Kahraman: Türkiye’de Gençlik Edebiyatı ve Bu Alanın Tanım ve Uygulama Sorunları

  • Kahraman: Türkiye’de Gençlik Edebiyatı ve Bu Alanın Tanım ve Uygulama Sorunları

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 15:56

    Türkiye’de Gençlik Edebiyatı ve Bu Alanın Tanım ve Uygulama Sorunları*

    Makale Yazarı: Necdet Neydim

    *Bu makale Roman Kahramanları dergisi 16. sayıda (Ekim/Aralık 2013) yayımlanmıştır.

    Genel edebiyat alanı içinde, tarihsel süreçte, ekonomik ve sosyal gelişimler sonucu yeni edebiyat alanları ortaya çıkmıştır. Bunların içinde önemli yer tutanlardan biri de “Gençlik Edebiyatı”dır.

    Tarihsel sürece baktığımızda sosyo ekononomik değişim ve gelişimlerin yaşandığı dönemler yeni edebiyat akımlarının ortaya çıkmasına neden olduğu gibi yeni edebiyat alanlarının ortaya çıkmasında etkin rol oynamıştır. Sosyoekonomik değişimler, üretim ilişkilerinde değişimlere yol açmış ve bu insan ilişkilerinde aile içi ilişkilerde yeni rol modelleri ve bu rol modellerin gerçekleşmesi için de ona dönük bir edebiyatın gereksinimini yaratmıştır.

    Modernitenin ortaya çıkardığı, kendini genel edebiyattan soyutlayıp “çocuk ve gençlik edebiyatı” olarak yerleşen bir edebiyat tarzı olarak ele alınabilir gençlik edebiyatı. Kendine özgülükler taşır ve bu özgülükler ona “gençlik edebiyatı” denmesine de neden olur.

    Bu edebiyat alanının salt yazınsallık kaygısıyla ortaya çıkmadığını, çocuk ve gence dönük ideolojik ve dinsel amaçların, onları bu amaçlar doğrultusunda ideal bir figür olarak yetiştirme çabalarının, yeni bir toplum oluşturma sürecinde edebiyattan yararlanma düşüncesinin bunda önemli rol oynadığını söyleyebiliriz. Buna dönük metinlerin yanı sıra çocuk ve gencin özel bir tüketim alanı olarak keşfinin ardından onun tüketici gereksinmeleri karşılayacak bir harcıalemlik (trivial) taşıyan örneklerinin de alanda kendine çok geniş bir yer bulduğunu da söylemek mümkündür. Yayın piyasasına bakıldığında salt bu amaçlara odaklanmış yayıncı ve yayınların önemli bir yelpaze oluşturduğunu görmek çok şaşırtıcı olmaz. Sistem açısından bakıldığında ticari ve ideolojik bir sonuçtur. Yayın piyasasında gençlere seslenen bu kitapların seri olarak üretildiğinin ve de üstelik bunların çok önemli talep içerdiğinin tanıklığını yaparız.

    Ergenlik ve gençlik dönemi bir insanın oluşum sürecinde önemli bir rol oynar. Bu dönemlerin kendine özgülüğü, yarattığı ruhsal durumlar, yaşamı algılamasında önemli etkenlerdir. Onun eğilimleri, tutkuları, kaygıları, özlemleri, arayışları, çelişkileri, dönemsel olarak varlığının temel ögeleridir ve onu süreç içinde biçimlendirir. Onu bu özelliklerinin dışında tek tipleştirerek tanımlamak ya da ondan böyle davranış göstermesini beklemek doğasına aykırıdır ve oluşumunu olumsuz etkilemesinin yanında kişiliğinin bütünlüklüklü olmasını da engeller.

    Gençlik edebiyatının ortaya çıkışından başlayarak günümüze kadar geçen dönemlere baktığımızda ona dönük edebiyatın yukarda vurguladığımız amaçları gerçekleştirmek için yazıldığını söyleyebiliriz.

    18. Yüzyıl edebiyatının modernitenin ve dinin birlikte biçimlendirmeye çalıştığı ve kendine hizmet edecek bir figürü oluşturmaya çalıştığı bir yüzyıl olarak görebiliriz. Robinson Crusoe’da belirginleşen ideal genç insanda, doğaya tek başına meydan okuyan figürün yanı sıra, sömürge anlayışını içselleştirmiş ve dini de önemli bir noktada tutan insan figürüdür ana olarak sunulan.

