilgi bulutundan sıyrılıp çiylerinde yıkanarak sağlığa kavuşsam.”
Goethe Faust’ta her ne olursa olsun eylemden (yaşamdan) yana olmaya yöneliyor. Düşüncenin asla ulaşamayacağı mutlaklık mertebesi hiç var olmayacaksa ‘insan neden gençliği ve içinde zevke koşan hayvanı dizginlemeli, eğer insan ‘düşünsel mutlak’ın tadına bakamayacaksa, bunun peşindeliği serüveninde gücü, gençliği, eylemi neden yitirmeli, neden ve neye karşılık…
Faust; “Ruhların dünyası kilitli değildir, kapalı olan duyuların dünyasıdır yalnızca, yüreğinse ölü! Kalk öğrenci, kaygısızca yıkamaya git ölümlü gönlünü sabah şafağında!”
Faust; “Ne görüntü! Ama ah! Yalnızca görüntü! Seni nerenden kavrayabilirim sonsuz doğa? Ve siz, ey yaşamın kaynağı olan göğüsler, gökyüzünün ve dünyanın bağlı olduğu: Kurumuş gönlün özlemle yöneldiği, kabaran emziren göğüsler, BEN HEP UMUTLA HASRETİNİZİ Mİ ÇEKECEĞİM?”
Faust’un hayatı süresince bilmeye çalıştığı doğayı, kavramak için yöneldiği şey yine doğa ve onun dolaysız deneyimine duyduğu özlem oluyor, doğaya ve nerdeyse aynı şey sayılması gereken şehvete ve kadın güzelliğine duyduğu özlem…
Goethe Faust’un sayfalarında kendini öğrenmeye ve külliyata adamış kişinin nasıl da evcilleştiğini, bir köpek gibi bilginin tarihine nasıl da boyun eğdiğini, kendi ruhundan ve sevincinden yoksun, ‘duyduğu okuduğu sözcüklerin düşün ve duy dediği şeyi duyan’ bu kişilerin, yaşamı, ne yaşayan ne gören bir yanı olmadığını öyle çok duyurur ki…
Faust; “Ah! Tinin kanatları öyle kolayca dönüşemez ki gövdenin kanatlarına.”
Faust, Wagner’e; “Daha ilk bakışta insan sizden kaçar. Bir çöp tenekesi, bir hırdavat odası gibisiniz; kuklaların ağızlarına iyi yaraşacak, parlak ve kullanışlı ilkelerinizle olsa olsa kasvetli bir barok dramında oynayabilirsiniz.”Bir başka bölümde Faust, yine öğrenci Wagner’e ithafen “Nasıl da yitirmiyor umudunu, hep yavan işlerle uğraşan bu kafa doymak bilmez ellerle hazine avlıyor, bir solucan bulunca da seviniyor.”
Faust; “Sonra zaman içinde üst üste yenilince mutluluk, insan köşesine çekilir, ne arzuları kışkırtır onu eskisi gibi ne tutkuları uykularını kaçırır. Dingin ancak kaygı yerleşmiş yüreğiyle birlikte gizli acılar hisseder ruhunun gizli yerlerinde.”
Faust; “Bir ateş arabası uçuyor. Hazırım evreni yeni bir yörüngede gezmeye, yeni uzayların katıksız eylemliliğine. Bu ulu yaşam, bu Tanrısal tat!”
Özellikle kadınlar korosunun dile getirmesi hususunda ve Doktor Faust’un dirilmeye başladığı anlara eş düşmesi bağlamında manidar olan şu pasaj, İsa’nın dirilişini insanın dirilişi versiyonuyla sunma girişimini kanıtlar nitelikte: “Biz ona sadık kalanlar, ölüsünü yıkamıştık, yatırmıştık onu temiz bezlere sarıp. Ah şimdi de İsa’yı bulamıyoruz mezarında.”
İnsan dirilmiştir ve yaşam sığmıştır içine; o yaşam ki sadece neyin aracılığı ile girdiyse içeriye yine onunla birlikte çıkacaktır. Tutkular, bilince girdikleri yoldan tatmin bularak çıkarlar oradan, her tutku kendi nesnesiyle huzuru bulur ve terk eder bilincin ruhunu. Öyle olmadığı düşünülse de hiçbir tutku, kendi nesnesi dışında başka hiçbir şeyle doyum bulamaz. “şeytan girdiği yerden çıkar.”
Mefistofeles; “Bir yasadır hortlak ve şeytanlar için, girdikleri yerden çıkabilirler ancak. İlk harekette özgürüz, çıkarken yasanın kulu.”
