Gerçeklikten Kurmacaya Sabahattin Ali’nin Anlatı Kişileri

  • Gerçeklikten Kurmacaya Sabahattin Ali’nin Anlatı Kişileri

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 11:25

    Gerçeklikten Kurmacaya Sabahattin Ali’nin Anlatı Kişileri*

    Makale Yazarı: Mehmet Güneş

    *Bu Makale Roman Kahramanları Ekim / Aralık 2018, 36. sayıda yayımlanmıştır. 

    Edebî metinlerin ne kadar kurgusal, ne kadar gerçekçi unsurlarla örüldüğü sürekli tartışma konusu olur. Bu tartışmalar çoğu zaman amacından sapıp öznel kanaat ve yargıların öne çıkmasına zemin hazırlasa da konuya ilişkin özgün görüşler de oldukça çoktur. Şiir, roman, hikâye, tiyatro vb. edebi metinler kurmaca metinler olup kişisel muhayyilenin ürünüdürler. Bu eserlerin şair ve yazarlarının hayat hikâyesiyle örtüş(ebil)mesinden daha tabii bir durum olamaz. Ancak sırf biyografisiyle benzeştiği için bu eserlerdeki duygu ve düşünceleri tamamen şair/yazarın kendi duygu ve düşünceleri olarak yorumlamak son derece hatalı ve bilimselliğe aykırı bir yaklaşımdır. Eser ne kadar gerçekçi olursa olsun, eserin kaynağına ilişkin ne kadar anekdot bulunursa bulunsun, eserde kullanılan argümanlar yazarının/şairinin hayatıyla ne kadar örtüşürse örtüşsün bu eserin kurgusal bir metin olduğu gerçeğini değiştiremeyecektir.

    Geçmişten bugüne kurgusal metinlerdeki kurgusal kişilerin gerçek kişilerle özdeşleştirildiği görülür. Özellikle de anlatı kişisi/kişileri birçok yönden yaratıcısıyla benzerlik gösterince kurgusal kişinin ne kadar gerçekçi olup olmadığı tartışma konusu olur. Yurdun çoğu yöresini -özellikle Batı Anadolu coğrafyasını- dolaşma fırsatı bulan Sabahattin Ali, bu yörelere ilişkin gözlemlerini, izlenimlerini ve anılarını eserlerine çok canlı biçimde yansıtmıştır. Çeşitli nedenlerle yurdun farklı coğrafyalarında bulunan Sabahattin Ali, bu yörelerdeki mekâna ilişkin ayrıntıları, yöre insanını, tarihî ve kültürel değerlerini eserlerine ustaca yansıtır. Sabahattin Ali’nin güçlü gözlemciliği, gerçekçi unsurları estetik düzleme nasıl yansıttığı yakın dostları ve birçok araştırmacı tarafından vurgulanmıştır. Örneğin yakın dostu, ünlü halk bilimci Pertev Naili Boratav, “Sabahattin Ali hikâyelerinde, okuyucularını anlattığı şeylerin ‘gerçek’liğine inandırmasını bilen bir sanatçıydı.”[1] diyerek onun eserlerini kurgularken gözlemlerinden, tanık olduğu ya da işittiği hadiselerden yararlandığını vurgular. Sabahattin Ali’nin kurgusal eserlerinde çoğunlukla ben anlatıcıyı tercih etmesi, bu eserlerin kaynaklarının kişisel gözlem, tanık olunan durum/hadiseden hareketle yaşanmışlıkla ilişkili olmasıdır. Sabahattin Ali, çoğunlukla gerçekleşmiş/gözlemlenmiş olanı edebi bir dille estetize ederek kurgusal alana taşımaktadır.

