Floreana: HÜZÜNLÜ KADINLAR SIĞINAĞI’NDA KADININ YALNIZLIĞI

  • Floreana: HÜZÜNLÜ KADINLAR SIĞINAĞI’NDA KADININ YALNIZLIĞI

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 12:34

    HÜZÜNLÜ KADINLAR SIĞINAĞI’NDA KADININ YALNIZLIĞI*

    Makale Yazarı: Nur Gülümser İlker

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI (Ekim/Aralık 2017) 32. sayıda yayımlanmıştır.

    Çağdaş Şili edebiyatında kadını bireysel olarak, toplum ve gelenekler içinde yahut ataerkil yapının karşısında incelikle ele alıp romanlarında işleyen en önemli yazarlardandır Marcela Serrano. O, kadını modern yaşamın kapitalist, dolayısıyla bencil ve yalnızlaştıran çarkları içerisindeki ıssızlıklarıyla ve hem içe hem dışa dönük olan güvensizlikleriyle ele alır. Aşkın ve cinselliğin anlamsal olarak çoraklaştığı duygusuz düzende aşk ve cinselliğin özünü ve büyüsünü arayan, onlara özlem duyan, bu arayışta en çok kendilerine zarar veren ve içsel yalnızlığa itilen kadınlar çıkar karşımıza Serrano’nun romanlarında. Ataerkil yapının, modern dönemle -daha çok görüntüde- değiştiği ve aslında içten içe pek çok açıdan aynı kaldığı yapıda kadın, eskisine nazaran daha bireyci, daha güçlü, daha özgür olsa da beraberinde yaşamına derin bir yalnızlığı da dahil etmek durumunda kalır yazarın kurgularında.

    Marcela Serrano’nun Hüzünlü Kadınlar Sığınağı adlı romanı da yine aşk ve cinselliği sorgulayan, iki cins arasındaki çatışmayı, gerilimi ve burdan çıkan iki taraflı yalnızlığı vurgulayan, daha özgür dünyada kadının tam tersine daha ıssız bir konuma sürüklendiğini anlatan evrensel bir eser olma niteliğindedir. Romanda kırklı yaşlardaki #tarihçi #akademisyen #Floreana’nın –aynı zamanda boşanmış ve genç bir oğul sahibi annedir- kız kardeşinin ölümünden ve kalbini kıran bir aşk macerasından sonra ruhsal anlamda bunalmasıyla, sağalmak üzere Şili’nin buz gibi soğuk güneyinde Hüzünlü Kadınlar Sığınağı’na sığınması ve orada geçirdiği süreç anlatılır.

    Bu sığınak, Floreana’nın kendisi gibi çeşitli sebeplerden dolayı ruhsal ve psikolojik anlamda zorluklar yaşamış pek çok kadının uzun bir süreliğine iyileşmek üzere kaldığı özel bir kurum niteliğindedir. Yaşı daha çok kırkın üzerinde olan kadınların bulunduğu bu sığınağın amacı, belirli saatlere ayrılan günlük işler, görevler, psikolojik sorunlara yönelen oturumlar, dinlenme ve düşünme saatleri, doğaya yapılan yürüyüşlerle oluşan bir düzenle kadınları hayata kazandırarak onlara sağalacakları bir süre tanımaktır. #Sığınaktakiler arasında çocukluk döneminde ailesiyle olan sorunlu ilişkiler sebebiyle hayatı boyunca yalnız kalmaya mahkum edilmiş; birlikteliğe ve evliliğe değer vermeyen gözü dışarda bir kocanın peşinde gençlik yıllarını ve güzelliğini tüketmiş; hiçbir erkekte aradığını bulamayan ilişkilerden muzdarip, karşı cinse olan güven duygusunu kaybetmiş; iş hayatının baskıcı ve tüketici yanından yorulmuş ve dinlenmeye ihtiyaç duyan; ün ve şöhret dolu hayatının maddi zenginliklerinden ve inişli çıkışlı ilişkilerden yaralanmış ve bıkmış; hayata bir şekilde tutunmaya çalışan ve ortak anlamda yalnız olan pek çok farklı kadın vardır.

