İKİ BÜYÜK YALNIZLIK BİR UMUTSUZ AŞK

  • İKİ BÜYÜK YALNIZLIK BİR UMUTSUZ AŞK

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 12:01

    İKİ BÜYÜK YALNIZLIK BİR UMUTSUZ AŞK*

    Makale Yazarı: Asuman Susam

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Temmuz/ Eylül 2017, 31. sayıda yayımlanmıştır.

    “Benim beklediğim aşk başka dedi. O bütün mantıkların dışında, tarifi imkânsız ve mahiyeti bilinmeyen bir şey. Sevmek ve hoşlanmak başka, istemek, bütün ruhuyla, bütün vücuduyla, her şeyiyle istemek başka… #Aşk bence bu istemektir. Mukavemet edilmez bir istemek.”

    Sabahattin Ali, edebiyatımızın özellikle eleştirel gerçekçilik deltasının en önemli isimlerinden. Öykülerinden romanlarına zamana meydan okumasının önemli kaynağı her şeyden önce dili. Zamanın mekân içinde bir gül gibi harelenerek açması insana yaklaşma biçiminde saklı. Bugün hâlâ okurun aktüel ilgisini koruyan yazarlardan biri sayılması, döneminin toplumsal algısının, politik kuşatmacılığının, estetik ve etik ilkesellikteki indirgemeciliğinin uzağında, ötesinde ve döneminin algısını aşan bir açıklıktan insana ve dünyaya bakıyor olması kaynaklı.

    Eserleri arasında okurların ilgisini yıllardır açık ara koruyan Kürk Mantolu Madonna sanırız yazıldığı dönemden daha çok bugünün okurunca kıymet gördü. Bunun nedenlerini elbette büyük ölçüde zamanenin zamanla kurduğu ilişkide aramak lâzım. Çünkü bu kitap yazıldığı çağda ve yazarın külliyatı içinde toplumsal cinsiyet rollerinin, kahramanların benlik inşalarının özellikleri ile, aşka yüklenilen anlamlar ve bu anlam üzerinden insanın büyük yalnızlığına, #varoluş, oluş sancısına yaklaşımıyla benzerlerinden ayrılmakta. Romanın çekirdeği düşünüldüğünde başkarakter Raif Efendi bir #antikahraman olarak Bay C’nin, Turgut Özben, Selim Işık ya da uzak akraba Bay Muannit Sahtegi’nin mayalanma yeridir diyebiliriz; başka bir deyişle bu roman kahramanları #RaifEfendi’nin özünden küçük parçalarla mayalanmışlardır diye düşünebiliriz.

    #Toplumcu bir yazar olan ve eleştirel gerçekçiliğin sınır boylarında anlatım ve dilini biçimlemeye çalışan Ali, aynı zamanda #Almanya yıllarının, okuduklarının ve çevirdiklerinin etkisiyle Alman romantizminden de esintiler taşır roman ve öykülerinde. Kürk Mantolu Madonna da hem bir #novella oluşu hem de merkezindeki aşkın yakıcılığı nedenleriyle gerçekçiliğin geçirgen dokusundan içeri romantizmin sızmasına engel olmamıştır. Hatta bu, bu roman için özellikle hem kaçınılmaz hem de yazarın bilinçli tercihidir denebilir. İki bölümden oluşan bu #romanınkurgusu pek çok romandan aşina olduğumuz iç içe geçmiş öykülerden oluşur. Birinci bölüm roman zamanıyla bir şimdiki zamanın içine çeker okuru. Raif Efendi’nin ölmeden önceki zamanlarına anlatıcının gözlemleriyle tanıklık ederiz. İkinci bölümse anlatıcının Raif ölmeden az önce onun günlüğünü bulması ve ona söz verdiği gibi onu yakıp yok etmenden önce izniyle okuması sürecini içerir. #Havran, #Berlin ve #Ankara’da geçen eserin ikinci bölümünde anlatıcı Raif’tir. Ve okur ilk bölümde düğüm halinde duran Raif Efendi’nin ruhunun derinlerini, sırlarını ve nasıl bir ruh taşıdığını ve şimdiki zamanda neden böyle gizemli, nihilist bir ihtiyara dönüştüğünün açıklamalarını bu ikinci bölümde bulur. Roman boyunca merak ögesinin diri kalmasının nedeni bir ölçüde kurguyla sağlanmışsa da romanın bu konudaki asıl gücü dilinden, yazarın üslubundan ve kesin, yakıcı ve tedirgin edici gözlem gücünden gelmektedir. Ayrıca romanın çerçeve hikâyesini oluşturan ilk bölüm bir köprü görevi görmenin çok ötesine geçmeyi hem Raif’e hem anlatıcıya okurun dikkatini çekmeyi başarmış derinlikte ve etki gücü yüksek bir bölümdür. Hatta birinci bölümün okurda bıraktığı başka bir beklenti noktası da bu başarıdan ötürüdür. O da ikinci bölümün yani Raif ve #Maria aşkının bitiminde anlatıcının kendi hikâyesine ve iç yolculuğuna devam etmesi beklentisidir. Romanın bir anlamda #yarımlıkhissi taşıması bir yanıyla da ayrıksıymış gibi duran iki bölümden oluşması romanın yazılış ve yayımlanış hikâyesinde aranmalı. Ki Sabahattin Ali’yi çok sevdiğini ve desteklediğini bildiğimiz #NâzımHikmet bu romanla ilgili #BursaHapishanesi’nden Ali’ye yazdığı mektupta şöyle der:

    “Kürk Mantolu Madonna, ben bu kitabı hem sevdim hem kızdım. Evvela niçin kızdığımı söyleyeyim. Kitabın birinci kısmı bir harikadır. Bu kısmın kendi yolunda inkişafı yani bir küçük burjuva ailesinin içyüzünü tahlili öyle bir haşmetle genişlemek istidadında ki, insan buradan ikinci kısma geçerken, elinde olmayarak, yazık olmuş, bu çok orijinal, çok mükemmel başlangıç ve imkân boşuna harcanmış, keşke bu başlangıç harcanmasaydı, diyor. Ben başlangıcı okurken yani Berlin’e kadar olan pasajı, senin benim anladığım manadaki realizmine hayran oldum. Beni dinlersen o başlangıcı almak ve kahramanın ölümünü kısaca tekrarlamak suretiyle o ailenin efradı ve eşhasının hayatları etrafında bir ikinci cilt, ayrı bir roman yapabilirsin, böylelikle de dinlemeye başladığımız harika musiki birdenbire kesilmiş olmaz. Gelelim ikinci kısmına, o kısım, başlı başına bir büyük hikâye olarak güzeldir ve böyle bir tecrübe gerek senin için gerekse Türk edebiyatı için lazımdı. Sen bu tecrübeyi başarıyla yaptın.”

    Kürk Mantolu Madonna, #1940 yılında ilk defa Hakikat gazetesinde “#BüyükHikâye” adıyla yayınlanmaya başlanır (Sönmez, 2008: s.359). Tefrika şeklinde yayımlanırken gazeteyle düşülen anlaşmazlık genişlemekte olan hikâyenin bu haliyle sonlanmasına neden olur. Dönemin #toplumcugerçekçi algısıyla roman Ali’nin diğer eserleriyle karşılaştırıldığında indirgemeci akılların sığ yaklaşımlarıyla eleştirilir de. “Hakikat gazetesinin siparişi üzerine kaleme alınan Kürk Mantolu Madonna, siparişte istenilen “siyaseten beri”, “siyasete karışmayan, sürükleyici bir aşk romanı” niteliğine haizdir. Eser yayınlandığı sıralarda para sıkıntısı çeken yazar, devrin siyasi atmosferi ve kendi ekonomik şartları tarafından sıkıştırılınca Kuyucaklı Yusuf ve İçimizdeki Şeytan çizgisinden ayrılmıştır” (Korkmaz, 1997: s.227) vb tespitlerle toplumsal gerçekliğe neredeyse hiç yer verilmeyişi, sınıfsal analizlerin yetersizliği açılarından eleştirilir. Oysa Ali özellikle ilk bölümde sınıfsal ilişki ve çelişkileri, modern dünya bireyi olmaya çabalayan #Cumhuriyet #ortasınıfını jestler, mimikler kısa cümleler, bakışlar, iç geçirmeler, müstehzi gülüşler, #sessizlikler, suskunluklar içinde, yaşanılan mekânların özellikleriyle başarıyla vermiştir. Daha #köksalmamış #Ankarabürokrasisinin yavan, eşitsiz, tatsız inşası romanda sıradanlığın şaşırtıcılığı ve olağan, rutin eylemler zinciri içinde kendini açar okura. Bunu Ali büyük bir incelikle yapar. Hatta bu sosyal gerçeklikle yazının kurduğu bağ Raif Efendi’nin aile ilişkileri çemberinde hem kültürel hem ekonomik yapı ilişkilerini sergileyecek netliktedir. Derinlik ve genişlik aramaksa boşunadır bağlam, hacim buna elverişli değildir çünkü romanda. Bu, yazarın başarısızlığı değildir; aksine türle kurduğu dil içerik ilişkisinin doğruluğu ve romanın gereksindikleri ile ilişkilidir.

