BİNBAŞI KEMAL BEY’İN HATIRALARINDA ESİR ŞEHRİN KAHRAMANLARI

  • BİNBAŞI KEMAL BEY’İN HATIRALARINDA ESİR ŞEHRİN KAHRAMANLARI

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 11:55

    BİNBAŞI KEMAL BEY’İN HATIRALARINDA ESİR ŞEHRİN KAHRAMANLARI*

    Makale Yazarı: Uğur Yıldırım

                                                                                                             *Bu makale, Roman Kahramanları dergisinin 5. sayısında (Ocak/Mart  2011) yayımlanmıştır.                                                                                                                            

    1946’nın Haziran sıcağı, İstanbul.
    #Kadıköy’de Moda Caddesi’nde ilerleyen postacı, #Hamalyan Apartmanı’nın önünde durur.
    Kapıyı açan yaşlı adama elinde tuttuğu zarfı uzatır.
    Resmi evrak, Genelkurmay Başkanlığı’ndan gönderilmiştir.
    Mektubun muhatabı emekli Tümgeneral Halil Kemal Koçer, zarfı açıp okuduktan sonra ne hissetti, kalbinden, kafasından neler geçti, bilinmez.
    #Postacı, mektubu uzattığı kişinin işgal İstanbul’unda oynadığı kritik rolden haberdar mıydı, kimbilir…
    Bilinen, Genelkurmay’dan gönderilen bu mektuptan sonra Millî Mücadele’nin önemli bir safhası belli ölçüde aydınlığa kavuşmuştur.

    Genelkurmay: “Zatı Devletlerine Müracaat Ediyoruz”
    Genelkurmay Başkanlığı Harp Tarihi ve Coğrafya Encümeni Başkanı Tümgeneral’in, emekli Tümgeneral Halil Kemal Koçer’e yazdığı 13 Haziran 1946 tarihli mektubun, virgülüne dokunmadan tam metni şöyle:

    “Sayın Generalim,
    İstiklâl harbindeki muvaffakiyetin başlıca âmillerinden birisi olan silâh ve cebhane tedariki olduğu malûmu devletleridir. Silâh ve cebhane’nin tedariki bu harbin başlı başına bir kahramanlık faslıdır. Bu mücadeledeki muvafakiyettir ki istiklâl harbini kazandırmıştır.
    Şahsî kahramanlık ve fedakârlık duygulariyle beraber bunun tertip ve icrasında gösterilen zekâ ve enerji eserleri de yeni nesil için örnek ve medarı mefharettir.
    Bu bakımdan işgal altında bulunan bölgelerden Anadolu’ya silâh ve cebhane kaçırılmasına ait teferrüatlı bilgiye ihtiyac vardır. Bu maksatla karanlıkta kalmış bu millî menkibeleri aydınlığa çıkarmakta selâhiyetli olan zatı devletlerine müracaat ediyoruz:

    1. Gurupların adları, mıntıkaları, Başkanları, teşkilatı. (teferrüat hakkında malûmat almak üzere) bu teşkilâta memur olanların isimleri ve adresleri.
    2. İcra pilânları.
    3. Yapılış tertipleri, hareket tarzları.
    4. Anadolu’da işgal altında bulunan bölgelerdeki faaliyete ait mâlûmat.
    5. Kahramanlık menkibeleri.
    6. Hâtıralar.
    7. Tafsilât hakkında müracaat edebileceğimiz zevatın adresleri.
    8. O zamana ait fotoğraflarınızla bu vazife ile ilgili başka fotoğraflar.
    9. Gurupların teşekkülünden evvelki zamana ait tafsilât.

    Millî tarihimiz için çok değerli olacak bu malûmattan dolayı Encümenin minnettar ve müteşekkir kalacağını arz ve derin saygılarımı takdim ederim.”

