-
Feride: Çalıkuşu Güzellemesi
Çalıkuşu Güzellemesi*
Makale Yazarı: Adalet Çavdar
*Bu Makale Roman Kahramanları dergisi Temmuz / Eylül 2015, 23. sayıda yayımlanmıştır.
İnsanın evi kalbidir ve ne kadar uzağa giderse gitsin sonunda mutlaka bir gün eve dönmek ister. Ancak; dönmek ayrı, dönmeyi istemek ayrıdır… Yola çıkmak başlı başına bir zafer kazanmaktır. Eve dönmek/dönebilmek ise ancak o zaferi taçlandırmak olabilir. Yol bir arayış, ev bir kabuldür.
Feride, babasının asker olması nedeniyle bebekliğinden bu yana seferidir. Konargöçerliğine uzun bir süre eğitim gördüğü Fransız okulunda devam etse dahi bir ev sahibi değildir o, misafirdir. Çekirdek ailesi toprağa karışmış; sevmeyi öğrenememiş, özlemeyi unutmuş ve büyümeyi asla kabul edemeyen bir kız çocuğudur her daim.
Yalnızlığın fıtratında yolculuk vardır. Bakmayın siz Çalıkuşu’nun yabani olmasına rağmen çok sevilmesine. Neşesi ve hırçınlığı içindeki bitmez tükenmez elemindendir. Gönlünün yorgunluğunu bedeni yorulunca unutur. Çalıkuşu sudur, topraktır, havadır. Kendini dağlarda, tepelerde, dere kenarlarına bulur, ulu ulu ağaçlara sığınır, derdini gökyüzüne anlatır.
Sevginin altında yatan merhameti bir kez sezen insan için zordur, kendini sevildiğine inandırmak ve sevmek. Çalıkuşu bir gece ansızın hiç ummadığı yerden kırılır ve bir toz bulutu olmak ister tanıdığı herkesin hayatında. Kimse onu kırmasın diye, kırılabileceği herkesten öteye gider; bir kuytuda kendi kendine kırılmak için. O gidince üzülmesinler diye bir mektupla giderayak kötü belletir kendini. Beni sevmeyin, beni beklemeyin ve ben sanki hiç olmamışım gibi hayatınıza devam edin der adeta. Çünkü o tüm olanların aslında hiç olmamış olmasını diler, çok canı yanar, altından kalkamaz, yola çıkar.
Reşat Nuri Güntekin’in 1922’de yazdığı Çalıkuşu, kadının özgürleşmesi romanıdır. 18 yaşında genç ve güzel bir kadının kendini bir anda Anadolu topraklarında buluvermesini anlatır. İçindeki amansız sevgiyi Anadolu’daki yığınla çocuğa vermek isteyen Feride’nin çocukları büyütürken büyümesinin gün dökümleridir. Günümüzde 1920’lerden bu yana bir şekilde modern toplum olmak için çaba sarf edilen Türkiye coğrafyasında bazı şeylerin aslında hiç bir zaman değişmediği ve kadın olmanın dayanılmaz ağırlığı anlatılır. İsimler takılır Feride’ye, methiyeler düzülür, iftiralar atılır, gün yüzü gösterilmez. Reşat Nuri romanında bir kadının yolculuğunun yanı sıra, bir yüzyılın ve bir milletin yolculuğunu da anlatır. En ufak devlet işlerinde bile araya tanıdık koymak gereksiniminden, devlet erkanı karşısında kadının konumundan, Anadolu’da kadının ve öğretmenin algılanışından ve bu yurdun coğrafyasında her daim insan olmanın, idealist olmanın, kadın olmanın zorluklarını anlatır. Yazılmasının üzerinden neredeyse yüz yıl geçmesine rağmen bu coğrafyada değişmeyen şeylerden bahseder. Aniden yapılan devrimlerin büyük şehirlerde modernizm, Anadolu’da ise günah olarak yorumlanmasını anlatır.
Feride başına gelen her şeye rağmen pes etmeyi çok düşünse dahi, her daim devam etmek için başka bir neden bulur kendine. Günlüklerini yazarken kendini yazmaktan imtina eder, olanı biteni anlatır ama kendi hislerine mümkün mertebe az yer verir. Kalbinin bir kâğıda kaleminden aktığını görürse kelimeler sesinden nefes bulursa diye korktuğundandır belki de. Çünkü zamanın vazgeçiremediği sevgiler vardır azaltmaz, sağaltmaz, alıştırır. O sevgiler ki kendini bazen nefret olarak ifade ettirmeyi başarır.
Herkes bir gün biri tarafından okunsun diye yazar günlüklerini, sonra bir yerde ansızın unutur. Feride ihtiyar doktorla evlenip kendine bambaşka ve artık güvende olduğuna inandığı bir hayat kurduğu an yazmaktan vazgeçer ve nasıl olduğunu hatırlamadığı bir şekilde defterini kaybeder, varlığını unutur. Yazmaktan vazgeçince yaşamaya başlar Feride. Kader bu ya, bitmez cilvesi Feride’ye hayatın. Annesini, babasını, kızını kaybetmesi yetmezmiş gibi yıllar sonra onu bir aile ve yuva sahibi yapan Doktor da vefat edince yine yalnız kalır ama üzerinde bu sefer bir vasiyet vardır, Doktor ona ölürken evine dönmek vazifesini vasiyet eder. Evine döner Feride, Kamran’ın yanına ve bütün hikâyesini anlatır.Yol dile düşünce anlam kazanır, herkes hikâyelerini anlatır birbirine; geçen onca zamanın birbirinden ayrı geçtiğini unutmak için adeta. Çok zaman kaybedilmiş, zamanla çok şey kaybedilmiş ve olunması gereken anlarda olunamamış yığınla an, anı, acı biriktirmiştir herkes. Her şeye rağmen Feride, Çalıkuşuluğunu elden bırakmaz. Her acı onun bedeninde neşeye dönüşmesini bilir ve sanki onca zaman hiç ayrı geçmemiş gibi günler, geceler yaşanır konakta. Yine de yediremez kendine dönmeyi Feride, döndüm ama yine gideceğim der durur. Gitmek ister. İnsan çok sevdi mi, gitmek ister. Yol uzar, sevgi büyür. Yollar insana birçok şeyi öğretse dahi, insanın kalbiyle kendine koyduğu mesafe gün olur aşılmaz olur. O yolda kaç kilometre hızla gittiğinizi hiç bir zaman bilemezsiniz, ta ki kavuşana değin. Kavuşmak sevinçli, güzel ve kuşlu bir kelime olmasına rağmen nedense aynı zamanda bir büyü bozumudur; insanın kendi masalının bitmesi, bizli bir masal başlatmasıdır.
Sevgiyi kendinden üstün görür Feride, kalbiyle girdiği düelloda kalbini yenmek ister, hissettiği aşkın altında kalıp ölmekten korkar. Lakin kader bu sefer Kamran’dan yana kullanır hakkını. Feride’nin evi Kamran’ın göğüs kafesidir, Feride yolunu her daim bildiği ama içine sığınmayı kendine yediremediği evini en sonunda kabul eder.
Dönülebilecek bir ev varsa eğer bütün yollar elbet bir gün biter.
———–
Sorry, there were no replies found.
