Bacıbey, Devlet: Şefkate Karşı Adalet
-
Bacıbey, Devlet: Şefkate Karşı Adalet
Devlet: Şefkate Karşı Adalet*
Makale Yazarı: Mehmet Atakan Foça
*Bu makale, ROMAN KAHRAMANLARI Temmuz/Eylül 2013 15. sayıda yayımlanmıştır.
Kemal Tahir’in 1968’de yazdığı ve okuyucuyu Osmanlı İmparatorluğu’nun kurulduğu tarihe, coğrafyaya yolculuğa çıkaran romanı “Devlet Ana”nın temsilini oluşturan, şahsında simgeleştiği karakter şüphesiz bacıların reisi, Kerimcan’ın anası Bacıbey’dir. Ertuğrul Gazi’nin peşinden hain tekfurlar, karanlık bataklıklar, güvenilmez dervişlerle çevrili bir uca yerleşen boyun göçebelikten yerleşikliğe geçişteki çelişkilere anlam kazandırması yanında, roman ayrıca Kemal Tahir’in Osmanlı’ya ve tarihe bakışını da ele veriyor.
Yiğitlikte nam salmış bir bölüğün lideri ve şahsında kişileştiği devletin bir portresi olarak Bacıbey, Tahir’in romanında yumruğu sert, gözü pek, kılıcı keskin bir karakter olarak öne çıkarken, şefkati ve sakladığı gözyaşlarıyla, haksızlığa uğrayan “gavur” dahi olsa kol kanat germesiyle Osmanlı İmparatorluğu’nun dinamiği olan çelişkileri ve sertliği, sahip çıkıcılık ile savunmacılığı temsil ediyor.
Avrupa’daki feodelliğe özenip Bizans tekfurlarının tebaalarını korumayı bırakıp kendi aralarında rekabete ve mücadeleye girişmesi, Bizans toplumunun uç beylerinden medet umar hale gelmesine yol açıyor Tahir’e göre. Tarihte devletin bürüneceği rol, Kemal Tahir’in kitabında Bacıbey’e bürünüyor öncelikle. “Tekfurun ezdiği tebaayı koru” anlayışı Bacıbey’in haksızlığa uğrayan Mavro’ya sahip çıkışında hayat buluyor.
Bacıbey, bir yandan disiplinli sert mizacı, öte yandan saygı uyandıran koruyucu kişiliğiyle Osmanlı Devleti’nin Osmanlıdaki devlet anlayışının simgesidir. Bacıbey, törelerden taviz vermeyen, yiğit bir kadın olarak dönemin ideal kadın tipini sergiliyor.
Ortodoksi ve heterodoksi arasındaki gerilimin ortodoksi lehine havai bir heterodoksi yaratılarak çözüme erdirilmeye çalışıldığı romanda, Bacıbey’in dervişlere ve mollalığa bakışı önemli. Mollalıktansa savaşkanlığın, kalemdense kılıcın tercihi, bir imparatorluğun filizleneceği uç beyliğinde yerleşikleşmeye çalışanların yaşadığı göçebe zihniyetten ayrılmanın sancılarını taşıyor. Bu anlamda Bacıbey’in oğlu Kerim Molla’yı abisi Demircan’ın ölümünden sonra kırbaç zoruyla savaşçılık için zorlaması, ayrıca eşrafın Kerim’i molla olarak çağırmaktan Kerimcan olarak çağırmaya yönelik önlenemez isteği bize asabiyenin kaybolmaya başladığı bir yerleşiklik düzeninde İbn-i Halduncu kalıntıları gösteriyor.
Tabii tüm bunlar Tahir’in kurgusundan çıkarabildiklerimiz. Romanın tarihsel gerçeklikle ne derecede uyuştuğu, Tahir’in bu sürece ne derece müdahalede bulunduğu tartışmalı.
Devlet, ana mı baba mı?
Kadının peçe ve kapalı kapılar ardına atılmadığı bir dönemin destanlaştığını söyleyebileceğimiz #DevletAna romanının ve #Bacıbey karakterinin bizi devletin ana mı, baba mı olduğu konusunda ucu açık ancak zihinlerdeki kodların ipuçlarını veren bir tartışmaya götürmesi de beklenmeli. Sezai Karakoç’un bu konudaki yorumu dikkate değer;“Analar çocuğun her yaptığını affeder, yanlışlarına göz yumar, şımartır, merhametinden kaynaklanan sebeplerden çocuğa el kaldırmaz, yufka yüreği cezalandırmaya kıyamaz. Babalar çocuğun yanlışlarını yüzüne söyler, uyarır, çok gerekliyse cezalandırır, merhameti adaletin önüne geçmez, geleceği için en iyi olanı yapmasını sağlamaya çalışır, yöntemi akıl ve kalp dengesi ile kuruludur çoğu zaman.”
Hem Bacıbey’de hem de romanın gidişatına yön veren diğer karakterlerde ve uç beyine bağlı yaşayan tüm diğer yoldaşlarda görülen o ki, analık ve babalığın tamamıyla bir karmasının yaşandığı. Bacıbey’in haksızlığa uğrayan bir gavuru, Mavro’yu kollamasındaki şefkat; oğlu Kerim Molla’yı Kerimcan olması için kırbaçlarken bir cezalandırma mekanizmasına dönüşüyor. Ve dahi Kara Osman yani bildiğimiz adıyla Osman Bey’in dostlarına yönelik merhametinin, adaletiyle çeliştiği noktalar neredeyse tüm romana kendine özgü kokusunu bırakıyor.
Tahir’in romanı olgunlaştırmasında Türk halk masalları ve destanları şüphesiz etkili olmuştur. Kemal Tahir’in Türk romancılığının Batı’yı taklit etmesine gerek olmadığı, kendi köklerini masal ve destanlarda rahatlıkla bulabileceğini söylemesi, Devlet Ana’yı oluşturan kökenlere de referans vermesi açısından açıklayıcıdır.
Kitaba yönelik getirilebilecek eleştiri, romanın tek taraflı bakış açısıyla, barış isteyen Ertuğrul Gazi soyuna karşılık sürekli savaş kışkırtıcılığı yapan tekfurlar anlayışı ile yazılmış olması. Tahir’in politik duruşu, romanda Osmanlıcı bir karakteristikle “diğerlerini” yönetilmeye ve fethedilmeye mahkum kalmış ikinciler olarak görmekten ötesine geçemiyor.
Sorry, there were no replies found.