    Bütün bunların arasından sıyrılan Floreana, asla kurtulamadığı ve üstesinden gelemediği #özgüvensizlik ve #yalnızlık duygularıyla ruhsal anlamda hırpalanmış bir kadın olarak romanın odak noktası niteliğindedir. Başından geçen yıkıcı evliliği, oğluna karşı bir anne olarak yerine getirmesi gereken görevleri, cinsel bağlamda akıldan uzak eylemleri ve saf bir çocuk gibi aşka dair verdiği yanlış kararları, kardeşinin acı dolu hastalık süreci ve nihai ölümü, son süreçte suçu kendine biçtiği sonuçsuz ve üzücü bir aşk ilişkisi onun günlük hayatında bazı ruhsal sorunlarla karşılaşmasına sebep olmuş unsurlardır. Floreana, başarılı kitapların yazarı olan değerli bir akademisyen olmasına rağmen, özsaygısını, kendine ve çevresine karşı duyduğu güveni kaybetmiş, ciddi ve travmatik korkuları, çekinceleri olan, sonraları karşı cinsle tatmin edici hiçbir duygusal ve cinsel birliktelik kuramayan ürkek bir kadına dönüşmüştür. Acının tırmaladığı ve iz bıraktığı bir çehrede […] kaygı ve korku, huzursuzluk ve yitmişlik hissi, kırılgan ve uçucu umut, uzaklık ve yakınlık, hayret ve kayıtsızlık, şaşkınlık ve alışkanlık, baş döndürücü bir hızla, ateşli ve elden kaçan bir çark misali birbirini izler.1 Ne yazık ki başkahramanda durum bir nevi bu şekildedir. Yaşadığı yıkımlar ve kayıplar, özgüvensizlikler onda iz bırakarak ruhsal dengesinde sarsıntıya sebep olmuştur.

    Öncelikle eserde satır aralarında ifade edildiği kadarıyla Floreana’nın yalnızlıkla bütünleşmiş nasıl bir karakteri olduğuna odaklanmak gerekecektir. Bu hüzünlü kadın, modern dünyanın getirdiği fırsat dolu düzende kendi ayakları üzerinde durabilen, zeki, çalışkan, tarihçi bir akademisyendir. Şanssız bir evlilik yapmış olsa da bir oğlu olmuş ve hayata oğluyla birlikte çalışarak, yazarak, araştırarak devam edip tutunmuştur. Fakat burada romanın ana kaygılarından biri kendini gösterir. Floreana her ne kadar özgür bir kadın olsa da, yalnızlık hissinden, çocukluğundan beri peşini bırakmayan ıssızlıktan ve kendini aşağı görme duygularından kurtulamamıştır. Sosyal ya da ilişkisel yalnızlık bireyin kendini bir topluma, gruba ait hissedememesi ve yaşadığı toplumda kendini yabancı hissetmesi olarak tarif edilir. (2) #Başkahraman kendini bir yere ait hissedemeyen, yalnızlığıyla birlikte kendine de değer vermeyen bir bireydir. Özellikle kendisi gibi iki kitap ve pek çok makale sahibi başarılı bir akademisyenin alçakgönüllülükle hiç yakından bile alakası olmayan bir özgüvensizlik ve özdeğersizlikle hayata karşı güçsüz bir tutum sergilemesi şaşırtıcıdır. Acı içimizde sessizce çığlık attığında, alışageldiğimiz insan ilişkilerini ve toplumsal ilişkileri koparmaya ve genellikle içsel, yaratıcı yalnızlığın değil de, öylesine hassas ve kırılgan, yıkılabilir ve parçalara ayrışabilir, acılı, olumsuz yalnızlığın sınırlarına hapsolmaya meylederiz. (3) İlk bakışta Floreana’nın yalnızlığı içsel ve yaratıcı yalnızlık gibi görünmektedir. Nitekim önemli bir ölçüde öyledir de. Kendine ait bir odaya sahip başkahraman metinlerin ve sözcüklerin büyülü dünyasında yaşar. Fakat bunun yanında kırılgan yalnızlığa da hapsolmuştur. Beşerî ilişkileri -bilhassa karşı cinse olan- yakınlığı azalmış münzevi bir bireye dönmüştür.