    19.yy.ın ortalarına doğru dünya gençlik edebiyatı birçok ulus tarafından öncelikli olarak ele alınmaya ve bu alanda eserler ortaya konmaya başlanmıştır. Alman edebiyatının yanısıra İngiliz Edebiyatında da bu konuda önemli çalışmalar ortaya konmuştur. 19. yüzyıl Romantik Akımı “Genç Werther’in Acıları“ romanıyla gençlik başkaldırısının öncülüğünü yapmıştır; her ne kadar kitap bir dönem yasaklanmış olsa da.

    O dönem ve sonraki dönemlerde gençlik edebiyatının önemli olan yanı, hızlı bir bir biçimde yayılması ve sosyal sınırlar tanımadan her dil ve toplumdan gençlere ulaşması ve ortak davranış ve dil oluşturabilmesidir. Bu özelliğiyle kültürel anlamda her zaman cazibesini korumuştur. Bu edebiyat alanının kendine hedef kitlesi seçtiği gençliği tanımlamak ve bu hedef kitlesinin edebiyattan beklenti ve özlemlerinin yanı sıra, ona dönük edebiyatın nasıl oluştuğuna ya da oluşturulduğuna bakmak gerekir.

    Genç kavramı bütünüyle hemfikir olunmasa da genel olarak 14–24 ya da kimi anlayışa göre 12- 27 yaşları arasındaki insan olarak kabul edilir. Bu yaş aralığının geç ya da erken bitmesi ortalama bir gerçeğin varlığını da yadsınır kılmaz. Ayrıca bu kitle hem sosyolojik hem de psikolojik açıdan homojen bir kitle değildir. 14 yaşlarından başlayıp 18-20 yaş aralığında biter gibi görünen ergenlik dönemi genç insanın en sorunlu ve edebiyata en fazla konu alınan dönemidir ki bu dönemi ele alan edebiyat ürünleri de özellikle değerlendirilmeyi ve sorgulanmayı hak etmektedir.

    Tanımlamasını yaptığımız hedef kitlesine yani gençler dönük bir edebiyat olan Gençlik Edebiyatı dediğimizde ise, farklı tanımlamalar karşımıza çıksa da, “gençlerin okuduğu edebiyat” tanımı bu alanı genel olarak tanımlar görünür. Ancak daha özel bir tanım sunmak gerektiğinde, örneğin Helmut Metzler ‘Gençlik Edebiyatı’nı üç aşamada tanımlamaya çalışır:

    1- Gençler için yazılan edebiyat
    2- Gençler tarafından yazılan edebiyat
    3- Hem gençler, hem de yetişkinler tarafından okunan bazı eserler’dir.

    Edebiyat bilimci G. Klinberg ise Metzler’in aksine Gençlik Edebiyatını beş aşamada ele alır:

    1- Öncelikle ve özellikle gençliğin zevk aldığı konuları kapsayan eserlerin tümü
    2- Salt gençlik için yazılan edebiyat
    3- Gençler tarafından yazılan edebiyat
    4- Gençler tarafından, yetişkinlerin edebiyatından seçilen metinlerin oluşturduğu edebiyat
    5- Genç kuşağın beğeniyle okuduğu çeşitli metinleri içeren edebiyat türü

    Gençlik Edebiyatının ülkemizde tanımlama sorunuyla karşılaştığını söylemek pek olanaklı değildir, çünkü böyle bir tanım sorunu ne eğitim sisteminde, ne de edebiyat alanında gerçek anlamıyla ele alınmıştır. Yukarıdaki tanımlamaları göz önüne aldığımızda, Gençlik Edebiyatının varlığı konusunda kuşkuya bile düşebiliriz. Son yıllara kadar Gençlik Edebiyatı olarak tanımlanan kitapların çoğunlukla yetişkinler tarafından seçilmiş veya derlenmiş kitaplar olduğunu söylemek ise hiç de yanlış olmaz.