    Sabahattin Ali’nin kurgusal eserleri kurmacagerçeklik ilişkisi ekseninde okunmaya çok müsaittir. “Pazarcı” hikâyesinde Pazarcı ile Ali Selahattin Bey arasında bazı yönlerden benzerlikler kurulabilmekle birlikte, hikâyede kurgusal unsurlar daha baskındır. Örneğin pazarcının hapishanede ölmesine karşın, Ali Selahattirı Bey hapishanede ölmemiştir. Sabahattin Ali babasının hayatından bir kesiti hikâyesinde konu olarak işlerken “hikâyesine dramatik bir hava verebilmek” için bazı değişiklikler yapar.[2]

    Sabahattin Ali 7 Eylül 1930 tarihinde Aydın Ortaokulu Almanca öğretmenliğine atanır. Onun kitaplarına almadığı “Bir Hakikatin Hikâyesi” Aydın’daki günlerinden izler taşır. Hikâyenin anlatıcısı konumundaki öğretmenin, bir kız öğrencisine duygusal ilgisi olur. Nüket Esen’in de dikkat çektiği üzere 1931 yılında yazılan bu hikâyenin adının da “bir hakikatin hikâyesi” olup yazarın bu hikâyeyi hiçbir yerde yayımlamamış olması dikkat çekicidir. Bu durum “[y]azarın özel hayatından bir parçanın hikâyeleştirilmesi olabileceğini akla getirtmektedir]”.[3] Sabahattin Ali’nin İçimizdeki Şeytan romanında on altı yaşındaki Madde adlı öğrenci ile müzik öğretmeni Bedri arasındaki ilişki Sabahattin Ali ile Melahat Muhtar arasındaki ilişkiyi hatırlatır. Sabahattin Ali’nin Almanya’da kalırken Bedri de Avusturya/Viyana’da bulunmuştur. Bedri, daha önceki müzik öğretmeni Necati Bey tarafından yeteneğini geliştirilmeye çalışılan Macide’ye ilgi duyar, ona özel piyano dersleri verir. Madde de Bedri’ye karşı ilgisiz değildir. Bedri’nin Macide’ye ilgisi okul idaresi tarafından fark edilince müdür, onların yalnız çalışmalarını istemez. Müdürün tavrından rahatsız olan Bedri, durumu onunla görüşür. Madde de bu ilişkinin arkadaşları tarafından fark edilip dile düşmelerinden rahatsız olur. Ancak her ikisi de gizli aşk yaşamaya devam eder. Öğrenciler derste iken Bedri ara sıra sınıfın önünden geçer, Madde de onun adımlarını yavaşlatıp “camekânlı kapıdan sınıfa bakan gözlerinin kendini aradığını hisseder”.[4] Önceleri Bedri, Macide’ye çok fazla ilgi duymazken masumane duygular büyük aşka dönüşür.

    Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Almanya’ya da gönderilen Sabahattin Ali, bu ülkeye ilişkin gözlemlerini Kürk Mantolu Madonna romanında canlı biçimde yansıtır. Sabahattin Ali’nin gerçeklikle ya da hayat hikâyesiyle ilişkisi bakımından hakkında farklı söylentilerin oluştuğu eseri Kürk Mantolu Madonna’dır. Sabahattin Ali, yakın arkadaşı Ayşe Sıtkı’ya yazdığı mektupta Almanya’da Fraulein Poder (Frolayn Puder) adlı bir kadına çıldırasıya âşık olduğundan söz eder.[5] Maria Puder’in Frolayn Puder’den derin izler taşımasına karşın Sabahattin Ali’nin dost/yakınları, roman kişisi Maria Puder’i onun ilgi duyduğu başka kadınlarla da ilişkilendirmişlerdir. Ankara’da Hacıbayram yolu üzerinde Ticaret Ham’nın ilerisindeki köşedeki gazinoda şarkı söyleyen iki Macar kadın vardır. Niyazi Ağırnaslı, Kürk Mantolu Madonna romanının ilham kaynağının bu kadınlardan biri olduğunu söyler. Bu iki kadından biriyle de kendisi arkadaş olur.[6] Yine asker arkadaşı olan Muvaffak Şeref ise Sabahattin Ali’nin Taksim’deki Camlı Köşk’teki müzisyen Macar kadınlardan birine âşık olup romandaki kadın tipinin âşık olduğu kızlardan birinin fiziksel tipi olması ihtimali üzerinde durur.[7] Sabahattin Ali’nin yakınlarının ve birçok araştırmacının da dikkat çektiği üzere Kürk Mantolu Madonna romanının ana kişisi Raif, birçok yönüyle Sabahattin Ali’ye benzer. Çocukluğu Edremit’te geçen Sabahattin Ali, yirmi bir yaşında iken Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Almanya’ya gönderilir. Raif de Havranlı olup liseyi komşu ilçeleri Edremit’te okur, babası tarafından iş gereği yirmi dört yaşında gönderildiği Almanya’da sanatsal mekânlara ilgi duyar. Sabahattin Ali ile Raif arasında birçok benzerliğe karşın, bazı farklar da vardır. Sabahattin Ali Almanya’ya resmi bir görevle giderken Raif ise babası tarafından iş gereği gönderilir. Sabahattin Ali’nin Almanya’da iken Fraulein Poder adlı bir kadına âşık olduğu söylenmesine karşın Kürk Mantolu Madonna romanındaki gibi bir ilişki yaşadığına ilişkin bir bilgi yoktur. Nitekim Almanya’ya gitmeden önce de başka kızlara/kadınlara âşık olan Sabahattin Ali, yurda döndükten sonra Aliye Hanım’la evlenmeden de birçok kıza âşık olur. Gerçeklik-kurgusallık bağlamında düşünüldüğünde söz konusu romanın kurgusal yönünün gerçeklik yönüne nazaran daha baskın olduğu görülür.