    Roman, dikkatle ve başka bir gözle okunduğunda kimi eksiklerine karşın son derece önemli ve ortalama edebiyat algısının epey üzerindeki yazma yaklaşımlarıyla modern Batı romanlarıyla boy ölçüşecek niteliklere sahiptir. Her şeyden önce geleneksel cinsiyetçi kodları dönemi içinde cesurca aşındıran ve bunda başarılı olan karakterler yaratmayı bu romanda başarmıştır Ali. Eril ve dişil kodların çapraz yer değiştirimi o gün için büyük yenilik iken bugünün okuru için hiç yabancısı olmadığı bir sıcaklık ve doğallığı taşımaktadır. Ayrıca aşka yaklaşımı geleneksel algı ve kodları kullanır görünse de bunların dışına çıkmayı başarmış bir niteliktedir. O nedenle özellikle Raif’teki aşkı ve onun nesnesini idealleştirip kristalleştiren #romantikaşk algısı, bir yönüyle 19 yy. âşıklarını bize anımsatırken bir yanıyla da modern orta sınıf hayatın öznesinin derin varoluş sorunları ve büyük yalnızlığı içinden onun trajedisine tanık olmamızı da imkânlı kılar. O nedenle aşk iki taraf için de ama en çok Raif için bir özgürleşme çabasını da içerir; anneden, sıladan, sorumluluklardan, eski hayattan.

    Hem Batı hem Doğu mitlerinde ve sözlü geleneğinde rastladığımız #sureteâşıkolma metaforu bu romanın ana meselesini oluşturur. Çağrışımlar okuru #MetinErksan’ın unutulmaz filmi #SevmekZamanı’na da ister istemez götürür. #Platon’un mağara ve gölge metaforunda da ister istemez eğleşir insan. Romanın aşk nesnesi, Maria Puder’den önce onun portresidir. Bu bir otoportredir ve Maria başarılı bir ressamdır. Dolayısıyla bu surete âşık olma meselesi klasik aşk hikâyelerindeki halinden çıkıp başka mecralara aşkı ve kadını ve erkeği götürür. #Aşkhikâyesi bir anlamda iki ayrı karakterin aşk aracılığıyla ontolojik krizlerine bakabilmelerini, onunla baş edebilmelerini olanaklı kılar. Bu ister istemez kadın ve erkek olarak bir inşa sürecine de karşılık gelir. Büyük yalnızlık, amaçsız savruluşlar, güvensizlik, inançsızlık, başarısızlık gibi modern insanın #sisyphos kayaları teker teker Raif ve Maria’nın sevme kabiliyetleri ve keşifleri sürecinde ufalanırlar. Ama yine de trajedinin kuralları işler, kaderin saati çalışır ve aşk, aşk olduğu için kavuşmasız biter.

    Raif’in günlüğü #20Haziran1933 tarihinde başlar ve öncesindeki on yılı kapsar. Dolayısıyla Birinci Dünya savaşı sonrasında başlayan hikâye İkinci Dünya Savaşı sonrasında son bulur. Modern bireyin büyük sancılarla kendi varlık evini yeniden kurmaya çalıştığı yıllardır o yıllar ve Aşk Raif’in 24 yaşında İstanbul’da başarısız olduğu resim eğitiminden sonra bir sabun fabrikasında çalışıp baba işlerini devralacağı gücü ve beceriyi kazanması için Almanya’ya ailesi tarafından gönderilmesiyle başlar.

