Victor Frankenstein Hangisi? Canavarları Yaratan İnsanlar Mı?
-
Victor Frankenstein Hangisi? Canavarları Yaratan İnsanlar Mı?
Frankestain Hangisi?*
Makale Yazarı: Yıldız Aybars
*Bu Makale Roman Kahramanları Nisan / Haziran 2011, 6. sayıda yayımlanmıştır.
Canavarları yaratan insanlar mı?
Eğer bir insan, deneyleme ortamında bir canlı yaratabilseydi, neler olabilirdi?
Bu soruya verilebilecek yanıtlardan biri “Frankenstein”…
Frankenstein, mükemmel ailesiyle birlikte mutlu, huzurlu, coğrafya ve toplum olarak gayet olumlu bir ortamda yaşamaktadır.
17 yaşına gelince Cenevre’den Ingolstadt Üniversitesi’ne giderek eğitimine devam eder. Bu eğitim sırasında çeşitli filozof ve bilim adamlarının çalışmalarından da yararlanarak bir canlı oluşturur. (Felsefe ve bilimi bu kadar bir arada ele aldığına göre Frankenstein bir pozitivist olmalı.) Fakat bu canlı, diğer insanlara hiç benzemediğini görür. Farklı olduğuna göre çirkindir, Öteki’dir. Öteki olduğuna göre de Kötü olması, Frankenstein için kaçınılmazdır. O halde reddedilmesi gereklidir. (Tabii Frankenstein’ın ancak koşulsuz sevilenin kendini gerçekleştirebileceğini düşünen Hümanist Psikoloji’den haberdar olması beklenemez.)
Bir yandan, çirkin olduğunu düşündüğü için ötekileştirdiği bir canlının varlığından endişelenir. Ama öte yandan, mücadele etmektense kaçmayı yeğler. Belki de Sigmund Freud’dan çok önce bir iç-ben (id) haberciliği söz konusudur.
Bu arada yalnız, zeki ve ötekileştirilmiş canlı, entelektüel olarak kendini geliştirir. Tek isteği kabul görmektir. Ancak dış görünüşü buna izin vermez. Kendine benzemeyenden duyulan korku O’nu her zaman izler.
O, yalnızlığıyla baş etmeye çalışırken, Frankenstein, O’nu dışladığı yaşamını sürdürmeye devam etmektedir.
Dışlanmış, kabul görmeye, aidiyete aç, Öteki (belki de diğer Frankenstein) kendini kabul ettirme çabasındayken, elinde olmadan öfkeye kapılıp, ikinci-ben gibi izlediği Frankenstein’ın yakınlarından iki kişinin ölümüne neden olur.
Normal bir yaşantı sürmek için yaratıcısından kendisi için yalnızlığını paylaşacak bir eş meydana getirmesini ister. Bunu kabul etmezse Frankenstein’ın bütün sevdiklerini yok edecektir.
Frankenstein’ın bu isteği gerçekleştirmek için, Empirist (deneyci) felsefenin vatanı olan İngiltere’ye gitmesi doğal olacaktır. Zorluklarla karşılaştığı her zaman hummaya yakalanan ikinci bir canavar istemediğine karar verir. Sonunda da dostunun, sevgili eşinin ve dolaylı olarak babasının öldürülmesinden kurtulamaz. Kendi yarattığı kurbanının kurbanı olmuştur. Artık, yok olmaktan başka seçeneği kalmamıştır.
ilgisizliğiyle yarattığı canavar ise, Frankenstein’a karşı duyduğu sevgi-nefret çatışmasından ancak başka bir şekilde sonsuzluğa giderek kurtulacaktır.
Aynı zamanlarda yaşamış olan Hegel (1770-1831), zıtlardan birliğe ulaşır. Frankenstein ise zıtlıklardan yokluğa varır.
Bu arada Mary Shelley (1797-1851) çağdaşı Auguste Comte’tan da (1798-1857) etkilenmiş görünüyor. Pozitif bilimlerin önemli olduğunu, felsefenin de pozitif bilimleri konu etmesi gerektiğini düşünen Pozitivizmin kurucusu olan Comte, aynı zamanda ismini verdiği sosyoloji biliminin de kurucularındandır. Ayrıca Tanrı’sı insan olan bir din düşünürüdür. Frankenstein’da da Comte’un bu özelliklerini bulmak zor değil.
Ayrıca, Frankenstein adının her zaman yaratanla değil de yaratılanla özdeşleştirilmiş olması bir rastlantı olmamalı. Belki de yarattığı, Frankenstein için bir Pre-Bİlinçaltı’dır. (Bilinçaltı kavramının Freud’a ait olduğunu unutmamak gerekli.)
Bu arada, Elisabeth’le Frankenstein’ın söyleşirlerken, Amerika’nın keşfinden sonra Amerika’da yaşayan yerlilerin çok acı çekmiş olmalarından duydukları üzüntüyü dile getirmeleri de çok etkileyici. 20. yüzyıl boyunca Amerikan western filmlerinde vahşi yerli Kızılderilileri izleyip, onlardan ürktüğümüzü düşününce, toplumsal bilincin oluşturulma süreci hakkında görüşler oluşturuluyor.
Sonuç olarak; günümüze değin çeşitli filmlerle cisimleşmiş, zamanla “Monster” gibi diziler yoluyla sevimlileşmiş, insanların kendilerine benzemeyenleri dışlamamaları, yabancılaştırmamaları giderek E.T. gibi filmlerle sağlanmaya çalışılmış olduğuna göre, insan klonlamanın etiği üzerine çalışanların bir kez daha Frankenstein’ı okumaları gerekli.
————
Sorry, there were no replies found.
