Yazar: ODAMDA SEYAHAT’İN BEŞ BÖLÜMÜ İLE DE MIASTRE’YE EŞLİK
-
Yazar: ODAMDA SEYAHAT’İN BEŞ BÖLÜMÜ İLE DE MIASTRE’YE EŞLİK
ODAMDA SEYAHAT’İN BEŞ BÖLÜMÜ İLE
DE MIASTRE’YE EŞLİK*Makale Yazarı: Deniz D. Şimşek
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI (Temmuz/Eylül 2015) 23. sayıda yayımlanmıştır.
Bölüm I
Sayısız mutsuzdan biriyim ve lanet olası mutsuzluğumla yaşamaya alışmak gibi iğrenç bir durumdayım. Hayır hayır, kendi başıma çekilebileceğim, herkesten saklanabileceğim küçük bir köşem var diye beni #Oblomov zannetmenize izin veremem. Yanılmış olursunuz böyle düşünürseniz. Sadece mutsuzluğumu birilerine bulaştırmak yerine onu kendi oluştuğu yerde yok etmek derdindeyim. Evet, tam da tahmin ettiğiniz gibi, bana, yüz yıl sürmüş gibi gelen altmış dört sayfalık bir yolculuktan bahsedeceğim. Ama bu yolculuk beni kendi odamın büyüsünü nasıl etkiler, mutsuzluğumu yok edici bir #seyahat olur mu bu bilemiyorum; ama deneyeceğim. Bulduğum, sindiğim, köşesine çekildiğim yer, #mutsuzluk membaımın coğrafyası, kendime ait bir #oda değil. Kendini, gökyüzünde aniden parlayan bir kuyruklu yıldıza benzetip bilginler âlemine bu oda seyahatiyle adım atma kuyruklu yalanını uyduran bir çatlağın odası.
Bölüm II
Evet, ne diyorduk: Bu çatlak beni bir seyahate davet ediyor. Etmiyor da bir papaz edasıyla âdeta emrediyor, buna katlanamam. Ne yani, bu seyahati beleşe getireceğim diye sevinen pinti kodamanlarla, miskin, ayyaş, hasta, kafayı yemiş münzevilerle ve sevgilisine darılmış aptal âşıklarla aynı yolculuğa çıkmamı mı istiyor? Hadi oradan seni yaşlı bunak, çatlak olduğun yetmiyormuş gibi bir de bizi “hayal gücünün götürmek istediği yer” diye belirsiz bir yolculuğa çağırıyorsun. Buna beynime tünemiş kargalar bile güler. Ama dur, bu seyahatin masrafsız olması hoşuma gitti. Hem yoluma uçurumlar, vahşi hayvanlar da çıkmayacak olması ve oturduğum yerde, evime hırsızların girmesinden endişelenmeden (her yolcunun aklı biraz da evde kalır ya sevgili okur) bu yolculuğa çıkma fikri… Biraz düşünmem lazım. Diğer bölüme geçmeden kararımı vermiş olurum.
Bölüm III
Ey sevgili okur! Mutsuzluğumun adresi olan odamda kendimi daha #mutsuz edecek bir uğraş buldum. Sanırım #çatlak olan sadece De Maistre değil, ne dersin?
Ve, De Maistre’nin beni aptal yerine koymasına gıcık oluyorum. Bu kendini beğenmişliğinde ve kendini bir kahraman yerine koymasındaki şapşallıkta bir şirinlik sezmesem ne işim var Bölüm II’de saydığım, zamanını bilgelik yolunda harcamayan onca zavallı arasında.Neden kırk iki gün sürdü bu seyahat umurumda bile değil Maistre. Vaat ettiğin yolculuğa çıkalım artık. Merak ettim.
Sen iyi bir vaizsin. Bunu anladım ben. Bana #yolculuk önderimizin bir esir olduğunu söylemenle ne kastettiğini de gayet iyi anladım. Ama bunu kendi okuruma söylemem merak etme. (Sevgili okur, bunu bir kenara not al. Bu seyahat oda hapsini mahkûm edilmiş bir çatlağın kırk iki günde aldığı notlardan oluşuyor. Benden duymadınız, tamam mı?)
Buna bizim oralarda “duygu sömürüsü” derler. Gerisini sen anla.
Seni seyahate çıkaran nüfuzlu kişilere minnet duyuyorsun ama görüyorum ki benden başka da senle gelen yok. (Bu asılsız iddia bana ait sevgili okur.) Seni #üçkâğıtçı!
Üstelik seni kırk iki gün mahkûm ettiren olayda da sana taraf olmamı istiyorsun. Aptal bir geleneği sürdürerek normal bir şey yaptığını söylüyor, bunu da kanunlara aykırı olduğundan dolayı sevimli hâle getirmeye çalışıyorsun. Elbet, senin dediğini yapacak aptal bir #hâkim bulacağım. #Düello yapan birine kanunlara göre ceza mı vereyim yoksa bir ortaçağ geleneğini sürdürdüğün için mazur mu göreyim diye yazı – tura atsın. Şimdi ben de bu yolculuğa devam mı etsem yoksa seni aptallığın cezasını çekmen için yalnız mı bıraksam diye #yazıtura atayım da gör.Not: Yazı geldi. Ne yapacağım. Tura gelse ne yapacaktım. Bunu da benim okurum çözsün. (Sevgili okur, kusura bakma, seni boş işlerle uğraştırıyorum.)
