ZAZİE’NİN LABİRENT ŞEHRİ: PARİS

  • ZAZİE’NİN LABİRENT ŞEHRİ: PARİS

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 14:58

    ZAZİE’NİN LABİRENT ŞEHRİ: PARİS*

    Makale Yazarı: Ece Yassıtepe Ayyıldız

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Ekim / Aralık 2016, 28. Sayıda yayımlanmıştır.

    Sanctimontronlu küçük kız çocuğu Zazie’nin #Paris’e gelmesiyle başlayan roman, 1959 yılında Fransız yazar Raymond Queneau tarafından Zazie Metroda (Zazie dans le métro) adıyla kaleme alınmıştır. 1903 doğumlu Queneau, OuLiPo (Ouvroir de littérature potentielle) (1) akımının öncülerinden sayılır. Exercices de Style (2) adlı kitabı OuLiPo’nun amacını yansıtır: Edebiyat ve matematiği birleştirmek.

    Romanın yayımlanmasından bir yıl sonra usta yönetmen #LouisMalle tarafından aynı isimle sinemaya uyarlanan Zazie Metroda, 1991 yılında ilk kez #TahsinYücel tarafından dilimize kazandırılmıştır. (3) Hikâye, Zazie’nin annesi tarafından Paris’e, dayısının yanına iki gün için bırakılmasını ve bunun sonucunda da Paris’te yaşadıklarını anlatır. Roman, Paris’te #AusterlitzGarı’nda yeğeni Zazie’yi bekleyen #GabrielDayı ile başlar; Gabriel Dayı, Zazie’yi beklerken Parislilerin ne kadar kötü koktuğunu düşünür ve banyolarının olmamasını kınar: “Neden bunca pis kokarlar ki” dedi Gabriel içinden, tepesi atmıştı. Olur şey değil, hiç temizlenmiyor bu millet. Gazetede, Paris evlerinin yüzde on birinde bile banyo yok diyorlar, buna şaşmam, ama insan banyosuz da yıkanabilir. Bütün bu çevremdekiler fazla çaba harcamıyor olmalı.” (4)

    Parislilerin pis kokusundan rahatsız olan Gabriel Dayı’nın kötü kokulara karşı kullandığı “Fior’un #Barbouze”u isimli #erkekparfümü bütün roman boyunca karşımıza çıkar. Başlangıçta, Zazie’nin beğendiği ancak henüz kendisi için bir sır olan bu parfüm Gabriel Dayı’nın mesleğinin anahtarı da olacaktır.

    Zazie’nin #Parisgezisi sadece iki gün sürecektir. Paris ile ile ilgili ilk düşü Gabriel Dayı ile buluşmasında karşımıza çıkar: Zazie metroya binmek istemektedir. Bu yeraltı ulaşımı dünyanın en eski metrolarından sayılır ve romanda da “Paris’e özgü ulaşım aracı”(5) olarak tanımlanır.

    Zazie, Paris’te tren garından ayrılır ayrılmaz, metroya yönelir, çünkü o #metroyabinmek ve eğlenmek istemektedir, ancak Gabriel Dayı #metrolardagrev olduğunu söyler ve bu durumu şu şekilde dile getirir: “Bilet delen memurlar işi tümden bıraktılar.” (6) Küçük bir kız çocuğu olan Zazie metroya binememesine oldukça üzülür, çünkü Sanctimontron’da #metro yoktur ve iki günlüğüne geldiği Paris’teki tek amacı metroya binmektir. Gabriel Dayı, #taksişoförü olan arkadaşı Charles’ın aracını ayarlar. Böylece küçük Zazie, Paris’i dışarıdan görebilecektir. Ancak, Zazie bununla mutlu olmaz, o Paris’i dışarıdan görmekten ziyade metrosunu görmek istemektedir. Bunun mümkün olmadığını söyleyen Gabriel Dayı ile Charles, Zazie’ye Paris’i gezdirirler. Gabriel Dayı ve Charles yer isimleri konusunda uzlaşamazlar ve yol boyunca tartışırlar:

    “Bu da #Panthéon!”
    Charles hiç dönmeden:
    “Öyle mi dersin?” diyor.
    Ufaklık görülecek şeyler görebilsin, üstüne üstlük de bilgi edinsin diye ağır ağır sürüyordu arabayı.
    “Yani sen Panthéon değil mi diyorsun?” diyor Gabriel.
    Alaya benzer bir şeyler var sorusunda.
    “Hayır”, diyor Charles güçlü bir sesle. “Hayır dedikse, hayır. Panthéon değil”.
    “Peki, sence neymiş öyleyse?”
    Sesteki alay karşıdaki için nerdeyse aşağılayıcı, ama yenilgiyi sineye çekmekte de gecikmiyor.
    “Bilmiyorum”, diyor Charles.
    “İşte. Gördün mü?”
    “Ama Panthéon değil.”
    […]
    “Buldum”, diye haykırıyor kayınço. “O gördüğümüz dalga Panthéon değildi elbette, Lyon garıydı.”
    “Belki de”, diyor Gabriel umursamazlıkla. “Ama şimdi geçmişte kaldı, unutalım gitsin, oysa şu, ufaklık, şuna bir bak hele, ne kıyak mimarisi var, buna #Invalides derler…”
    “Sen kellenin üstüne mi düştün”, diyor Charles, “Invalides’le bir ilgisi yok.” (7)

    Charles ve Gabriel arasındaki tartışma sürüp giderken Zazie ikisinin de bilgisi ile dalga geçer, onun tek isteği metroya binmektir. Kısa gezileri bittiğinde akşam Gabriel Dayı’nın evindedirler. Gabriel Dayı’nın evi #LaCave isimli lokantanın içinde yer alır. Gabriel Dayı’nın eşi #Marceline, ev sahibi #Turandot, papağan #Laverdure, #KısayakMado bu lokantada karşılaşacağımız kişilerdir. Bu evin en önemli özelliği de Paris’in banliyölerinde yer almasıdır. Her ne kadar roman bize Paris’in önemli yerlerini gösterse de romanın geçtiği ve Gabriel Dayı’nın evinin bulunduğu yer banliyödedir.

    Gabriel Dayı’nın mesleğini #gecebekçisi olarak bilen Zazie, dayısının gündüz uyuması ve bu yüzden onu uyandırmaması gerektiğini bilir. Ertesi sabah Zazie tek başına Paris’te gezinmek için evden kaçar. Kapanan metro Zazie için yeni yollara, yeni yolculuklara kapı açar, bu da Zazie’yi yeni maceralara sürükler. Paris’in kendisine değil, kendisinin Paris’e verdiği yön de romanın en belirgin özelliğidir.

    Gabriel Dayı’nın ev sahibi Turandot onun evden çıktığını görür ve onu takip eder. Zazie Paris’i tek başına gezmek istemesine rağmen, Turandot tarafından rahat bırakılmaz, Turandot onu dayısına teslim etmeye niyetlidir. Turandot Zazie’yi yakalar yakalamaz, Zazie etraftakilerden yardım ister; “bu müsyü” yü tanımadığını, ona “ayıp şeyler” yaptırmak istediğini söyler. #Parisliler Zazie’nin söylediklerini birbirlerine iletirken, her sözü abartarak ironik bir konuma gelirler. Böylece, “ironik namus bekçileri” olarak romanda karşımıza çıkarlar. Turandot Parisliler tarafından “#zampara” olarak görülür ve hemen meyhanesine geri döner.

    Zazie ise o kalabalıktan ayrıldıktan sonra Paris’i keşfetmeye başlar ve ilk geldiği anda görmeyi hayal ettiği “metro” karşısına çıkar:

    “Dört, beş katlı görkemli gökdelenler gökdelenler göz kamaştırıcı bir caddenin iki yanını çevreliyor, caddenin kaldırımında bitli işportacı tablaları birbirine giriyordu. Nerdeyse her yerden yoğun ve mor bir kalabalık akıyordu. Gösterinin şiddetine dev balonlar satan bir kadınının haykırışlarının ve bir sirk müziğinin arı notaları eklenmekteydi. Zazie’nin ağzı açık kalmıştı, az ötesinde, kaldırıma dikilmiş barok bir demircilik yapıtının METRO yazısıyla tamamlandığı görmesi epeyce zaman aldı. Zazie sokağın görüntülerini unutuverdi hemen, kendi ağzı heyecandan kurumuş durumda, metronun ağzına yaklaştı. Koruyucu parmaklığın çevresini kısa adımlarla dolaştı, en sonunda girişi buldu. Ana parmaklık kapalıydı. Üzerinden sarkan taştahtaya tebeşirle yazılmış yazıyı kolaylıkla söktü. Grev sürüyordu. […] Zazie çok üzüldü, ağlamaya başladı.” (8)

