Başkomser Nevzat, Kavim: Yaşamın Anlamı İnsandır!
-
Başkomser Nevzat, Kavim: Yaşamın Anlamı İnsandır!
Kavim: “Yaşamın Anlamı İnsandır!”*
Makale Yazarı: Nesrin Aslan
*Bu makale Roman kahramanları dergisi 24. sayısında (Ekim/Aralık 2015) yayımlanmıştır.
Ve çok çılgınlık ve daha fazla günah ve dehşet,
işte kurgunun ruhu…
~Edgar Allan Poe~Dünya edebiyatında, ilk örneğinin 17. yüzyıl sonunda İngiltere’de verildiği polisiye roman türü, bundan yaklaşık iki yüz yıl sonra Türk Edebiyatı’nda, batılılaşmanın başladığı yıllarda görülür. Tanzimat Devri yazarlarından Ahmet Mithat Efendi’nin Esrar-ı Cinayat isimli eseri bizde polisiye roman türünün ilk örneği olarak kabul edilmektedir. Ondan sonra da pek çok polisiye roman tefrikası gazetelerde yer almıştır. Popüler roman anlayışı içerisinde değerlendirilebilecek polisiye romanlar, şüphesiz ki zamanımızda da rağbet gören roman türleri arasındadır.
Okurları, teması ve kurgulama tekniği ile merak duygusu içinde bırakarak akışı sağlayan polisiye roman, genel itibariyle konusunu polisin görev alanına giren olaylardan seçen roman olarak düşünülmektedir. Günümüz polisiye roman yazarlarından olan Ahmet Ümit, polisiye romanın yalnızca suç ve gerilim üzerine kurulu olmadığını birçok eserinde hissettirmiştir. Yüzey yapıda kurgunun bize gösterdiği olay örgüsü derin yapıda birçok sorgulama içerir. Ahmet Ümit’in katmanlı anlatılarından biri de merkezi kişisi Başkomiser Nevzat olan Kavim isimli romanıdır. Kavim, esrarengiz cinayetler ve bunları açığa çıkarmaya çalışan ekibin eylemleri üzerinden yürür. Hikâyeyi kurguya dönüştürmek tüm romanlarda olduğu üzere polisiye romanda da esası teşkil eder. Olayların zaman sırasının düzenlenerek anlatılmasının yanında ayrıca olaylar arasında neden sonuç ilişkileri kurulursa kurgu ortaya çıkarılmış olur.[1] Kurgu daha önce olanları hatırlamayı, olaylarla insanlar arasındaki ilişkileri düşünmeyi ve sonucu yansıtmaya çalışmayı gerektirir.[2] Polisiye roman yazarı kurguyu etkili bir şekilde oluşturduğu takdirde romandan beklenenin hakkını verecektir. Etkili olmanın yolu ise gerilimden geçer. Bu tarz romanlarda olayların beklenilen şekilde çözüme ulaşmaması, fikirler ve duygular arasında yaşanan çatışmalar gerilim doğurur ve tüm bunlar kurguya sağlamlaştırıcı etki eder. Kavim yazarı da, romanın hikâyesini kurgularken akışı ve geçerliliği sağlamıştır.
Kavim’in hikâyesi başta Yusuf Akdağ olarak bilinen kişinin öldürülmesi ile başlar. Başkomiser Nevzat, ekibindeki Ali ve Zeynep ile soruşturmayı yürütür. Soruşturma yürütülürken sadece açığa çıkarılmaya çalışan işlenen esrarengiz cinayetler değil, diğer yandan yaşamın anlamıdır. Bu ilk etapta okuyucu tarafından doğrudan hissedilemese bile roman ilerledikçe başta Nevzat olmak üzere çoğu roman kişisinde bu vurgunun ağırlığı hissedilmektedir. Ancak romanın kahraman anlatıcı tarafından aktarılmış olması, bahsettiğimiz vurgunun daha çok anlatıcı olan Başkomiser Nevzat’ın üstünde belirgin olmasını sağlamıştır. Bunu romandaki bakış açısı da etkilemektedir. Bakış açısı, anlatma esasına bağlı metinlerde vaka zincirinin meydana gelmesinde kullanılan mekân, zaman, şahıs kadrosu gibi unsurların kim tarafından görüldüğü, idrâk edildiği ve kim tarafından, kime nakledilmekte olduğu sorularına verilen cevap olarak tanımlamak mümkündür.[3] Başkomiser Nevzat bize tekil bakış açısıyla olayları aktarır. Tekil bakış açısında, anlatı sistemini oluşturan her şey merkezi karakter konumunda bulunan söz konusu kişinin bakış açısından okuyucuya yansır. Yaşanan olaylar, gelişmeler, çevre, kişiler, olumlu ve olumsuz sonuçlar Nevzat’ın tekil bakış açısından sunulmuştur. Dar ve sınırlı olan bu bakış açısı soruşturmayı yürüten Nevzat için en uygun tekniktir. Çünkü olayların merkezinde bulunan ve anlatımı üstlenen ben anlatıcı her şeyi görme ve bilme gücüne sahip değildir.[4] Nevzat başkomiser roman kurgusunda bir araştırmacı ve sorgulayıcı misyonunda olması dolayısıyla gerçekleri, kurgu esasına dayalı olarak yaşanacak gelişmeler ile iz sürecek, açığa çıkaracak ve bakış açısının gereği ile sınırlı bir fonksiyon üstlenecekti. Bu sebeple Nevzat’ın başka kişilerin iç çözümlemesini, monoloğunu, söyleşmesini açığa çıkarmaktan çok bir gözlemcinin kendi hissiyatına bağlı kalarak tepkileri ve ifadeleri ortaya çıkardığı görülür.