Bölüm IV
Söylediğine göre, otuz altı adım çevreli bir odan var, geniş sayabileceğimiz boyutta. Benim odamın boyutlarını kimse bilmez inan. İşlerini planlayanları, düzene koyanları pek sevmiyorsun anlaşılan. Sanki biz severiz. Böylece beni daha da kendine yakın hissettirmek istiyorsun, anlamadım sanma.
Böyle yapmaktansa hayat yolunda karşımıza kırk yılda bir çıkan zevkleri reddetmek anlamına geliyor demek ki sana göre. Bu zevkleri bir fırsat olarak görüyorsun, onlar için yolunu değiştirecek kadar özgürsün demek ki. Bu nasıl tutsaklık?
Biz odamıza dönelim. Masa, tablo, kapı, koltuk, yatak… Bunlar bizim yönlerimizi mi belirleyecek yoksa duraklarımızı mı? Sanırım cevap vermeyeceksin. Tamam takip ediyoruz seni.Rahatına düşkün olduğunu anladık kapıya yönelip koltuğu görünce kurulduğuna göre. Ayrıca bu davranışların senle yolculuk edenlere bir zorbalık değil mi? Öyle istediğin gibi davranamazsın, bize karşı bir sorumluluğun var. Bedava geziyoruz diye bize bunları reva göremezsin.
#Koltuk dediğin harika bir eşya öyle mi? Düşünmem lazım. Tabii senin gibi derin düşüncelere dalmış bir adam için. Hele tembel tembel uzanmak için tam da sana göre. Hele yanında bir ateş, kitaplar, kalemler de varsa. Unuttuğun bir şey var mı Maistre? Ben de senle bu yolculuğa kendi koltuğumda başladım. Üstelik benim koltuğumun yanında ateş mateş de yok. Ama elimde kalem var.
Sen ateşi tercih ettiğine göre pek romantik birisin. Dostları neşelendirmek için birkaç kafiyeli söz dizeceksin. Böylece saatler yanından akıp gidecek seni hiç etkilemeden. Zaman, onunla ilgilenmediğin için üzülür mü dersin? Çıldırmış olmalısın. Ama zamanla ilgili sözlerin hoşuma gitti.
Bölüm V
Çok şükür, koltuğumuzdan kalktığımıza göre saatlerin üzgün üzgün geçip gitmesine aldırmadan, kuzeye yürüyüp yatağınıza varabiliriz. Çok da merak ettim doğrusu.
Bir yatağı olmalı insanın değil mi? Gerçek dünyayı dolaşabilmek için, daha doğru söylersek mutlu dolaşabilmek için, herkes sizin gibi çatısını ve bahçesindeki karaağaçları istila eden kırlangıç seslerine şahit olmuyor. Ancak bu cıvıldamalar, güneşin duvarlarınızda ve perdelerinizde yaptığı serenat bizi pek ilgilendirdi sanmayınız. Belki biraz kıskanmış olabilirim ama şunu bilmelisiniz ki bizler de pek ala huzurla uyanabiliriz otomobillerin gürültülü ve karbonmonoksitli serenatlarıyla.Haklısın, yatağında karısını ilk kez saran bir adamın mutluluğunu yaşamış olabilirsin. Hatta kötü kaderin seni bu zevkten mahrum etmiş olsa da bunu anlatıp anlatmaman bir şeyi değiştirmiyor. Üstelik bu seyahatte seni takip edenlerin sadece erkekler olduğunu nereden biliyorsun.
İnsanın doğumuna da ölümüne de şahitlik eder yataklar. Güzel tespit. Bu yüzden yatağı bir tiyatro sahnesine benzetmeni de bu anlamda saçma bulmadım. Ağzın iyi laf yapıyor. Eğer bunun içine düşleri de katsaydın tam anlamıyla haklısın diyebilirdim.
İnsanoğlunun ilginç dramlarına, komedilerine, ürpertici tragedyalarına sahne olan çiçeklerle bezeli, aşk tanrısının tahtı yataklar. Felsefe yapmayı da öğrenmişsin. Aynı zamanda mezardır yataklar, hımm…
O zaman derhal kalkalım o yatağın üzerinden. Yolculuğumuzun tembellikle geçmesine izin veremem. Üstelik pek de vaktim yok. Kim bilir belki diğer yolcuların senle gelmeye devam edebilir. Ancak ben burada ayrılmak durumundayım. Yazacağım onca öykü var. Hoşça kal Maistre. Kim bilir senle başka bir yolculukta karşılaşırız. Belki Odamda Gece Seferi’nde dolaşırız başka zaman. Ne dersin? Ama ben senin gibi pencereye çıkıp oturmam bilesin.
* #XavierdeMaistre, #OdamdaSeyahat, Çev: #CeylanGürman, İletişim Yayınları, 1. baskı, İstanbul, 2010
Sorry, there were no replies found.
