Yahuda İskaryot, Siz Yahuda’yı Tanır Mısınız?
-
Yahuda İskaryot, Siz Yahuda’yı Tanır Mısınız?
Siz Yahuda’yı Tanır mısınız?*
Makale Yazarı: Mehmet Özberk
*Bu makale Roman kahramanları dergisi 35. sayısında (Temmuz/Eylül 2018) yayımlanmıştır.
Rus edebiyatından mevzubahis olunduğu zaman genel olarak insanların aklına herkesin bildiği büyük yazarlar gelir: Puşkin, Gogol, Dostoyevski, Tolstoy ve Çehov gibileri. Ancak bu büyük isimlerin dışında bir dönem Rus edebiyatına yön vermiş, yazdıklarıyla büyük bir hayran kitlesi kazanmış ama siyasi ya da başka nedenlerden dolayı tarihin tozlu sayfalarında çürümeye mahkûm edilmiş yetenekli edebiyatçılar da vardır. İşte bunlar arasında en önemli isimlerden biri Leonid Andreyev’dir.
Rusya’nın #Oryol şehrindeki arka sokaklardan birinde 1871 yılında dünyaya gözlerini açan sanatçı, beş kardeşin en büyüğüdür. Genç yaşta vefat eden bankacı babasının ardından tüm ailesinin yükü sırtına biner. Ev hanımı olan annesinin en büyük desteği oğlu Leonid’dir. Büyük yokluk çektikleri zamanlarda bazen sipariş üzerine resimler çizerek bazen okul yemekhanesinden ekmek aşırarak kardeşlerini doyurur, onlara asla sırt çevirmez. Genç ve yakışıklı biri olan Andreyev #gimnazyum yıllarında birkaç gönül macerası da yaşar.
Kendi kalemine güvenen Leonid küçük yaşlarda yazdığı öykülerini yerel gazetelere gönderir ama geri dönüş alamaz. Tek sırdaşı saydığı günlüğünde bu durumdan duyduğu rahatsızlığı, yaşamın ona nasıl ağır geldiğini, ölmenin tek kurtuluş yolu gibi gözüktüğünü yineler durur. Tam üç kez intihara kalkışır. Yine de yaşaması, insanları tanıması, ailesine sahip çıkması gerekmektedir.
Oryol’da gimnazyumu bitirdikten sonra Peterburg’a gider. Pahalı olduğu ve burada özgür düşünemediğini bahane ederek Peterburg Üniversitesinden Moskova Üniversitesine geçiş yapar. Hukuk Bölümünü bitirir ve mahkeme salonlarında raportör olarak görev alır. Mahkemelerde karşılaştığı her olay, tanık olduğu her dava ileride kaleme alacağı öykülerine konu olacaktır.
Andreyev’in edebi kariyerindeki kırılma noktası onun #Kuryer Gazetesi’nin sahibi A. Novik’le tanışmasıyla gerçekleşir. Novik, sanatçıdaki parıltıyı görür ve ondan 1898 yılının Paskalya’sı için bir öykü yazmasını rica eder. Yazdığı ilk öykü “Bargamot ve Garaska” çok beğenilir ve Andreyev ismi altında aslında hangi sanatçının saklandığı merak konusu olur. #Gorki de bu öyküye ve onu kaleme alan kişiye kayıtsız kalamaz ve #Novik aracılığıyla Andreyev’le tanışır.
Andreyev’in kaderi tam da bu noktada şekillenir. Mahkemelerde çalışmayı bırakarak kendini sadece edebiyata verir. Gorki’nin desteğini arkasına alan sanatçı onun #Znaniye dergisinde en yeni eserlerini okuyucuya sunar. Art arda yayımladığı öyküleri Ruslar büyük bir heyecan ve merakla takip eder. Znaniye en büyük tirajını Andreyev öyküleri sayesinde görür. 1902 yılında evlenen sanatçının ilk oğlu Vadim aynı yıl dünyaya gelir. Eşi ikinci oğlu Daniil’e hamiledir. Kırılgan ruhlu, ölüm sevdalısı Andreyev yaşamındaki en büyük yıkımı bu doğumun ardından yaşar. Daniil doğar, eşi Şuroçka durmayan kanaması nedeniyle kısa bir süre sonra hayata gözlerini yumar. 1906 yılında gerçekleşen bu beklenmedik ölüm Andreyev’de kapanması mümkün olmayan bir yara açar. Ve tüm yaşamı boyunca oğlu Daniil’e hep mesafeli durur.