    Bu derleme kitapların önemli bir kısmı yol gösterici, diğer kısmı ise yine yol göstericiliği içermesinin yanında biçimlendirici kitaplardır. Dahası özellikle okul sisteminde ve yetişkinler dünyasında öğretmenin ya da yetişkinin kendi değerlerine ya da beğenisine uygun düşen kitapların ve de hatta “dayatılmış seçki”lerin varlığıyla karşılaşırız. Oysa gençlik edebiyatı oluşmuş ve gelişmiş ülkelere baktığımızda bu alana dönük edebiyatın öznesinin daha çok genç insan olduğunu görürüz.

    Gençlik edebiyatı başlangıçta didaktik bir amaçla yola çıkmış ve bu amaç özünde belli hedef kitlelerinin biçimlendirilmesi doğrultusunda da kullanılmıştır. Bu anlayışa sahip metinlerde asıl kaygının yazınsallıktan öte temsil ettiği anlayış doğrultusunda olduğunu görebiliriz. Aynı şekilde eğlendiriyor gibi görünerek okurunu nesneleştiren metinlere de rastlarız bu alanda ve bunlar trivial (harcıalem) edebiyat olarak dizgedeki yerlerini alırlar.

    Bütün bunların ötesinde “Gençlik Edebiyatı”nın daha çok hangi türlere yakın durduğunu sorguladığımızda aşağıdaki türlerin bu alan içinde yoğun olarak yer aldığını görürüz.

    Gençlik Edebiyatı Türleri:

    1- Aile romanları ve öyküleri
    2- Genç merkezli psikolojik roman ve öyküler
    3- Şiir
    4- Fantastik roman ve öyküler
    5- Bilim kurgu
    6- Polisiye
    7- Macera romanları
    8- Tarihi romanlar
    9- Çizgi roman
    10- Popüler bilimsel metinler (psikoloji, sosyoloji, felsefe v.d.)
    11- Belli cinsiyete (genç kızlara) dönük diziler ve didaktik metinler
    12- Yetişkin edebiyatından seçilmiş metinler

    Aile romanlarına baktığınızda sürekli değişen toplumsal bir birimden mi yoksa hala geleneksel yapısı içinde varlığını sürdüren bir birimden mi söz edildiğini anlamak gerekir. #Modern ya da #muhafazakar olsun aile yapısında gelenekselliğin sürdüğünü gençlik ya da gençler için seçilmiş romanlarda görmek şaşırtıcı olmaz. #Modernist yaklaşıma sahip olsa da aile yapısındaki gelenekselliği sürdürme gençlik romanlarındaki aile yapısının temel özelliğidir. Ancak bazı yazarların zaman zaman daha eşitlikçi yaklaştığını görsek de yine de metnin akışında yukarda vurguladığımız çerçeveye dönülür. Bu süreç salt bir macera olarak kalır. Aile romanlarında en çok eleştirilen baba figürüdür, çünkü otoriteyi temsil etmektedir; ama aynı zamanda en çok kutsallanan figürün de baba olduğu yadsınmaz bir gerçektir. Baba figürüyle çatışma en çok feodal yapıda ve genç kızların okuma kültürüne dönük olarak çıkar. Sonunda genç kızın okuyup kendini göstermesi özgürlük tanımlaması için yeterli görülür.

    Aile romanlarında son dönemde genç merkezli anlatımlar çoğalmış, Aynı zamanda ailedeki iç çatışmalarda (özellikle ergen romanında) gençlik sorunları daha bir anlayışlı dille yansıtılmıştır.

    Yukarda değinilen koşulların yanı sıra cinsiyete özgü rol model dağılımları, otorite tanımlaması -en azından çeviri kitaplarda- farklı bir toplumsal paradigma şeklinde yansır ve alımlanırken ve de aynı zamanda eşdeğerlerini (karşılıklarını) toplumda bulabilmektedirler. Dilselleşmeyen sorunların da gençlik edebiyatında kendi gerçekliği içinde yer bulmaya başladığını söylemek de olanaklı hale gelmeye başlamıştır. Ancak bunların edebiyat dizgesinde yer almaya başlaması, bu edebiyat alanının gelenekselliğinden kurtulduğu ve bağımsız bir alan olarak tartışıldığı anlamında gelmemektedir.

