Aslan Asker Şvayk Dört Dörtlük Bir Karşı-Kahraman
-
Aslan Asker Şvayk Dört Dörtlük Bir Karşı-Kahraman
Aslan Asker Şvayk Dört Dörtlük Bir Karşı-Kahraman*
Makale Yazarı: Celâl Üster
*Bu makale Roman Kahramanları 12. sayıda (Ekim/Aralık 2012) yayımlanmıştır.
Şvayk’la 1963 kışında tanışmıştım. Hem de İstanbul’un orta yerinde. Sıraselviler’de, Belçika Konsolosluğu’nun bitişiğindeki iş hanının en üst katında. Yeni kurulmuş olan Arena Tiyatrosu’nda. Evet, Genco Erkal’ın biçilmiş bir kaftan gibi sırtına geçirdiği Aslan Asker Şvayk’la, Asaf Çiyiltepe’nin Arena’sında tanışmıştım.
Şvayk’la, Fransız yazar Charles Apothéloz’un Yaroslav Haşek’in romanından uyarladığı Aslan Asker Şvayk’ta başlayan tanışıklığımız, izleyen yıllarda yine sahnelerde sürecekti. Bertolt Brecht’in I. Dünya Savaşı’ndan II. Dünya Savaşı’na taşıdığı Şvayk’la, 1970’lerin ortalarında, İstanbul Şehir Tiyatroları Üsküdar Sahnesi’nde yeniden karşılaşacaktım; Can Yücel’in Türkçeleştirdiği, Başar Sabuncu’nun sahnelediği Şvayk Hitler’e Karşı’da, bu kez Şener Şen’in cismine bürünmüştü Şvayk.
800 sayfalık bir romanın baş kişisiyle tiyatro sahnelerinde tanışmak, ilk ağızda, biraz tuhaf gelebilir. Ama oluyor işte. Pekçoklarımız, kimi romanları, daha okuma olanağı bulamadan, beyazperdede izlememiş midir? Dahası, yine birçoğumuz, sayısız roman kahramanını, Anna Karenina’yı, Raskolnikov’u Emma Bovary’yi, Jean Valjean’ı, Kaptan Ahab’ı onları beyazperdede canlandıran oyuncularla özdeşleştirmekle yetinmemiş midir?
Haşek’in, yetkin bir olay örgüsünden çok, birbirine özgürce bağlanan öykülerden oluşan romanı da, belli ki, sahneye uyarlanmaya çok yatkındı. Sahnelerin Şvayk’ından sonra, “roman kahramanı” Şvayk’la tanışmam ise, yanılmıyorsam, 1970’lerin sonlarına rastlar.
Cecil Parrott’ın Çekçeden İngilizceye çevirdiği The Good Soldier Schweik, Penguin’in Modern Klasikler’inden birkaç yıl önce yayımlanmıştı. O tuğladan farksız romanı birkaç günde oburcasına okumuş; o günlerin sohbetlerinde öve öve bitirememiştim. Ne ki, biraz fazla övmüş olacağım arkadaşlarımdan biri kitabı evden alıp gitmiş, bir daha da getirmemişti.
Çok sonraları, ta 2000’lerin ortalarında aynı kitaba Nişantaşı’ndaki bir kitabevinde yeniden rastlayacağımı, yıllardır unutamadığım dostum Şvayk’ın I. Dünya Savaşı’nda başından geçenleri Türkçeye çevirmek gibi uzun bir serüvene atılacağımı nereden bilebilirdim ki…
Gelecek yıl, Şvayk’la dostluğumuzun ellinci yılını kutlayacağız! Evet, kutlayacağız; çünkü Aslan Asker Şvayk, Haşek tarafından dünyaya getirildiği günlerden bu yana aramızda yaşamayı sürdürüyor.
“Büyük dönemler, büyük insanlar yaratır.” diyordu Haşek. “Ama Napoléon’un tarihteki göz kamaştırıcılığından yoksun, gösterişsiz, kimsenin tanımadığı kahramanlar da vardır. Bu adsız kahramanları yakından tanıdığınızda, Büyük İskender’in görkemini bile gölgede bıraktıklarını görürsünüz. Bugünlerde, Prag sokaklarında, büyük yeni çağ tarihinde ne kadar önemli bir yer tutacağından habersiz, etliye sütlüye karışmadan, kendi halinde dolaşıp duran kılıksız bir adama rastlayabilirsiniz. Bir söyleşi koparabilmek için ardında koşuşan gazeteciler yoktur. Adını soracak olursanız, tüm alçakgönüllülüğüyle, ‘Benim adım Şvayk…’ diyecektir.
Evet, bu sessiz sakin, yüzü yerde, üstü başı dökülen kahraman, Aslan Asker Şvayk’tan başkası değildir. Aslan Asker Şvayk adı, bir zamanlar Avusturya döneminde, Bohemya Krallığı’nda yaşayanların dilinden düşmezdi; ama Şvayk’ın namı cumhuriyet döneminde de süreceğe benziyor.”