İşte böyle bir ruh hali içindeyken Andeyev o sıralar Capri adasında yaşayan arkadaşı Gorki’nin yanına gider. Büyük yalnızlığını az da olsa arkadaşıyla paylaşmak ister. Ve bu çalışmamıza konu olan “Yahuda İskaryot” adlı uzun öykü bu dönemde ortaya çıkar. Andreyev Gorki’ye Yahuda’yı yazmak istediğini söyleyince, Gorki ona önceden yazılmış #Yahuda örneklerini okumasını tavsiye eder. Ancak Andreyev “kendi Yahuda”sını kafasında çoktan tasarladığını belirtir ve önceki çalışmaların belki de düşüncesinde değişikliğe yol açabileceği endişesine kapılır. Derken, Gorki’yle geceler boyu üzerinde tartışmalar yaşadığı “Yahuda İskaryot ve Diğerleri” adlı çalışması 1907 yılında gün yüzüne çıkar.
Yahuda, bilindiği üzere Hristiyan dünyasının en lanetli karakteridir. Hz. İsa’nın on iki havarisinden biri olan Yahuda, Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesine sebep olmuş kişidir. Müslüman dünyasında Yezid ismi ne kadar lanetliyse Hristiyan dünyasında da Yahuda ismi bir o kadar lanetlidir. Hiçbir Hristiyan çocuğuna bu ismi koymaz, hatta adını anmaktan bile çekinir. Andreyev, Yahuda’nın gözünden Hz. İsa’nın diğer havarilerini tanımamızı ve onun çarmıha gerilme sürecine tanık olmamızı sağlar. Sanatçı, İsa’yı öğretmen havarilerini de öğrenci olarak tanımlar.
Yahuda yoksul ve aç bir kişidir. Yaşam onun bedeninin ve ruhunun yarısını elinden alarak onu damgalarken, diğer yarısı gerçeği kavramaya çalıştığı için İsa’yla tanışma yollarını arar. İsa’nın şan, şöhret, zenginlik ve iktidar gibi hırsı ve arzusu yokken, Yahuda açlık duyduğu tüm bu olgular için İsa’ya katılmak ister. Eser şu cümleyle başlar:
“İsa’yı kötü bir şöhreti olan Karyotlu Yahuda hakkında çoğu kez uyarmışlar, ondan sakınılması gerektiğini söylemişlerdi. Yahudiye’de bulunan öğrencilerden bir kısmı Yahuda’yı bizzat yakından tanıyorken, diğerleri hakkında hiç de güzel sözler söylemeyen kişilerden onu duymuşlardı.”
Sanatçı eserin birinci bölümünde başkahramanının tüm olumsuz niteliklerini okuyucuya aktararak sonradan gelişecek olayların ön hazırlığını yapar:
“Yahuda çıkarcı, sinsi, aldatmaya ve yalana yatkın birisiydi…(…) Devamlı bizim aramızı açıyor, diyorlardı. (…) kendisi tüm Yahudiye sakinlerinden daha çirkinmiş rolü oynayarak ustalıkla hırsızlık yapıyordu. ‘Hayır, o bizden birisi değil, bu kızıl saçlı Karyotlu Yahuda’, diyorlardı.(…) Yahuda tek gözlü bir ecinni gibi, meraklı, kurnaz ve acımasızdı. Çocukları yoktu ve hep söylenene göre Yahuda kötü bir insandı ve Tanrı Yahuda’nın neslinin devam etmesini istemiyordu.”
Yahuda’nın ‘sakınılması gereken, arabozucu, yalancı, hırsız ve çirkin’ nitelikleriyle diğer kötü insanlara göre bu açıdan çok daha ileri seviyede olduğu ve Tanrı’nın ona karşı tutumu özellikle vurgulanır. Ayrıca, birçok anlama gelen ve farklı etimolojik açılardan incelenen ‘Karyot’ sözcüğünü Andreyev bir yerleşim yerinin ismi olarak gösterir ve bu öyküsünün bazı yerlerinde Yahuda’nın doğduğu yeri kast ederek ‘Karyotlu’ derken, bazı yerlerinde Latince “Katil (Sicarios)” anlamına gelen “İskaryot (İskariot)” ifadesini kullanır.
