Dostluk: Belki Yenebiliriz

  • Dostluk: Belki Yenebiliriz

    Posted by romankahramanlari on 12 Temmuz 2024 at 11:10

    Belki Yenebiliriz*

    Makale Yazarı: İlkay Karaduman

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Ekim/Aralık 2015, 24. sayıda yayımlanmıştır. 

    “Ve ben şuna inanıyorum ki bireyin özgür ve araştırmacı bilinci, dünyadaki en değerli şeydir. Ve ben, insan bilincinin istediği yönde, başkalarınca yönetilmeden özgürce ilerlemesi uğrunda savaşacağım.” (s. 155)

    Nobel Edebiyat Ödüllü Amerikalı yazar #JohnSteinbeck, #CennetinDoğusu(1) adlı romanında, Kaliforniya’nın Salinas Vadisi’nde yolları kesişen iki ailenin öyküsünü anlatırken, Samuel, Adam ve Lee’nin büyüleyici dostluğunu öne çıkarır. İki aile ve üç dostun yaşantılarını takip ederken, insanoğlunun tüm geçmişini, Adem ve Havva’nın Cennet’ten kovuluşunu, Habil ile Kabil’in kapışmalarını, hatırlarız. Bu hatırlayışta aslında insanoğlunun hikâyesinin, iyi ile kötü arasındaki duruşu olduğunu düşünürüz.

    Cennetin Doğusu’nu ilk okuduğumda, üç adamın, en zor koşullarda sınanmış dostluklarıydı ilgimi çeken. Bana göre çok değerli bir dostluktu bu. Aralarından ilk ayrılan Samuel’in ardından şöyle der Lee: ”#SamuelHamilton öldüğünde, dünya mum gibi sönüverdi.”

    Elli beş bölümden oluşan romanda Steinbeck, insanın kendini bilinçli olarak tanımasından beri ruhunda var olan tezatlarla savaşımını, onu diğer tüm canlılardan üstün kılan özgürlüğünü, tüm hikâyelerde var olageldiği gibi insanın kıyıcılığını büyük bir ustalıkla anlatılır, böylece doyulmaz tatlar bırakır okuyanın dimağında… Tabii çevirileriyle bize kitabı okuma şansı kazandıran Derin Çizer ve Ömür Candaş’a ne kadar teşekkür edilse azdır.

    Bir Çinli, bir İrlandalı bir de Amerikalı insana dair her şeyi konuşup, kendileriyle de dalga geçebilirken, mizah duygusu gelişmiş Samuel’in “şarkı tatlılığı” kazanmış dili her bölüme çok ayrı bir lezzet katar.

    “Ben kana filan pek inanmam” der Samuel. ”Bence bir adam çocuklarında iyilik ya da kötülük görüyorsa, bu onlara ana rahminden çıktıktan sonra kendisinin aşıladığı şeylerdir.”

    “Ama bir domuzdan da bir yarış atı çıkaramazsın ya” denir Samuel’e. “Hayır, Ama çok hızlı koşan bir domuz çıkarabilirsin.” (s. 299) diye yanıt verir Samuel, dokuz çocuğunun doğumunu bir başına yaptırdıktan sonra, onlardan ‘iyi insanlar çıkartmak‘ için, insanüstü bir çaba sarf eder ve amacına ulaşır. Samuel’i üstün kılan yalnız bu çaba değil elbette, çevresine ve kendisine ulaşan hemen herkese bir şekilde değer onun parıltısı. Sevgisiyle ve el becerisi ile yaşamları güzelleştirir. Bir kadına doğum yaptırmaktan, çakmak taşı sertliğinde bir araziden su çıkartmaya kadar çok farklı becerileri vardır. Nalbant dükkânında , çiftçilerin her türlü aletini onarır ve hatta onlara farklı aletler yapar. Salinas Vadisi’nin dışında kalmış bilmedikleri dünyalardan, şiirden, felsefeden bahseder onlara… Samuel’in dükkânında çiftçiler, kilisede olduklarından bile daha özenli davranır, küfür etmezler. Herhangi bir şekilde uyarıldıkları için yapmazlar bunu. Samuel’in dükkânını böylesi davranışlar için uygun bulmazlar.

    Neden öldürür insan?
    Cathy Ames, sapsarı saçlı, ela gözlü, beyaz tenli, masum yüzlü ve bu yüzde hiç eksik olmayan bir tebessümle, alışıldık katil imgelerinden uzaktır. Ailesinin tek çocuğudur ve pek çok çocuğa göre daha fazla imkânlara sahiptir. Anne ve babası “normal hayat” süren birileridir. Dışarıdan bakıldığında görülen bunlardır ve bir katili yaratacak olağanüstü bir durum söz konusu değildir.

