HAYALLE GERÇEĞİN ARASINDA BİR BİHTER
-
HAYALLE GERÇEĞİN ARASINDA BİR BİHTER
HAYALLE GERÇEĞİN ARASINDA BİR BİHTER*
Makale Yazarı: Kemal Bek
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Temmuz / Eylül 2017, 31. sayıda yayımlanmıştır.
Hâlid Ziyâ Uşaklıgil’in Mâî ve Siyâh [1897] ve Aşk-ı Memnû [1900] romanları (Mehmed Rauf’un Eylül romanıyla birlikte), yazınımızın ilk realist (gerçekçi) ve çağdaş anlatılardır. Yazış yöntemi olarak gerçekçi anlatının ayırt edici özellikleri arasında en önemlilerinin, kahramanların canlandırılışı ve yaşatılışıyla, bu kahramanların ve çevrelerinin betimleniş uygulayımı olduğu söylenebilir.
Aşk-ı Memnû’nun #Bihter ve #Nihâl’i, özyapı bakımından birbirlerine karşıt iki genç kız olarak ele alınırlar. Ancak, Bihter’in gerçekçi bir yöntemle çizilişine karşılık, Nihâl, #romantizm akımının gereklerine uygun olarak canlandırılmıştır. Bu karşıtlık anlatıda bir tutarsızlık değil, anlatılanlara sağlam bir çıkış noktası oluşturur. Realist yöntemle yapılandırılmış Bihter betimi, romantik yöntemle çizilen Nihâl betiminin karşısında eni konu bir karşısav (antitez) gibidir. Roman boyunca özyapısı değişmeyen, babasına hayran Nihâl’in tek boyutlu oluşuna (#romantikkahraman) karşılık, çok boyutlu çizilen Bihter, iç çatışmalarla değişen bir süreci yaşar (#realistkahraman).
Yazar, Bihter ve Nihâl’in karşısına, dönemin gözde teması olan “üçlü ilişki”yi kurmak üzere, #Behlül’ü ve #AdnanBey’i koyar. İlk üçlü Bihter-Adnan Bey-; ikinci üçlü Nihâl-Adnan Bey-Behlül’dür. (#MehmedRauf’un €Eylül’ünde bu üçgen, Suat [genç kadın], Süreyyâ [Suat’ın kocası] ve Necib [Suat’ın sevgilisi] arasında oluşmaktadır.)
Romantik anlatının tersine, realist anlatıda yapıtın ana kahramanı, yapıt boyunca “trajik çatışmalar” (1) yaşar; bu çatışmalarla birlikte, özyapısı değişime uğrar. Bu, roman kahramanının özyapısını “yaşantıların belirlediği” anlamına gelir. Realist anlatının gereklerinden biri de budur. Kahramanın serüveni de bu yaşantıları geçirirken karşılaştığı açmazlar ve bu açmazların oluşturduğu düğümleri çözmeye çabalarken yaşadığı edimlerdir:
“Hâlid Ziyâ’nın Aşk-ı Memnû’sunda, Bihter, yaşlı ve varlıklı bir adam olan Adnan Bey’le yoksulluktan kurtulmak için evlenir, ama her bakımdan kendi dengi olan Behlül’e âşık olur. Adnan Bey’i aklıyla, Behlül’ü yüreği ve gönlüyle sever (açmaz). Bu durum, Bihter’in yaşam dengesini alt üst eder. Sonunda yasak aşk, aile tarafından sezilir (düğüm). Bihter için (bu düğümü çözmek üzere) iki çıkış yolu vardır: ya Behlül’le olan aşkına devam edip, “rezil” olacak, kınanacaktır, belki de amaçladığı “valıklı bir hanımefendi” olma umutları yıkılarak evinden kovulacaktır; ya da Behlül’den, demek “aşk”tan vazgeçecek ve “varlıklı hanımefendi” olmayı yeğleyecektir. Her iki çözüm yolu da Bihter’in yaşamındaki eski dengeyi yeniden kuracak nitelikte değildir; tam tersine, felâketle ve mutsuzlukla sonuçlanacaktır. Bihter üçüncü bir çözüm yolunu yeğler ve kendi canına kıyar.” (2)
Kişinin kendi canına kıyması, her zaman trajik bir olgudur ve bu çatışma tipini “trajik çatışma” diye adlandırmamın nedeni de budur.