    “Isıtmak İçin” hikâyesi de yazarın Konya’daki öğretmenlik günlerinden izler taşır.[8] Hikâye birçok yönüyle Sabahattin Ali’yi temsil eden anlatıcının, Küllükbaşı’nda bir Ermeni’nin evindeki anılarını konu alır. Hikâyeyi çarpıcı kılansa Sabahattin Ali’nin eserine İnsanî duyarlılığını yansıtmasıdır. “Kamyon” hikâyesinde Konya’dan İzmir’e yapılan zorlu bir yolculuk işlenir. Yazar bu hikâyede yolculuğun meşakkatinden çok, Konya’dan İzmir’e çalışmaya giden delikanlının trajedisine yoğunlaşır. İzmir’e gidip para kazanmayı umut eden saf bozkır çocuğunun hayalleri, daha İzmir’e varmadan söner. Yolculuk ücretini ödeyecek parası olmayan delikanlı, çözümü kamyondan atlayarak kaçmakta bulacağını sanırken feci şekilde uçurumdan yuvarlanır. Sabahattin Ali Konya’daki kısa süreli öğretmenlik hayatında bu hikâyedekine benzer nice hadiseler görmüş ya da dinlemiş olmalıdır. Sabahattin Ali hakkında biyografik roman yazan Hıfzı Topuz da hikâyenin gerçeklikle ilişkisine dikkat çeker.[9] Hikâyelerinde kamyoncuları, kamyon yolculuklarını, insanların trajedisini anlatan Sabahattin Ali, bu tarz bir hayatı daha sonra tecrübe eder.

    Sabahattin Ali’nin mahkûmiyeti de eserleri için önemli kaynak oluşturur. Onun birçok eserindeki kurgusal kişilikler mahpushanelerde tanıdığı kişilerden hareketle kurgulanmıştır, yazar bazen kişilerin adlarında değişiklik yaparken bazen de kişileri, kurgusal metne aynı adlarla taşır. Yazar “Duvar” hikâyesini de Sinop Cezaevi’nde yaşanan bir hadiseden hareketle kurgular.[10] Nitekim hikâyenin anlatıcısı da anlattığı olayı, “kır saçlı bir mahpusları dinlediğini söyler.[11] Yıllar önce hapishaneden firar ederek özgürlüğüne kavuştuğu sanılan mahkûmu, kader duvarlar arasında sıkıştırır. Duvarların geçit vermediği mahkûmun trajedisinden yıllar sonra haberdar olunur. Anlatıcı, mahkûmun trajik sonunu şu şekilde ifade eder: “Çoğu birbirinden ayrılmış olan kemiklerin ayakucunda bir çift eski kundura, yanı başında meşin bir torba vardı.”[12] Fizik âlemde özgür olduğu sanılan mahkûm belki de fizikötesinde özgür olur. Sabahattin Ali cesur bir kişiliğe sahip olduğundan özgürlüğüne de düşkündür. “Duvar” hikâyesinde de özgürlük arzusu ifade edilir. Sabahattin Ali “Kazlar” hikâyesinde adam öldürme suçundan on yıl hapse mahkûm edilen Seyit ve hasta eşi Dudu’nun trajedisini işleyerek insani yozlaşma ve bürokrasideki aksaklıkları eleştirir. Sabahattin Ali’nin “Bir Şaka” hikâyesi de onun Konya Hapishanesindeki mahpusluk günlerini yansıtır.[13] Sabahattin Ali, Ayşe Sıtkı’ya yazdığı 28 Nisan 1933 tarihli mektubunda hikâyeye kaynak oluşturan hadiseyi ayrıntılı biçimde anlatır. [14]