    Kuşaklar arasındaki ilişkiler, kimi metinlerde yumuşar görünürken –bunu gençler lehine oluşan bir anlayışın geliştiği ve anne- babaların eğitici rol modelinden arkadaş rol modeline geçtiği anlamında kullanıyoruz- yine de bunun tam gerçekleştiğini söyleyemeyiz, çünkü ebeveynler, gelişmekte olan bir toplum yapısında -süreç içinde doğal görünen ama aşılması gereken- çocukları üzerinden gerçekleştirdikleri narsizmlerini yaşamaktadır. Bunun edebiyata tam anlamıyla yansımasını kısa zamanda beklemek doğru olmaz çünkü buna hem ebeveynler hem de eğitim dünyası hazır değildir, çünkü didaktik bir gelenekten gelen kitleye edebiyat alanına yansıyan “genç gerçekliği”ni anlatmak -en azından şimdilik- olası değildir.

    Genç merkezli psikolojik roman ve öykülerde yukarda değindiğimiz sorunların yansımasını beklemek edebiyatın doğası gereğidir. Ancak yayıncı, yazar ve aile-okul sacayağında, psikolog, rehber öğretmen ve arkadaş dünyasına yansıyan, dillendirilen ergenlik ve gençlik sorunları özellikle ortak paylaşım ve tartışmalarda konuya hakimiyetin dağılacağı endişesiyle edebiyatın gündemine getirmekten çekinilen konular olmuşlardır.

    Şiir, genç insanın dünyasına en çok seslenen edebiyat alanıdır, çünkü onun içinden geçenleri en damıtılmış haliyle dile getiren metindir. Yetişkinler dünyasına geçişte en önemli köprü sayılabilecek bu edebiyat alanıyla iletişim kurarken, genç insanın o dünyanın içine doğru çekilmesi, yanlış bir uygulamada gencin ya o dünyadan dışarı çıkamaması ve ve çözümsüzlük algısı içinde kalması ya da anlayamama kaygısıyla hiç iletişim kuramaması söz konusu olabilir. Oysa şiir ona özgürlük penceresi açacak bir alan olmalıdır, olabilmelidir. Gence götürülecek metinlerin de nihilizm yaratacak metinler olmaktan daha çok onu yaşama taşıyacak ve yaşamı kavrayacak metinler olmasına özen gösterilmelidir. Edebiyat dizgemizde doğrudan gençliğe dönük şiirler olmasa da şairlerin iç dünyasında genç kalabilmeleri, sanırım bu sorunu, en azından bu alanda hafifletmiş görünmektedir.

    Fantastik roman ve öyküler, gençlerin okuma dünyasında önemli bir tutar. Fantastik aynı zamanda gerçek düzlemde karşılaşılamayan, karşılaşmaktan kaçılan sorunlarla gerçeküstü düzlemde imgeler yoluyla karşılaşma olanağı verir ki bu gencin kendini ifade edebilmesinde bir araç olarak güçlü bir işlevi yerine getirir. Fantastik kimi zamanda gerçeklerden uzaklaşıp farklı bir düzlemde rahatlama, iç boşaltma rolünü de üstlenir. Burada asıl sorun metnin okuruna geri dönebilme olanağı sağlamaması, içerde tutması durumlarıdır ki, burada asıl sorun yine yukarda vurguladığımız okuma kültürüne dayalı bir sorundur. Metni otorite kabul eden anlayıştan vazgeçmek gelecekte ortaya çıkabilecek sorunları olabildiğince ortadan kaldıracaktır.

    Bilim kurgu, gençleri bilimsel bilgiye götüreceği gibi, bilimsel bilginin ve ondan oluşan düşlerin yazınsal bir çerçevede tanımlanıp anlatılabileceğini ve ayrıca dilselleşmeyen düşleri gerçekleştirmenin olanaksızlığını da gösterecektir. Anlatamadığını gerçekleştiremezsin.

    Polisiye romanları çoğu eğitimci ve yetişkin, #harcıalem edebiyat alanı içinde görür. Bu anlayış yanlıştır ve geçmişteki seçkinci bir edebiyat geleneğinden miras kalan önyargılar içerir. Polisiye romanlar da edebiyat estetik değerler taşırlar ve felsefi derinlikleri, psikolojik içerikleri, sosyolojik tanıklıkları onları farklı değerlere taşıyabilir. Polisiye romanlar, okurunu sosyal, psikolojik tanıklıklar yaptırır ve aynı zamanda sorgulama becerisini geliştiren veriler sunar.
    Macera romanlarına gelince bu türün genç insanda bilim kurgu ve fantezi romanlarında olduğu gibi yaşamla karşılaşmada ve oradaki farklı gerçekliklerle çok da sorgulamadan karşılaşma olanağı verir. Çoğu zaman rehabilite edici işlevi olabilir.

