Barış: Yasak Uçurtmanın Kitabı
-
Barış: Yasak Uçurtmanın Kitabı
Yasak Uçurtmanın Kitabı*
Makale Yazarı: Gülçin Sahilli
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Ekim/Aralık 2016, 28. sayıda yayımlanmıştır.
Feride Çiçekoğlu’nun, Uçurtmayı Vurmasınlar* adlı kitabı, Türk edebiyatında türsel yer arayışını sürdüren kitaplar arasındadır. Roman adıyla çıksa da, olay unsurlarının yerleşimi bakımından yaşanan kargaşa, kitabı anı türüne daha yakın tutar. İçine, okunurluğunun artması için konulan kurgusal katkılar ise kitabı daha ilgi çeker hale getirmiştir.
Kitabın başkahramanı #Barış’tır ve gerçek adı da böyle bilinmektedir. Halihazırda yaşayan kanlı canlı bir insandır. Bir dizi olay sonucu henüz dokuz aylıkken Ankara Merkez Cezaevi’ne annesiyle birlikte girmiştir. Bu işin asıl hayat boyutudur.
Biz edebi(ha)yattan devam etmeliyiz ama şunu da sorabiliriz: Kitap mı filmi izletti; film mi kitabı okuttu? Sanırım ikinciye daha yakınız. Özellikle de filmin dublajı ve müzikleri kitabı bir yazılı kült yaptı.
Çiçekoğlu, dönemin yaşamından bir kesiti bize sunarken adları ve yaşananları bir miktar değiştirmiş olabilir ama cehaletin verdiği ketumluğu bire bir oranında işlemiştir. Günümüz okurları bu kitabı okurken dönem şartlarını çok incelememişler ise durumlar bir miktar absürd gelebilir. Fakat yaşananlar aslında yumuşak bir geçişle aktarılmıştır. Edebiyatımızda o günleri çok daha çıplak anlatan kitaplar da vardır. Tabii ki bu, okuyucu alanının yaş ve kaldırma kapasitesini daraltır. Oysa #UçurtmayıVurmasınlar’ın okuyucu yelpazesi hayli geniştir.
Okuyucu yelpazesinin hayli geniş olma sebebi, insanın insana uyguladığı şiddeti alçak sesle dile getirmesinin dışında; dilinin aşırı yalınlığı (Çocuk cümleleriyle), diyaloglarla akışıyani uzun paragraflara birikmemesi-ve tabii ki sayfa sayısıdır. Bizim okurumuzun maalesef, kitabın kalınlığından gözünün korkması gibi bir kusuru vardır.
Çevremde yazıyla uğraşan insanlar ise genelin tersine, kitabın sayfa sayısı konusundaki yetersizliğini dile getirmişlerdir: Biraz daha uzun olmalıydı, biraz daha vurucu tamamlanmalıydı gibi… Sayfadan kasıt yanlış anlaşılmamalı, kalın gözüksün diye doldurulan günümüz romanlarının yazı kirliliğinden bahsetmiyoruz. Daha ayrıntıcı olması gereken bir konu, işlenen konu anlamındadır, eleştiri. Elbette bu yazarın bileceği bir şey çünkü bazen akan ırmağa aniden düşen dev bir tomruk yolu kapatır. Belki Çiçekoğlu da vakti zamanında benzer bir ruh durumundan geçmiş olabilir.
Kitabın yazarı Çiçekoğlu’nun, edebiyat dışında bir geçmişi de var. Kendisi aslında bir mimar. Bir de sinemayla uğraşmışlığı var. Belki de bu görsel meşgaleler sebebiyle kitap okunmaktan çok seyrediliyormuş hissiyle ilerler. Bir tiyatro oyunu gibi sahne sahne akar.
1984’ün bir haziran öğlen sonuna götürür bizi hikâye. Barış’ın çığlıkları kilit altında kalırken, dünya İnci’nin gözleriyle dışarıda gülümsemeyi öğrenir.
Anılar yazıya karışıp, binlere serilmese o yılların acısını böylesine ilk sıradan izleme şansına erişemezdik.
Barış’ın çocuk mırıltısı, kitlelerin sur sesine dönüşür. Sur, kitapta kıyametin başlangıcı değil kıyametin kalbidir. Barış, serçe parmaklarıyla daha yazamaz ama acıyı en tiz cümlelerle seslendirir. Gördüklerini çocuk dilinde günlere böler. İnci onun varken yok mektup arkadaşıdır. Mektuplar ise sahibinden habersizdir. Düş mektupları, düşte kalmayıp şimdilik 2016’ya ulaştı. Daha çok yıllar görecektir elbette.
İçten, gerçek ve yalın, yok mektuplar… İnsanın bildiği fakat ulaşamadığı şeffaflıktan geliyorlar. Bir çocuk kadar gerçek, bir hayali arkadaş kadar varlar.
Kitapta çiçeksiz, ağaçsız bir taş avlu bile Barış’ın dilinden sevimli gözükür. Çirkinlik, alabildiğine çirkindir ama Barış’ın gözleri onu bile gökyüzü rengine boyar. Annesiyle parmaklık ardına bir ev inşa eder. Akrabaları, komşuları, yok çiçekler, yok oyuncaklar, yok kuşlar hepsi parmaklıklar ardındadır. Küçük hayallerini bir uçurtmaya bağlayıp, bırakmıştır dünyanın tepesine. Yarısı kalır Barış’ın, İnci’nin ardından, kalan yarısı onun bavulunda görünmez sığınmacı olup parmaklık olmayan tarafa geçer.
Demir kapılar, uzun, karanlık ve sebepsiz yere öfkeli adamlar; iyi arkadaşlar, kötü teyzeler, kırgın ve kızgın anne, parmaklıklı tarafta kalan yarısına kalmıştır. Koğuşun karanlığı akşam inince küçük bedenine ağır çok ağır gelir, hayallerine saklanır. Herkesin “gardiyan ana” dediği kadın onun kafasını en çok karıştıran karakterlerden biridir. Onlara kötü davranır, onları kilitler. Küçük aklındaki “ana” kavramının anlamıyla çelişen bu kadın adına uyumsuzdur, ona göre.
Sonra halkını seven insanların demirlik ardında olması, Barış’a insanları sevip sevmemeyi sorgulatır. Sevmek güzel ve doğruysa neden buradadırlar.
Kuşlara taş attığı için onların bile onu bırakıp gittiğini düşünür. ‘’Halkını sevenler kafeste, kuşlar dışarıda neden yazmıyorsun İnci?’’
Küçük ömrünün, büyük soruları bir hayli vaktini harcar.
#FerideÇiçekoğlu #TürkEdebiyatı #Hapishane #MahkumKahramanlar

Sorry, there were no replies found.