Tıpkı İncil’de olduğu gibi Andreyev de onun seçilmişler grubuna nasıl girdiğini kesin olarak söyleyemez:
“Öğrencilerden hiçbirisi bu kızıl saçlı ve çirkin Yahudiyeli’nin ilk defa ne zaman İsa’nın yanında belirdiğini fark etmedi. (…) Yahuda konuşmalara katılıyor, küçük hizmetler yapıyor, selam veriyor, gülümsüyor ve göze girmeye çalışıyordu.”
Öğrenciler onun gerçek yüzünü görünce kaba sözlerle onu kovarlar, ama Yahuda bir yolunu bulup ‘tek gözlü bir ecinni’ gibi yine kurnazca aralarına karışır:
“Bazı öğrencilere göre Yahuda’nın İsa’ya yaklaşma hevesinde gizli bir niyetin saklı olduğu şüphesizdi, bunda acımasız ve sinsi bir hesap vardı. Ancak İsa öğrencilerinin tavsiyesini dinlemedi. (…) Yahuda’yı kararlıca kabul etti ve onu seçilmişler grubuna aldı.”
İsa onu para işlerinden sorumlu tutar. Yahuda aynı zamanda gerekli yiyecek ve giyecek almak, sadakaları dağıtmak, gruba barınacak ve yatacak yer bulmakla da sorumludur: “Yahuda tüm bunları ustalıkla yapıyordu.” Yahuda hep yalan söyler, diğerlerinin dikkatini çekmek için uydurduğu hikâyeleri anlatırken asıl amacı “gerçek düşüncelerini” saklamaktır: “Yahuda’nın düşüncesine göre kendi işlerini ve düşüncelerini saklayabilenler iyi insanlardır. Ancak böyle bir insanı kucaklayacak, okşayacak ve güzelce konuşturacak olursanız, o zaman, tıpkı deşilmiş bir yaradan irinin fışkırması gibi, ondan da adilik, iğrençlik ve yalan dökülecektir.” Yahuda bu öğrenci topluluğu içinde yalnızca ”para kasası” görevini üstlendiğini düşünür: “İsa’yı ve onun arkadaşlarını insanlar sevinçle karşılamış, onları ilgi ve sevgiyle sarmış ve artık inanan kişiler olmuşlardı. Ama Yahuda’ya ganimet halini almış para kasasını taşımak zor geliyordu.”
Yahuda, insanın ‘kötü’ olduğunun bir simgesidir. Yahuda da aynı şekilde düşünür ve hiç kimsenin “iyi olamayacağını” devamlı iddia eder. İsa’nın gezilerinden birinde “köydeki insanların kötü olduğu ve onlarla konuşmamak gerektiğini” söyleyerek haklı çıkar. Yahuda’nın hep göz ardı edildiği, onun öğrenci sayılmadığı bu olayda hiç kimse asıl gerçeği dile getirip onu takdir etmez. Kendisine karşı takınılan tavırlar ve dışlanmışlık Yahuda’yı varlığını göstermesi için yavaş yavaş ihanet yoluna sürüklerken İsa bunu önceden sezer:
“O günden sonra İsa’nın Yahuda’ya tavrı garip bir şekilde değişmeye başlamıştı. Önceden Yahuda nedense İsa’yla doğrudan konuşmaz, İsa da doğrudan ona seslenmezdi. Ancak İsa sık sık ona sevgi dolu gözlerle bakar, onun bazı şakalarına gülümser ve uzun süre görmeyince de ‘Yahuda nerede?’ diye sorardı. Fakat İsa şimdi Yahuda’ya (…) öncekinden daha inatla bakıyor, öğrencilere ya da topluluğa seslenirken her seferinde onu arıyordu. (…) ancak İsa sanki hep Yahuda’nın aleyhinde konuşuyordu. İsa herkes için nazik ve muhteşem bir çiçekken, onlara yediveren gül gibi güzel kokarken, Yahuda’ya onun sadece sert dikenleri kalıyordu. Sanki Yahuda’nın kalbi yokmuş gibi, sanki onun gözleri ve burnu yokmuş gibi (…).”
