Ali, AYNALAR: MASALLARA AÇILAN KAPILAR

  • Ali, AYNALAR: MASALLARA AÇILAN KAPILAR

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 14:07

    AYNALAR: MASALLARA AÇILAN KAPILAR*

    Makale Yazarı: Nevreste Çelikbilek

    *Bu makale Roman Kahramanları dergisi 35. sayıda (Temmuz/Eylül 2018) yayımlanmıştır.

    “Üç Aynalı Kırk Oda”, Murathan Mungan’ın 1985-1999 yılları arasında, on dört yıl boyunca büyüklere yazdığı üç masaldan oluşan romanı. Mungan, masallardan önce yazdığı şiirsel bir deyişle bizi nelerin beklediğinin işaretini veriyor: “Ne zaman içime biraz fazla baksam, yükseklik korkum depreşir…” (1, s. 9)

    İlk masalda Mungan, koyduğu ad ile #LewisCarroll’ın “Alice Harikalar Diyarında” eserinden esinlendiğini ilan ediyor. Yazar İkinci masalda da #Muştik ve beyaz tavşanı bağdaştırarak aynı yolda ilerlemiş. Her üç masalda da ayna metaforunu kullanan Murathan Mungan, yine Carroll’ın bir başka kitabı olan “Aynanın İçinden” kitabından etkilendiğini hissettiriyor. Özellikle üçüncü bölümde aynaların hayatımızdaki yerinden uzun uzun bahsediyor:

    #Mucizevî bir şeyi gerçekleştiriyordu #ayna: İnsanı, kendisine gösteriyordu. Ayna öncesi insanlarının kendilerini hiç tanımadan ölüp gitmiş olduklarına yazıklanıyordu.” (1, s.286)

    “Yüzler, suretler, levhalar, aynalar günahtı. Örtülü aynaların gerisinde bir hayat olduğuna inanırdı Ali. Ayna, hep duvarın içinde bir başka dünyaydı; başka bir dünyaya açılan yolun başında bir delik, bir kovuk… Düş görmenin gizli geçiti… Masal kapısı… Aynalar gösterdikleri kadar saklıyorlardı da…” (1, s.287)

    “Ayna bilinmez bir korku nesnesiydi, aynanın yaratıcı gücü vardı ve tek yaratanın Allah olduğu İslam’da, diğer yaratıcılar gibi, ayna da tekinsiz bulunuyor, lanete ve yasağa uğruyordu.” (1, s.289)

    Mungan, aynaları farklı bir dünyaya açılan bir geçit, kapı gibi kullanmış masallarda. Kahramanları Alice, Aliye ve Ali aynalar aracılığıyla farklı gezegene, fuhuş dünyasına veya değişik cinsiyetlere açılabiliyor.

    İlk Bölüm: #Alice Harikalar Diyarında

    Bu masal bir #bilimkurgu ve çok etkileyici. Dünya çapında bir pop yıldızı olan Texas’lı Alice Star’ın tüm dünyada canlı yayınla verdiği muhteşem konseri sırasında ona âşık bir #uzaylı tarafından #Votoroqxua gezegenine kaçırılması ve daha önce hiç gerçekten sevmemiş kadının Adam adındaki bu adama âşık olması. Daha sonra hem bu harika gezegenin hem de #Adam’ın farklı bir uzay uygarlığı tarafından deneysel olarak yaratılmış olduğunun anlaşılması okurları yeni bir şaşkınlığa sürüklüyor.

    Bir kadınla bir uzaylının veya androidin değil de bir erkeğin aşkı gibi olduğu için bana pek kuir teoriye uygun gibi gelmemişti bu bilimkurgu sevgi. Öte yandan “normal” de sayılamayacağı için gerçekten de #kuir aslında. Sanırım Murathan Mungan bu kitabında kuir dozunu yavaş yavaş artırmayı istemiş çünkü bu ilginç başlangıçtan sonra gelen iki bölümde gerçeklik hissi de giderek fazlalaşıyor ve okur, kahramanların dünyasına daha çok girip acılarını paylaşabiliyor.

