Yokluğun Varlığına, Varlığın Roma’ya Armağan Olsun Lavinia
-
Yokluğun Varlığına, Varlığın Roma’ya Armağan Olsun Lavinia
Yokluğun Varlığına, Varlığın Roma’ya Armağan Olsun Lavinia*
Makale Yazarı: Özgür Çelik
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Ekim/Aralık 2013, 16. sayıda yayımlanmıştır.
“Belki bir şeylere sahipsin, ama kendi varlığın yok.” Franz Kafka
Bir sabah uyandığınız da siz de kendinizi Kafka’nın evrensel çıkmazında bulabilirsiniz. Bu durumda ne yerin ne zamanın bir önemi kalmayacaktır. Varlığınızı duyumsamaya başladıysanız, dünyanın farklı açmazlarını da duyumsayacaksınız demektir. Cinsiyet, güç, iktidar savaşının içinde yok oluşunu fark eden Lavinia gibi. Kafkanın söylediği; “Belki bir şeylere sahipsin ama kendi varlığın yok “ sözünün somut karşılığıdır belki de Ursula K.Le Guin’in Lavinia’sı. Özgürlük ve eylem dürtüsünün destansı anlatısı.
Karanlıkta hiç duyulmayacak bir sesken, hatta bir ses bile değilken, kahramanların dünyasındayken, kahramansız bir kahramanken, o karanlığın içinde şairinizin sesine elinizi uzatıp ışık zerreleri ile tanışmaya başlarken ve o ânın huzursuzluğunu, çıkmazlarını, sorularını, acılarını yaşarken… O sesin içinde var olmaya başlayan bir kadınken başlar yolculuk. Lavinia’nın yolculuğu… Bir varoluşa doğru, görkemli Roma İmparatorluğunun kapılarının açılması ile sürer.
Bir şair, Roma İmparatorluğunun destanının kökü olan Troyalı yiğit Aeneas’ın şairi Vergilius! Ursula K. Le Guin’in Lavinia romanında ölmek üzere olan bir şair olarak karşımıza çıkıyor ve en güzel şiirini; kimselerin fark etmediği, kraliyetin arkasında silik bir karakter olan bir “kadına”, Lavinia’ya fısıldıyor. Mitolojik ve destansı anlatının içinden, güncelliğini yitirmeyen gerçekleri adeta kopararak Lavinya ile ete kemiğe bürüyerek karşımıza çıkarıyor Ursula K. Le Guin.
Latium kralının kızı olan Lavinya, ataerkil düzenin tutsağı, iktidar ve güç istenci arsında varlığı heba olmuş, tıknaz sessiz bir kadın; bir kral kızı! Evlilik çağına gelmesiyle varlığını daha çok sorgulamaya başlıyor. Onunla evlenmek için her türlü savaşı göze alabilecek taliplerin çıkmasıyla tutsaklığını daha çok hissediyor. Ona seçimler sunulmuş gibi görünse de aslında bir dayatma durumu vardır. Bu psikopatolojiyi, günümüz insanında da çok sık görmekteyiz; başkaların sunduğu seçimler arasında sıkışıp kalmak ve bunun ağırlığını duyumsamak. Başkalarının tercihlerini kendi tercihimiz sanma yanılsamasına düşmek…Lavinia tüm dayatmalara sessiz kalarak içine düştüğü çıkmazdan kurtulmak için zaman kazanmanın yollarını arar. İlk anda bu dayatmalara karşı çıkmak istese de yıllardan beri süre gelmekte olan kralcı-ataerkil düzenin karşısında kendini çaresiz hissetmektedir. İşte bu noktada Ursula K. Le Guin, haşmetli Batı medeniyetine yönelik yerleşik bakış açısını ters-yüz ederek okurun bu konuda bir kez daha düşünmesini sağlıyor. İhtişamın ikiyüzlülüğünü sergiliyor.
Kadının varlığının, erkeğin ona verdiği imgeyle var olması ve bunu kadının kabullenmesi sorunsalı romanda öne çıkan başka bir yan. Romana adını veren Lavinia’nın bu sorunsalla tanışması fazla uzun sürmeyecektir. Tam da bu çaresizliğin içinde şairin sesini duyar Lavinia ve o büyük çaresizlik bir umuda dönüşür.
Ursala K. Le Guin ataerkil düzene teslim olmakla kalmamış bu düzenin devamını sağlamak için çabalayan kadınları Lavinia’nın annesi karakterinde irdeleyerek eleştirel bakış açısını gözler önüne sermektedir.