Bihter’in Aşk-ı Memnû’da anlatılan serüveni, bir aşk serüveni midir? Elbet de romanda hem tutkulu (Biher’in aşkı) hem de kolay incinir (Nihâl’in aşkı) vardır; ama Hâlid Ziyâ’nın niyeti ve amacı, bir aşk romanı ya da aşkın anlatıldığı bir roman yazmak değildir. Bihter’in kocası Adnan Bey, çocuklarının ve ailesinin üzerine titreyen, romanda nasıl geçindiği belirtilmese de varlıklı, iyi ve sevecen bir adamdır; dolayısıyla Bither’in tek memnûniyetsizliğinin nedeni, yalnızca Adnan Bey’in yaşlı ve gönlünün özlediği gereksinimleri karşılamaktan uzak oluşudur.
Adnan Bey’in tam karşıtı konumdaki uçarı Behlül’se, Bihter’in gönül gereksinimlerini karşılayacak yetidedir. Böylece Servet-i Fünûn romanının çok sevdiği “#aşküçlüsü” Bihter-Adnan Bey-Behlül üçlüsüyle gerçekleşir. Bu, yaygın (popüler) romanın da pek sevdiği bir temadır. Önemli olan, bu temanın işlenmek üzere seçilen çatışma tipidir. Kendisini Bihter’le özdeşleştiren okur, “Keşke Bihter, hem Adnan Bey’le mutlu evliliğini sürdürüp varlıklı bir saygıdeğer hanımefendi, hem de Behlül’le gönlünü doyuracak, mutlu bir aşkı bir arada yaşayabilse” diyecek denli #ikilem içinde kalır Bihter gibi. Ama yaşamın gerçekleri, hiç bir zaman gönlün gerçekleriyle uyuşamaz! Bu durumda #romankahramanı, ortaya çıkan açmazdan kurtulmak, çözüme ulaşmak zorunda kalır.
Ancak yazar, Bihter’in Adnan Bey ve Behlül arasında bocalamasını, anlatmayı amaçladığı denli yeğin ve trajik bir gelişimle ver(e) mez. Bunun nedeni, yazarın kendi yapıtlarını yazmadan önce beslendiği romantik yapıtların etkisi midir, yoksa okuru roman kahramanıyla daha fazla özdeşleştirmek amacı mıdır, yoksa her ikisinin de eşit derecede önemi var mıdır, tartışılır; ama şu bir gerçektir ki, Bihter bu romanın kişileri arasındaki en #huzursuz karakterdir. Bihter’in bu çatışmada trajik bir itilişle çözüme ulaşma çabası, trajik bir gelişim etkisi yaratır.
Bihter, çevresindeki onca kişiye karşın yalnızdır; yazar bu yalnızlığı okura, Bihter’in yaşam karşısındaki sorumluluklarını, pek de vurgulamadan verdiği küçük olaylarla, ikincil kişilerle olan gündelik ilişkileriyle yansıtır. Anne #FirdevsHanım ile kız kardeşi ve eniştesi, kendisinin (Bihter’in) sayesinde daha rahat ve zengin bir yaşama kavuşma beklentisindedir. Nihâl’le, Adnan Bey’i paylaşma konusunda rakip durumdadır; ama Adnan Bey, bu durumun farkında bile değildir. Behlül’e ise, genç oluşu, umursamazlığı ve kendi yaşamını kendisi düzenlemek istediği için âşıktır.
Bu ilişkilerin sonucunda, #yalnızlık Bihter’in kaderi olmak zorundadır. Bihter’in kocası Adnan Bey, annesi Firdevs hanım, kız kardeşi ile eniştesi, hele Nihâl arasında sevgi ilişkisi bir yana, tam anlamıyla bir “sevgisizlik ilişkisi” söz konusudur. Belki buna nefret ilişkisi de denebilir ve bu nefret ilişkisi, Nihâl’in kendisinin yönlendiremediği babasının evlenmesi konusunda duyduğu nefretten çok farklıdır. Belki Nihâl, Bihter’den bu anlamda nefret bile etmez; bu nefret, babası ve kardeşi Bülend’e olan sevgisinin karşıt kutbudur denebilir.