    İkinci Bölüm: Aynalı Pastane

    “Muhabbet tellalı, demişlerdi onun için. Pezevenk diyenler de olmuştu, Ermeni pezevenk. Bir de komik adı vardı. Adı Muştik’ti, adı değil de daha çok lakabı…

    Bembeyaz takım elbise giyerdi. Hafif, tiril tiril ketenler. Tavşana benzerdi. Dudakları da tavşan gibiydi. Bir tek burnu beyaz olan, sivri topuklu, siyah mokasen ayakkabılar; köstekli saatini taktığı parlak kırmızı bir yelek; bazen içinden ikinci bir tavşan çıkacağını umduran eski bir şapka; bazen şık bir baston. Sık sık yelek cebinden gösterişli bir hareketle çıkardığı #kösteklisaatine bakar, bir giz onaylıyormuş gibi müphem bakışlarla başını sallardı. Hep acelesi varmış gibi görünmesine karşın, sanki çok kişinin bilmediği ama kendisinin yıllar önce keşfettiği bir yavaşlığın tadını çıkarıyordu.” (1, s. 177)

    İşte Aynalı Pastane’nin esas kızı, kasada oturan #Aliye böyle tanımlıyordu ikinci önemli karakter olan Muştik’i. Tıpkı Harikalar Diyarı’ndaki çay partisine yetişmek için acele eden beyaz tavşan gibi. Ama daha sonra Aliye, parfümeride hırsızlıktan yakalanınca “bir film hilesi gibi, ansızın dükkânın kapısında belirip” kurtarmıştı onu. (1, s.134)

    Öykü ilerledikçe Mungan’ın kuir dünyasında unutulmaz bir yere oturacak olan bir kahraman yarattığını anlıyoruz. Çok yorum yapmaya da gerek kalmıyor çünkü Murathan Mungan hiçbir eke ihtiyaç kalmadan anlatıyor hem işi hem eğilimi normal dışı sayılan aseksüel muhabbet tellalını. Bu yüzden sözü hiç utanmadan ona bırakıyorum:

    “Ben bir aseksüelim. Anlamadın değil mi? Çok basit. Cinsellik ihtiyacı hissetmiyorum. Bu ne özgürlüktür bilemezsin. Düşünsene, insanların büyük bir kısmının hayatını mahveden şey, cinsellik değil midir? Dünya nüfusunun tamamına yakın büyük bir kısmı, her gün bir hastalık gibi cinselliğin pençesinde kıvranıyor. Bu bakımdan ben, kendimi çok şanslı sayıyorum. Zaten, iki insanın birbirinin bu kadar çok içine girmesi hoşuma gitmiyor doğrusu. Bir kere, şık ve zarif bulmuyorum.”

    “İnsanların başkalarının yanında yapamadığı pek az şey vardır. Düşün, seks yapmaktan o kadar çok utanıyorlar ki, bunu başkalarının yanında yapamıyorlar.”

    “Hem seks birçok şeye engeldir. Erkeklerin çoğu, bu yüzden kadınlarla arkadaş olmayı başaramazlar. Tanıdığım birçok erkek, ancak kuşu kalkmamaya başlayınca, kadınları anlamayı, onlarla nispeten daha eşit ilişkiler kurmayı öğrenmiştir. Ne hazin bir kazanç! #Cinsellik aslında insanlığın en büyük belasıdır. Birçok insan, hayata çok daha fazla faydalı olabilecekken, sırf bu yüzden bütün vaktini ve enerjisini seks dedikleri beyhude bir amaç uğruna harcayıp gider.”

    “İnsanların en büyük önyargıları, cinsellik hakkındadır. Dünyada hâlâ en büyük para seksten kazanılıyor. İnsanlar o kadar zavallı ki, üç aşağı beş yukarı hemen herkes bu konuda yalan söylediği ve ikiyüzlü olduğu halde, yüzyıllardır zina, fuhuş, aldatma, sadakat falan tartışıyorlar! Dünya kurulalı beri, en büyük yasaklar seks hakkındadır. Ne dört kitap, ne kırk peygamber seksle baş edemedi. Çünkü seks ne yazık ki, var oluşumuzdur. #Varoluşumuz kadar anlamsız ve #açıklanamazdır. Tek kelimeyle, seks saçmadır canım.” (1, s. 200-202)

    Seksin kirli, hastalıklı, utanç verici bir illet olarak algılanması aslında nerdeyse bütün semavi dinlerin söyleyip durduğu bir kavram. Hatta #Katolikinancında rahip ve rahibelere sevişmek yasak edilmiş durumda, böylece saflığın korunduğu ve ilk günahın işlenmemiş olarak kaldığı varsayılıyor. Ama üremek en temel içgüdülerden biri olduğu için seksi engellemek neredeyse imkânsız ve doğaya aykırı görünen bir durum. Ama aseksüel olmak, seksi gerçekten istememek. İşte bunu anlamak ne kadar zor, değil mi? Muştik şöyle devam ediyor:

    “Beni anlamakta güçlük çekiyorsun değil mi? Ama haklısın. Aseksüellik gerektiği kadar bilinmiyor, üstelik ne yazık ki, gerektiği kadar taraftar toplayabilecek bir konu da değil. Daha baştan mağlup durumdayız. Hiçbir zaman iktidar olamayacağımızı biliyorum. Şu anda yeryüzünde çok küçük ve önemsiz bir azınlık olabiliriz; ama ben gene de bir gün sayımızın artacağına, yavaş yavaş büyüyüp güçleneceğimize inanıyorum. Dünyanın bu kepaze hali böyle devam edemez!” (1, s. 203)

    Karakteri önce muhabbet tellalı olarak tanıtan yazar, sonra aseksüel olduğunu açıklayarak okuru ters köşeye yatırıyor. Neredeyse her sözü bilgece olan, altı çizilecek özdeyişler şakıyan Muştik, “Yaptığım işin, gözümde, ne bileyim, tütün ya da gazete satmaktan pek farkı yok. Bu da bir iş yalnızca.” diyerek koyuyor noktayı. (1, s.203)

    Murathan Mungan, kuir kavramının en bilinmeyeni sayılabilecek aseksüelliği böyle ete kemiğe büründürüyor ve edebiyat tarihine geçiriyor.

    Üçüncü Bölüm: #GeceElbisesi

    Bu bölüm, kesesiyle doğan #Ali için halalarının “#uğursuzluk doğurdu yabancı kadın” diye #baykuş çığlıkları atmasıyla başlıyor. Ve okur, Ali’nin büyüyüşünü ve kim olduğunu, varoluşunu anlayışını onunla birlikte yaşayıp, etkilenerek yavaş yavaş anlıyor.

    Ali’nin hayatındaki ilk #tuhaflık ateşli bir hastalık sırasında bahçedeki kuyu cininin onun koynuna, üzerine iyileştirici yazılar yazdığı yaprağı koyarken “Seni koruyorum, saklıyorum, kalbinin derinliklerinde iyi bir çocuksun, içinde birkaç kişi birden yaşıyor” demesi. Ali rüya sandığı gerçekle, gerçek sandığı rüya arasında kalmıştır. Bu olayı ailesinde kimse kabul etmezdi ama o kabul eder ve susmayı öğrenir.

    İkinci önemli #kırılma ise eşinden boşanmak üzere olan halası ve Ali’yle aynı yaşlarda biri kız biri oğlan kuzenlerinin çıkagelmesiyle oluşur. Çocuklar kendi aralarında gizlice cinsel oyunlar oynamaya başlarlar ancak Ali koca olmaktan çabuk sıkılıp ikisinin de karısı olmak istemektedir. Halasının bir yüzbaşıya kaçmasıyla, babaları gelip çocukları yeni hayatlarından koparıp götürür. Sonra önce halaoğlunun köylerindeki bataklıkta boğulduğu, halakızının ise daha on üçündeyken kendinden yirmi beş yaş büyük zengin bir ağayla evlendirilince kendini astığı haberi gelir. Ali ilk cinsel fantezileriyle ölüm arasında sinsi bir bağ kurar; oyunları görülmüş ve cezalandırılmıştır. Sıra kendisindeydi diye düşünüyorken bir gün yüzbaşı arayıp ve halasının öldüğünü bildirir. Ali artık aşktan, sevmekten ve sevişmekten korkmaktadır.

    Cinsel kimliğin ne kadar küçükken belirlendiğinin bir başka göstergesi ise Ali’nin yeni yeni yürümeye başladığı zamanlardan beri sürekli çüküyle oynaması ve sık sık sinirli bir şekilde kopartacakmış gibi çekiştirmesidir. Aile kaygılanır. Uyarılar ve doktorların tavsiyeleri çare olmayınca annesi yarı meczup bir falcı kadına gider. #Falcı “Ali’nin üst üste kadın olarak geldiği önceki hayatlarında kalmış olduğunu, bu çükü kendinde istemediğini, ruhunun son sevdiği adama kilitli kaldığını,” söyleyince annesi nerdeyse sinir krizi geçirir çünkü bu kabul edilemez bir şeydir.