    Özdeğerini bilmez, kendini aşağı görür, yaptığı işin yalnızca yükümlülüğü olduğu izlenimini verir, işinin kimse için bir değeri olmadığını düşünür. Aynaya baktığında sıradan soluk, ortalama, dünyada yeri olmayan kötü resmedilmiş bir ruh görür. Bu alçak gönüllülük değil. […] Bu öz değerini har vurup harman savurmaktan başka bir şey değil. (4)

    Açıkça belirtilmeyen sebeplerden dolayı Floreana kendini bu düzene, bu dünyaya ait görmezken, hiçbir başarısını bir değer olarak nitelendirmez. O, kendini bu dünyadan soyutlamak için sürekli insanlardan kaçan, sosyal ortamlardan bunalarak yazmanın, okumanın ve düşünmenin soyut dünyasında huzuru arayan bir kadındır. İfade edildiği üzere tek ihtiyacı odasına kapanıp saatlerce çalışmak ve beşerî ilişkilerin getirebileceği herhangi bir zarardan kendisini soyutlamaktır.

    Kapısını yumrukladığımız zaman Floreana kendini rahatsız edilmiş hisseder, korkuyla gerçeklerin dünyasına dönerdi. […] Buralara geri dönmekten de korkardı, çünkü döndüğü zaman kendini çok yalnız hissederdi, sanki yitip gittiği uzaklarda da yapayalnız değilmiş gibi. (5)

    Burada Floreana ile ilgili bariz bir çelişki göze çarpmaktadır. O, yalnızlığa ve ıssızlığa itilmiş, bunun acısını çeken biçare bir kadınken, aslında öte yandan da kendi isteğiyle kendini sürekli yalnız olacağı durumlara çekerek her şeyden soyutlamayı amaçlar. Maddi dünyada yalnızdır ve bu onu yıpratır, bundan kurtulmayı ister. Fakat seçtiği yol düşündürücüdür. Kurtulmak için kapandığı odası düşünceler, çalışmalar ve okumalarla dolu bir başka yalnızlık ülkesidir. Elbette burada onun çeşitli yalnızlıklara kapıldığını görürüz. İtalyan düşünür Borgna’ya göre kader olarak yalnızlık, mistik deneyim olarak yalnızlık, yıpranmış bir aşkınlık olarak yalnızlık, yüzümüzde kat kat bulunan binbir maskenin ardında saklanan deneyim olan yalnızlık ve bizi sessizlik içinde, gereksiz konuşmalardan, eskimiş ve anlamsızlığa batmış işlerden kurtaran yol arkadaşı olan yalnızlık vardır. (6) Floreana’nın, bu açıdan bakıldığında tek bir yalnızlık türüne sahip olduğunu söylemek eksik kalacaktır. Bunun dışında önemli ve açık olan şudur ki, o, kendisinin yalnızlığı konusunda gerçek anlamda sağaltıcı yolun ne olduğunu bilememektedir. Bu yalnız kadın hakkında kurgu esnasında düşünülmüş ve onun yalnızlığıyla bağdaştırılmış bir ayrıntı göze çarpar: kadının ismi Floreana’dır. Floreana ıssız bir adanın ismidir ve başkahraman bu ismin de kendi yalnızlığında bir payı olduğunu ima eder: Eğer isimlerimiz bizi tanımlıyor olsaydı, bir adanın adına sahip olmak istemezdim. (7)