    Görüldüğü gibi, Zazie için Paris’te metroya binmek çok büyük önem taşır. Zazie’nin ağladığını gören bir “#zampik” Zazie’yle konuşmaya başlar, ona “kakokalo” ısmarlar; bitpazarından “#blucin” alır; yemeğe götürür. Zazie’ye “zampik” evinin adresini sorar, çünkü bu kızın kaybolduğunu düşünür. Zazie’nin aklı “blucin”dedir ve onu kaptığı gibi restorandan kaçar, ancak adam hemen yakalar ve Zazie’yi hırsızlıkla suçlar. Zazie’nin Turandot ile bulunduğu yerde şimdi Zazie ile “zampik” bulunmaktadır ve bu sefer, Zazie masum değil, bir “hırsız” konumundadır. Başlangıçta “#kurban” olan Zazie “#suçlu” konumuna gelmiştir. Romanın #labirentdöngüsü de buradan gelir: Olayın gerçekleştiği yer aynıdır; buna karşın, kişiler ve onların oynadıkları roller farklıdır: Başlangıçta “kurban” olan daha sonra “suçlu” konumuna gelir. Maceralarla dolu bir şehirde dolaşan küçük ve yaramaz Zazie için Paris aslında karmakarışık bir şehirdir. Zazie korkusuz bir şekilde kalabalığa karışır, ancak hiçbir zaman yolunu şaşırmaz veya kaybolmaz, bir şekilde yolunu bulur ve devam eder.

    Zazie’yi eve götürüp dayısına teslim eden “zampik”, bir #aynasız olarak karşımıza çıkar; ismi “Artık-Pédro”dur. “Artık-Pédro” hikâyede Zazie kadar önemli bir yere sahiptir, çünkü Paris’te bulunduğu yerlere göre onun kimliği ve ismi de değişiklik gösterir.

    Romanın sekizinci bölümü, Gabriel Dayı ile Charles’ın Zazie’ye Paris’i gezdirdiği bölümdür ve onu #EyfelKulesi’ne çıkarırlar. Paris’i hayranlıkla seyreder üçü. Kuşbakışı gördükleri yerler hakkında Gabriel Dayı yeniden yanılır, hiçbir yeri bilemez. Daha önceden yerlerin isimleri konusunda anlaşamayan Charles ve Gabriel Dayı burada da yer isimleri konusunda anlaşamazlar:

    “Ya şu! şurdaki! bak, bak! Panthéon!”
    “Panthéon değil, Invalides o”, dedi Charles.
    “Gene başlamayacaksınız ya”, dedi Zazie.
    “Yok canım,” diye bağırdı Gabriel. “Panthéon değil mi yani?”
    “Hayır, Invalides” diye yanıtladı Charles. (9)

    Üç yüz metre yukarıdan, Paris’in spiral yapısı görülür. Eyfel’in en üst seviyesinde, doğu tarafından bakıldığında #SacréCœur ile #ChampsElysées; güneyinden bakıldığında ise Invalides, #NotreDame Kilisesi, #SainteChapelle ile #SainteClotilde Bazilikası görülür. Eyfel’den görülen bu yerler, Paris’in turistik değeri açısından da önemlidir. Ortaçağ ve gotik mimarinin en güzel örneklerinden biri sayılan Notre-Dame Kilisesi ile romanda turistlerin ziyaret edeceği Sainte-Chapelle Kilisesi ile birlikte XII. yüzyılda VI. Louis tarafından Roma tanrılarına atfedilen bir tapınak olarak tasarlandıysa da, XIX. yüzyılın sonlarına doğru inşa edilen Sacré-Cœur Bazilikası; XIV. Louis tarafından yaptırılan ve Napolyon’un mezarının da bulunduğu Invalides, turistlerin Paris ziyaretlerinde en çok ilgi çeken yerlerdir.