    Tarihi romanlar, yönlendirici değil, araştırmaya yöneltici olabilirse okurun iç dünyasında araştırma isteklerini ve tarihsel süreç içinde ideal rol modelleri bulup çıkarma ve kendine yönelik ütopyalar kurmasını sağlar ve bilimsellik tutkusunu tetikleyebilir.

    Çizgi roman ve mizah dergileri dışavurumun gerçekleştiği alanlardır ve aynı zamanda farklı alt kültürlerin oluşup kendini ifade ve tanımlaması olanağını verir.

    Belli cinsiyete (genç kızlara) dönük diziler ve didaktik metinlere baktığımızda şunları söyleyebiliriz:

    Genç kız edebiyatının Batı’daki çıkış noktasıyla bizim topraklarda boy göstermesi arasında sıkı bir paralellik kuramasak da bir eşdeğerlilik ya da öykünme arayışının varlığından söz edebiliriz.

    Süreçte paralellik (bir kısım) kurulabilir ama çıkış noktaları arasında zaman olarak yüz yıllık bir farkı da görmemiz gerekir. Bu çok doğaldır çünkü tüm bu süreçleri belirleyen modernleşmedir. Batı’da, modernleşmenin doğal olarak zorunlu kıldığı bu alan bizde başlangıçta bir öykünme olarak ortaya çıkar. Ancak bu bile kadının bir birey olarak ortaya çıkmasında ve özgürlük mücadelesinde önemli rol oynamıştır.

    Batı’da #modernite başlangıçta aile içi rol model dağılımında kadına annelik ve eşlik rolünü vermiş ve bunu kutsallamıştır. Dış dünyaya çıkan üretime katılan erkektir. Kadın evinde çocuklarını büyütür, eşine mutlu bir sunarken erkek dışarda evin geçimini temin eden, fabrikada çalışan olmuştur. Erkek tanrısal bir gücü temsil ettiği inancıyla otorite olarak tanımlanmış ve ona karşı tanrısal bir boyun eğişin gerekliliği vurgulanmıştır. 19. yüzyıl ve 20 yüzyılın ortalarına kadar yaşanan süreçte rol modeller ağırlıklı olarak bu şekilde çizilmiştir. Bunun değişimi, ikinci dünya savaşı sonrası ve elbette 68 öğrenci hareketlerinin güçlendirdiği feminist akımlarla gerçekleşmiştir..

    Bizde ise bu süreç başlangıca paralel bir anlayışla yaşanır. Rol modellerde aynılık vardır.

    “Romantik aşk” temasıyla yazılmış romanların salt eğlendirici olmasının dışında kadına biçilen rol modellerin içselleştirilmesinde önemli rol oynadığını söyleyebiliriz. Kadın bu metinlerde hem tüketim nesnesidir hem de kendine biçilen rol modeli farkında olmadan içselleştiren edilgen bir varlık konumundadır. O tür metinlerin içinde kendine biçilen rol modele karşı çıkan bir tek kadın göremezsiniz.

    Okuma kültürü açısından incelediğimizde de çevre kavramı ile karşılaşırız. Hem #trivial (harcıalem) edebiyat, hem de Genç Kız Edebiyatında ele alınan eserlerde oluşturulan manevi çevrede belirgin bir tutuculuk ve dünya görüşlerindeki durağanlık gözden kaçmaz; gerçi eski ve yeni kitaplar karşılaştırıldığında çevre bağlamında yüzeysel de olsa belli bir gelişme/değişme görülür, ama temelde işlenen dünya görüşle-rinde bir değişme olmadığı da gözlenir. Sonuçta Genç Kız Edebiyatı edebi değer taşımayan, belli ihtiyaçları karşılayan ve piyasa şartlarına göre biçimlenen bir tür olarak görünürlük kazanır; bu yüzden de oluştuğu dönemin sabit düşünce kalıpları ve beklentileri hakkında bilgi edinmemizi sağlayan önemli kaynaklar gibidirler..