    Cathy, 16 yaşındayken, babasının işçileri için ayırdığı maaşları alıp sabaha doğru evlerini ateşe verir ve uzaklaşır. Geride kalanlar, bir suçlu arayıp dururlarken, enkazın altında hiç bir izine rastlayamadıkları “Zavallı Cathy” için çok üzgündürler.

    Psikoloji bilgisi olmadan da birileri, kişi “neden katil olunur”la ilgili bir çok şey sıralayabilir pek tabii. Genellikle bu sebeplerin başında da, bireyin çocukken gördüğü kötü muamele gösterilir. Ancak kahramanımızın çocukluğuna dair kötü bir muamele izi yoktur elimizde. Başka bir deyişle, elimizde, “neden bunu yapar” sorusuna cevap olabilecek hiçbir veri yoktur.

    Fiziki yapı bakımından canavarlar bulunduğu gibi, akıl ve ruh yapısı bakımından da canavar olanlar bulunmaz mı? Yüz ve beden kusursuz olabilir, ama bozuk bir gen ya da yumurta, fiziki canavarların doğmasına yol açtığı gibi, aynı nedenler bozuk bir ruhun oluşmasına da yol açmazlar mı? (s. 86)

    Yazar bu sorularını sorduktan sonra canavar tanımını yapıp herkesin bir başkasına göre canavar olabileceğini belirtir. Kahramanımızla ilgili söylediği ise, doğuştan bazı sapmalarla, diğer insanlarda olmayan huylarla ya da huysuzluklarla doğmuş olmasıdır.

    Yazar, kahramanın farklı özelliklerinden sonraki satırlarda da biraz bahseder. Bundan çıkardığımız sonuca göre, Cathy, insanların cinsel içgüdülerinin itkilerine kapılıp onun tuzaklarına düşebildiğini çok küçük yaşta keşfeder. (Ki bu keşfini, evden kaçıp ilk sığındığı genelevde, patronu ele geçirmek için dener.) İnsanların zayıf yanlarını çok çabuk yakalar, kullanmasını bilir…

    Yazar her ne kadar doğuştan var olan huylardan, huysuzluklardan ve farklı özelliklerden bahsetse de, Cathy’nin kaçışı, geneleve sığınışı, kalkıştığı ve işlediği cinayetler, birçok okur için akıl almaz olarak kalacaktır. Öyle ya; insan neden hayatını kurtaran, ona sonsuz bir şefkat ve sevgiyle yaklaşan, uğruna yaşadığı yeri cennete çevirmek için durmadan çabalayan birini, çocuklarının babasını, öldürmeye kalkışsın? Peki neden kendisine bütün mal varlığını veren, kendisini kızı gibi seven ve üstün insani özellikleri olan yaşlı bir kadını öldürür?

    Öldürülen yaşlı kadın Faye’i, “İyi bir kadındı, pek zeki değildi ama sağlam ahlaklıydı, kolayca alınıverirdi. Herkes ona güvenir, o da herkese güvenirdi. Faye’i bir kez tanıyan, onu bir daha hiç incitmek istemezdi.”(s. 253) sözleriyle anlatır yazar. Niçin öldürür böyle birini insan? Yazının girişinde bahsettiğim üç iyi dosttan biri olan Lee’nin söyledikleri belki bir cevaptır.
    Tam bir bilmeceydi o. Bana öyle geliyor ki, başka insanlar gibi değil, eksik bir yanı var. Şefkat belki de vicdan. İnsanları ancak içinde duyarsan anlayabilirsin. Ben onu bir türlü içimde duyamadım… (s.497)

    Cathy ilk genelev serüveninden kaçmak isterken, çok kızdırdığı patronunun elinden, mucizevi bir şekilde, neredeyse “canlı ceset” olarak kurtulabilir. Adam’ın evine sığındığında yalnızca nefes almaktadır. Kardeşinin tüm karşı çıkışlarına rağmen, onu hayata döndürür Adam. Ve artık tek isteği, uzaklarda bir yerde Cathy ile yeni bir hayat kurmaktır. Kararını uygulamak için gittiği yerde tanışır, Lee ve Samuel ile. İlerde Adam’ın hayatını tekrar inşa edecek iki sevgili insan, değerli iki dost ile. Cathy’i ise ne yeni yerlerle, ne de hamilelikle ilgilidir. Yalnızca fırsat kollayarak bekler, Lee’den de, Samuel’den de rahatsızlık duyar. İyiyle kötünün karşıtlığını sergiler gibidirler. Samuel, Cathy’nin gözlerini ilk gördüğünde ürperir, şeytan dokunmuş gibi hisseder. Nedenini anlamaya çalışırken, bir çocukluk anısını hatırlar. İpe götürülen katilin gözleriyle karşılaşmasıdır bu. Tıpkı Cathy’nin gözleri gibi soğuk, derinliği olmayan. Lee ise bir role bürünür, bir çeşit oyun oynar; hizmetkârı olduğu Cathy’ye aldırmadan, işini iyi yapmak için. Fakat bu sefer Cathy, Lee’den kaçırmak zorunda kalır gözlerini. Sonunda yoluna çıkan Adam’ı ağır yaralayarak hayatından çıkıp gider Cathy. Adam’ın dünyasındaki ışığı, o insanı harekete geçirip var etmesini sağlayan ışığı da söndürmüştür giderken. Bu da bir çeşit katillik değil midir?