    Sabahattin Ali’nin çeşitli nedenlerle yurdun farklı coğrafyalarında bulunması, ona yurt tabiatını ve bu yörelerin insanlarını tanıma fırsatı sağladığı gibi eserleri için önemli bir kaynak da olur. O, gözlemlerini/tanık olduğu hadise ve durumları eserlerine son derece canlı biçimde yansıtır. Sabahattin Ali’yi yakından tanıyanlar ve ona ilişkin çalışmalar yapanlar onun eserlerinde, özellikle de hikâyelerinde en belirgin özelliklerin gerçekçilik ve samimiyet olduğunu vurgularlar. Onun İzmir ve çevresini, insanlarını bir yazar gözüyle durmaksızın incelediğini, bu yöreyi çok iyi bildiğini söyleyen kızı Filiz Ali, “Çirkince” hikâyesi okunduğunda “o toprakları nasıl canı gibi sevdiği ve yörenin talihsizliğine nasıl yandığı(nın) anlaşıl(acağını)”[15] söyler. Gerçekten de “Çirkince” hikâyesi dikkatle okunduğunda yazarın gözlem gücü, ressam/kameraman titizliği kadar o coğrafyaya ve uygarlığa hayranlık ve sevgisi hissedilir. Sevengül Sönmez, bu hikâyenin 1945 yazında çok etkilendiği gezisinin ürünü olduğunu söyler.[16] Hikâyede Sabahattin Ali’yi temsil eden anlatıcının hafızasında, çocukken bir kez gittiği Çirkince “çok güzel bir köy olarak yer e[der]”[17] o nedenle İzmir’den dönerken mutlaka bu güzel ve şirin kasabaya uğrama ihtiyacı hisseder. Efes’i harap hâlde gören anlatıcı, Çirkince’yi de benzer durumda görmekten korkar. Ancak “Çirkince, tıpkı otuz sene önceki gibi, güler yüzüyle orada dur[maktadır]”[18] Kasabayı görmekten büyük haz duyan anlatıcı, İçişleri Bakanlığının kasabanın adını “Şirince” olarak değiştirdiğini öğrenir. Adı “Şirince” olarak değiştirilen yerleşim biriminin ne yazık ki büyüsü bozulup eski güzelliğini kaybolmuştur; adı güzelleşirken/şirinleşirken görünümü bozulmaya/çirkinleşmeye başlamıştır. İskeçe, Kavala vb. yerlerden getirilerek buraya yerleştirilen mübadiller, burada tütün yetiştiriciliğine başlayıp incir ve zeytin ağaçlarını kesince tabii görünüm olumsuz yönde değişir.