    Türkiye’deki genç kız politikasına baktığımızda, modernleşme süreciyle birlikte önem kazanan Kızların Okuması Politikasının hâlâ bütünüyle gerçekleşemediğini görürüz. Günümüzde hâlâ okula gitmeyen (gönderilmeyen) ve okuma yazma bilmeyen kız sayısı erkeklerden fazladır. Bu durum, Kadın-Erkek Eşitliği Politikasının gerçekleşmesini önlemekte, kadınların sosyal yaşamda eşit koşullarda yer almasını engellemektedir.

    Ancak tüm bunlara karşın genç kıza yönelik metinlerde onların yaşamını sınırlayıcı davranılması, biçimlenecek nesne gözüyle ele alınması da ayrıca tartışılması gereken bir durumdur. Eşitlikçi yaklaşan yazarlarımızın çoğalması, soruna katkı sağlaması açısından önemlidir.

    Türkiye’deki okur kitlesine baktığımızda genç kızların kendi yaş sorunlarına dönük kitaplardan daha çok, keşfetme arzusuyla yaşının ötesindeki kitapları okuduğunu görürüz. 17’li yaşlara hitap eden bir kitabın okuru 12–13 yaşlarındaki genç kızlardır. Bu yaşta kendine özdeş seçtiği figürün yaşamının, o yaşa geldiğinde özdeşlikler taşımadığını gördüğünde düş kırıkları yaşamakta; kendine sunulan ideal figürün gerçekdışılığının farkına varmaktadır.

    Edebiyatın kendi özgür alanında her türlü figürü sunabileceği bir gerçektir. Ancak bu figürleri yazarı ve yayıncısı olarak çözüm figürler olarak sunduğunuzda taşınan sorumluluk bir o kadar artmaktadır. Edebiyat alanında kaldığınızda sorgulanır ve eleştirilirsiniz; bu, edebiyatın gerçeğidir. Ancak edebiyatı kullanıp, edebiyat dışı kalmaya çalıştığınızda yani sorgulanmaktan kaçtığınızda da bu alana dönük bilimin devreye girmesi gerekir. Bu psikolojidir, pedagojidir.

    Kendini psikolog, pedagog gören yazarların öznel yaşam deneyimlerinden yola çıkarak genç kızlara ideal figür sunmaları ne denli doğrudur ve ne denli çözüm sunabilicidir, tartışmak gerekir. Ancak bu, edebiyatın sorunu değildir ve bu nedenle bu tür metinlerin edebiyat dışına alınıp, ilgili alanın uzmanlarınca sorgulanması gerekir. Görgü kuralları ve davranış biçimleri öğreten metinlerin hâlen “Genç Kız Edebiyatı” alanında ele alınması da sorgulanmalıdır. Bu konuda eğitim sisteminin ve öğretmenlerin edebiyat anlayışlarının da tartışılması gerekir. Onların edebiyattan bekledikleri bu olduğu sürece sorun devam edecektir.

    Ancak tüm bunlara karşın genç kıza yönelik metinlerde onların yaşamını sınırlayıcı davranılması, tüketim nesnesi, biçimlenecek nesne gözüyle ele alınması da ayrıca tartışılması gereken bir durumdur. Bu tür metinlerin genel yelpaze içinde çoğalması hem yazınsallık hem de toplumsallaşma açısından sorunlu olabilir. Asıl üzerinde durulması ve geliştirilmesi gereken, okuru hem metnin hem de hayatın öznesi olduğunu onu bir birey, kimlik ve toplumsal eşit bir varlık olduğunu kabul eden ve yansıtan metinlerin ve bunu içselleştirilmesi olmalıdır.