Aradan bir süre geçer ve Yahuda’nın haklı çıktığı bir olay daha yaşanır. İsa’yı ve öğrencilerini taş yağmuruna tutarak onları öldürmek isteyen Yahudilerin elinden onları yine Yahuda kurtarır. Bunu yaparken her ne kadar yalan söylemiş, tehdit etmiş, şaklabanlık yapmış olsa bile Yahuda amacına ulaşmayı bilmiş, kötü niyetli insanlardan Öğretmeni ve öğrencilerini kurtarmayı başarmıştır:
“Birçok düşman vardı ve eğer Karyotlu Yahuda olmasaydı onların mahvedici emelleri gerçekleşmiş olacaktı. (…) Yahuda gözleri körmüşçesine ve kudurmuşçasına kalabalığa doğru atıldı, tehditler savurdu, bağırdı, (…) ve yalanlar söyledi. Tüm bunlar İsa’ya ve öğrencilerine oradan çıkıp gitmeleri için zaman ve olanak tanıdı.”
Ancak “zavallı” Yahuda bu kahramanlığı için bile ne İsa’dan ne de diğer öğrencilerden en ufak bir takdir görmez, onların övgülerinden mahrum kalır ve hatta söylediği yalanlar için eleştirilirken onu yine “aldatırlar”: “Sanki Yahuda diğerlerinin çok sevdiği öğretmenlerini ve herkesi kurtarmamıştı.”
Yahuda’nın isyankâr tavrı onun dışlanmışlığından ileri gelmektedir. Yahuda, kötü insanların elinden kurtardığı İsa’nın tüm dünyaya lazım olduğunu, İsa için ne lazımsa onu yapmak zorunda kaldığını, bu uğurda işlenen her suçun mübah sayılması gerektiğini belirtir. İsa’nın peşinden giden öğrencileri de “koyun sürüsü”ne benzetir ve “aptal” olmakla suçlar. Bu noktada Andreyev insanın kendi “irade”sine ve “aklı”na vurgu yapmaktadır. İsa herkese lazımken, onu sağ salim çıkarmak için sadece Yahuda üstüne düşeni yaparken, “diğerleri” sadece körü körüne onun peşinden gider.
İsa ve öğrencileri Kudüs’e yaklaşırken Vifan-ya’da Lazarus’un evinde gecelerler. İsa, dersini bitirdikten sonra Yahuda’ya yaklaşır, fısıltıyla birkaç sözcük söyler ve onun önünden dışarı çıkar. Tomas, geceleyin yatağında ağlayan Yahuda’ya yaklaşarak ne olduğunu öğrenmek ister:
“- İsa beni neden sevmiyor? İsa onları neden seviyor? Yoksa ben onlardan daha yakışıklı, daha iyi ve daha güçlü değil miyim? Diğerleri korkak köpekler gibi iki büklüm olup kaçtıklarında, İsa’nın hayatını kurtaran ben değil miyim?(…) İsa neden Yahuda’yla değil de onu sevmeyenlerle birlikte? (…) Ben ona Yahuda’yı verirdim, güçlü mükemmel Yahuda’yı! Ama şimdi İsa can verecek, onunla birlikte Yahuda da can verecek.
– Sen ne acayip konuşuyorsun Yahuda!
– Keserle kesilmesi gereken ‘kuru bir incir ağacısın’ dedi bana. İsa’nın benim hakkımda tüm söylediği bu. Peki, neden İsa kesmiyor? Cesaret edemiyor, Tomas. Ben İsa’yı tanıyorum, o Yahuda’dan korkuyor çünkü! İsa cesur, güçlü ve mükemmel Yahuda’dan saklanıyor! İsa aptal, hain ve yalancıları seviyor. (…) Uzaklaş Tomas, uzaklaş, seni aptal… Bırak yalnız kalsın, güçlü, cesur, mükemmel Yahuda!”