Haşek, haklı çıktı. Prag’da bir yandan soysuz hilkat garibelerini millete soylu köpekler diye yutturmakla, bir yandan da dizlerindeki romatizma ağrılarıyla uğraşırken, kendini birden I. Dünya Boğazlaşması’nın içinde bulan Şvayk, yalnızca roman kahramanlarının en kanlı canlılarından biri olarak değil, hemen tüm toplumlarda karşımıza çıkan “küçük insanlar”dan biri olarak da yaşamını sürdürüyor.
Haşek’in Aslan Asker Şvayk adlı romanının anahtarı, kuşku yok ki, Şvayk’ın kişiliğindedir. Şvayk, roman boyunca karşısına çıkan subayları, doktorları, yargıçları, polisleri olduğu kadar okurları da sürekli ikircikte bırakır, ikileme düşürür. Akıllı mıdır, aptal mı? Saf mıdır, kurnaz mı? Çıkargözetmez, kendi halinde biri midir, yoksa fırsatçının, çıkarcının teki mi?
Gerçekten de karmaşık bir karakterdir Şvayk. Bana sorarsanız, önüne gelene övünçle anlattığı gibi bir zamanlar geri zekâlı raporu verilerek ordudan uzaklaştırılmış olan Şvayk’ın ahmağın teki olduğunu söylemek biraz zordur; ama kimi zor durumlardan sıyrılmak için aptal görünmeyi başardığı söylenebilir; ordudan atılmasını da bu yeteneğine borçludur belki de. Çoğu kez lastikli lâflar eder, bazen söylediği sözden birkaç anlam çıkabilir, bazen de hiçbir anlam çıkmaz. Hele karşısındaki omzu kalabalıklardan biri ise, hiç sesini çıkarmaz, boyun eğmiş görünür. Paçayı kurtarmak için şaklabanlık ettiği bile olur, ama verdiği yanıtlarda ve davranışlarında her zaman bir alaycılık, olup bitenin ayırdında bir hınzırlık sezilir.
#Şvayk cahilin teki de değildir. Bir öğretmenin kardeşidir. Kimileyin öyle şeyler anlatır, öyle konulara değinir ki, hiç de göründüğü kadar cahil olmadığını sezeriz. Anlattıklarından, epeyce dergi ve gazete okumuş olduğu çıkar ortaya. Bazen ettiği lâflardan, karşısındakinin kişiliğini çok iyi çözümlediği anlaşılır. Üstlerinin karşısında gerçek düşüncelerini gizlemekle kalmaz, kendi ayarındakilerle konuşurken de gerçek görüşlerini pek az açığa vurur. Öte yandan, kendini üstün bulduğu durumlarda ya da astları karşısında hiç de o kadar uysal değildir. Açığını yakaladığı astını acımasızca ezme fırsatını hiç kaçırmadığı gibi zor duruma düşen üstüyle dalgasını geçme fırsatını değerlendirmekten de geri kalmaz.
Şvayk bazen sessiz sakin, yüzü yerde dolaşır durur, etliye sütlüye karışmaz. Kimi zaman da gevezeliğinden geçilmez, her işe burnunu sokar, ortalığı birbirine katar.
Biraz Sancho Panza’lık, biraz Keloğlan’lık vardır onda; ama biz hangi nitelemeleri yakıştırmaya çalışırsak çalışalım, Şvayk onu çok daha karmaşık, çok daha canlı kılan tüm çelişkileriyle her zaman Şvayk’tır.
Birçok özelliğiyle sapına kadar Çektir; biraz daha geniş tutarsak, Orta Avrupalıdır. Ne ki, onu hem dünya edebiyatının ortak belleğinin en kalıcı karakterlerinden biri, hem de bizden biri, çağdaşımız, hemşerimiz kılan, dev bürokrasi aygıtının çarklarından sıyrılmaya çabalayan “küçük insan”ı nerdeyse tüm özellikleri ve çelişkileriyle temsil etmesidir.
Şvayk’ın hiç değişmeyen özelliği, yaşadığı dünyanın hoyratlıklarına, gündelik yaşamın hoşgörüsüzlüklerine, irili ufaklı güç sahiplerinin zorbalıklarına, savaşın acımasızlıklarına karşı her zaman edilgin bir direniş içinde olması, kendince bir var olma uğraşı vermesidir. O yüzden, Şvayk’ı, bildik anlamda bir “roman kahramanı” olarak değil de, gerek klasik roman gerek militarizm bağlamında kahramanlığın tüm niteliklerini tersine çeviren bir “karşı-kahraman” olarak değerlendirmenin daha yerinde olacağı kanısındayım.