Kötülüğün iktidar arzusundan kaynaklandığını öne sürüyor Le Guin bu romanında ve bu konuda haksız olduğunu söylemek mümkün değil. Lavinia’ya ise tüm iktidar oyunları arasında kaybolmuş, silik bir karakterken, şairin sesinden de güç alarak başkaldırısını ilan ediyor. Lavinia, babasıyla kurban kesmek için sık sık gittikleri Albunea ormanının derinliklerinde bulunan kutsal sunakta duyuyor ilk kez şairin fısıltılarını. Çaresizlik duygusundan sıyrılan Lavinia’ya asıl talibinin yigit Aeneis olacağı müjdesini verir şair. Lavinya artık geleceğini öğrense de bir başkasının gerçekliğinde yaşadığını fark etmiştir. Hiç bir karakter özelliği yokmuş gibi görünen Lavinia ölümsüz bir karaktere dönüşmüştür böylece.
Reddetmeyi öğrendiğimiz vakit, varlığımız bizi kabul edecek.
Kendimizi duyumsadığımız vakit, varlığımızın şiirsel dürtüsü bize ışık olmaya hazır olacaktır. İçimizdeki korkuların ve kaygıların aslında başkaların ürettikleri imgeler olduğunu çözdüğümüzde özgürlüğün o muhteşem tadını almaya başlayacağız, tıpkı bir tüyün bile büyük ağırlık yarattığı günlerde kendi sesine doğru giden Lavinia’nın bütün ağırlıklarının bir ‘tüy’e dönüşmesi gibi.0Lavinya en güçlü en yakışıklı talibi olan Turnus’u sevmemiş ve reddetmişti kendi sesiyle. Çevresindeki herkesin, annesi dâhil, hayranlıkla baktığı Turnus’un baştan aşağı iktidar kokan gövdesinin altında ezilece ği hissi onu ürkütmüş, korkutmuş ve güvensizlik yaratmıştı. Neyse ki şairin Aeneası müjdelemesi ile rahatlamış ve merakla beklemeye koyulmuştu. Fakat Troyalı yigit Aeneas’ın öncelikle diğer talipleri ile ve Turnus’la savaşması gerekecekti. Barış içindeki Latium kan ve savaşla çalkalanacaktı.
Aeneas, soylu, yiğit, erdemli bir kahraman unvanını taşısa da, ilk karısını Troya’da alevler içinde bırakmış, Afrikalı Dido’ya âşık olmuş, Dido’nun intiharının ardından ağlasa bile, yurdunu kurma yolculuğunu sürdürmüş ve bu yolculukta Lavinia’ya âşık olmuş bir ‘kahraman. Ursula K. Le Guin kahramanlık imgesinin üstünde bir medcezir yaşatıyor. Bir taraftan Turnus’un güç ve iktidar uğruna her şeyi yapacak kahramanlığı, diğer yandan aşkı için ağlayan, rakiplerine karşı savaşırken bile öldürme arzusunda olmayan, mütevazı bir kahraman gel-git ‘i. Ve kahramanlık kelimesinin dünü-bugünü… Niçin kahramanlık, kime göre? Güç elde etmenin ne kadar güncel ve evrensel bir yara olduğunun vurgusu…
Savaşın galibi Aeneas, ülkesini kurmak için çıktığı yolculuk Lavinia’nın ona kendisini ve büyük Roma’yı hediye etmesiyle son bulmaz, yarım kalır. Ursula K. Le Guin’in Lavinia’sı kadim Roma İmparatorluğun kuruluşunun arkasındaki gizli karakterdir. Aneas öldükten sonra tüm işleri oğlu Ascanius devralır.
Ascanıus babasının aksine, iktidar hırsı ile geçimsiz ve sert bir yöneticidir, bu yüzden çevresindekiler tarafından sevilmez. Karakter özellikleri Turnus’a benzemektedir. Lavinia’nın oğlu Silvius’u yanına alıp yetiştirmek isteyince, Lavinia buna mani olmak ve iktidar kavgalarından kurtarmak için oğlu ile birlikte uzaklaşır. Artık annelik içgüdüleri ile Latium’un ormanlık bir bölgesine, yerleşir ve burada gizlenir. Böylece oğlu Silvius’u ,iktidardan ve Acunnıus’ dan kurtarmış olur .
Ursula, bize kadının üç halini -çocukluk,evlilik ve annelik- açmazlarını, yok oluşun var oluşa doğru sürüklenen serüveninde, Lavinia karakteri üzerinden, destansı ve mitolojik öğeleri kullanarak, ustalıklı bir şekilde anlatmış. Kadim Roma İmparatorluğunun temelini atacak kralların hikâyesini, kahramanlık, iktidar, güç gibi kavramların arka planını gözler önüne sürerek güncelle ilişkilendiriyor. Ataerkil düzenin dünü ve bugünü altında yok olmaya yüz tutmuş değerlere Lavinya’nın duyumsadığı şairin ve şiirin sesi ile ışık tutmuş. Lavinia, bir kadının gözünden, bir anti-kadın kahraman destanı olarak edebiyatın büyülü ormanında yerini buluyor.#ursulakleguin #lavinia #romaimparatorluğu #lavinya #roma #aeneas #troya

Sorry, there were no replies found.