George ve Lennie: Yola Çıkmak ya da Yoldan Çıkmış Bir Duygu Üzerine

  • George ve Lennie: Yola Çıkmak ya da Yoldan Çıkmış Bir Duygu Üzerine

    Posted by romankahramanlari on 12 Temmuz 2024 at 09:43

    Yola Çıkmak ya da Yoldan Çıkmış Bir Duygu Üzerine*

    Makale Yazarı: Pelin Şirin

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Temmuz/Eylül 2015, 23. sayıda yayımlanmıştır. 

    İnsan bünyesindeki varoluşsal çelişkilerin en iyi anlatıcılarından biri olduğunu düşündüğüm yönetmen #NuriBilgeCeylan’ın #BirZamanlarAnadolu’da filminde şöyle bir sahne çıkar karşımıza: Öldürdüğü arkadaşının cesedini nereye gömdüğünü bulmak için yola çıkan zanlı Kenan karakteri eşliğinde; savcı, doktor, birkaç polis ve olay yeri inceleme memurları, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra nihayet aranan yere ulaşırlar. Toprak kazılır ve ölü beden dışarı çıkarılır. Her halinden bu tür olaylara alışkın olduğu anlaşılan inceleme ekibini bir şey hayli rahatsız eder. Daha bir kaç gün önce öldüğü anlaşılan adamın kolları arkadan ayakları ve başına bağlıdır. Tutanak tutulduktan sonra tekrar yola çıkmak için hareketlenildiğinde savcı, elleri kelepçeli önüne bakan Kenan’a “Oğlum hakikaten merak ettim madem öldürdünüz, neden bağladınız adamı?” diye sorar. Kenan korkudan çatallanmış sesiyle: “Arabaya sığmadı efendim” der. İşlerini bitiren ekip geldikleri üç arabayla geri dönmek üzere hazırlandıklarında otopsi için şehre götürmeleri gereken ölü bedeni arabalardan herhangi birine sığdıramayacaklarını fark ederler, Bir süre çaresizce birbirine bakan ekip savcının şu sözüyle irkilir. “Böyle olmayacak ne yapsak ya bağlasak mı arkadan tekrar, bagaja sığması için?” Burada çok değil bir kaç dakika öncesinde, ölen adama yapılan muameleyi insanlık dışı bulan ruh hali, ufak bir çözümsüzlük sonucunda aynı şeyi yapmaya yönlendirir savcı karakterini, tıpkı Nuri Bilge Ceylan’ın filmlerinde olduğu gibi #JohnSteinbeck romanlarında da duygusallıktan arınmış, keskin ve sarsıcı bir gerçeklik vardır. Okuru sarsmak ister sanki yazar. Ne kadar sarsılırsa o kadar inilebilir insanlığın derinlerine âdeta, bireyi korkutmak değil var olanı fark ettirmektir bütün gaye, insan olduğunu fark etmek iyilik ya da kötülükten öte vicdan denilen karmaşanın ne olduğunu buldurmaktır . Bütün bu gerçekte umudun tohumlarını ekmekten de vazgeçmez yazar, çelişkilerine rağmen umut etmelidir insan.

    İşte edebiyat ve sinema tam da burada devreye girer aslında. Bu durumun en somut halini Fareler ve İnsanlar romanında daha da belirgin hissedebilir okuyucu. Romanın iki ana karakteri George ve Lennie alabildiğine özgür ve mutlu bir yaşam için hayal kurar. Gittikleri çiftlikte kazandıkları parayla kendilerine ait bir ev satın alıp yaşamaktır niyetleri. Nasıl ki her dostluk bir yola çıkış hikâyesiyse George ve Lennie’nin mücadelesi de Jose Ortega Gasset’in dediği gibi sevgiyle damıtılmış dostluktur, içimizden karşımızdakine akan sürekli bir göç hareketidir. Bu insani durum, yoldaşlık eden iki farklı karaktere, zeki George ile güçlü fakat akli dengesi yerinde olmayan Lennie’ye aittir. George, Lennie’yi sürekli korumak ve yanında götürmek zorundadır çünkü arkadaşı savunmasız ve başına dert açabilecek durumdadır. George çoğu kez Lenne’yi ayak bağı olarak görse de ondan ayrılıp yalnız başına devam etmeyi istemez. İşte yazının en başında bahsettiğim insan bünyesindeki varoluşsal çelişkilerden birini yaşar George. Bu yolculuğu tehlikeye attığından emindir ama Lennie büyük bir vicdani zaaf olarak durur heybetli bedeniyle karşısında. Her seferinde vicdanı çıkıp dikilir karşısına. Öteki taraftan George ve Lennie’yi buluşturan yalnızlıklarıdır her şeyden önce. George her şey yolunda gitse bile iyi insan bulmanın bütün o başka şeylerden kıymetli olduğunun farkındadır. İşte tam da bu sırada Slim’in akıldan çıkmayacak sesi duyulur âdeta, yankılanır satırların arasında: “İnsanın yüreğinin iyi olması için akla ihtiyacı yoktur.”