    Yetişkin edebiyatından seçilmiş metinlere baktığımızda burada öncelikle eğitim sistemindeki eskimişlik (gelenekçilik diye tanımlamak zor görünüyor) ve özellikle öğretmenlere dayanan bir sorunla karşılaşırız. Klasikleri olmazsa olmaz gören bu anlayışta ideal okur figürü çizilmiştir ve bu figüre uymayan okur, yazınsallık alanına dahil edilmez. Dışlanır. Bu nedenle gençlerin iyi bir okur olmasını sağlayacak çizginin bu kitapları okumaktan geçtiği inancı ve iddiası, çoğu zaman gencin, uygun yaş, yani olgunluğa ulaşıldığında çok keyifli iletişim kurabileceği metinleri ona ulaşılmaz ve anlaşılmaz kılmakta ve o metinlerin okunurluğunu ortadan kaldırmaktadır. Bu nedenle bu alandan seçilecek metinlerin gencin hem kolay iletişim kurabileceği, hem onun hayatına dokunan ögeler içeren hem de onu edebiyat estetik ile buluşturan metinler olmasına dikkat edilmelidir. Bir kitabı okunmaz kılacak özellik, onun, okurun dönemsel gerçekliğine uygun olup olmamasıyla belirlenir. Bunun dışında bir kitabı okunmaz kılacak özellikler ancak eleştiri kurumuyla belirlenecek özelliklerdir ki bu da okura ancak yol gösterici olabilecek bir süreci belirler. Mutlaklık ortaya koymaz. Ama tüm bunlar eleştirelliğin varlığını da mutlak gerekli kılar.

    Gençlerde kitap seçme alışkanlığı ve deneyimine baktığımızda onların çocukluklarından başlayarak edindikleri veya edinmeye başladıkları (veya ilk kez de olsa yaşama bakışlarındaki) eğilimlerinden yola çıkarak kitap seçtiklerini görürüz. Ancak onların bu seçme yöntemi yetişkinler dünyasını her zaman tedirgin etmiştir. Denetleme isteği, kaybetme korkusu, onların seçimlerini hep korkutucu kılmış ve endişe yaratmıştır. Ayrıca onlara sunulan metinleri yeni bir kitle ve kültür yaratma kaygısıyla seçenler veya hazırlayanlar da onları, kendi başına seçmede yalnız bırakmayı istemezler. Bu isteklerde haklı olanlar olduğu gibi istekleri sorunlu olanlar da söz konusu olabilir. Bu, o isteğin içerdiği anlamla belirlenebilir. Açıkça söylemek gerekir ki yeterli yazınsal birikim almamış, sorgulama kültüründen uzak yetişmiş olan gençler çoğu zaman içine düştükleri arayış kavgasında kendilerine sunulan metinlerin onları biçimlendirmelerine izin verebilirler. Burada asıl sorun hala egemen olan edebiyat ve okuma anlayışıdır. Kitabı mutlak iktidar kabul eden anlayış bu gücünü sürdürdükçe benzer sorunları yaşamayı sürecek demektir. Yine de bunun aşıldığını gösteren belirtileri daha fazla gördüğümüzü söyleyebiliriz.

    Gençlerin seçme özgürlüğü, onların aynı zamanda yaşamı deneme hakkıdır. Yanılgılar ortaya çıkabilir –ki bu doğaldır- bu durumda ona bu konuda destek olan kişi ya da kişiler doğrudan kendi eğilimlerini dayatmak yerine sorgulayıcı bir yöntemle gencin eğilimlerini birlikte ortaya çıkarma yöntemini uygulayabilirler, uygulamalıdırlar.. Dayatmacı bir anlayış ne kadar özgürlükçü olduğunu söylese de bunu asla içermez.

    Gençlik edebiyatı metinlerinin seçiminde vazgeçilmez en temel ölçüt eleştirel okumaya açık metinlerle karşılaşmak ve karşılaştırmak olmalıdır. Ancak her metin buna açık olmayabilir. Bu durumda okurun eleştirel olabilmeyi ve metinle hesaplaşma özgürlüğüne sahip olduğunu bilmesi yani okurun buna göre kendini konumlandırması gerekir ve elbette bunun için altyapı eğitimcilerince oluşturulabilmelidir..

    “Gençlik edebiyatı”nın, biçimlenmeye hazır bir kitleye dönük olarak ideolojik, kültürel didaktizmin temel aracı olarak kullanılabilecek bir alan olduğunu yukarda vurgulamıştık. Bu nedenle böylesi metinlerin özellikle ortak alanda sınıf ve okulda uygulamalarda kullanılmaması varsa da eleştirel yaklaşarak değerlendirilmesi gerekir.