Anlatıcının konumu sebebi ile başkalarının üzerinde modern anlatı teknikleri pek fazla uygulanamadığından merkezi kişi Nevzat üzerinde bir hayli iç konuşma, bilinç akışı ve iç söyleşme görülmektedir. Hem anlatıcı hem de merkezi kişi olan Nevzat yürüttüğü soruşturma kapsamında yazar tarafından yansıtıcı bilinç olarak da kullanılmıştır. Yazarın iletmek istedikleri, diğer kişiler ve olaylar üzerinden düşündükleri Nevzat tarafından aktarılmıştır.
Ele almak istediğimiz roman kişisinin, roman tekniği içindeki yerini belirttikten sonra onun bir de tematik olarak nasıl bir misyon yüklendiğine bakalım.
Kavim, Başkomiser Nevzat ve ekibinin içinde Hıristiyanlık ve Yahudiliğe ait bir takım unsurlar bulunduran cinayetleri aydınlatma uğraşı olarak yüzey planda ifade edilebilir. Nevzat ekibindeki Ali ve Zeynep’i evladı olarak gören, karısı ve kızını yıllar önce bir patlamada kaybetmiş, onların hatırasına sahip çıkmakla beraber Evgenia isimli bir Rum hanımla ilişki yürütmeye çalışan, bir taraftan yaşamın anlamına ilişkin düşünceleri sorgulayan, emeklilik yaşı gelmesine rağmen müdürünün isteği üzerine görevine devam eden baş komiserdir. Ancak her ne kadar romanda görevine devam etmesindeki sebep müdürün ısrarı olarak görülse de Nevzat işine bağlı bir karakterdir. Belki de asıl sebep, bu işin onu kızı ve karısının ölümünden sonra oyalıyor olmasıdır. Romanda bunlar okuyucuya hissettirilirken bir diğer sebep olarak da Nevzat’ın insanlara iyilik yapma isteği olarak görülebilir. Evgenia ile geçen bir konuşmasında bir çiçekçi dükkânı açıp herkese çiçek dağıtıp mutlu etmek isteğinden söz eder. Olayların akışında ise suçlu olmadığına inandığı bir sanık serbest kaldığında mutlu olduğunu görünce bu işte de insanları mutlu ettiğine inanır. Görüldüğü üzere sadece Nevzat’ın işine neden devam ettiği hususunda bile birçok varsayım öne sürülebilir. Bu, cinayetlerin aydınlatılmasında düşünülen birçok varsayımla benzer yönde çeşitlendirilebilir.
Nevzat’ın iç bunalımında ailesini kaybetmesinin ve polislik mesleğinin zorlu görevlerinin büyük etkileri vardır. Kendisinde daima yer eden bu bunalıma yürüttüğü soruşturmalardaki sıkıntılar ve sevgilisi Evgenia’nın onu terk etmesi de eklenir. Tüm bunlarla birlikte yaptığı iş ve düşünceleri arasında çatışmalar yaşar. Polis teşkilatında, adaletin uygulanmasına yardımcı bir işlev üstlenen bir başkomiser olarak adaletin ne olduğunu sorgulamaktadır. Nevzat adalete olan inancını yitirmiştir.
Yasa ile adaletin aynı şey olmadığını biliyorum. Yasalar, adaleti korumak için varsa da, çoğu zaman başarılı olamadıklarını da biliyorum. Daha doğrusu, böyle olmadığını her gün yaşayarak öğreniyorum. Çünkü mükemmel bir yasa yok. Sanırım adalet, vicdanımız ile yasa arasında bir yerde duruyor…[5]
Adalet ve yasa arasındaki ilintiye kafa yoran Nevzat, polis teşkilatına ilişkin de karamsar, sitemli ve olumsuz düşüncelere sahiptir. Aslında ondaki bu düşünceler bir nevi sistem eleştirisidir.