    Başkahramanın ruhsal yapısına dair ipucu veren bir diğer durum ise onun daima bir korku içinde olduğu ve de sürekli üşüme hissettiğidir. Yalnızlıktan, geceden, kaybetmekten korkan bu kadın, yolunu çizme konusunda sağlam adımlar atamaz. Korkusunun getirdiği tereddütle ve çekingenlikle az düşünülmüş, yetersiz muhakeme edilmiş, yanlış değerlendirilmiş ilişkilere kendini teslim ederken, sonrasında çok acı çekeceği durumlara sebebiyet verir. Gerektiği yerlerde cüretkâr, cesur, dobra olamamanın ve korkak tutum sergilemenin acısını yaşar daima. Ruh halinin iki kutup arasında gidip geldiğini gösteren davranışlar sergiler. Floreana geceden korkuyor, (ama yine de) gecenin özlemini çekiyordu. (8) Az önce belirttiğimiz gibi hangi yolu seçeceğinden, nasıl sağalacağından emin değil, kuşkulu ve ürkek bir kadındır o. Diğer yandan başkahramanın sürekli bir üşüme hissetmesi de fizyolojik sebeplerden ziyade psikolojik bir altyapıya sahiptir. Bu üşüme, onun yalnızlığına, güçsüzlüğüne işarettir. Ana babamın evinden ayrıldığımdan beri hep üşüyorum. (9) Çünkü o vakitten itibaren karşısına hep kalp kıran, sonuçsuz kalan, yıpratan, aşktan bihaber, değer vermeyen ilişkiler çıkmıştır. Kim bilir, belki de çocukluk döneminde kendi başına güçlü kalmayı öğrenmeye hiç fırsat bulmadan, sadece ana-babasının varlığına kendini teslim eden bu kadın; sonrasında daimî yalnızlık duygusuyla baş etmek için muhakeme etmeden seçtiği erkeklerle, kendini duygusal anlamda tatmin etmeye çalışmıştır. Bu da her seferinde onu daha dibe çekecek sonuçlar oluşturmuştur.

    Bir çözüm, bir yol, tutunacak bir dal arar Floreana ama nasıl bir tutum sergilemesi gerektiğini bilmez. İlk başlarda kendisini odaya kapatması dışında seçtiği bir diğer yol ifşa eder kendini: İçinde yaşadığı bu uzaklık ve yalnızlık duygusunu hiçbir eğretilemeye gereksinim duymadan yok eden tek bir şey vardı: cinsellik.(10) İlk başlarda kendisine iyi geldiğini hissettiği cinsellik, sonralarda ciddi bir hastalığa uygulanmış yanlış bir ilaç gibi tüketmeye başlar kadını. Bir çözüm sunmaktan ziyade, daha da dibe çeker onu. Sorunlu bir kavrama dönüşür #cinsellik. Aşktan, değer vermekten, sevgiden uzak sadece zevke yönelik yüzeysel bu cinsel ilişkiler, derinliğe ihtiyaç duyan bu kadına daha sonra zehir gibi gelmeye başlayacaktır. Böylelikle Floreana, cinselliği hayatından çıkarma kararı alarak kendisi için iyi bir şeyler yapmaya yönelir. Fakat kendi başına sorunlarına çözüm sunacak başka bir yol bulamayacağı için, dışarıdan gelecek yardımları değerlendirerek Hüzünlü Kadınlar Sığınağına gelir. Bu, büyük bir adımdır elbette. Çünkü kendi kendine sorunların içinden çıkamayacağını, ruhsal yapısındaki zedelenmeleri iyileştiremeyeceğini anlar. Ne kapandığı odalar, yazdığı ve okuduğu kitaplar ne de karşı cinsle kurduğu ilişkiler iyileştirir onu. Korkusu kendini hiçbir yere ait hissedememesinden kaynaklanıyordu. Bu korkuyu yalnızca çalışırken hissetmiyor ancak gerçekle karşı karşıya geldiği zaman yolunu şaşırmış bir kazazede gibi davranıyordu. (11) Çalışmak onu sorunlarından alıkoyar ve pek çok şeyi unutturur elbette, ama anlaşılan başkahramanın unutmaktan öte sağalmaya ihtiyacı vardır.