    Raif Efendi bir resim sergisini gezerken genç ressamlardan birinin otoportresi ile karşılaşır, bu Maria Puder’dir. Kürk mantolu genç kadın yüzü Raif’te güçlü hisler uyandırır. Hemen her gün tüm boş vakitlerini uzun uzun bu resmi seyretmeye ayırır. İlk karşılaşmayla uyanan derin hisler yakıcı bir biçimde Raif’i esir almıştır. Bu kadın bir kadın değil tanıdığı tüm kadınların izlerini taşıyan bir kadındır. Yüzün taşıdığı anlamı bir parça #AndreasdelSarto’nun #MadonnadelleArpie tablosundaki Meryemana tasvirine de benzetir. Ama bu yüzde anlatılmaz bir başkalık da vardır. Romanın aşk dışında ve belki de ona bağlı olarak konuşulması gereken özel noktalarından biri sanat eseri – alılmayıcı ve eser sahibi arasındaki bu tuhaf ilişki biçimidir. Modern öznenin hakikat ve sanat arasında kurduğu katmanlı ilişkiye dair de kapı aralar roman.

    Okur, Maria ile karşılaşmadan önce uzun uzadıya tarif edilen portresiyle karşılaşır. Baştan çıkarma nesnesi bir resimdir. Bu seyrin devam ettiği günlerin birinde Maria Puder resme dalıp gitmiş hülyalı Raif’in yanına gidip onunla konuştuğunda Raif resimdeki kadının Maria olduğunu anlamaz. Raif’in resimle kurduğu ilişkinin neliği burada kendini açık eder. Sanatsal temsil gerçeğin üstündedir.

    Romanın kadın kahramanının #ressam, #Polonyaasıllı Almanyalı bir #Musevi oluşu, portedeki derin anlamın Meryemanaya hem benzeyip hem ondan mistik derinlik anlamında daha uzak duruşu Raif’in ona bağlanma biçimiyle bağlantılı ipuçlarını taşır. Batılı, güçlü, #modernbirkadın imgesidir Maria. Kendini portresiyle açık edecek kadar cesurdur da. Roman boyunca portreden okunan duygu ve düşünce izleri Maria açısından da açılır. Duygusal iniş çıkışları olan, zaman zaman nevrotik krizlere yakalanıp hezeyanlar yaşayan, uzak ve yakın oluşa dair sert zikzaklar çizen biridir Maria. Geçinmek için #kabareşarkıcılığı da yapan Maria kamusal alan ilişkilerinden cazip ve kışkırtıcı bir kadın temsili çizse de Raif’le gelişen ilişkisi içinde neredeyse cinsiyetsizliğe varan bir kayıtsızlıkla erotizmden de otoerotizmden de uzak görünen bir beden ve ruh algısıyla karşımıza çıkar. Maria’nın Raif’e gelene kadar yaşadığı deneyimlerin sertliği ve zorluğunun ayrıntılarını bildirmez bize yazar ama kuvvetle sezdirir. Maria aşka inanmaz. O nedenle Raif’te ilk bakışta aşk olarak somutlanan şey Maria’da aynı biçimde şekillenmez. Uzun dostlukların, sessiz paylaşımların sonrasında kendini zaman içinde oluşturur. Maria için bu zamanın anlamı güvenmektir. Maria’nın toplumsal cinsiyet bağlamında bilinci yüksektir, hayatla bağını kendi ayakları üzerinde sağlam ve bağımsızca durabileceği biçimde kurmuştur. Müdanasızdır. Raif’e göre serttir. Bedeller ödeyerek kurulmuş bir yalnız hayattır onunkisi. Bedelleri çoktan ödenmiş bir hayat. O nedenle Raif’i sersemletecek kadar da diğer kadınlardan farklıdır.

    Maria ve Raif’in aşkları aslında yalnızlıklarının, büyük ve kapanması imkânsız boşluk ve anlamsızlık duygularının ortaklığı üzerine kurulur. Maria o unutulmaz repliğinde şöyle der: “Ben de yalnızım. (…) Boğulacak kadar #yalnızım. (…) hasta bir köpek kadar yalnız…” Ortak duygu, yeryüzünde kendilerini kimsesiz hissedişleri onları birbirine yaklaştırır. Aşkın #metafizik yanı buradan kurar kendini. #Bedenselçekim, #arzu… Bundan neredeyse hiç söz etmez âşıklar. Bir kez birlikte olduklarını biliriz. Orada da ilk adım Maria’nındır. Çünkü Raif Maria’ya ta en başında bir söz vermiştir. Ondan asla bir şey istemeyecektir. İstese de istemeyecektir. Raif Maira’yı kendinden geçerek ve kendinden vazgeçecek kadar çok sevmektedir. Buna Maira’nın ikna olması çok zor olur ya… olur. Sonrası birbirlerine ruhlarını öncelikle tam bir teslim ediş olur.