BİR ESTET ALGISIYLA SANATA ÖVGÜ Yine de tüm bu süreçlerde görüldüğü üzere, hayat ne denli kutsanmayı, arzular ne denli eyleme geçmeyi, doyurulmayı hak ediyor olsa da, bu, insanı ‘zaten dönen bir tekerleğin dönmek istiyorum.’ demesi gibi acınası yanılsamalı bir irade özgürlüğüne götürüyor. Goethe’nin Faust’u bir yaşam (eylem ) övgüsü olarak ele alınabilse de çok şey eksik kalır bu ele alışta: Çünkü Goethe başka sularda yüzer aslında.
Faust özlemini duyduğu, açlığını çektiği yaşamın ve onunla özdeş tuttuğu genç kadın teninin tazeliği, berraklığı ve güzelliğini içine çekmeye yeltenmiş, buna sahip olmuş ve yine de ‘hayatım dur geçme o kadar güzelsin ki’ diyememiş, şeytana hiçbir zaman teslim olmamıştır. Özgürlüğü her zaman içinde taşımış; “yaşam güzel ve yaşanmaya değer, ancak zaman kısa sanat (güzellik) sonsuzdur” diyerek fikrin, hikmetin ve sanatın dünyasına girmeyi seçmiştir.
Faust, Mefistofeles’e; “Yaşamaya olduğu gibi özgürlüğe de onu her gün fethetmek zorunda kalan layıktır.”demiştir sonunda. “Hayatın nimetlerine kanıp Tanrısallığın ve Tanrının asıl nimetlerine sırt çevirebilirdim ve sen kazanabilirdin. Ama ben hem yaşamı hem de güzelliğin ‘mutlak’lığını istiyorum. Güzellik benim ellerimde kendini duyuracak, benim ellerimde gerçek kılınmış olacak, bu dünyada yaşadığım günlerin izi silinmeyecektir.”
Geçiciliğin hâkim olduğu bu sonlu var oluş evreninde, tatmin edilen arzu alelade bir bilinçte, kendisine karşı, bir sonraki açlığa değin küçümseyiş ve bulantı bulacaktır. Bir üst bilinç seviyesinde, tabiatla bir olmaya yanaşan varlık halinde devinen insandaysa,
bu küçümseyiş ve bulantı görülmese bile, yine de geçicilik ve Tanrı’nın nimetlerine (dünyaya) karşı şükür (teşekkür) ve kutsayış bir ‘artist’in ellerinde gerçekleşecektir. Sanat eseri ortaya koyan bir estet bakışı, dünyanın içindeki arzu nesnelerine onulmaz bir tutku beslerken, o nesneleri yalnızca ele geçirerek tatmin olmanın ötesinde, onu bir sonsuzluk nesnesine, sonsuzluğu duyuran bir şey’miş gibi görmeye odaklanabilecektir. Sanatçı, dünya nimetlerini, Tanrı’dan aldığı ışıkla, sanatın görkemli güzellik ve inceliğine dönüştürmesiyle geçiciliğin kalıcılığını sağlayacak ve üstelik onu bir dünya bahçesi olmaktan öteye cennetlerin bahçelerine dönüştürebilecek var oluşun sahibidir. Faust, önce yaşamı istemiştir ve gençliği, sonra dünyayı ele geçirmenin esenliğini duysa da, asıl isteğinin bu olmadığını, dünyaya, insanın sonlulaştırıcı ve ele geçirici dolayısıyla öldürücü gözleriyle bakmaktan öte, onu sonsuz ve sınırsız kılan ‘eksiksiz’e dönüştüren bir estetin gözlerini ve bakışını seçmiştir.Mefistofeles, Faust için; “Artık hiçbir zevk onu tatmin etmez, hiçbir mutluluk ona yetmez. Onun için o, sürekli değişen şekillerin peşinde koşar. şu an en son ve boş anı durdurmak istiyor. Oysa zaman, her zaman olduğu gibi hükmünü yerine getiriyor ve bana karşı büyük bir güçle dayanan bu ihtiyar, şimdi kumların üstünde yatıyor ve saat duruyor.”
Koro; “Saat duruyor ve sanki gece yarısı gibi susuyor, yelkovan da düşüyor.”
Mefistofeles; “Evet düşüyor. Nihayet iş tamamlandı.”
Koro; “Artık her şey bitti.” Mefistofeles; “Bitti mi? Ne budalaca bir söz! Neden bitsin? Bitti veya hiç, aynı şeydir. Yaratılan bir şeyi zorla elimizden alıp bir hiç haline getirdikten sonra, sonsuz yaratılış ne demek oluyor. ‘İşte artık bitti!’ demenin anlamı nedir? Bu sanki hiç var olmamıştı demek gibi bir şeydir. Oysa her şey var olarak ortada dolaşıyor. Bu nedenle ben sonsuz boşluğu çok seviyorum.”
*Felsefeci
#AlmanEdebiyatı #faust

Sorry, there were no replies found.