Koleksiyoncu Katil: Frederick Cleeg

  • Koleksiyoncu Katil: Frederick Cleeg

    Posted by romankahramanlari on 12 Temmuz 2024 at 10:58

    Koleksiyoncu Katil: Frederick Cleeg*

    Makale Yazarı: Şirvan Erciyes

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Ekim/Aralık 2015, 24. sayıda yayımlanmıştır. 

    İlkokul öğrencisi olduğumuz o uzak yıllarda her şey az bulunurdu ve kıymetliydi. Kağıt peçeteler, çokomel kağıtları, çikletlerin içinden çıkan karikatürler ve kartpostallar biriktirirdik defterlerimizin arasında. Pul koleksiyonu yapan arkadaşlarımız vardı, evlerine çağırmazlardı da okula getirirlerdi koleksiyon yaptıkları o özel defterleri. Özellikle yabancı ülke pulları ilgi odağı olurdu. Farklı nesneler biriktirmekten haz alırdık, ancak zamanla biriktirme huyundan vazgeçtik, iyi birer koleksiyoner olamadık. Kendi adıma kitaplar dışında hiçbir nesne ile çok güçlü bağlar geliştirdiğimi iddia edemem. En özen gösterdiğim nesne kitaplardır, kaldı ki okurken onların da satır altlarını çizer, kenar boşluklarına notlar alır ve hırpalarım. Göçebelikten yerleşik düzene geçeli ne oldu ki şunun şurasında, neyi niçin biriktireceğim? Farklı nesneleri büyük bir tutku ile biriktiren insanların varlığı da bir gerçek. Hatta bu uğurda servet harcayan ve kimselere göstermediği koleksiyonu içinde hazla oturan birileri… Fetişizme ulaşan bir yanı var elbette koleksiyonerliğin. Ölü nesnelere yönelen tutku, yaşamın ve yaşayanların yerini alıyorsa elbette bu olgu romancıların da ilgisini çeker. İngiliz edebiyatının en tanınmış yazarlarından #JohnFowles koleksiyonculuğa öyle bir yerden bakıyor ki, romanı okuyan biri kolay kolay koleksiyon yapamaz sanırım.

    #Koleksiyoncu(1) (The Collector) John Fowles’ın ilk romanı, 1963’te yayımlanmış ve büyük bir ticari başarı kazanmış. Kitabın kolay okunur olması da bu başarıya katkı sağlamıştır diye düşünüyorum ister istemez. Fransız Teğmenin Kadını ve Büyücü, Koleksiyoncu’nun yanında anılması gereken iki önemli romanıdır Fowles’ın. #FransızTeğmeninKadını’nı okuyup bitirdiğimde “Böyle son olur mu?” diyerek öfkelendiğimi çok iyi anımsıyorum, benzer öfkeye #Büyücü’yü ve Koleksiyoncu’yu bitirdiğimde de kapılmıştım. Oysa okurun beklentisini boşa çıkaracak sonları bilerek yazıyordu Fowles. Tanrı-yazar rolünü reddederek, kendi kaderlerine sahip çıkan, iradesi ve bağımsız düşüncesi olan sahici insanı yazma gayretinin sonucuydu bu çaba.

    Koleksiyoncu, edebiyat dünyasının unutulmaz katillerinden #FrederickCleeg’in, yani namı diğer #Caliban’ın kendini ve olayları anlattığı bölümle başlar. Daha sonra tutsak edilip ölüme terk edilen Miranda’nın günlüğünden yaşanılanları okuruz, böylelikle; avcı- av, katil-maktûl, sahip-köle, gardiyan-esir ikilemleri gözler önüne serilir. Aslında yalnızca bu ikilimler değildir sezdiğimiz. Miranda, cesaret, akıl, sanat, güzellik gibi kavramlarla bezeli genç bir kadındır, yaşamdan ve sevgiden yana tutumuyla Caliban’ın tam tersidir. Cleeg ise ölü olana yakındır, korkaktır, başkalarının duygularına olduğu kadar kendi duygularına da yabancıdır. Miranda’nın karşısında zayıf ve acizdir. Öyle ki kloroform ile bayıltır genç kadını, ancak ondan sonra dokunabilir, fantezi dünyasında süregiden resmi geçit töreninde gerekli olan malzemeye dönüştürür kadının bedenini, farklı pozlar verdirip fotoğraflarını çeker ve ancak bu durumda haz duyabilir. Kelebekleri öldürmek içinde aynı kimyasalı kullanmaktadır. Miranda tüm güzelliği ve zarafeti ile Cleeg’in koleksiyonunun nadide bir parçası oluverir. Sanki bir insan değilmiş gibi, sanki istenci ve iradesi, kendisine ait bir dünyası yokmuş gibi. İşin en tuhaf yanı Cleeg’in buna hakkı olduğunu düşünmesi ve inanmasıdır. İnsanın tüylerini diken diken eden bir insanın diğerine yaptığıdır… Bir insanın diğerine yaptığı- yapabileceği kötülüğün sınırı yok ne yazık ki. Gerçekte yaşanılanlar edebiyatı gölgede bırakabilir çoğu kez. Kendi evlatlarını ya da kaçırdığı kadınları yıllarca tutsak eden ve tutsağına bir seks kölesi gibi davranan insanlarla ilgili haberler düşüyor basın bültenlerine ve her defasında Fowles’ı anımsıyorum; Cleeg’in aslında gerçek yaşamda aramızda dolaşan gizli Caliban’lardan daha korkunç olmadığı gerçeğini yeniden duyumsayarak.