    Çiftliğe vardıklarında tanıdıkları insanlardan belki de en dikkat çekenlerden biri olan arabacıların başı Slim, George’la sohbetine şöyle devam eder: “Siz ikiniz birlikte mi yolculuk ediyorsunuz?” ve içini dökercesine: ”Artık pek birlikte yolculuk eden olmuyor, neden bilmiyorum ama belki de bu kahrolası dünyada herkes birbirinden korkmaya başladı.“ Romanın can alıcı yerlerinden biri olan bu kısım Steinbeck‘in 1937 de yazılan bu başyapıtında değişmeyen insani ilişkilerin modern dünyada da geçerliğini koruduğunu kanıtlar niteliktedir. Bütün insani ilişkilerin salgını haline gelen güvensizlik, kendinden başkasına odaklanamama, giderek yalnızlaşan insan, gelecek kaygısından nefes alamayan genç ve orta yaşlı her türden insan ve ruhsal çöküntüler içinde kaybolmaya yüz tutmuş yolculuk hikâyeleri…

    Değişen ne var ki dedirtiyor Steinbeck bize. Dünya büyük ekonomik bunalımı yaşayalı neredeyse bir asır oldu. İkinci Dünya Savaşı da en az onun kadar yıkıcı ve umut denilen hissi öldüren türdeydi. Şu anki modern dünyada insanlar en az 1920’lerin sonundaki kadar mutsuz ve yalnız, tıpkı zenci seyis Crooks gibi… 1930’ların Amerika’sında terk edilmiş ve hor görülen zenci Crooks aslında çok da yabancı değil bu günün modern insanlarına. O yılların Amerika’sında şimdi zenci bir başkan var fakat dünyadaki zenci olma hali çeşitlenerek sürüyor, Crooks’un ağzından okuyucuya doğru kusarcasına çıkan şu sözler yeniden yeniden hatırlatıyor yüzümüze çarpıyor sanki tüm acizliğimizi: “Kitaplar işe yaramıyor, insanın yanında olacak birine ihtiyacı var, insan yanında biri olmazsa delirir, kim olduğu hiç önemli değil yeter ki yanında olsun. Sana bir şey diyeyim mi insan çok uzun süre yalnız kaldı mı hastalanır yalnızlıktan hastalanır.”

    Çoğu okurun merak ettiği gibi ya da hayal ettiği gibi güzel bir finale ulaşamıyor bu yolculuk. George’un hissettiği oluyor, Lennie yine iyi yüreğinin içindeki saf sevginin bedeliyle karşılaşıyor hem de hiç farkına varmadan. Çiftlik sahibinin güzel ve yalnız karısının yanına sokulduğu bir zamanda nasıl ki fareleri okşarken onların ölmelerine sebep oluyorsa Lennie, bu kez de kadının yumuşak saçlarından elini alamayıp kadını şefkatiyle öldürüyor. Romanın sonunda George tıpkı yolculukları boyunca yaptığı gibi Lennie’ye hayallerini anlatırken silahını arkadan kafasına dayayarak yoldaşını öldürüyor ve Lennie’nin yolculuğu yarıda kalıyor. Aslında asıl yolda kalan George mi Lennie mi; buna cevap vermek güç… Kendime sormadan edemiyorum kitabı kapattığımda, George daha sonra nasıl bir hayat sürdü diye, bu olayın ömrü boyunca unutamadığı bir acı olarak yüreğini kemirdiğini düşünüyorum. Belki de içine kapanıp Lennie’nin yasını tutmuştur ya da hayatı eskisi gibi olmamıştır diyorum. Lennie’nin her şeye rağmen mutlu ölmesini istemiş diye düşünmekten kendimi alamasam da şunlar geçiyor zihnimden, Lennie’nin başını okşamak için cebine koyduğu ve sevgisiyle öldürdüğü farelerden pek de farklı olmuyor George’un yaptığının. İki eylem arasındaki tek fark birinin bilinçli diğerininse bilinçsiz yapılması fakat her ikisinde de gerçek aynı yerde birleşiyor; ölüm, yok olma, yarı yolda bırakma(bırakılma)… Yarı yolda kalışların en acısıdır bir dostun tarafından gelen terk edilmişlik, bu yolda bırakılmışlık kimi zaman bedenin cansız kalışı olmasa da ölüme denktir bana göre, üşümektir sevgi ateşinin sönmesidir. Son söz #OruçAruoba’nın olsun o halde: “Her ateş ısıtmaz/Ama, her ateş, sonunda söner./Hiç sönmeyecek bir ateş de yakamazsın…”

    Kaynakça:

    Steinbeck, John, Fareler ve İnsanlar, Sel yayıncılık,1.basım, Eylül 2012, İstanbul

    Gasset, Jose Ortega, Sevgi Üstüne, YKY, 7. basım, Mart 2011, İstanbul

    Aruoba, Oruç, Yakın, Metis Yayınları, 4. basım, Nisan 2010, İstanbul

    romankahramanlari replied 1 year, 9 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
Yola Çıkmak ya da Yoldan Çıkmış Bir Duygu Üzerine…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now