    Mektupta emekli #Tümgeneral Kemal Koçer’e yönelik derin saygı ve şükran ifadeleri sebepsiz değildir. Koçer, işgal yıllarında #İstanbul’daki en önemli gizli teşkilât olan Mim. Mim. Grubu’nun ikinci başkanı, topçu Binbaşı Kemal Bey’dir. #MimMim.’in esas vazifesi direnişi örgütlemek, Anadolu’ya insan ve cephane sevkiyatını sağlamaktı. Koçer’in günlükleri, hatıraları zaten hazırdır. Genelkurmay’dan gelen yukarıdaki talep üzerine aynı yıl 1946’da Kemal Koçer’in Kurtuluş Savaşlarımızda İstanbul (İşgal Senelerinde M. M. Grubu’nun Gizli Faaliyeti) adlı kitabı İstanbul’da Vakit Basımevinden çıkar. Kitap, hatıradan ziyade resmi rapor niteliğindedir. Dikkatli incelendiğinde Kemal Tahir’in (İsmail Kemalettin Demir) Esir Şehir üçlemesinin (Esir Şehrin İnsanları-1956, Esir Şehrin Mahpusu-1961, Yol Ayrımı-1971) özellikle ilk iki kitabının ana kaynaklarından biri olduğu görülür.

    ROMAN KAHRAMANLARI: İHSAN, AHMET, “BOLŞEVİK MUSTAFA”…

    Kahramanların bir bölümü, Esir Şehrin İnsanları’nda gerçek hayattaki isimleri, unvanları ve yaptıklarıyla yer almıştır: #İhsan, #Ahmet, #YüzbaşıBilal, #YüzbaşıHakkı, #TeğmenAbdülvehap, #TahsinKaptan, #BolşevikMustafa, #HemşinliMehmet
    General Koçer, “Faal üyelerimizden demirbaş olarak bu tehlikeli işlerde çalışanlar, Yüzbaşı Bilal, Hakkı, teğmen Abdülvehap, Kayyum Ahmet, Tahsin Kaptan, Hemşinli Mehmet, Bolşevik Mustafa idi. İhsan’la ben, cephaneliklerde ve vapurlardaki işlere nezaret ederdik” diye yazıyor.

    Kemal Tahir’in kahramanlarının bir bölümü ise #Koçer’in hatıralarındaki gerçek kişilerle benzerlik taşır.

    Esir Şehrin İnsanları’ndaki Salih ve Osman Reis, Koçer’in hatıratında Mim. Mim. mensubudur.

    Esir Şehrin İnsanları’nda İngilizlerin Ahmet’e #Kroker otelde yaptıkları işkenceli sorgu, Koçer’in hatıratında şöyle geçer: “Kayyum Ahmet, Kroker zindanındadır. İlk defa ıslatılmıştır!”

    Koçer’in ayrıntılı anlattığı #Ararat gemisiyle Anadolu’ya silah sevkiyatı Esir Şehrin İnsanları’nda kurgunun önemli bir parçasıdır. “#Rozalti” olayı da ana hatlarıyla Esir Şehrin İnsanları’nda yer alır… Ancak Esir Şehrin İnsanları, işgale karşı çalışmalarda ve özellikle Ararat Gemisi’yle yapılan silah sevkiyatında Mim. Mim.’i yardımcı kuvvet olarak gösterir. Bu, Koçer’in resmi rapor niteliğindeki hatıratıyla çelişir. Kemal Tahir, halen İttihatçı ruha sahip olanları öne çıkarır sanki. En nihayetinde Esir Şehir’de de Karakol teşkilatını öven, düzenli orduya intibak edemeyen Niyazi’nin hain olduğu anlaşılır!