    Romanın ilerleyen kısımlarında başkahramanın ruhunun derinliklerine işleyen, daha evvel hiç konuşulmamış, temelinde yatan sebebin ne olduğu ifade edilmemiş bir sorun gün yüzüne çıkar: #köksüzlük. Kurgunun ilerleyen sayfalarında Floreana sürekli kendisine sorup duracaktır: #Vatanneresi? Bu kadın, ait olamama ıstırabı çekmektedir. Nereye ait olduğunu, vatanın ne olduğunu ve kendi vatanının neresi olduğunu, bir yeri vatan yapan şeyin ne olduğunu bilememektedir. Bu kadın sokaklarda tıpkı bir #yabancı, bir #kimsesiz gibi, kendi kendine durmaksızın köklerinin neresi olduğunu sorarak dolaşıyordu.(12) İşte burada da onun asıl yalnızlığının, korkusunun, soyutlanışının ve bitmek bilmeyen üşümesinin altında yatan gizli kalmış sebebin aslında köksüzlük olduğu anlaşılmaktadır. Vatan kavramı somut olduğu kadar soyuttur da. Başkahraman somut bir anlamdan ziyade soyut bir vatansızlıktan muzdariptir. Bu zavallı #kadın nereye ait olduğunu bilmemektedir. Ruhu, savrulan bir yaprak gibi, ait olacağı bir toprağın hasretini çekmektedir. Bu savrulma onu bir yandan yalnızlığa iterken diğer yandan kendisine zarar verecek, ruhsal dengesini sarsacak ilişkilere sürüklemiştir. Öte yandan Floreana’nın akademik alan olarak Tarihi seçmesi de manidardır. Tarih, geçmiş medeniyetlerin, milletlerin, vatanların ve köklerin uzandığı koca bir okyanustur. Ve başkahraman, bu koca okyanusta aslında kendi kökünü aramaktadır. Bilinçaltının derinliklerinden sızıp gelen bir dürtüyle Floreana, mesleki alanını Tarih olarak belirlemiş ve burada kendi aidiyetini öğrenmeyi amaçlamıştır. Ve vatan. Latince’de babaların toprağı. Kökleri nerede, kime ait? #Kendinikandırma Floreana, Tarih, senin için bir ihtiyaçtan başka bir şey değil. Köklerini aramanın yolu, köksüzlüğün korkusuna karşı koyabilmenin tek yolu. […] Zavallı Floreana, hiçbir yere hiçbir kimseye ait olamadığın için duyduğun kaygı ne derin. (13)

    Nereye ait olduğunu bilmeyen, nereden geldiğine ve vatanının neresi olduğuna dair şüpheleri olan bu kadın, temelde derin bilinmezliğin getirdiği güvensizlik ve korkuyla sosyal hayatında zorluklar yaşar ve bir yere yahut bir kimseye tutunamaz. Karşısına çıkan kişiler tarafından incitildiğinde, kendine karşı acımasız olduğunda çıkış yolu bulamayacak çocuksu bir kadına dönüşür. Şimdiye kadar tek sığınağı olan #kitapları ve #çalışmaodası, ona belli bir ölçüde iyi gelse ve onu maddi dünyanın acılarından çekip ayırsa da, kesin bir çözüm sunmamaktadır. Öyleyse, Floreana’nın sağalabilmesi için kökendeki soruna yönelik bir çare araması gerekecektir. Bu da elbette vatan sorunsalının ne olduğunu çözmesi, nereye ait olduğunu anlaması ve tutunacak bir yer sağlamasıyla olacaktır. Birey, sevgi ihtiyaçlarını tatmin etmek ve bir güven ortamı yaratmak için aidiyete ihtiyaç duyar. (14) Hüzünlü Kadınlar Sığınağının kahramana sağlayacağı çözüm ise burada başlayacaktır. Yeni baştan, çevresinde gördüğü acı dolu kadınlarla dostluk kuracak ve buz gibi iklimin tertemiz deniz havasıyla tazelenecek, zihnini temizleyecek, ruhunu dinginleştirecek ve yeniden sağlıklı bir şekilde düşünme yolu bularak sorununu çözmeye yönelecektir. Fakat henüz bilmemektedir başkahraman: ihtiyaç duyduğu toprak, vatan burasıdır: Dünyada vatandan aziz şey var mı? (15) Onun yeri artık Hüzünlü Kadınlar Sığınağının bulunduğu doğayla iç içe, insanların hesapsız kitapsız olduğu, gerçek ve çıkarsız ama bir o kadar da çekingen aşkın bulunduğu bu küçük kasabadır. Kahraman, bunca yıldır aradığı aidiyet duygusunu burada bulduğunda, bu duygunun bir ömürdür beraberinde getirdiği yalnızlık, korku, üşüme, özgüvensizlik, cinselliğe ve aşka duyduğu öfke de sağalma yoluna girecektir.