    Sabahattin Ali’nin babası, subay emeklisi maaşıyla geçinmekte zorlanınca, Edremit’te çerçilik yapar. Sabahattin Ali de daha küçükken babasıyla pazarları dolaşır. Babası pazarda gördüklerini içtenlikle yazmasını ister. Sabahattin Ali, daha sonraki yıllarda da fırsat buldukça Ege kıyılarına koşar, Edremit tepelerinde dolaşmaktan hoşlanır.[19] Böylece bir yandan o coğrafya insanı yakından tanıma ve tabiatı gözlemle fırsatı bulan Sabahattin Ali, bir yandan da yavaş yavaş yazarlığa adım atar. Sabahattin Ali, Türk edebiyatının en güzel aşk hikâyelerinden biri olan “Değirmen” hikâyesinde bir Çingene’nin aşkını monolog tekniğiyle dramatize eder. Aşkın engel tanımayışı bu hikâyede şiir tadında ifade edilir. Sanki engelli bir sevgiliye kavuşmak için engelleri aşmanın yolu engelli olmaktan geçer. Nitekim Atmaca adlı “Çingene”, sevgilinin durumuyla kendisininkini eşitlemek için cesurca tek kolunu değirmenin çarkına kaptırır. ” maddesel değil, duygusal bir aşktır. Katıksız bir aşk. Halk hikâyelerinde olduğu gibi, seven sevdiğine kavuşmak, onunla bir olabilmek tutkusuyla dayanılmaz acıları, büyük özverileri (fedakârlıkları) göze almaktadır.” diyen Asım Bezirci bu hikâyeyle Maksim Gorki’nin “Makar Çudra” hikâyesi arasında birçok benzerlik olduğuna dikkat çeker.[20]

    Yine Türk edebiyatının en güzel aşk hikâyelerinden biri olan “Hasanboğuldu” hikâyesi, kurgu- gerçeklik ilişkisi ekseninde okunmaya müsait bir metindir. Çerçeve hikâye tekniğiyle yazılan bu hikâyede, anlatıcı, Haşan ile Emine’nin trajik aşk hikâyesini Hacer adlı Yörük kızından dinler. Birçok yönüyle hikâyenin anlatıcısı, Sabahattin Ali’yi, Yörük kızı Hacer de onun Edremit pazarında tanıştığı Yörük kızlarından birini temsil eder. İç hikâyedeki Zeytinlili Haşan ile Yörük kızı Emine de pazarda tanışır, belirli süre birlikte yolculuk yapınca aralarında duygusal bağ oluşur. Çetin hayat şartlarıyla mücadele eden Yörük kızı Emine, daha akılcı/gerçekçi yaklaşıp aşklarının vuslata erimeyeceğinin farkında iken ovalı Haşan ise tamamen duygusal davranır. Ailesinin tavrını tahmin eden Emine, yine de onlara danışır. Aile ve akrabalarının “Ovalıya varanın, ovalıdan kız alanın onduğunu gören yok. Deli kız, deli kız!” şeklindeki tepkisine Emine de “Herkesin kendi gönlüneymiş!”[21] şeklinde karşılık verince ailesi onu sınava tabi tutmasını şart koşar. Zeytinlili/ovalı Haşan’ın “kırk has okka tuz”u hiçbir yerde durup dinlenmeden Yüksekoba’ya çıkarması durumunda bir hafta sonra düğünleri olacaktır. Teklifi kabul eden Haşan, uzun mücadele verse de sınavı başaramaz. Nitekim hikâyenin sonu trajik biter, bu hikâyenin sonunda da âşıklar kavuş(a)maz; Haşan ölür, Emine de çıldırır. Ancak aşkları da efsaneleşir. Hasan’vn öldüğü Gökbüvet’in adı da o vakitten sonra “Hasanboğuldu” adıyla anılır. Bugün/2016 yılında da Edremit yöresinde Kaz Dağlarında “Hasanboğuldu” büveti bulunmaktadır. Sabahattin Ali de Edremit yöresinde uzun yıllar kalmıştır. Sabahattin Ali’nin bu hikâyeyi, o coğrafyadaki anlatma/efsanelerden hareketle kurgulamış olması yüksek ihtimaldir. Hikâyenin sonunu da geleneksel aşk hikâyelerindeki motifleri içeren anonim bir halk türküsüyle bitirmesi bu bağlamda dikkate değerdir:

    “Uzaklardan sesin aldım;
    Çevreni derede buldum;
    Nereye gittiğin bildim,
    Hasanım arkandan geldim.
    (…)
    Emine’yi yaslı eden
    Kerem olup Aslı eden,
    Dağı taşı sesli eden
    Hasan’ım arkandan geldim. “[22]

    Bu hikâye, Sabahattin Ali’nin “folkloru ne kadar iyi kullandığını”, “şair kişiliğini -isterse- ne kadar iyi değerlendirebildiğini” gösterir.[23]