İsa ve Yahuda arasında yaşanan bu gerilim, İsa’nın Yahuda’yı yok sayması, ona hep farklı davranması, sanki öğrenci değil de bir “köle” gibi yaklaşması kendi sonunu hazırlamasına bir sebeptir. Yahuda İsa için “kuru incir ağacı” olmuştur. Meyve vermeyen, kurumuş, kökünden kesilmesi gereken bir incir ağacıdır Yahuda. Onu böyle gören Öğretmeninin kendisini “kesmesine” fırsat vermeden, Yahuda İsa’nın sonunu getirecek hamleyi yapmayı aklına koyar. İşin özünde, İsa’yı çok seven ve ona inanan Yahuda’nın bu sevgisinden büyük bir nefret doğar. Bu nefret sonucunda “zavallı” Yahuda artık “mükemmel ve cesur” Yahuda’ya dönüşür.Eserin ilerleyen bölümlerinde Andreyev gerçekleştirmeye çalıştığı eyleme dayanarak Yahuda’yı “Karyotlu” değil, yukarıda belirttiğimiz üzere, katil anlamına gelen “İskaryot” olarak betimler. Yahuda İskaryot gizlice baş kâhin Anna’ya giderek İsa’yı onlara verebileceğini söyler. Bu onun ihanetinin en önemli adımıdır. Baş kâhin Anna, İsa’yı tanımıyormuşçasına “Peki, kim bu Nasıralı?” diye sorar. Yahuda ayrıntılarıyla Öğretmeni, onun mucizelerini, ikiyüzlülere ve tapınaklara nefretini, kanunları delmesini, kendi mabedini kurup kendi krallığını ilan etmek isteğini anlatır. Tabii bunları anlatırken yalanla gerçeği birbirine karıştırır ve “İsa zararlı birisi, kuralları çiğniyor, tüm halk yok olacağına bırakın bir insan ölsün!” diye ekler.
Hem İsa hem de Yahuda insanların özünde “kötü” olduklarını bilir. Ancak İsa onların içindeki “iyi ve güzel” olanı çıkarma gayretindeyken, Yahuda insanlığın doğası gereği “hep kötü kalacağını” devamlı iddia eder. Yahuda baş kâhin Anna’ya gittiğinde İsa’nın iyi sandığı kişilerin de, öğrencilerinin de kötü olduğu düşüncesini ortaya atar:
“Onlar iyi kişiler, bu yüzden kaçıyorlar. Onlar iyi kişiler, bu yüzden saklanıyorlar. Onlar iyi kişiler, bu yüzden İsa’nın tabuta konması gerektiğinde ortaya çıkıyorlar. Onlar kendileri İsa’yı tabuta koyacak, sen sadece cezasını ver yeter!”.
Yahuda’ya göre iyi insanlar sadece “konuşurlar”, ama eyleme ise sadece “kötü” olanlar geçer: “Acaba iyi kişiler sahteyi gerçeğinden ayırabiliyorlar mı? Bunu sadece dolandırıcılar yapabilir.” Ancak aynı Yahuda yine kafasının derinliklerinde bir yerde “Evet, onlar için fena konuştum ama acaba onlar biraz daha iyi insanlar olamaz mıydı?” diye geçirir. Bu düşüncesini daha sonra Magdalalı Meryem’le aralarında geçen konuşmasında dile getirir.
“Size Nasıralı’yı vereceğim” diyerek kapısını inatla birçok kez çalan Yahuda en sonunda baş kâhin Anna’yla İsa’nın maddi değeri konusunda pazarlık yapmayı başarır. Yahuda, ele verdiği kişinin ve “kendi krallığını ilan etmek isteyen” siyasi bir suçlunun değerini gayet iyi biliyordur. Ancak Anna’nın biçtiği otuz gümüş para gibi küçük bir bedel, Yahuda’nın İsa’yı ele vermekle asıl amacının “para” olmadığını gösterir. Her ne kadar bedeli artırmak için İsa’yı övmekten ve kendi hakkının yenildiğinden yakınsa bile, asıl hedefine ulaşabilmek için başvuracağı tek kişinin baş kâhin olduğunun farkında olan Yahuda’nın, parayı aldıktan sonra yaptığı hareket akıllara Raskolnikov’u getirir. Bilindiği üzere, Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza” romanının başkahramanı Rodion Raskolnikov paraya oldukça ihtiyaç duyan bir öğrenci olduğu halde yaşlı tefeci kadını öldürüp parasını alınca onu harcamayıp bir köşede saklar. Bu hareketin aynısını Yahuda da gerçekleştirir. Baş kâhin Anna’dan aldığı parayı Yahuda şehrin çıkışında bir taşın altına saklar ve bu paraya hiç dokunmaz. Burada Andreyev “yapılan eylemin amacını ve hedefini” vurgulamak ister. Raskolnikov, insanların yoksulluğunu sömüren bir kadını yok etme hevesine kapılırken, Yahuda çok sevdiği Öğretmenine “kötülük üzerinden iyilik” yapmak ister. Her iki başkahraman da aslında yaptıkları eyleme bakarak her şeyden önce “düşünsel bir suç” işlemişlerdir.