    KARA KEMAL BEY’LE GÖRÜŞME

    Ve fakat Mim. Mim. ile Karakol teşkilatının birbirlerinden hiç haz etmedikleri de malumdur. Kemal Tahir, çizgilerini benimsememekle birlikte haksızlığa uğradığını düşündüğü İttihatçıları, özellikle Karakol cemiyetini, kurucusu “#KüçükEfendi” Kara Kemal Bey’i resmi tezlerden farklı değerlendirir. Koçer ise hatıratında bu gruptan uzak durmak gerektiğini savunur. Meşhur #KaraKemalBey’le gizli görüşmelerini şöyle anlatır: “K. K. menfasından dönünce liderliğe heves etmiş görünüyordu. Veznecilerdeki bir evde lûtfen Mehmet’le beni kabul edebileceklerini bildirdiler. Biz ondan Teşkilâta dahil olmasını, bu suretle memlekete hizmet etmesini dileyecektik. Tefrikanın zarar vereceğini zaten kendisi bilirlerdi. Muayyen saatte ziyaretlerine şitaban olduk. Bulundukları odanın yanındaki odada beklememiz ihtar edildi. Zaman geçtikçe mevkiimizin de ehemmiyet derecesi anlaşılmak istendiğini düşünmüyor değildik. Geç vakit bir kahve geldi, içtik. Huzur da #kahve içmek de galiba türesizlikti! Bu kabul tarzını tahlil edebiliyordum. Bize ilk önce: ‘Sen mi kaldın, ey efendi, dehre vermekçin nizam’ diyebilirdi. Arkada bir tarih bırakmıştı. Tarih, karanlık da olsa, bir tarihtir (…)

    Buyurdular ki: – Biz, sizin işlerinize kendi teşkilâtımızla yardıma hazırız. Bize her müracaatta kolaylıklar görebilirsiniz (…)

    Esasen, o siyasi muhitle bizim temasımız, nazariyemce, fayda yerine zarar verebilirdi.”
    General Koçer, Enver Paşa’nın emriyle Teşkilat-ı Mahsusa’nın son başkanı olan Albay Hüsamettin Ertürk’ten ise saygıyla bahseder ve büyük hizmetleri olduğunu belirtir. Kemal Tahir’in üçlemesi söz konusuysa, paralel olarak Ertürk’ün İki Devrin Perde Arkası da mutlaka okunmalı derim.

    Yeri gelmişken belirtelim, beyazperdede ise Esir Şehrin İnsanları maalesef, vahim bir çarpıtmayla Mim. Mim. Grubu’nun serseri, berduş, cahil bir topluluk olarak gösterildiği dizi olmuştur. 2003 yılında TRT’de 8 bölüm halinde yayımlanan dizideki bu çarpıtmaya hiçbir edebiyatçı ve tarihçi tepki göstermemiştir. Bu, Kemal Tahir’in anısına da büyük saygısızlıktı. Esir Şehrin İnsanları ve Esir Şehrin Mahpusu’ndan derlenen dizide silah sevkiyatı için gerekli olan para bulunamadığından kahramanlar güya Mim. Mim.’le görüşür. Mim. Mim. mensubu üstü başı dökülen berduş, lakayt bir tiptir. Para yok ama isterseniz Osmanlı Bankası’nı basıp lazım olan parayı buluruz der. Uzatmayayım, sorumsuz, maceracı bir ifade, beden dili ve mimikle gerekirse İngiliz gemilerini de basabileceklerini söyler. Oysa romanın orijinalinde, Esir Şehrin İnsanları’nda Niyazi’nin ağzından gerekli para aranırken çareler şöyle sıralanır: “Bütün umudum sizde Nedime Bacı… Uzaktaki insan, dâhi bile olsa, olayları yerinde inceleyemediğinden yanılıyor. Gündelik işlere gömülüyor. Anahattın büyük meselelerini gözden kaybediyor. Karakol Cemiyeti’ndeki arkadaşlara başvurdum. Ele geçirdiklerime ayrı ayrı yalvardım, hepsi de haklı olarak çekingen. ‘Bizi kimse bilmese, sen bilirsin, dediler, kırk bin lira değil, dört yüz bin lirayı yarım saatte buluruz. Altı tane fedai, #OsmanlıBankası’nı basar bu parayı gene sağlar. #MüdafaaiHukuk’la aramızdaki çekişme bu yüzden…”

    Görüldüğü gibi Osmanlı Bankası’nı basmaktan söz eden Mim. Mim. değil, Karakol cemiyetidir.

