Ve Ritsos Dikkatli Ariostos’u Yarattı
-
Ve Ritsos Dikkatli Ariostos’u Yarattı
Ve Ritsos “Dikkatli Ariostos”u Yarattı*
Makale Yazarı: Kadir Aydemir
*Bu makale Roman kahramanları dergisi 11. sayısında ( Temmuz/Eylül 2012) yayımlanmıştır.
Bu yazıda bir “karakterden” değil, onu yaratan ermişten, Yannis Ritsos’tan bahsedeceğim aslında… “Görmeyi” bilen, denizin ve taşların sihrini çözebilen, sessizliğin dilini bir bıçakla bileyebilen sözcük işçisinden, ustadan. Ne gariptir ki, yeryüzünde şair olarak ün salan Ritsos’un bir romancı da olduğu pek bilinmez. Doğrusu, “Dikkatli Ariostos” adlı romanındaki baş karakter Ariostos’la tanıştığım günden beri, onun izinden gittiğimi itiraf edebilirim. Ariostos, adı gibi, çekici bir hikâyeye sahip, ama oldukça sade… sıradan… her yerde her zaman yaşanan alışıldık şeyleri tecrübe eden bir yoksul adam… Öyle bir özelliğe sahip ki Tanrı ona bir kartalın gözünü, bir arının çevikliğini, ağaçların da ruhunu vermiş… Sessiz sakin yanınızdan geçerken tek bakışla sizi ve zaman içindeki yolculuğunuzu okuyabilen farklı biri Ariostos.
“Bir an için, yalnız bir an için sessizliğe bakıyorum, gözlerinin içine. Sonra yumuyorum gözlerimi, insanlara karışıp yürüyorum. Duvarlara sürtünerek gidiyorum, ama gene de çarpıyorum geçenlerin dirseklerine. Gece susayıp uyandığında ve mutfak bilinmez bir yöne yer değiştirdiğinde, karanlığın içindeki masanın köşelerinden de serttir bu dirsekler…”
On yıl olmuştur, sanırım bir eskiciden almıştım bu romanı. Arka kapağının üst kulakçığı ve yaklaşık 30 sayfasını bir fare kemirmiş belli ki (ciddiyim). “Dikkatli Ariostos”, şiirlerine hayran olduğum büyük Yunan şairi Yannis Ritsos’un rastladığım ve okuduğum tek romanı. Bu kitap elime geçmeden önce Ritsos’un böylesi kısa durum öykücükleriyle ördüğü bir romanının olduğunu dahi bilmiyordum. Dikkatli Ariostos, kelimenin tam anlamıyla şaşırtıcı bir eser… Bir şairin romanı, denizde gözü çapariye takılan ve metrelerce sürüklenen küçük gümüş balıklar gibi çekti beni…
“Dikkatli Ariostos”u kaç kez okudum bilmiyorum, ama her okuyuşta bambaşka bir duygulanım yaşıyorum desem yeridir. Ariostos karakteri kanlı canlı, sokakta gezen, bize yaşamının ve uykusunun eşsiz anılarını anlatan harika bir insan. Herkül Millas’ın şahane çevirisi, bu kitaba inanılmaz bir şiirsel estetik kazandırmış. Değerli şair ve çevirmen Özdemir İnce’nin 12 Ocak 1987 tarihli “Hişt! Ariostos!” başlıklı giriş yazısı da okunmaya değer, çünkü Ariostos-Ritsos bağlantısı hakkında derin ipuçları verirken kitabın altın anahtarını da getirip masaya koyuyor…
Büyük olaylar yok bu kitapta, Ariostos karakterine can veren şair, onu nesnelerle konuşturup insanların acılı hayatlarına ve gülünç durumlarına tanıklık ederek “olağan” bir tablo çiziyor bize. İşte işin sırrı da bu “olağanlık” içinde zaten. Burada edebiyat devreye giriyor. Bazen tek bir bakışla bazen de büyük parantezlerle iç sesini hareketlendirip bize bir fotoğraf çekebiliyor Ariostos. Sözcüklerden yapılan bir fotoğraf bu, içindeki herkes ve her şey hareket ediyor. Rüzgârın sesini duyuyor, gri kedinin uykusunda gördüğü düşü hayal edebiliyorsunuz; yaşlı insanların ölüme yakın gözleri saksıdaki çiçeklere takılabiliyor. Diyebilirim ki ona bahşedilmiş özel bir dile sahip Ariostos, gerçek ve gerçeküstü, gece ve gündüz, alçak ve yüksek bir yerde, belki de her şeyin merkezinde, iki ayna arasında kalan düşünceli bir yolcu o…
“Yaza giriyoruz. Tramvayların çıkardıkları özel gürültüden apaçık belli oluyor. Biletçiler kasketlerini biraz daha yamuk giyiyorlar. Ayakkabı boyacıları ve seyyar satıcılar her sabah kızıl pula benzer bir şeyi, arada sırada bağrışmalarına katarak seslerini alıştırıyorlar…”
“Ariostos” sözcüğünün Yunancada belli bir anlamı yok, “belirsiz, kesin olmayan” olarak çevrilebilir dilimize. Ritsos, roman kahramanına neden bu adı verdi bilinmiyor. 49 bölümden oluşan bir roman var karşımızda. İlk basımında 33 bölüm vamış, fakat ikinci basımı için Ritsos tarafından 16 bölüm daha eklenmiş. 1942’de Atina’da yazılan bu roman 70 yıl sonra bile iştahla okunuyor, bu noktada romanın içinde yaşayan insan Ariostos’un kişilik özellikleri devreye giriyor tabii. Sadece o mu? Ritsos’un mükemmel betimleme ve ayrıntılı imge gücü de eklenmeli buna… O gerçek bir simyacı ve bunu Ariostos’un ruhunda ulaştığı anlatımcı üst dil ile kanıtlıyor.