    Sabahattin Ali, 24 Eylül 1930 tarihinde Aydın Ortaokuluna Almanca öğretmeni olarak atanır. Yaşadığı çevreyi ayrıntılı biçimde gözleme yeteneği olan Sabahattin Ali’nin Kuyucaklı Yusuf romanını tanık olduğu ya da işittiği hadise ve kişilerden hareketle yazdığı bilinen gerçektir. Çocukluğu Edremit’te geçen Sabahattin Ali, Aydın ve çevre yörelere de kısa sürede alışır. Sabahattin Ali’nin bu romanında Edremit’te geçen çocukluğunu, arkadaşlarını ve ailesini anlattığını söyleyen Sevengül Sönmez’e göre “Kaymakam Ali Selahattin Bey (“Sabahattin Ali’nin babasının adı da Selahattin’dir), babasından; Şahinde, annesinden (Hüsniye Hanım’dan); Muazzez de kardeşi Süheyla’dan belirgin izler taşımaktadır. Roman kahramanı Yusuf’u da Aydın Hapishanesinde tanımış ve onunla görüşmeye devam etmiştir.”[24] Roman kişileriyle gerçek hayattaki kişiler arasında gerçekten de çarpıcı biçimde benzerlik vardır. Asım Bezirci; Selahattin Bey ile Şahinde Hanım’a ilişkin birçok çizgi/özelliğin Sabahattin Ali’nin babasıyla annesinin hayatından alındığına, öyle ki babasının adını hiç değiştirmeden Selahattin olarak kullandığına dikkat çeker. Tıpkı Sabahattin Ali’nin babasıyla annesinin evliliği gibi roman kişisi Selahattin Bey ile Şahinde Hanım’ın evlilikleri uyumsuz, sorunlu olup eşler sürekli kavga etmektedirler, her iki evlilik de zoraki bir evliliktir.[25] Yine roman kişileri Ali (Demirel), Şakir, Hilmi Bey ve Hatı Etem de yaşadığı söylenen kişilerdir. Ancak Sabahattin Ali, kişileri yaşadığı yöreden seçmekle birlikte bazı değişiklikler yapmıştır. Bu uygulama romancı için doğal olduğu kadar gereklidir de.[26] Zaten ne kadar gerçekçi olursa olsun roman kurgusal bir metindir. Bu eserdeki hadiseler gibi kişilere de kurgusal figürler olarak bakılması zorunludur. Romanda işlenen ilk mekân Aydın ili, Nazilli ilçesindedir. Olay zamanı ise Sabahattin Ali’nin bu mekânda bulunduğu tarihten öncesinde, doğum tarihinden de üç yıl önce gerçekleşen bir hadiseyle başlar. Birçok araştırmacının da dikkat çektiği üzere “1903 senesi sonbaharında ve yağmurlu bir gecede Aydın’ın Nazilli kazasına yakın Kuyucak köyünü eşkıyalar bastılar ve bir karı kocayı öldürdüler. “[27] şeklinde son derece gerçekçi ve çarpıcı bir anlatımla başlayan romanında Sabahattin Ali’nin güçlü gözlemciliği dikkati çeker.

    Kuyucaklı Yusuf’un “yaşanmış bir kişilik” olduğuna dikkat çeken Atilla Birkiye, Sabahattin Ali’nin onu hapishanede görüp tanıyarak Kuyucaklı Yusuf kişiliğini oluşturduğunu söyler.[28] Pertev Naili Boratav, Kuyucaklı Yusuf gazetede tefrika edilirken romanda adları değiştirilmeden “maceraları anlatılan” bazı Edremitlilerin “Gazetelerde bizim eski meseleler kurcalanıyormuş” diye telaşlandıklarını Sabahattin Ali’nin duyduğunu söylemektedir.[29] Asım Bezirci bu romanın olumlu kişilerinden Ali’nin de Sabahattin Ali’nin çocukluk arkadaşı Ali Demirel olduğunu söyler. 1941 yılında Edremit’e gidince Ali Demirel’le görüşür. Ali; romanda bir kavgada Şakir’e karşı Yusuf’u korurken öldürülür. Bu nedenle de Sabahattin Ali’ye kızgın ve küskündür. Onunla yeniden karşılaşmasını şöyle anlatır:

    “Sabahattin bana uğradı. Kuyucaklı Yusuf romanında sözünü ettiği Ali’nin dükkânı’ gerçekten benimdi. İşte bu dükkâna uğradı. Ona kızgın olduğumu bilmiyordu.