    Dizide ayrıca doğrudan Ankara’ya bağlı olan Mim. Mim.’in mensubu #BolşevikMustafa ve İhsan gibi kahramanlar, “Sarı Paşa bizi sevmez ama…” diye konuşturulmuştu. Oysa ikisi de, General Mustafa Kemal’in teşkilatına mensuptu, komik olmuştur.
    En nihayetinde diziden geriye Fikret Kuşkan, Erdal Özyağcılar, Zafer Algöz ve Başak Köklükaya’nın seyre değer oyunculuğu ile Yansımalar’ın yaptığı harikulade müzik kalmıştır.

    “ESİR ŞEHİR”DE 60 BİN MÜSELLAH FEDAİ

    Esir Şehrin Mahpusu, okuyanı heyecanlandıran ve tarih kitaplarında geçmeyen büyük bir iddia öne sürer: “Burada, Anadolu’ya öteberi kaçıran teşkilattan çok daha geniş bir başka teşkilat var. İstanbul’un 1055 mahallesi, elli, yetmiş, yüz kişilik birlikler halinde silahlanmıştır.

    (…) Esir düşmüş bu fukara şehirde, bugün, tam altmış bin silahlı savaşçı var! Bunlar Çorlu’daki düşman tümenlerini, emin olun, İstanbul’un kale duvarları önünde, böcek gibi ezecek güçteler…”

    Dikkat isterim.
    Mim. Mim. Grubu’nun İkinci Başkanı Tümgeneral Koçer, kendilerinin de içinde yer aldıkları bu örgütlenmeyi açıkça yazar: “İstanbul Millî Müdafaa teşkilâtı, sevkiyat işile hiç alâkadar değildi. Onun vazifesi, her kuvvete karşı İstanbul’un emniyetini temin etmekten ibaretti.”

    Koçer, İstanbul’un olası düşman işgaline karşı bomba talimleri yapmaya başladıklarını bile söyler: “Teşkilât heyetleri 60 bin kadardı ve müsellâhtı (silahlı, silahlanmış-U.Y.). Toplu kuvvetler Eminönünde, Galatada ve Kasımpaşadadır. Silâh ve cephane, yer yer ihtar edilmişti ve fevkalâde vaziyette faaliyete geçilmek üzere tertibat alınmıştı. Bomba talimleri de yapılıyordu.”

    Dolayısıyla #EsirŞehrinMahpusu, içi boş hayalleri değil, gerçeğin kendisini dile getirmektedir.

    Çocukluğumuzdan beri dinlediğimiz “İstanbullular işgale direnmedi, hiçbir şey yapmadı, yedi, içti, eğlendi” masalı, maalesef günümüzde halen okur-yazar muhitte bile sürüyor. Oysa resmi raporlar, anılan hatırat ve Kemal Tahir’in eserleri, İstanbul’daki örgütlenme olmasaydı Anadolu’da cephenin ayakta kalmasının mümkün olmadığını gösteriyor.

    Zira ayrıntıya girmeyeyim, cephede arabalara takılacak dingili bile İstanbul’daki teşkilat temin edip yollar.

    Dolayısıyla, Cemil Meriç’in deyişiyle, “Çocukluğumuzda dinlediğimiz masallara ölene kadar inanmak zorunda değiliz.”

    ŞÜKÛFE NİHAL, MİM. MİM.’DE GÖREVLİYDİ

    General Kemal Koçer, hatıratında Türk Edebiyatı’nın önemli ismi Şükûfe Nihal hanımefendinin (1896-1973), #MillîMücadele yıllarında İstanbul’da Mim. Mim. Grubu’nda teşkilatlarına bağlı olarak hizmet ettiğini yazıyor.
    “Evrak naklinde ve muhafazasında Türk kadınlarından istifade edilmişti. Şükûfe Nihalle kardeşi Muhsine’nin hizmetleri sebk edilmiştir.”
    Ne garip, Türk Edebiyatı’nın bu çok önemli ismi, Şükûfe Nihal hanımla ilgili konuşan ve yazan kimse bu konuya değinmez. Kendisiyle ilgili yazılmış birkaç tezi de inceleme fırsatım oldu. Mim. Mim.’le ilişkisine dair tek satır yok.
    Geçelim.
    Esir Şehrin Nedime Hanım’ı, #ŞükûfeNihal midir, diye çok düşündüm ve inceledim.
    Hayır. O daha ziyade ortak bir karakterdir. Halide Nusret (Zorlutuna), Halide Edip (Adıvar), Şükûfe Nihal (Başar) ve genel olarak işgale direnen okur yazar Türk kadınını temsil eder.