    Adam’ın yeniden hayata dönüp ikiz çocuklarını görmesini sağlamak hiç de kolay olmamıştır Lee ve Samuel için. Lee, adeta hayatını ortaya koyar; hayallerini erteler, annelik babalık yapar çocuklara. Samuel de hiç yalnız bırakmaz onları. Bilgeliği ile ışıtır yaşamlarını, becerikli elleri ile kolaylıklar katar günlük hayata.

    Samuel ve Lee’nin dinmek bilmeyen öğrenme açlığı sayesinde dostlarında şok etkisi yaratacak, ruhundaki zehre panzehir olacak şeyi sonunda bulurlar. Yıllar önce İncil’in Yaratılış bölümünün dördüncü parçasından ayetler okuyup tartışan dostlar pek bir sonuca ulaşmasalar bile Lee, aklından çıkaramaz bu durumu. Üç ayrı dilde çevirisini okur kut sal kitabın. Yıllarca “Yen, yeneceksin”, “belki de günahı yenebilirsin” cümlelerinin üzerinde çalışır. İbranice sözlükler alır. En sonunda ailesinde yer alan, her biri doksanını geçmiş bilge büyüklerine başvurur. İki yıl boyunca da onlarla çalışır ve kazılarının sonucunda eşsiz bilgiye ulaşırlar: “Belki de günahı yenebilirsin.” Buradaki “günah” aynı zamanda bilgisizlik anlamındadır. “Yen, yeneceksin”den farklı olarak da insana emretmiyor, vaat etmiyor; ona seçim hakkı tanıyordur. İnsanın yolunu seçebileceğini, onun için çarpışıp kazanabileceğini belirtmek ister.

    Lee bu sonuçları Samuel’le paylaştıktan sonra, Samuel’in kafasında bir ışık yanar. “Belki yenebilirsin”dir bu. Adam’ın bir seçim yapmasını ve onun için çarpışmasını sağlayacak hakikati, karısının bir genelevde çalıştı gerçeğini söyler ona. Samuel başarır, duyulan gerçek; dostunu kendisine getirir. Yaşamaya, mücadele etmeye zorlar onu.

    Romanımızın katili ise, Salinas’ın en seçkin erkeklerinin hayatlarını mahvetme hedefine ulaşamadan, mutsuz ve yalnız bir şekilde gözlerini kapatır hayata. Ardında ne bir üzüleni ne de özleyeni kalır.

    Neden öldürür insan? Bilgisiz olduğu için mi; bilgisizlik tüm günahların sebebi midir?

    Adam yaşamaya tekrar başlayıp soru işaretlerini gidermek için Cathy’ye gittiğinde onun hayret verici boyuttaki nefretini görür. Anne ve babası da dahil, şimdiye kadar tanıdığı herkesin iyilik numarası yapan kötüler olduğunu ve ölmeyi hak ettiklerini dile getirir.

    Belki de Cathy, başkalarında olup da anlayamadığı bir şeyden, iyilikten nefret ediyordu, kendisinin bir türlü ulaşamadığı iyilikten.

    Yazıyı Cathy’i yaratan usta yazarın satırlarıyla tamamlamak isterim:

    Şuna inanıyorum ki, her insan, yüzeydeki bütün zayıflıklarının altında, iyi olmak ve sevilmek ister. Gerçekte, kötülüklerin çoğu, sevgiye kısa yoldan ulaşmak için harcanan çabalardır. Bir adam öldü mü, yetenekleri, etkinliği, dehası ne olursa olsun, eğer sevilmeden ölmüşse, yaşamı boşa gitmiştir, ölümü soğuk bir dehşet olur. (s. 463)

    1- Cennetin Doğusu, John Steinbeck, Çev:Derin Çizer- Ömür Candaş, Remzi Kitabevi, 2010

    #Amerikanedebiyatı #roman

    romankahramanlari replied 1 year, 9 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
Belki Yenebiliriz* Makale Yazarı: İlkay Karaduman…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now