Aşk-ı Memnû, yazarın ve giderek Türk romanının en iyi yapıtlarından biridir; ancak ne Bihter’in romanıdır, ne Adnan Bey’in, ne Nihâl’in ne de Behlül’ün… Ama aynı zamanda, teker teker hepsinin bir arada romanıdır ve yazar, bir çiçek dürbünündeki rengârenk şekillerin her an değişmesi gibi, bu kişilerin arasındaki ilişkilerin değişmesini öyküler. Bu, yazarın öteki romanlarında, söz gelimi bırakın İzmir dönemi romanlarını, Mâî ve Siyâh ile Kırık Hayatlar’da bile olmayan, işte bu özelliktir ve Aşk-ı Memnû’yu gerçek anlamda #çağdaş ve #eskimez yapan da yazarın bu tutumudur.
Şunu da belirtmek gerekir ki, yazar Bihter’i sevmiştir; onu betimlerken eni konu kendisinden geçer; söz gelimi romanın sekizinci bölümünde, Bihter’i yaşayan, soluk alan, #tutkulu, kanlıcanlı bir #kadın olarak canlandırır:
“Bihter bu serin gecenin karşısında işte böyle bir ateş hissediyor ve üşümek, üşümek istiyordu. Meselâ şimdi, denizde, suyun içinde olsaydı… Rüzgâr hep hamle hamle püskürüyor, yakasından, omuzlarından girerek, sînesinden kayarak onu soğuk dudaklarla öpüyordu. Böyle, rüzgârın bu bûseleriyle ihâta edildikçe, daha ziyâde açılmak, daha ziyâde öpülmek istiyordu. Arkasında ince bir pikeden kolalı erkek gömleği vardı; boyun bağını çekip attı, yakasının, göğsünün düğmelerini çözdü, belinden kemerini çekip fırlattı, asabî bir el ile korsesiz, yalnız iç gömleğinin #nîmküşâde bıraktığı sînesiyle rüzgârın şimdi serbest serbest sürünen dudaklarına; gûyâ gecelerin esrâr getiren ufuklarından, tâ semâların o uzak karanlık sînesinden peydâ olmuş bûseler getiren o dudaklara karşı öyle durdu. Evet, denizde, suyun içinde, böyle koyu mâî bir semânın, ötede beride parlayan o sarı gözlerin altında, karanlıkta, bütün vücûdunu serin bir safâ agûşuna çeken dalgalar arasında olsaydı… O küçük küçük şamarlarla gerdanına, sînesine dokunan, sularının ipek temâslarıyla kollarını, bacaklarını okşayan dalgaları vehminde hissediyor, gecenin bu serin havasında yüzüyordu. Daha ziyâde soyunmak, bu havaya, onun bûselerine nefsini teslim etmek, vücûdunu, bütün çıplaklığıyla vermek istiyordu. Etekliğinin kopçalarını çözdü, sıyrıldı çıktı; iskarpinlerini, çoraplarını, hepsini çekiyor, hırpalayarak, buruşturarak atıyordu; artık üstünde yalnız omuzlarından birer kurdeleyle bağlanmış ince ipekten iç gömleği, şimdi rüzgârlarla titreyerek, o da uçup gitmek ve bu taze kadın vücûdunu gecelerin haris dudaklarına büsbütün çıplak bırakmak isteyerek çırpınıyordu.” (3)
(1) “Trajik çatışma” terimi için bk. Kemal Bek, Anlatıdan Eleştiriye (Donkişot, İstanbul, 2005, s. 15-20) kitabı içindeki “Anlatılarda Çatışma Tipleri” başlıklı yazı.
(2) Agy. s. 19-20.
(3) Yazarın kendi eliyle yalınlaştırdığı metinden.#HalitZiyaUşaklıgil #AşkıMemnu #realistroman #üçlüilişki #yasakaşk #trajikçatışmalar #ServetiFünûnromanı

Sorry, there were no replies found.