    Yazar, Cleeg’in ruh halini anlayalım diye katilin çocukluğu ile ilgili birkaç detay verir romanın en başında. Baba alkollü araç kullanırken yaptığı kaza sonucu ölmüştür ve anne başka bir erkekle giderek çocuğunu terk etmiştir. Cleeg, halasının yanında büyür ve halasının kızı Mabel , tartıştıklarında ona, annen bir sürtüktü, der. İşte bize gerekli olan bilgi burada saklıdır. Ölmüş baba, hala yanında yaşayan bir çocuk, çocuğu terk edip gitmiş sürtük bir anne. Esasen bu çocukluk öyküsü kolaya kaçmaktır biraz da. Cleeg’in hastalıklı ruhunun sorumlusu belli olmuştur, suçu anneye yükleyerek işin içinden sıyrılmak her zaman en kolay yol gibi gelir bana. Ama biz bu noktayı es geçerek yazıya devam edelim. Halasının evinde adeta bir gölge gibi yaşayan Frederick’in hayatla kurabildiği tek bağ kelebek koleksiyonculuğudur. Nadide kelebekleri yakalamak, ölmeleri için kavanozlarda bekletmek, ölüşlerini seyrettikten sonra onları muhafaza altına almak en önemli uğraşıdır.

    Kahramanımız Frederick Cleeg sessiz biridir, hata yapmaktan korkmaktadır ve insanlarla konuşmaktan bu nedenle çekinir, üstelik kadınların aradığı şeylerden yoksun olduğuna inanmaktadır. Bazı erkeklerin kadınları ayrı bir canlı türü gibi düşündüğüne tanıklık eden kör inanç bu cümlede dile gelir. Sanki tüm kadınlar erkelerde benzer şeyleri arar. Hatta kadınlar erkeklerde bir şey arar mı gerçekten diye bile sorulabilir bu soru?

    Miranda sanat eğitimi için burs kazanmış ve Londra’da eğitimine devam eden, hayata dönük, güzel ve genç bir kadındır. En büyük talihsizliği Cleeg ile aynı kasabada yaşıyor olmaktır. Cleeg genç kadını nadide bir kele beğe benzetir. Uzaktan uzağa Miranda’ya hayranlıkla karışık bir tutku geliştirir. Hiçbir zaman onun yakınına gelmeye, onunla konuşmaya cesaret edemez. Ancak tüm hayalleri Miranda’yı tutsak etmek üzerinedir. Onu tutsak edecektir ve zamanla Miranda, Cleeg’i tanıyacak, sevgisine karşılık verecektir. Roman bu ya, Cleeg’e lotodan bir servet çıkar ve artık çalışmasına gerek kalmayan genç adam parasını koleksiyonu için harcamaya karar verir. Şehir dışında satın aldığı evi düzenler ve kaçırdığı Miranda’yı mahzene kapatır. Bundan sonrası içler acısı sahnelerle doludur. Cleeg kurbanına giysiler alır, düş dünyasını süsleyen imajların yansısını görmek ister Miranda’da, zaman zaman insani iletişim kurulur. Ama olayın kendisi o kadar insanilikten uzaktır ki kabul edilmesi mümkün değildir.

    Miranda her şeye karşın yüreklidir, tutsak olduğu halde güçlü olandır. Avcıyı çözmek onun için hiç zor olmaz, resmini çizmek ister ve insandan çok nesneye benzediğini söyler. Yüzünde insani bir ifade yakalayamadığı için resmini yapmak zordur. Cleeg’e Caliban adını Miranda verir. #Shakespeare’in #Fırtına oyununda geçen karakterlerden biridir Caliban tıpkı #Miranda gibi. Farklı iki sosyal tabakadan gelen iki gencin karşıtlıkları roman boyunca belirgindir. Üst sınıfa yaranma çabası ve üst sınıfın öğretmenlik rolü Cleeg ve Miranda’da somutlaşır.