İşte bizim meslek böyledir, sadece dışarıdaki kötülüklerle uğraşmazsın, bir de kendi içimizdeki pislikle baş etmen gerekir. Üstelik kendi içindeki pisliklerle mücadele etmek, dışarıdakilerle uğraşmaktan çok daha zordur. Çünkü herkesin yukarılarda bir tanıdığı, bir akrabası vardır. Herkes meslektaşına toleranslı yaklaşır…[6]
Nevzat’ın bu sözleri aslında ileride yaşanacak gelişmelerin habercisidir. Ancak romanın sağlam kurgusu ilk etapta tahmine imkân vermez.
Nevzat’ın, adalet sağlayıcılara delil toplayıcı bir görevi yürütmesine rağmen bu düşünceler içinde olması ve adaleti, yasaların tek başına sağlayamayacağı düşüncesi okura bir nevi iç çatışma havası sezdirebilir. Ancak Kohlberg’in ahlak gelişim kuramına göre bu durumu açıklamakta yarar vardır. Kohlberg bireyde ahlak gelişimini genel olarak Gelenek Öncesi, Geleneksel ve Gelenek Sonrası olmak üzere üç evreye ayırmıştır.[7] Geleneksel dönemin son evresi olan Sosyal Vicdan (Kanun ve Düzen Ahlakı) evresinde kurulu sosyal düzen eleştirilmeden kabul edilir. Bu evrenin amacı toplum düzeninin korunmasıdır. Hukuk aynı zamanda hem toplumun, hem grubun, hem de kurumun hizmetindedir. Bu evredeki birey için yasaları ve toplumsal düzeni tartışmak onları kaldırmak demektir. Görüldüğü üzere polis teşkilatındaki bir görevlinin ahlak anlayışı olarak kanun ve düzen ahlakı taşıması yönündeki beklentiyi Nevzat bir ileriki evreye götürmüştür. O da gelenek ötesi dönemde yer alan toplumsal anlaşma evresidir. Bu evrede doğru davranış insan hakları ve toplum yararı gözetilerek toplum tarafından incelenip kabul edilmiş ilkelere uymaktır. Kurallar grubun kurallarına ters düşse bile korunur. Burada toplumsal uzlaşmazlığı önlemek içim konulmuş kurallara uyulur. Yasal görüş kabul edilmekle beraber, topluma daha fazla yarar sağlayabilmek için yasaların değişebileceğine inanılır. Yasa ve düzen insanın iyiliği için vardır. Nevzat’ın adaleti vicdanla yasa arasında bir yere oturtması düşüncesi tam da Kohlberg’in toplumsal anlaşma evresi ile uyuşur. Emeklilik zamanı gelmiş bir başkomiserin, hem teşkilattaki tecrübeleri hem de hayat tecrübeleri doğrultusunda ahlak anlayışının bir evre atladığı görülür.
Romanın yüzey yapıda bir dizi cinayetlerin çözülme uğraşı olduğunu belirtmiştik. Ronald B. Tobias’a göre eserlerin derin yapısının ana kavramı ahlaktır. Her edebiyat eseri ve yapılmış olan her film içinde bir ahlak sistemi taşır. Eserin artistik veya kötü olması önemli değildir, içinde bize bir dünya ve onun nasıl olması gerektiği duygusunu veren bir ahlak yapısı taşır.[8] Kavim’in merkezi kişisi Nevzat da okura yansıtıcı bilinç olarak toplumsal anlaşma ahlakını ve kendi kimliği ile ahlak sistemi arasında bocalayışını anlatır. Eserde kendi müdürü Cengiz’in katil olarak belirmesi ve onunla yaşanan çatışma sonu Nevzat’ın Cengiz’e attığı kurşun aslında sisteme atılan kurşundur. Nevzat’ın düşüncelerini, müdürünün katil olması ve alaşağı edilmesi doğrulamış, merkezi kişi yaşamı anlamlandırma yolunda bir hamle daha atmıştır.