    Eyfel’in tepesinden inerken Zazie Charles’a kötü davranır, buna dayanamayan Charles, Gabriel Dayı ve Zazie’yi terk eder; taksisiz evine nasıl döneceğini düşünen Gabriel Dayı da Zazie’nin Eyfel Kulesi’nden inmesini beklerken şunları söyler:

    “Varlık ve hiçlik, işte sorun bu. Çık, in, git, gel, insan bunu öyle yineler ki, sonunda yok olup gider. Bir taksi getirir, bir metro götürür, ne kule aldırır buna, ne Panthéon. Paris yalnızca bir düştür, Gabriel yalnızca bir düştür (çok hoş bir düş), Zazie yalnızca bir düşün (ya da karabasanın) düşlemidir, bütün bu öykü de bir düşlemin düşlemi, bir düşün düşüdür, budala bir romancının yazı makinasıyla yazdığı bir sabuklamadan çok da fazla bir şey değildir (ah! özür dilerim). Orada, #République alanından ilerde-biraz ilerde-varolmuş, merdivenler çıkıp inmiş, sokaklarda gidip gelmiş ve sonunda ine çıka, gide gele yok olmuş Parislilerin mezarları yığın yığın. Bir forsep getirdi, bir cenaze arabası alıp götürüyor ve kule paslanıyor ve Panthéon kentin içine iyice işlemiş toprağında yatan ölülerin kemiklerinden daha çabuk çatlıyor. Ama ben yaşamaktayım ve bütün bilgim burada duruyor, çünkü kiralık takasına atlayıp cızlamı çeken taksiman ya da havada üç yüz metre yukarda asılı duran yeğenim ya da evde kalmış olan eşim tatlı Marceline konusunda şu anda ve burada yalnız şunu biliyorum: burda olmadıklarına göre işte nerdeyse ölmüşler. Ama ben çevremdeki insancıkların kıllı kelleleri üzerinden ne görüyorum böyle?” (10)

    Bir tiyatro oyununda trajik bir kahramanın tiradını okumasına benzeyen bu yakınma, Gabriel Dayı’nın evine ulaşamama durumunu ironikleştirir, Paris’i betimleyerek kendi durumunu #varoluşçuluk düşüncesiyle örtüştürür ve ölüleri Panthéon’dakilere benzeterek kendi durumunu gülünçleştirerek anlatır; Gabriel Dayı’nın bu yakarışı Eyfel Kulesi’nin etrafında gezen turistlerin ilgisini çeker. Gabriel Dayı’yı göz hapsinde tutan turistler onun her hareketini izler. Gabriel’in arkadaşı ve turistlerin rehberi olan #FedorBalanoviç romanda karşımıza çıkar. Fedor Balanoviç turistleri SainteChapelle’e götürmek için harekete geçer; bu sayede de Gabriel bir ulaşım aracı bulduğunu düşünerek evine dönmeyi umut eder, çünkü etrafta onları eve götürecek hiçbir ulaşım aracı yoktur. Turistlerle birlikte Sainte-Chapelle’e doğru yol alırlar.

    Zazie’nin ısrarlarıyla otobüsten inmek zorunda kalan Gabriel Dayı’yı #turistler tekrar bulur ve onu tekrar bulmanın sevinciyle SainteChapelle’e giderler. Ancak Zazie de dayısını aramaktadır ve yolda Gabriel Dayı ile rastladıkları #DulMouaque isimli bir kadının Gabriel Dayı’dan hoşlanması ve Zazie ile birlikte Gabriel Dayı’yı bulmak için Sainte-Chapelle’e gitmesi ile birlikte yeni bir boyut kazanır hikayemiz. Gabriel Dayı’nın peşinden giden Zazie ve Dul Mouaque’a, Zazie’yi tanıyan ve Paris’te tesadüfen karşılarına çıkan Sanctimontronlu bir adam ve #Trouscaillon isimli bir trafik polisi karşımıza çıkar. Trouscaillon’u Zazie tanır; romanda değil de filmde karşımıza çıkan bu benzerlik Zazie’nin “aynasız” diye adlandırdığı polisin ta kendisidir. Labirent mekan kendini Artık-Pédro ya da Trouscaillon denilen adamın karakter dönüşümünde görülür.

    Dul Mouaque ve Zazie’ye Trouscaillon eşlik eder ve Sainte-Chapelle’e doğru yola koyulurlar. Trafikten dolayı Sainte-Chapelle’e daha doğrusu dayısına ulaşamayan Zazie “acıklı bu yol, acıklı”(11) diyerek ekler: “Bence metronun üstüne yoktur.” (12) diyerek yeniden metronun önemini vurgular.