    Ali’nin kendini ifade etme çabaları üçüncü perde sayılabilir çünkü artık kendisinin iyice farkındadır ve hedefi belli olmuştur. Yaş gününde hediye gelen üzeri goblen işli deftere, erkekken ameliyatla kadın olmuş kişilerin gazete haberlerini kesip, yapıştırmaya başlar çünkü daha ilk okuduğu haberle birlikte kadın olmak istediğini anlamıştır. Defterin annesi ve özellikle babası tarafından görülmesini istiyordur çünkü kararı o verecektir. Tuhaftır, kuşkucu annesi ve babası bu deftere karşı kayıtsız kalırlar. Bu aldırmazlık karşısında Ali’nin kadın olmak istediğini kendine ve aynalara yüksek sesle söylemekten başka çaresi yoktur.

    Ergenliğe girmek, tüylenmek ve sesinin kalınlaşmasından çok korkar, tüyler onu erkek olmanın karanlığına kilitleyecek işaretlerdir. “Normal” sözünden nefret ediyordur, bu söz varoluşunu tehdit eden bir şeydir.

    Ali’ye göre erkeklerin giysileri çok sıradan ve renksizdir, bütün güzel şeyleri kadınlar giyiniyorlardır. Kız gibi giyinen Ali’yi kız zannedip mutfak penceresine tutkuyla bakan erlerin gözlerindeki arzu Ali’nin en çok istediği şeyi keşfetmesine neden olur, bu arzuyu istiyordur.

    Evlerine girip çıkan Oya ile annesinin giysilerini giyip ayna karşısında poz verdikleri bir gün kızın “Evlendiğim zaman bu elbisenin aynısından alacağım” demesiyle Ali aniden asla onun gibi bir geleceğinin olmayacağını, kendi oyununun hiçbir gelecek vaat etmediğini anlayıverir. Bu onu hem kendine hem Oya’ya düşman eder. Bundan böyle hem kadınlardan şiddetle nefret edecek, hem de en iyi arkadaşları kadınlar olacaktır. Murathan Mungan’ın bu bölümde bahsettiği şiddetli #duygusalzıtlık hep kafamı kurcalayan “Neden eşcinsel erkekler kadınları sevmiyor gibi hissediyorum?” sorusuna cevap oldu.

    Bir başka kırılma ise kendisi uyurken en namuslu bilinen küçük halasının ana babasını “o işi yaparken” gözetlenirken yakalanmasıdır. Ali hayal kırıklığına uğramıştır ama duyduğu derin suçluluktan da kurtulur. Kendini affetmiştir çünkü cinsellik söz konusu olduğunda herkes aynı derecede güvenilmezdir.

    Bir gün annesi, gittiği Hoca’nın her şeyi bildiğini ama bir kızı olmadığı halde ısrarla kızından bahsettiği, kızını fırtınalı ve zor bir hayat beklediğini söyler. Aynı Hoca dayanamayıp kendini sahtekârlıkla suçlayıp kışkırtan bir öğretmen hanımın, kimsenin bilmediği cinsel suçlarını herkesin içinde söyleyince kadın reddetmez ve hemen tayinini çıkarır. Bu olay Ali’yi çok etkiler. İnsanların yüzüne baktığında yalanlarını, gizlerini ortaya çıkaran bir gücü olsun ister.

    Bu masalda genelde #eşcinsel erkeklerin hayatında görülen #kötübaba figürü bence #kötüanne figürüyle birliktedir. Ali’nin babası davalar için çıktığı gezilere Ali’yi de götürür ama hep işiyle veya diğer şeylerle meşgul olurken onu başkalarına emanet eder. Babasında eksik olan şey şefkattir. Ancak bir gün annesi Ali’yi karşısına alıp babası hakkında korkunç şeyler anlatmaya başlar. “Kendi öz kardeşini bile s*kmiş baban” der. Başka bir gün “kendi öz annesiyle de alakası olmuş,” diye başlayıp uzun uzun anlatır. Oteldeki garsonu hallettiğinden bahseder. Ali bozguna uğramıştır, üzüntüden mahvolur. Ama bunun sebebi kim? Her şeyi yapan babası tamam. Ya bunları ilkokula giden çocuğuna anlatan annesi suçsuz mu? Bir gün “Niye boşanmıyorsun?” diye sorar annesine. “Senin için, seni düşünüyorum” cevabını duyunca “Öyleyse düşün. Düşün ve her şeyi anlatma!” diye isyan eder anasına. O ise “Sen benim can yoldaşımsın, anlatacağım tabii” diye devam eder zehir saçmaya.