    ÜÇ VURGU VE KÂMİL BEY KİM?

    Kemal Tahir’in Esir Şehri’nde yer almayan birinden söz etmeden olmaz; Topkapılı Mehmet Bey, nam-ı diğer Cambaz Mehmet. Direnişin bu ünlü siması, İstanbul’da bütün bitirim ve yankesici takımını örgütleyip, Millî Mücadele’nin emrine girmişti. Mim. Mim.’in kurucularındandır. Çok büyük işler yapan, işgalci General Harrington’un arabasını küçücük oğlunu erketeye yatırıp çalan ve General Mustafa Kemal’e hediye eden Topkapılı Mehmet Bey, zaferden sonra mütevazı hayatına devam etmiş, hiçbir ayrıcalık istememiş, yoksulluk içinde ölmüştür.

    Esir Şehir’de Mehmet Bey’e benzer bir karakter de yoktur. Belki de Kemal Tahir, kabadayılardan hiç haz etmediğindendir.

    #Topkapılı Mehmet Bey’le ilgili tafsilat için Selahattin Selışık’ın Kurtuluş Savaşının Gizli Örgütü MM Grubu (Kaynak Yayınları) adlı eserine bakılabilir.

    İkincisi, İstanbul Şehremini’nde Tekkesi ve bütün müritleriyle işgale direnen Şeyh Enver (ya da #Enverî) Efendi. Tümgeneral Koçer aynen şöyle yazıyor: “Grupun vefalı bir üyesi idi. Tekkesi Grup emrine daima âmadedir. Orada barınmak, orada silahları saklamak ve ihtifa etmesi zarurî bazı arkadaşları da şeyhin cenabı himayetine tevdi etmek mümkün olmuştu.” Esir Şehir’de #ŞeyhEnver ya da benzeri bir karakterin olmaması şaşırtıcıdır. Maalesef esir şehrin büyük kahramanı Enver Efendi, bu konuda yazılmış Diyanet’ten çıkan kitaplar dahil hemen hiçbir araştırmada yer almaz, yapılan dizi ve filmlerde esamesi okunmaz. Kimbilir o ateş çemberinde dimdik duran Enver Efendi’nin tekkesi ne oldu, mezarı nerde?

    Üçüncüsü, Millî Mücadele öncesi ve süresince Ermeni çeteleri özellikle Gaziantep, Şanlıurfa, Kahramanmaraş, Erzurum’da katliamlar yapmıştır. Cumhuriyet döneminde ASALA terör örgütünün cinayetleri de ortadadır. Ancak İstanbul’da işgale karşı Mim. Mim. Grubu’nun emrinde çalışan Ermeniler de vardır. Ohannes, Terziyan, Pandikyan gibi Ermeni vatandaşların hizmetlerini General Koçer öve öve bitiremez. Nedense hiçbiri Esir Şehir’de ve tarihçilerin anlatımlarında yer almaz. Zira merhum Attilâ İlhan ağabeyle bir gün bu konuları konuşurken, “İstiklâl Harbi madalyası sahibi Ermeniler”den bahsetmişti.
    Olayları incelerken hepsini bir çuvala doldurmayalım, tarihe not düşelim diye belirtmek istedim.

    Peki Esir Şehir’de Selim Paşa’nın oğlu; beyefendi, kültürlü, mütevazı Kâmil Bey kim?
    İfa ettiği büyük vazifeleri, sanki bir bardağa su dolduruyormuş gibi gayet doğal, kendini göstermeden, önemsetmeden yapan; bebek bekleyen Nedime Hanım’ı ele vermemek için bin türlü çileye katlanan, ama “hırsız”lıkla itham edildiğinde cezaevini âdeta yıkan, oğlancı kabadayıyı evire çevire döven Kâmil Bey…
    Romanın esas kahramanı Kâmil Bey, kim bu adam?