Yaroslav Haşek’e gelince, onu benzerine az rastlanır, tümüyle kendine özgü bir yazar olarak görmek gerekir diye düşünüyorum. O yüzden, Haşek’in kısa yaşamındaki dağınıklık, ölçüsüzlük ve isyankârlığın, onun üslûbuna da vurduğunu, Aslan Asker Şvayk’ta kimi yazınsal kusurlara da yol açtığını, ama bu denli olağanüstü bir yapıtı Haşek’ten başkasının yaratamayacağını da vurgulamak gerektiği kanısındayım.
Aslan Asker Şvayk’ta kusursuz bir roman yapısı aramaya kalkarsak, belki düşkırıklığına uğrayabiliriz. Gel gör ki, Haşek’in karakter yaratmadaki ustalığı, diyaloglarının doğallığı karşısında şapka çıkarmadan da edemeyiz. Karakterlerini yaşamın bağrından kopup gelen, su gibi akıp giden diyaloglarla yaşar kılan bir ustadır Haşek. Nitekim, Şvayk’ın ve kitaptaki öteki karakterlerin anlattıkları öyküleri okurken Haşek’in gözlem gücü, yaratıcılığı ve düşgücüne derin bir hayranlık duyarız.
Onun, yaşamının bir döneminde geçimini Prag meyhaneleri, birahaneleri ve şaraphanelerinde hikâyeler anlatarak sağladığını biliyoruz. Haşek, besbelli, yalnızca anlattıklarını değil, tanıdığı insanlardan dinlediklerini, içki sohbetlerinde anlatılan hikâyeleri, serüvenleri de çok iyi saptamış, belleğine kazımıştı. Aslan Asker Şvayk’taki öykü zenginliği ve diyalog ustalığının kaynağı da bu olsa gerek. Haşek’in asıl başarısı, belki de, romanın ana öyküsünü kesip duran sayısız kısa öyküyü araya sokmasına karşın, kitabın akıcılığını ve anlatının canlılığını koruyabilmiş olmasındadır.
Haşek’in Aslan Asker Şvayk romanının büyüklüğünü ilk ortaya koyanlardan biri, Franz Kafka’nın dehasını da keşfetmiş olan Max Brod’dur. “Haşek büyük bir humour ustasıydı,” der Brod. “İleride belki de Cervantes ve Rabelais’yle aynı düzeyde tutulacaktır…” Cervantes, Don Quijote’de, 17. yüzyılın hemen başında değişen bir çağın yıkıcı gücünün karşısına sonsuz bir mizahla dikiliyordu. Rabelais, Pantagruel ve Gargantua’da, skolastik düşüncenin 16. yüzyılda vardığı bağnazlığı erişilmez bir kara mizahla yermişti. Aslan Asker Şvayk’ın yazılışının üstünden yüz yıla yakın bir zaman geçti; Haşek bugün, klasikler arasındaki yerlerini çoktan almış olan Cervantes ve Rabelais’yle aynı düzeyde tutulur mu, bilmiyorum; ama yine de, Haşek’in, yergi ve gülmece edebiyatının gelmiş geçmiş ustaları arasındaki yerini çoktan almış olduğunu söyleyebilirim.
Yoksul düşmüş bir öğretmenin oğlu Haşek. Çok küçük yaşta handiyse ortada kalmış, yoksunluklar içinde büyümüş. Yazılanlardan, yetkeye açıkça başkaldıran, asi, nerde akşam orda sabah biri olduğu çıkıyor. Sonra, Prag’la sınırlı kalmamış, nerdeyse tüm Orta Avrupa’yı dolaşmış, yıllarını deyim yerindeyse “gezginci serserilik”le geçirmiş. Döneminin egemen Alman kültürüyle bir bağı yok, hep Çekçe yazmış. Dine gelince, belli ki yola gelmez bir tanrıtanımaz; Katolik Kilisesi’nden nefret ediyor.
Yeniden Şvayk’ımıza dönersek, dünyanın büyük bir hızla değişmekte olduğu bir dönemin, yeryüzünün ilk büyük kanlı paylaşım savaşının gündelik yaşantılarından doğan bu yapıtı bir modern klasik saymak gerektiği kanısındayım. Haşek’in romanını 20. yüzyıla damgasını vurmuş iki büyük savaştan birini, Birinci Dünya Savaşı’nı tüm acımasızlığı, anlamsızlığı, gülünçlüğüyle yerden yere vuran bir yergi başyapıtı olarak görüyorum; kızılca kıyametin koptuğu bir dönemde yalnızca savaş çığırtkanlığını, militarizmi, devlet buyurganlığını değil, insanın insana ettiği zulmü de kimileyin inceden inceye, kimileyin yabanılca eleştiren bir kara mizah klasiği. #YaroslavHaşek #AslanAskerŞvayk #roman #tiyatro

Sorry, there were no replies found.