    Her zamanki samimiyetiyle hâlimi, hatırımı sordu. Mektuplarına cevap vermediğim için sitemler etti. Yüzünü görünce kızgınlığım yatışmış, yumuşamıştım.

    — Yahu Sabahattin, sen ne yaptın öyle? Sapasağlam olan beni öldürdün ya? Bunca yıllık arkadaşlığımıza yakışır mı bu yaptığın? Bunun sebebi nedir? Diye sordum.

    Romanından söz ettiğimi anlamıştı. Gülümseyerek:

    — Bana bunun için mi kızıp mektup yazmadın. Çocuk gibisin be Ali. İnan ki romanın gidişine göre öyle olması gerekiyordu. Senin ölmen daha bir özellik kazandırıyordu. Buna senin kırılacağını hiç düşünmemiştim. Özür dilerim. Sana söz veriyorum, bir daha roman yazarsam seni anlatacak olursam o zaman öldürmeyeceğim seni, daha çok yaşatacağım. Sen benim, çocukluğumdan beri en çok sevdiğim bir arkadaşımsın, hiç senin kötülüğünü ister miyim? diyerek gönlümü aldı. “[30]

    Tüm bu ifadeler göstermektedir ki hayatlar esere karıştığı gibi, eserler de hayatlara karışmaktadır.

    Sonuç olarak belirtmek gerekir ki Türk edebiyatında Sabahattin Ali kadar hayat hikâyesiyle eserleri iç içe geçen şair/yazar sayısı çok azdır. Yurdun çoğu yöresini -özellikle Batı Anadolu coğrafyasını- dolaşma fırsatı bulan yazar, bu yörelere ilişkin gözlemlerini, izlenimlerini ve anılarını eserlerine çok canlı biçimde yansıtmıştır. Bir süre Almanya’da bulunan Sabahattin Ali, burada edindiği izlenimlerini de eserlerinin konusu yapar. Çeşitli nedenlerle yurdun farklı yöre/şehirlerinde bulunan Sabahattin Ali, bu coğrafyalara ilişkin gözlem, izlenim ve anılarından hareketle birçok eser kaleme alır. Bu eserler biyografik okumaya müsait olduğu gibi, toplumsal tarih ya da sosyoloji araştırmaları için de zengin veri tabanı sunmaktadır. Onun hayatının büyük yekûnunu eserlerinden izlemek mümkündür. Genç yaşında vahşice öldürülen Sabahattin Ali’nin hayatı kısa olsa da hayat hikâyesi ve eserleri daha uzun yıllar konuşulmaya, eserleri de okunmaya devam edecektir. ■

    ————
    * Sabahattin Ali’nin Eserlerinde kurgu-gerçeklik ilişkisi “Mehmet Güneş, Sabahattin Ali’nin Eserlerinin Kaynakları Roman, Hikâye ve Şiirlerinde Biyografik Unsurlar, Hece Yayınları, Ankara, 2016.” çalışmada ayrıntılı olarak incelenmiştir.
    ** Doç. Dr., Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, mgunes@marmara.edu.tr