    Kadının iç dünyasını olanca çıplaklığıyla yazan Serrano, onun ruhsal ve psikolojik derinliklerinde yatan sorunlarının altyapısında bulunan belli başlı etkenleri derinlikli gözlem yeteneği, çizdiği kadın karakterler ve ördüğü kurguyla kusursuzca yansıtmıştır. Hüzünlü Kadınlar Sığınağı kadının kendiyle baş başa kalarak, dünyevi telaşlardan sıyrılarak doğayla iç içe, tertemiz hava ve denizin kutsallığıyla sağaldığı bir yer olmanın ötesinde, Marcela Serrano’nun usta kaleminde eşsiz bir roman olma özelliği kazanmıştır. Buradaki kadınlar Floreana’nın yalnızlığı ve hüznünde gözlemlediğimiz gibi sağalma yolu arayan biçare bireylerden güçlü kadınlara dönüşürken, yazar evrensel boyuttaki “birey ve kadın olma” güçlüklerine de ışık tutar. Böylece modern dünya içerisinde kadının ruhsal sorunları ele alınırken, insanın kendini tanıyarak ve bularak hayata tutunması konusunda umut olma özelliği taşır.

    NOTLAR:
    (1) Borgna, Eugenio, Bekleyiş ve Umut, Çev. Meryem Mine Çilingiroğlu, YKY Yayınları, İstanbul, 2015, s. 23.
    (2) M. Ruhat Yaşar, Yalnızlık, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Fırat University Journal of Social Science Cilt: 17, Sayı: 1 Sayfa: 237-260, Elazığ, 2007.
    (3) Borgna, Eugenio, Ruhun Yalnızlığı, Çev. Meryem Mine Çilingiroğlu, YKY Yayınları, İstanbul, 2015, s. 13.
    (4) Serrano, Marcela, Hüzünlü Kadınlar Sığınağı, Çev. Pınar Savaş, Can Yayınları, İstanbul, 2000, s. 168.
    (5) A.g.e., s. 164.
    (6) Borgna, Eugenio, Ruhun Yalnızlığı, s. 109
    (7) Marcela Serrano, a.g.e., s. 60.
    (8) A.g.e., s. 115.
    (9) A.g.e., s. 113.
    (10) A.g.e., s. 166.
    (11) A.g.e., s. 164.
    (12) A.g.e., s. 166.
    (13) A.g.e., s. 40.
    (14) Alptekin, Duygu, Toplumsal Aidiyet ve Gençlik: Üniversite Gençlerinin Aidiyeti Üzerine Sosyolojik Bir Çalışma, Doktora Tezi, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Konya, 2011, s. 29.
    (15) Hikmet, Nazım, Bütün Şiirleri, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2012, s. 1688.

    KAYNAKÇA:
    -Alptekin, Duygu, Toplumsal Aidiyet ve Gençlik: Üniversite Gençlerinin Aidiyeti Üzerine Sosyolojik Bir Çalışma, Doktora Tezi, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Konya, 2011.
    -Borgna, Eugenio, Bekleyiş ve Umut, Çev. Meryem Mine Çilingiroğlu, YKY Yayınları, İstanbul, 2015.
    -Borgna, Eugenio, Ruhun Yalnızlığı, Çev. Meryem Mine Çilingiroğlu, YKY Yayınları, İstanbul, 2015.
    -Hikmet, Nazım, Bütün Şiirleri, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2012.
    -Serrano, Marcela, Hüzünlü Kadınlar Sığınağı, Çev. Pınar Savaş, Can Yayınları, İstanbul, 2000.
    -Yaşar, M. Ruhat, Yalnızlık, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Fırat University Journal of Social Science Cilt: 17, Sayı: 1 Sayfa: 237-260, Elazığ, 2007.

    Görseller
    https://www.goodreads.com/book/show/1181997. El_Albergue_de_Las_Mujeres_Tristes https://www.escritores.org/biografias/3708-2011 -01-03-11-51-44

    #Şili #ÇağdaşŞiliEdebiyatı #LatinAmerika #LatinAmerikaEdebiyatı

    romankahramanlari replied 1 year, 9 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
HÜZÜNLÜ KADINLAR SIĞINAĞI’NDA KADININ YALNIZLIĞI*…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now