    “Şuna dikkat edin ki, benden herhangi bir şey istediğiniz gün her şey bitmiş demektir. Hiçbir şey anlıyor musunuz hiçbir şey istemeyeceksiniz (…) Dünyada sizden yani bütün erkeklerden niçin bu kadar çok nefret ediyorum biliyor musunuz? Sırf böyle en tabi haklarıymış gibi insandan birçok şeyler istedikleri için… Erkeklerin öyle bir bakışları, öyle bir gülüşleri, ellerini kaldırışları hülasa kadınlara öyle bir muamele edişleri var ki… kendilerine ne kadar fazla ve ne kadar aptalca güvendiklerini fark etmemek için kör olmak lazım. Herhangi bir şekilde talepleri reddedildiği zaman düştükleri şaşkınlığı görmek, küstahça gururlarını anlamak için kâfidir. Kendilerini daima bir avcı, bizi zavallı birer av olarak düşünmekten vazgeçmiyorlar.” (s.79-80)

    Maria ne merhamet edilmeye acınmaya açıktır ne de bunu karşısındaki için duymak ister. Eşit bir ilişkidir aradığı. Hem eşitlik meselesi hem de eril aklın hiyerarşik zorbalığına karşı tutumu heyecan vericidir Maria’nın. Hatta bu kaba, hoyrat ve zorba dünyadan öyle tiksinir ki bir yerde “Kendimde hiçbir gayri tabii temayül bulunmadığını bildiğim halde, bir kadına âşık olmayı tercih ederim” der. Döneminin toplum algısı ve kodları düşünüldüğünde Sabahattin Ali’nin Maria Puder’i cinsiyet eşitliği açısından daha derin tartışılmaya ve anlaşılmaya değer bir karakterdir.

    Birlikte oldukları günün sabahında ikisi de; ama en çok Maria kendi büyük boşluğunun içinde yuvarlanmaktadır. Romanın önemli kırılma noktalarından biri yaşanır burada:

    “Demek ki insanlar birbirine ancak muayyen bir hadde kadar yaklaşabiliyorlar ve ondan sonra, daha fazla sokulmak için atılan her adım daha çok uzaklaştırıyor. Seninle aramızdaki yakınlaşmanın bir hududu, bir sonu olmamasını ne kadar isterdim. Beni asıl, bu ümidin boşa çıkması üzüyor… Bundan sonra kendimizi aldatmaya lüzum yok… Artık apaçık konuşamayız… Bunları ne diye, neyin uğruna feda ettik? Hiç!… Mevcut olmayan bir şeye malik olalım derken mevcut olanları kaybettik…” (s.118)

    Maria Raif’i gönderir. Maria içini nasıl dolduracağını bilemez. Aşk ve sevgi hakkındaki fikirleri ve açık sözlülüğünün acımasızlığıyla Raif’i allak bullak eder. Raif’in sorgulamaları, aşk için mücadelesi de bundan sonra başlar. Bu süreçte Maria’nın güvenini bütünüyle kazanır Raif. Kadının geçirdiği ağır hastalık süreci bu yakınlaşmanın, kopmaz bağın güçlenmesine yardım eder. Ama hayat heyhat!

    Maria, Raif Efendi’nin aktarımıyla varlık bulur romanda. Yazarın bu bağlamda tarafsız ve yargısız bir yaklaşımla Maria’yı kurduğunu söyleyebiliriz. Ancak aşkın yakıcı gücünü ve her iki kişideki iz ve etkilerini anlamak için ana karakterin kurgusuna, asıl oradan yapılacak karşılaştırmalarla Maria’ya daha yakından bakmak mümkün olacaktır.

    KAYNAKÇA:
    -Korkmaz Ramazan (1997). Sabahattin Ali İnsan ve Eser-İnceleme, 1. Baskı, Yapı Kredi Yay.: İstanbul.
    -Sabahattin Ali (2001) Kürk Mantolu Maddona, 6. Baskı, Yapı Kredi Yayınları: İstanbul.

    #eleştirelgerçekçilik #aşkayüklenenanlam #insanınbüyükyalnızlığı #oluşsancısı #Mariaaşkainanmaz #AsumanSusam #sabahattinali #kürkmantolumadonna

    romankahramanlari replied 1 year, 10 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
İKİ BÜYÜK YALNIZLIK BİR UMUTSUZ AŞK* Makale Yazar…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now