    [1] Pertev Naili Boratav, “Sabahattin Ali’nin Hikâyelerinin Hikâyesinden Çizgiler”, Sabahattin Ali Anılar, İncelemeler, Eleştiriler, haz. Filiz Ali-Atilla Özkırımlı, Sevengül Sönmez, YKY, İstanbul 2014, s.393
    [2] Asım Bezirci, Sabahattin Ali, Gözlem Yayınları, İstanbul 1979, s. 99-100.
    [3] Nüket Esen, “Önsöz”, Sabahattin Ali-Çakıcı’nın İlk Kurşunu, YKY, İstanbul 2015, s. 9-10.
    [4] Sabahattin Ali, İçimizdeki Şeytan, YKY, İstanbul 2012, s. 40.
    [5] Sabahattin Ali’nin Özel Mektupları “İki Gözüm Ayşe”, haz. Ayşe Sıtkı İlhan ve Doğan Akın, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1997, s. 199.
    [6] Niyazi Ağırnaslı, “Acısı Yüreğimde Tazeliğini Koruyor”, Sabahattin Ali Anılar, İncelemeler, Eleştiriler, haz. Filiz Ali-Atilla Özkırımlı, Sevengül Sönmez, YKY, İstanbul, 2014, s. 96.
    [7] Muvaffak Şeref, “Yaşadığımız Dönem ve Sabahattin Ali”, Sabahattin Ali Anılar, İncelemeler, Eleştiriler, 2014, s. 106.
    [8] Sevengül Sönmez, “Sabahattin Ali’nin Eserlerinde Otobiyografik Öğeler”, s. 321.
    [9] Hıfzı Topuz, Başın Öne Eğilmesin Sabahattin Ali’nin Romanı, s. 221-222.
    [10] Asım Bezirci, Sabahattin Ali, s. 91.
    [11] Sabahattin Ali, “Duvar”, Kağnı Ses Esirler, YKY, İstanbul 2012, s. 41.
    [12] Sabahattin Ali, “Duvar”, s. 46.
    [13] İbrahim Tatarlı, “Sabahattin Ali Hayatı, Kişiliği ve Yaratıcılığına Genel Bir Bakış”, Sabahattin Ali Anılar, İncelemeler, Eleştiriler, s. 165.
    [14] Sabahattin Ali’nin Özel Mektupları “İki Gözüm Ayşe”, haz. Ayşe Sıtkı İlhan ve Doğan Akın, s.75-77.
    [15] Filiz Ali Laslo, “Anımsayabildiklerim”, Sabahattin Ali Anılar, İncelemeler, Eleştiriler, s.60.
    [16] Sevengül Sönmez, “Sabahattin Ali’nin Eserlerinde Otobiyografik Öğeler”, s.321.
    [17] Sabahattin Ali, “Çirkince”, Sırça Köşk, YKY, İstanbul 2008, s.98.
    [18] Sabahattin Ali, “Çirkince”, s.100.
    [19] Sevgi Sanlı, “Aydınlık Bir Baş: Sabahattin Ali”, Sabahattin Ali Anılar, İncelemeler, Eleştiriler, s.131, 134.
    [20] Asım Bezirci, Sabahattin Ali, s. 64-65.
    [21] Sabahattin Ali, “Hasanboğuldu”, Yeni Dünya, YKY, İstanbul 2012, s. 120.
    [22] Sabahattin Ali, “Hasanboğuldu”, s. 124.
    [23] Asım Bezirci, “Sabahattin Ali’nin Hikâyelerinde Yapı”, Sabahattin Ali Anılar, İncelemeler, Eleştiriler, s. 447.
    [24] Sevengül Sönmez, “Sabahattin Ali’nin Eserlerinde Otobiyografik Öğeler”, s. 317.
    [25] Asım Bezirci, Sabahattin Ali, s. 160.
    [26] Asım Bezirci, Sabahattin Ali, s. 167.
    [27] Sabahattin Ali, Kuyucaklı Yusuf, YKY, İstanbul, 2008, s. 13.
    [28] Atilla Birkiye, “Kuyucak’tan Yusuf ve Diğerleri”, Sabahattin Ali Anılar, İncelemeler, Eleştiriler, s.257.
    [29] Pertev Naili Boratav, “Sabahattin Ali’nin Hikâyelerinin Hikâyesinden Çizgiler”, s. 393.
    [30] Asım Bezirci, Sabahattin Ali, s. 37-38.

     

    #Sayı36 #kuyucaklıYusuf #kürkMantoluMadonna #atillaBirkiye #niyaziAğırnaslı #boratav #mehmetGüneş #sabahattinAli

    romankahramanlari replied 1 year, 7 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
Gerçeklikten Kurmacaya Sabahattin Ali’nin Anlatı …
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now