    Son #parçalanma başlar. Bütün bunlar fiziksel olarak hasta eder Ali’yi, sürekli kusmaya başlamıştır. En son götürdükleri doktor ailesine “Maalesef çocuğunuz normal değil, cinsel sapma başlangıcı var. Size uzun ve hem hasta hem aileyi yıpratacak olan psikanaliz tedavisi yerine kısa, acı verici ama kesin olan elektrik tedavisini öneriyorum” diye tanısını koyar. Tedavi sırasında bayılırken Ali asıl canını yakan şeyin ölçüsü kaçmış cereyan değil ana babasının onu böyle bir işkenceye emanet etmesi olduğunu anlar. Başka anlayacağı şey kalmamıştır, artık yeni bir insan olacağını sezer.

    Buraya kadar, Murathan Mungan son derece etkileyici bir şekilde Ali’nin cinselliği ve eşcinselliğini anlayışını, kabullenişini, bir kuir olmanın acısını çocukluktan itibaren nasıl yaşadığını anlatıyor. Rol modeli olamayan şefkatsiz ve sadakatsiz bir baba, kendi mutsuzluğunu çocuğuna dayatan bir anne ve bir sürü hala arasında hayal dünyasına sığınan zeki ama #çaresiz Ali içimizi acıtıyor.

    Bölümün sonraki kısmında ise olaylar #gerçeküstü bir masala dönüşüyor:

    Tedavilerden sonra Ali artık avukat olmuş yüzü düzgün “lise mezunu” bir kızla evlenmiş ve bir oğlu olmuştur. Evde yalnız olduğu bir gün artık hayatta olmayan annesinin gece elbisesini giyip, süslenerek aynaya bakmaya başladığında yansımasındaki görüntüde kaybolmak isteğiyle aynaya dokunur ve masal gerçeğe dönüşür. Kendini olağanüstü güzellikte zengin, dul bir kadın olarak başka bir yatak odasında bulur. Hayalleri gerçek olmuştur, doya doya kadınlığını yaşayıp erkeklerle birlikte olur. Artık bazı zamanlar #Mardin’de Ali, #İstanbul’da ise #AliyeSuzan olarak yaşamaya başlamıştır. Ama asıl susuzluğunun aşk olduğunu anlayan Ali/ Aliye bir gece gizemli bir adama âşık olur. Ancak Aliye çok sevdiği adamın aslında bir erkekle sevgili olduğunu gözleriyle görünce içkiden ve kahırdan sarhoş olup arabasıyla Boğaz’ın sularına gömülür. Aynı gece Mardin’de avukat Ali Zeyneddinoğlu da ardında hiç iz bırakmadan ortadan kaybolur.

    Böylece bitiyor son masal. Mungan önce Ali’ye yaşamı boyunca aradığı mutluluğu aynalarla geçtiği yeni yaşamında bulduruyor ama sonra en büyük üzüntüyü de o hayatta yaşatıp intihar ettiriyor.

    Her üç masalda da kimse gönlündekilere kavuşamıyor. Galiba gerçekten yazar “Mutlu aşk yok” demek istiyor. Pek de haksız değil sanırım; “Normal” denilen kişilerin bile aşkı bulamadığı bu dünyada hemcinsini sevenlerin işi çok daha zor gerçekten.

    KAYNAKÇA:
    -Mungan, Murathan, Üç Aynalı Kırk Oda, Metis Yayınları, İstanbul, 2013.
    -Carroll, Lewis, Alice Harikalar Diyarında-Alice Aynanın İçinde, Yakamoz Yayıncılık, 2016. #masalroman #masalkapısı #beyaztavşan #Yüzler #suretler #levhalar #aynalar #geçit #kapı #Aynanınİçinden #AliceHarikalarDiyarında #Texaslı #AliceStar #AynalıPastane #aseksüel #muhabbettellalı #kuyucini #kadınolmaisteği #Kızgibigiyinen

    romankahramanlari replied 1 year, 8 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
AYNALAR: MASALLARA AÇILAN KAPILAR* Makale Yazarı:…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now