    Sainte-Chapelle’in yakınında bulunan #DeuxPalais kahvesinde Gabriel Dayı ve turistler oturmaktadır. Bu kafe gerçekte var olan bir kafedir. Gabriel Dayı, akşamki gösterisi için turistleri Mont-de-Piété’ye davet eder. Aynı zamanda da kendisinin “eşcinsel olup olmadığını” sorgulayan yeğeni Zazie’yi. Gabriel Dayı’nın kullandığı parfüm ve kendisine blucin alan aynasızın dayısına “eşcinsel” demesi nedeniyle Zazie, Gabriel Dayı’nın inkârlarına rağmen onun eşcinsel olduğu düşüncesine inanır. Gabriel Dayı için sadece Zazie’nin merakı değil, onun peşini bırakmayan turistler de önemlidir. Turistik amaçla geldikleri Paris’te böyle bir geceyi bir daha yaşayamacaklarından dolayı Paris’te turistik amaç dışında bir anılarının da olmasını ister.

    Sabah olur ve dayısının gösterisini izleyen küçük Zazie için Paris’ten ayrılma zamanı gelmiştir. Grev biter ve metrolar çalışır, Zazie metroya binebilir, ancak Zazie metroya bindiğini fark edemeyecek kadar yorgundur.

    Paris, Zazie’nin gözünden bakıldığında iki farklı türde karşımıza çıkar: gündüz ve gece. Gündüz turistik gezilere, turistlere, ziyaretçilerine açık bir şehirken, gece Mont-de-Piété gibi gece kulüplerinden oluşan, turistik olmayan, gece hayatı olan bambaşka bir Paris olur. Zazie için bu yeni bir Paris’tir. Dayısını çengi kıyafetleri içinde bir gece kulübünde gören Zazie için Eyfel Kulesi, Invalides gibi ya da dayısının evinin bulunduğu banliyö bölgesi dışında da bir Paris vardır artık.

    Romanın adı başlığı Zazie Metroda, Zazie’nin hiçbir zaman metroya binememesiyle bir zıtlık oluşturur. Defalarca metroyu görmek için mücadele eden ancak sadece romanın sonunda metroya binebilen Zazie, bunun farkına varamamıştır; Paris onu oldukça yormuştur. Bu da gece-gündüz demeden, uykusuz kalarak 48 saat Paris’i keşfeden bir kızın olgunlaşmasına, kendi deyimiyle “yaşlanma” sına sebep olmuştur.

    * Arş. Gör. Ece Yassıtepe Ayyıldız, Ankara Üniversitesi, Batı Dilleri ve Edebiyatları, Fransız Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı.

    NOTLAR:
    (1) Potansiyel Edebiyat Atölyesi
    (2) Biçem Alıştırmaları bkz. Sel Yayınları
    (3) Queneau, Raymond, Zazie Metroda, çev. Tahsin Yücel, Can Yayınları, İstanbul, 1991.
    (4) a.g.e., s.5.
    (5) a.g.e., s.8.
    (6) a.g.e.,s.8.
    (7) a.g.e.,s.10-11-12.
    (8) a.g.e.,s.44.
    (9) a.g.e., s.88.
    (10) a.g.e., s. 95-96.
    (11) a.g.e.,s.123.
    (12) a.g.e.,s.123

    KAYNAKÇA
    -Faerber, Johan, Zazie dans le métro, Hatier, Paris, 2012.
    -Queneau, Raymond, Zazie Metroda, çev. Tahsin Yücel, Can Yayınları, İstanbul, 1991.
    -Yücel, Tahsin, Kendine Doğru Yolculuk, Can Yayınları, İstanbul, 2016.
    -http://istanbul.dergipark.gov.tr/download/articlefile/13475 erişim tarihi: 28.07.2016

    #Sanctimontronlu #küçükkızçocuğu #OuLiPo #Ouvroirdelittératurepotentielle #edebiyatvematematik #ironiknamusbekçileri #düşündüşü #düşlemindüşlemi #gündüzParis #geceParis

    romankahramanlari replied 1 year, 7 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
ZAZİE’NİN LABİRENT ŞEHRİ: PARİS* Makale Yazarı: E…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now