Yahuda’nın İsa sevgisine değinmek yerinde olacaktır. Baş kâhin Anna’yla konuşup planını uygulamaya başlayan Yahuda, “bir eliyle İsa’yı ele verirken diğer eliyle onu korumaya” çalışır. Bunun için tüm gücüyle insanları uyarmaya ve gelecek felaketi hissettirmeye çalışır. Öğrencilerle konuşurken her fırsatta Farisilerin İsa’ya olan nefretini hatırlatır, inatla ve ısrarla onların İsa’nın peşini bırakmayacağını, gizli veya açık bir şekilde Celileli peygamberi öldüreceklerini söyler ve şöyle ekler: “İsa’yı korumak lazım! İsa’yı korumak lazım! Zamanı geldiğinde İsa’nın yanında olmak lazım!” Hiç kimsenin İsa’ya dokunamayacağından emin olan öğrenciler, ona bir şey olursa tüm halkın peşinden geleceğini düşünür. Yahuda hepsine tek tek İsa’yı sevip sevmediklerini sorar ve aldığı cevap hep aynıdır: “İsa’yı çok seviyorum.”
Öğrenciler dâhil, tüm inananların İsa’yı “sözde” sevdiğini bu eylemiyle ortaya koyan Yahuda, işlediği bu suçla insanların “kötü” olduğunu yeniden kanıtlar. Andreyev, Yahuda’nın işlediği suçun sadece kendisini ilgilendirmesi gerektiğini, başkalarının bu konuda bir söz hakkı bulunmadığını belirtmek ister. Yahuda’nın Magdalalı Meryem’le yaptığı konuşma bu görüşümüzü desteklemektedir. Magdalalı Meryem, önceden bir sokak kadınıyken sonradan İsa’nın en büyük öğrencilerinden birisi haline gelmiştir. Onu ve eski yaşam biçimini insanların yargılaması anlamsızdır.
İsa’nın ölümünden hemen sonra Andreyev, Yahuda’nın adının önüne “Hain” sıfatını ekler. Hain Yahuda, Yuhanna’yla Petrus arasında geçen tartışmada son noktayı koyduğu “Ben! İsa’nın yanında ilk ben olacağım!” şeklindeki cüretkâr ifadesini gerçeğe dönüştürür. İsa’nın yakalanıp çarmıha gerildiği ana kadar ve hatta ölümünden sonra bile onun yanında hep Yahuda olmuştur. İsa yakalandığında tüm öğrenciler onu inkâr edip sadece Petrus’un uzaktan olup biteni izlemesi, hatta İsa öldükten sonra öğrencilerin korkudan saklandıkları yerden çıkmamaları, Andreyev’in hem “insan egoizmi”ne yaptığı bir göndermedir, hem de İsa’yı en çok Yahuda’nın sevdiğini kanıtlama amacını taşır. Yahuda bu gayesine ulaşmayı becermiş olsa bile, bunu ancak kan ve işkenceyle gerçekleştirmiştir.