“Geçenlerde bıçağımı bilemesi için bir bileyciye verdim. Şimdi tamam. Bir boynu kesermişçesine rahatlıkla ve o hoş tadımla kesebiliyorum ekmeğimi. Bir, iki, beş dilim. İştahım açıldı. Beş, on boyun. Ellerimin kana bulanmış olduklarını duyumsuyorum. Kıvanç duyuyorum…”
Ariostos nasıl bir adam?.. Böyle biri var mıdır? Uzun yıllar düşündüm bunu… Bu kadar detayı fark edebilmek, sıradan hayatların içindeki basit karmaşayı görebilmek, ay ve güneş arasında ölüme dek uzanan ve adına “yaşamak” denen şeyde ustalaşabilmek nasıl bir yetenektir? Bunca bilgi ağırlık vermez mi insana, yalnızlaştırmaz mı kişiyi?..
Aslında zorlu bir karakter Ariostos, içindeki sancı bundan, o herkesi anlayabiliyor, empati yeteneği üst seviyelerde fakat bu evrende onu anlayabilecek insanlar nerede? Çok az. O da bunun cevabını arıyor belki gizlice. Ariostos az konuşan birisi, daha çok “monologsever” diyelim biz onun için. Net tanımları var, maskelere ihtiyaç duymuyor. Gerçek bir düş ustası.
Ariostos bir doğa işçisi de diyebilirim. Aslında, “benle” benzeşim kurmuyor değilim onu okurken. Sürekli kendiyle konuşan gizli bir şair mi yoksa o? Bir şairin ete kemiğe büründürdüğü “roman insanı”, elbette ki birçok şeye farklı bakacak, farklı yorumlayacaktır, değil mi?:
“Akşam olmakta. Başlarının üzerinde gül dolu bir sepet taşıyarak karşı evin duvarlarında yokuş yukarı çıkan gölgelere bakıyorum. Sessiz, şatafatsız bir mahalle; küçük balkonları akşamın üstüne eğiliyorlar, ağaçlara asılmış çocuk salıncakları gibi.”
Yannis Ritsos bu tecrübeye nasıl ulaştı? Bunca gizin şifresini nasıl çözdü? Ariostos’un yalnızlığı romanın gücüne nasıl güç katıyor? Bu alçakgönüllü roman neden kıyıda köşede kaldı bilinmez, ama Ariostos gibi yegâne bir roman kahramanını içinde saklayan sarı sayfalar bir gün elbet hak ettiği değeri bulacaktır diye düşünüyorum. Her kitap roman, kitaptaki her insan roman kahramanı olamaz. Ariostos bunu tek başına başaran, güçlü sezgileriyle “şeylerin dünyası”nda anlam arayan özel birisi. -Arayıp buluyor.- Son sözü bu yetenekli avcıya bırakıyorum, çünkü zavallı sözcükler onun dünya edebiyatındaki yerini tarif bile edemez…
“Tabladan kayıp kırılan bir bardağın gürültüsünü duyuyorum. Benim tabladan düşen ve aynı zamanda gene benim yerden cam kırıklarını toplayan, ötekiler üzerine basmasın diye. Ben, Dikkatli Ariostos.”
Özdemir İnce ya da Herkül Millas Bey ile bir araya gelip konuşmak ve hayranı olduğum “Dikkatli Ariostos”u Türkçede bir kez daha yayımlayarak ona bir 70 yıllık nefes de ben hediye etmek istiyorum. En azından bizler ölene dek.
Çok yaşa Ariostos! Çok yaşa büyük Ritsos! n
————–
#sayı11 #şairromankahramanları #ariostos #ritsos #yannisritsos #kadiraydemir #şair

Sorry, there were no replies found.