    Gerçekte Kâmil Bey kim olursa olsun, bir okur olarak onda hep nedense Kemal Tahir’i gördüm. Tıpkı Kurt Kanunu’ndaki Dr. Emin Bey gibi…
    “Her zaman olduğu gibi, gene kravatlılar dayanmış, elinden silahı, dilinden adam vurmayı düşürmeyen kabadayılar hiç utanmadan köpekleşmişti (…)
    Ne demek kabadayı? Kendini kendisiyle savunamadığından kabalığa sığınıyor demek… Kabalık…Türkçesi hayvanlık…Ancak insan dayanır, zor yerde…” (Kurt Kanunu’ndan).

    KEMAL TAHİR’İN ÖNERDİĞİ 10 ROMAN

    Yazıyı Kemal Tahir’in Türk Romanı deyince aklına gelen 10 kitabı vererek bitirelim.
    Bundan 50 yıl önce, aylık sanat edebiyat dergisi Dost’un Mart 1960 tarihli sayısının kapağı, Kemal Tahir’le yapılan röportajdır.

    İçeriği kadar röportajı yapan da önemlidir: Fethi Naci.

    Fethi Naci, “Kemal Tahir’in Evinde” başlıklı röportajın henüz girişinde “Kemal Tahir’le röportaj yapmaya gidiyordum. Benim ilk röportajım” diyor!
    İşte Kemal Tahir’in seçtiği Türk Edebiyatı’nın 10 romanı.

    “(Fethi Naci)- Şu soruya da cevap verin de ondan sonra, diyorum. Biliyorsunuz, ‘On Türk Romanı’ diye bir seriye başladım Pazar Postası’nda. Siz olsanız hangi romanları seçerdiniz?
    (Kemal Tahir)- Epey nazik bir soru, diye gülüyor. Ama cevap vereceğim. Hüseyin Rahmi’den Şık, Halit Ziya’dan Aşk-ı Memnu, Halide Edib’den Sinekli Bakkal, Yakup Kadri’den Hüküm Gecesi, Reşat Nuri’den Yeşil Gece… Duruyor, sonra ‘Durun’ diye başlıyor, size bir anımı anlatayım. Reşat Nuri’yi ölümünden önce gördüğümde ‘Ne yapıyorsun?’ diye sormuştum. ‘Yeşil Gece’nin arkasını yazacağım’ demişti. ‘Bak nasıl yazacağım. Roman şöyle başlayacak: bir gün romancı yazı masasına oturmuş, bir konu arıyor. Dışarıda da müthiş bir gürültü var: tekbir, ilâhi sesleri geliyor. Bir de bakıyor ki romancı kapıda bir adam. ‘Kimsin?’ ‘Ben Yeşil Gece’nin kahramanıyım. O zamandan bu yana ne olmuş, anlatacağım sana.’ O gece, Mareşal’in ölüm gecesiymiş; gürültülerin sebebi oymuş.
    -Kemal Tahir bir süre sustu. Biz de susuyorduk, Reşat Nuri için saygılı bir susuştu bu galiba; sanırım hepimiz aynı şeyleri düşünüyorduk. Sonra Kemal Tahir devam etti.
    -Reşat Nuri’nin bir acısı vardı, hep ‘Ben Çalıkuşu yazarı olarak değil, Yeşil Gece yazarı olarak tanınmak isterdim’ derdi…
    (Fethi Naci)- Altıncı roman?
    (Kemal Tahir)- Mahmut Yesari’den almıyacak mıyız? Olur mu? Altıncı roman Tipi Dindi olsun, sonra Memduh Şevket’ten Ayaşlı ve Kiracıları, Orhan Kemal’den Murtaza, Yaşar Kemal’den Teneke…Onuncu…Onuncu da Peyami Safa’nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu olsun.”

     

    romankahramanlari replied 1 year, 10 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
BİNBAŞI KEMAL BEY’İN HATIRALARINDA ESİR ŞEHRİN KA…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now