Sanatçıya göre “bu dünyadaki görevini yerine getiren” Yahuda, Kudüs’ün yükseklerindeki bir dağın üstünde duran yarısı kurumuş eğri bir ağacın dalına ipi asar ve öfkeyle şöyle mırıldanır:
“Hayır, onlar Yahuda için oldukça kötü kişiler. Duyuyor musun İsa? Şimdi bana inanıyor musun? Ben sana geliyorum. Beni şefkatlice karşıla, çünkü yoruldum. Ben çok yoruldum. Daha sonra biz seninle, iki kardeş gibi kucaklaştıktan sonra yeryüzüne döneriz. Oldu mu? (…) Karyotlu Yahuda yeniden özenle İsa’yı uyardı: ‘Beni şefkatlice karşıla, ben çok yoruldum İsa!’”
Yahuda, insanların kötü olduğu savını yeniden kanıtlar ve bu sefer cüretkâr bir şekilde Öğretmenine ders verir. Yaptığı bunca kötülüğün iyilik doğurduğunu haykırırcasına “bu dünyada yorulduğunu” yineler ve onun şefkatli kollarına kendisini atar:
“Ve Yahuda kendini bıraktı. (…) Yahuda öldü. Böylece iki gün içinde, birbiri ardına Nasıralı İsa ve Karyotlu Hain Yahuda yeryüzünü terk etti. Tüm gece boyunca, tıpkı korkunç bir yaratık gibi, Yahuda Kudüs’ün üstünde sallandı (…). İnsanlar geldiler ve onu indirdiler. Kim olduğunu anlayınca da onu ıssız bir dereye attılar, ölmüş atları, kedileri ve diğer leşleri attıkları yere. Ve o akşam artık tüm inanan kişiler onun ölümünü öğrenmişlerdi. (…). Ve herkes, iyiler ve kötüler, geçmişteki ve günümüzdeki tüm toplumlara onun utanç verici lanetli hatırasını aynı şekilde aktaracak, Yahuda kendi acımasız yazgısında aynı kalacaktı, Karyotlu Hain Yahuda.”
“Karyotlu Hain Yahuda” bu şekilde yaşamına son verirken insanların ona karşı tutumu dikkat çekicidir. İnsanoğlu tarih boyunca ölülere saygı göstermiştir, ancak söz konusu ölü Yahuda olunca Andreyev onu “insanlık” boyutundan çıkarır ve bir “leş” haline getirir. Karyotlu Hain Yahuda’nın işlediği suçun cezasını ona Tanrı’dan önce insanlar verir.
Sanatçı, İsa’nın son saatlerini şöyle betimler: “O akşamdan İsa’nın öldüğü ana kadar öğrencilerden hiçbiri onun yakınında değildi, tüm bu kalabalığın içinde, ölüme kadar yanından hiç ayrılmayan, ıstırap ortaklığıyla sıkıca bağlı, yalnızca ikisi vardı: ağır hakarete ve işkenceye uğrayan kişi ile ona ihanet eden kişi. Aynı ıstırap kadehinden kardeş gibi her ikisi de içtiler, ihanete uğrayan ve ihanet eden, ateşli bir nem aynı biçimde temiz ve kirli dudakları kavurdu.” Yahuda kendisini her zaman yalnız bırakan Öğretmeninin hep yanındadır. Andreyev öykü boyunca Yahuda’nın sanılan “trajik yalnızlığı” eserin sonunda gerçek sahibi olan İsa’ya yükler.
Yahuda’nın İsa’dan hemen sonra intihar etmesi vicdanıyla girdiği savaştan galip çıkamadığının ve ona duyduğu sevginin en önemli kanıtıdır. Zaten İsa gibi mucizeler gösteren bir önderin, adı hep kötü anılan Yahuda gibi ihanete meyilli birini “seçilmişler grubu”na dâhil etmesinin de bir amacı, bir gayesi olmalıdır. Tüm dünyanın bildiği bu olayı, Andreyev kendisine göre iç sorgulamalar yoluyla yanıtlamaya ve yorumlamaya çalışırken Yahuda’yı birçok yönden irdeler.
İncil’le aynı doğrultuda ihanet ortamını oluşturan Andreyev’e göre, Yahuda insanların kalplerindeki asıl inancı ve içlerindeki vicdanı uyandırmak için İsa’yı “Tanrı yolunda kurban olunacak bir ölüm”e sürüklemeye zorunlu kalmıştır. Zaten öğrenciler arasında sadece Yahuda böyle bir “misyon”u yüklenebilecek kişidir. Bu açıdan bakıldığında, Yahuda’nın durumu İsa’nınkinden çok daha trajik sayılmalıdır.