    #JeanBaudrillard Baştan Çıkarma Üzerine(2) adlı kitabında Baştan Çıkarılma Korkusu adlı bölümün neredeyse tamamını Koleksiyoncu üzerinden ele alır. Baştan çıkarma mademki bir kader ve tutkudur, öyleyse bunun karşıtı olan baştan çıkarılmama da bir tutku olarak kendini ortaya koyar. Baştan çıkarılmış gibi davranmak yani rol yapmak da baştan çıkarılmamanın sarıldığı yöntemlerden biri olabilir pekala. Anoreksi, frijidite, iktidarsızlık ve isteri gibi yollar izleyen insan kendi bedeninin baştan çıkarma izlerini tümü ile silerek, çekiciliğini yok ederek, cinsiyetsizleştirerek şu mesajı verir der Baudrillard: “Beni baştan çıkaramayacaksınız.” Her koşulda baştan çıkarma ve çıkarılmanın inkarı söz konusudur ve Fredercik Cleeg’in durumu tam buna uymaktadır. Hatta teşhisi şöyle koyar Boudrillard:

    Asıl sorun, bir yığın psikanalitik gerekçeleri ve aptallıklarıyla cinsellik ya da beslenme iktidarsızlığı değil, baştan çıkarma iktidarsızlığıdır. Sevgisizlik, nevrozlar, kaygı, yoksunluk, yani psikanalizin karşı karşıya olduğu her şey, hiç kuşkusuz sevememekten ya da sevilememekten, haz duyamamaktan ve haz verememekten kaynaklanır; bununla birlikte en büyük düş kırıklığının kaynağı da baştan çıkarma ve onun başarısızlığa uğramasıdır. Ne var ki baştan çıkarmanın tümüyle dışında kalanlar, sevebilecek ve haz duyabilecek durumda olsalar bile hasta sayılabilirler.(3)

    Baudrillard, baştan çıkarılma korkusunu açıklarken en uygun örnek olarak Cleeg’i ele almakta haksız değildir. Cleeg, Miranda’yı tutsak edip tek kişilik hastalıklı iktidarını tesis etmeden önce bir kez bile Miranda ile konuşma gayretinde bulunmaz. Genç kadını baştan çıkarmayacağından emindir adeta ve aynı derecede baştan çıkarılmaktan da korkmaktadır. Miranda’nın Cleeg’i öpmesi ve onun karşısında çıplak kalması genç adamda tiksinme uyandırır ve kadını bayağı olarak niteler. Yeniden Boudrillard’a kulak verecek olursak: “En vahim eksiklik hazda değil cazibede, hayati ya da cinsel doyumda değil coşkuda, Yasa’da (simgesel) değil kuralda (oyunun kuralı) yaşanır. Tek bir hadımlık durumu vardır; o da, baştan çıkarma durumundan yoksun kalmaktır.”(4)

    Baudrillard, koleksiyonculuğu ve biriktirme fetişizmini baştan çıkarmanın karşıtı tutkular olarak niteler. Kıskançlık içindedir koleksiyoncu ve kendisine ait ölü nesneleri istifler, fetişist duygusunu böylelikle tatmin eder, aslında o kendi kendinin koleksiyonunu yapmaktadır. Koleksiyoncu’yu okuduktan sonra Baudrillard’ı okumak kaçınılmaz olsa bile tam tersi de mümkündür. Boudrillard’ın Baştan Çıkarma Üzerine adlı eserini okuyan herkes Koleksiyoncu’yu da okumalıdır ki romandan felsefeye açılan bir kapıdan geçilsin.

    Romanın sonunda #FredercikCleeg mahzeninde tutsak ettiği Miranda’nın o koşullardan dolayı hastalandığını görmezden gelir ve genç kadını doktora götürmeyerek ölümüne neden olur. Oysa, okur roman boyunca kibar görünen bu genç adamın insafa gelerek, kadını serbest bırakma ihtimaline tutunur. Tüm beklentileri boşa çıkartan Cleeg herhangi bir cisimle, silahla ya da fiziksel güç kullanarak öldürmez Miranda’yı. Hasta kadını doktora götürmez ve eve de bir doktor çağırmaz. Öleceğini biliyordur ancak bilmezden gelmektedir. Herhangi bir merhamet, üzüntü ya da pişmanlık sergilemez, cesedi ortadan kaldırdıktan sonra gözüne kestirdiği başka bir genç kadının peşine düşer. Yeni av eski Caliban…

    1- Koleksiyoncu, John Fowles, Çev. Münir Göle, Ayrıntı Yayınları,2013
    2- Baştan Çıkarma Üzerine, Jean Baudrillard, Çev. Ayşegül Sönmezay, Ayrıntı Yayınları,2011
    3- Agy, s. 149
    4- Agy, s. 149

    romankahramanlari replied 1 year, 7 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
Koleksiyoncu Katil: Frederick Cleeg* Makale Yazar…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now