Kavim’in başında Eski Ahit’ten alınan “Öldürmeyeceksin” ifadesi bir polisiye romandaki yaşamın yüceltilmesine vurgu yapar. Roman kurgusundan bağımsız olarak görülebilecek ilk bölümde Nazmi isimli bir polis memurunun karısını ve kızını öldürmesi sonucundaki sorgu yer alır. Nevzat sorguda Ali kadar sinirli görülmemekle beraber aslında derin düşünceler içindedir. Kendi karısı ve kızının bir patlamada öldüğünü ilerleyen bölümlerde anlarız. Nevzat onların hayaliyle ve fotoğrafları ile yaşar. Nihayetinde; sırf kendine ait, ölülerle bir dünyası olduğu fikri sevgilisi Evgenia tarafından yüzüne vurulur ve terk edilir. Mesleği icabı ve yaşanmışlıklarından ötürü Nevzat’ta ölüme ait birçok duygu vardır. Cengiz ile yaşanan çatışmada esnasında, Cengiz’in ölümden korkmadığını düşündüğü için Nevzat’ı vurmaktan vazgeçmesi ve silahını Ali’ye doğrultması düşündürücüdür. Çünkü aslında Nevzat o gece gördüğü rüyada, soruşturmada yer alan ölüleri görmüş ve üstüne doğru gelen bıçakların telaşıyla korkulu bir şekilde uyanmıştır. Ayrıca kanserle ölmeye niyetinin olmadığı için sigarayı bıraktığını ifade eder.[9] Yani Nevzat ne olursa olsun yaşama bağlıdır. Sadece yaşanmışlıklardan sonra hayatın anlamını kaybettiğine inanır.
Romanın sonunda kendisini evlenmeye yanaşmadığı için terk eden Evgenia’nın Yunanistan’dan geri dönüşü ona tekrar bir sevinç getirir. Rumca olan Evgenia ismi “well-born” anlamına karşılık gelmektedir.[10] Bu şekilde “hayırlı, kutlu doğum” olarak düşünebileceğimiz isme sahip olan Nevzat başkomiserin sevgilisi Evgenia, Nevzat’a “Yaşamın anlamı insandır Nevzatçım, insan.” diyerek romanın sonunu hazırlar. Ölüleri ile kendi ait bir dünya kurarak dışarıdan tüm etkilere kendini kapatan Nevzat, sevgilisi Evgenia’nın dönüşü ile yaşamın anlamının ölümden ziyade yaşamak ve insan olduğunun farkına varır. Evgenia ona bir nevi aydınlanma “kutlu doğum” yaşatmıştır. Bu yeniden doğumla Nevzat belki de yeni bir hayatın kapısından içeri girecektir.
————-
* Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yeni Türk Edebiyatı YL.
[1] E. M Forster, Roman Sanatı, (çev. Ünal Aytür), Adam Yayınları, İstanbul, 1985, s.128.
[2] Ronald B. Tobias, Roman Yazma Sanatı, (çev. Mehmet Harmancı), Say Yayınları, İstanbul, s. 20.
[3] Şerif Aktaş, Anlatma Esasına Dayalı Edebi Metinlerin Tahlili, Kurgan Edebiyat, Ankara, 2015, s.71-72.
[4] Mehmet Tekin, Roman Sanatı, Ötüken Neşriyat, 2002, s.24
[5] Ahmet Ümit, Kavim, Everest Yayınları, İstanbul, 2014, s. 108.
[6] a.g.e. s.83.
[7] Banu Beyaz, Kohlberg’in Ahlaki Gelişim Evreleri ile Olgular Üzerinde Çalışma ve Ahlaki Eğitim, http://www.insanokur.org
[8] Ronald B. Tobias, Roman Yazma Sanatı, (çev. Mehmet Harmancı), Say Yayınları, İstanbul, s. 51.
[9] Ahmet Ümit, Kavim, Everest Yayınları, İstanbul, 2014, s. 79.
[10] https://en.m.wikipedia.orgKaynakça
• Aktaş, Şerif (2015), Anlatma Esasına Dayalı Edebi Metinlerin Tahlili, Kurgan Edebiyat, Ankara.
• Beyaz, Banu (2015), “Kohlberg’in Ahlaki Gelişim Evreleri ile Olgular Üzerinde Çalışma ve Ahlaki Eğitim”, www. insanokur.org.
• Forster, E. M (1985), Roman Sanatı, (çev. Ünal Aytür), Adam Yayınları, İstanbul.
• Tekin, Mehmet (2002), Roman Sanatı, Ötüken Neşriyat, İstanbul.
• Tobias, Ronald B.(1996), Roman Yazma Sanatı, (çev. Mehmet Harmancı), Say Yayınları, İstanbul.
• Ümit, Ahmet (2014), Kavim, Everest Yayınları, İstanbul.
• https://en.m.wikipedia.org#sayı24 #edgarallanpoe #nesrinaslan #ahmetümit #kavim #evgenia #başkomsernevzat #nevzat

Sorry, there were no replies found.