Andreyev “Yahuda İskaryot”u yayımladıktan hemen sonra ardı ardına eleştirilere maruz kalır. A. Bugrov, S. Askoldov ve A. Korinfski gibi dönemin önde gelen kilise sözcüleri, sanatçıyı dinsizlikle ve “İncil’i çarptırarak değiştirmekle” suçlarlar. Eleştirmen Voki bu öyküde “İsa’nın dirilişi özlemi yanında ceset kokusu” bulunduğunun, diğer bir eleştirmen V.V. Rozanov ise İncil’deki olayların ve kişilerin derin felsefi bir anlamı olduğunun ve bunların Andreyev için “anlaşılmaz” kaldığının altını çizer. Bu öykü aynı zamanda hocası saydığı Tolstoy’u da oldukça sinirlendirir ve Tolstoy şöyle bir yorumda bulunur: “Korkunç derecede iğrenç, ikiyüzlü ve yetenek belirtisinden yoksun bir şekilde yazılmış. Asıl en önemlisi ‘ne için’ yazılmış?”
Dine yakın kişiler olumsuz eleştirilerini bu şekilde sıralarken aksi görüşteki edebiyatçılar “insanın Tanrı’ya isyanı” olarak gördükleri bu eseri muhteşem bulurlar. V. Lvov-Rogaçevski: “ ‘Yahuda İskaryot ve Diğerleri’ çağımızın olağanüstü bir eseri. Dünya edebiyatında da gözde bir yere sahip olacak ve Hain Yahuda’nın bu yeni betimlemesi Nietzsche’nin ‘üstün insanı’ ve Dostoyevski’nin ‘Büyük Engizisyoncusu’ dâhil (…) diğer insanların önünde duracak” yorumunu yaparken, A.V. Lunaçarski “edebi bir şaheser” şeklinde kısa ve öz bir değerlendirmede bulunur. L. Trotski ise öykünün okuyucu üstündeki etkisini vurgulayarak “parlak bir dille” yazıldığını ve “Yahuda’nın şeytanla birçok ortak yönü” bulunduğunu ifade eder. M. Voloşin beğenisini dile getirirken, başkahramanın betimi hakkında ince bir eleştiri yapmaktan geri kalmaz: “İnsanı ölüme götüren ihanet yükünü sırtına alan Yahuda öğrenciler arasında en kutsal olanı gibi incelenmiş.” Hem olumlu hem de olumsuz değerlendirmeleri göz önüne aldığımızda “Yahuda İskaryot”un yayımlandığı dönemde çok büyük ses getirdiğini ve Andreyev’in diğer eserleri içinde ayrı bir yere ve öneme sahip olduğunu belirtmek yerinde olacaktır.
Hristiyanlar, ölümünden günümüze kadar, güzel sözlerle İsa’nın ruhunu yüceltirken, bunun tam tersi ifadelerle Yahuda’nın adını lanetlemekte, onu her seferinde kötü sözlerle anmaktadırlar. Yayımlandığı dönemde ve günümüzde sanatçının “en çok dikkati çeken” eserlerinden birisi olan bu eser, incelemenin başında da belirttiğimiz gibi, Gorki’nin ifadesiyle “herkesin anlayamayacağı”, belki de “anlamak istemeyeceği” gerçekleri gözler önüne sererken öykünün başkahramanı Yahuda, eylemleriyle ve düşünceleriyle “insanlığın kötü tarafının” genel bir temsili sayılabilir.
————-
Not
* Bu çalışma Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Özberk’in Gazi Ünv. Sosyal Bilimler Ens. Rus Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı’nda 2015 yılında savunduğu “L.N. Andreyev’in Öykü Sanatı” adlı doktora tezinden üretilmiştir.Kaynakça
Andreyev. L.N., İzbrannoye, Mastera Russkoy Prozı XX veka, Petersburg: İzd. Lenizdat, 1984.#Sayı35 #uzunöykü #isa #incil #mehmetözberk #rusedebiyatı #leonidandreyev #yahudaiskaryot #iskariot

Sorry, there were no replies found.