    Sınıf veya grup çalışmalarında okunacak ve ortak olarak tartışılacak metinlerde birey ve toplumun temel sorunlarına değinen ve ortak evrensel sorun ve değerleri paylaşan ve oluşturan konu ve kurguyu aramak bu konudaki ortak düşünce paylaşımını güçlendireceği gibi iletişimi de artırabilir. Bu, gençlerin birbirlerini tanıması iletişim kurması ve ortak değerler oluşturabilmesi açısından önem taşır.

    Ortak okumalarda seçilen metnin psikolojik sorunlar, ayrıca böyle bir sorunu tetikleyecek veriler içermemesine dikkat etmek gerekir. Bunu bu tür kitapların okunmaması anlamında yorumlamak yanlış olur. Yanlışlık kitabın okunması değil, denetimi zor olabilecek ortamda okunmasındadır. Kimi zaman bu tür metinlerin daha dar ekiplerle okunup tartışılması sorgulama kültürünü artırıcı etki yapabilir. Ama burada asıl gerekli olan koşul, bunu uygulayacak öğretmen ya da rehberin yeterli donanıma sahip olmasıdır. Salt edebiyat birikimi bunu yapmaya yeterli olmayabilir. Bunun için böylesi durumlarda rehber öğretmenlerin(elbette okuma kültürü edinmiş) sürece katılması, yararlı olabilir. Böylece okuma sürecine farklı disiplinler de katılmış olur.

    Sonuç olarak, dünyada yüz elli yıldan bu yana var olan gençlik edebiyatının ülkemizde yeterince geliştiğini söylemek mümkün değildir. Bunda eğitim sistemindeki temel anlayışlar, çocuk ve genç algılamasındaki farklılıklar, gençlik kavramının doğrudan yetişkinler dünyasına geçişle sınırlanması, üstelik edebiyatta yerinin de bu çerçevede olması gelişmedeki temel nedenlerden bazıları olabilir.

    Bir alanın oluşması ya talep edilmesi ya da talep yaratılması ile mümkün olabilir. Gençlere dönük edebiyat gereksinmesi, yetişkin edebiyatından seçilen eserlerle giderilmeye çalışıldığı gibi bu alandan seçilen eserler yazınsallığa geçişte temel köprü olarak tanımlanmış; bu köprüden geçilmezse gerçek bir edebiyat birikiminin oluşmayacağı inancı güçlü olarak savunulmuştur. Yetişkin edebiyatından önerilen metinlerin yazınsallığını reddetmek, onların okunamazlığını savunmak elbette doğru bir yaklaşım değildir; burada temel sorun hangi metnin hangi yaşa uygunluğunun belirlenmesidir. Göreliği belirlemek unutulmaması ve sürekli göz önüne alınması gereken ölçütlerden biridir.

    Özellikle son yirmi yılı göz önüne aldığımızda yayın dünyasında çeviri ve telif gençlik edebiyatı ürünlerinde önemli gelişmeler gerçekleştiğini görmekteyiz. Ülke nüfusunun üçte ikisinin genç insanlardan oluştuğundan yola çıkarsak bu hedef kitlesine dönük bir edebiyatın olması ve geliştirilmesi zorunluluk olarak karşımızda durmaktadır. Bu konuda yazar, yayıncı, öğretmen, eleştirmen, ebeveyn ve elbette gençlere çok iş düşmektedir. Yaşanan sürecin güçlü bir gençlik edebiyatının oluşumuna katkı getirmesi dileğimizdir.

    —————
    Kaynakça
    • Asutay, Hikmet: #Ergenlik Romanı, Doktora Tezi İst., 2000
    • Dahrendorf, Malte: Das Maedchenbuch und Seine Leserin, Belz Verlag, Weinheim und Basel 1978
    • Kür, İsmet: Türkiye’de Süreli Çocuk Yayınları, Atatürk Kültür ve Tarih Yüksek Kurumu Yayınları, Ankara 1991
    • Neydim, Necdet: Çocuk Edebiyatı, Bu Yay., İstanbul 2003.
    • Neydim Necdet: Genç Kız Edebiyatı, Bu Yay., İstanbul 2005.
    • Özyer, Nuran: Edebiyat Üzerine, Gündoğan Yay. Ank. 1994

     

    #Sayı16 #robinsoncruseao #çocuk #genç #çocukvegençlikedebiyatı #necdetneydim

    romankahramanlari replied 1 year, 8 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
Türkiye’de Gençlik Edebiyatı ve Bu Alanın Tanım v…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now