Uçan Hoca, Kırmızı Balık, Boşluk, Bir Küçük Yağmur: Nevzat Üstün

  • Uçan Hoca, Kırmızı Balık, Boşluk, Bir Küçük Yağmur: Nevzat Üstün

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 15:33

    Nevzat Üstün: Çünkü Ağacı Yoktur Erciyes’in*

    Makale Yazarı: Türker Ayyıldız

    *Bu Makale Roman Kahramanları (Temmuz / Eylül 2015) 23. sayıda yayımlanmıştır.

    Nevzat Üstün’ün 1970 yılında, Var Yayınevi’nden çıkmış Çıplak adlı öykü kitabı, toplam dört bölümden oluşmuş. Bunlar; Uçan Hoca, Kırmızı Balık, Boşluk, Bir Küçük Yağmur. Öyküleri okurken gönül gözümüzü Kayseri üzerinden açtığımız için ilk gözümüze çarpan şey de kuşkusuz yüce Erciyes Dağı oldu. Erciyes, dağ ve ova köyleri, buralardan göç etmiş Ermeni ve Rum halkları, mübadele ile uzak topraklardan gelmiş göçmenler, yoksulluk, yoksunluk, çok partili dönemin ağır sancıları, ağalık ve cehaletin bütün sonuçları neredeyse bütün hikâyelere sirayet etmiş. Develi, Yahyalı, Kayseri ve civar köylerde doğayla, ağayla, politikayla, hastalıkla ve yoksullukla boğuşan insanların sesi olmuş. Öyle bir ses ki, dokuz yaşındaki bir kızın ipince sızısı olmuş. Salça kaynatan kadınların kazanı kepçesi, askerden dönen garip yetimin çilesi. Sağ, sol yüzünden hastanelerde bakılmayan bebelerin ölümü olmuş. Bütün öykülerinde toplumcu gerçekçiliğinden ödün vermemiş yazar. Dönemin toplumsal sorunlarını yeri geldiğinde yöresel şiveyi yerinde kullanarak yansıtmış. Hikâye kahramanının hayretini, acısını, sevincini, zayıflığını, kadere boyun eğmesini ince kanaviçe işler gibi işlemiş.

    Kayseri’ye dair

    “Sonbahar Yaklaşıyor. #Erciyas dağına ilk kar dört gün önce düştü. Bağlar bozuldu. Eşekler, sırtlarında üzüm seleleri kendilerini yokuşa vurmuşlar, kulakları sallana sallana üzüm taşıyorlar.” (s.7) demiş Nevzat Üstün. Daha hikâyeye başlar başlamaz göz kırpmış Erciyes’e, saygısını sevgisini sunmuş.

    Sonra; “Erciyas’ın üstünde tek bir ağaç yoktur. Kimsenin günahına girmeyelim. Oldum olası yoktur, volkanik bir dağdır, Erciyas'” diyerek eteklerinde pekmez kaynatan kadınların kazanlarını, kepçelerini, telaşlarını, oturup kalkmalarını, “Sütyen nedir bilmediklerinden görünen memelerini,” eklemiş hikâyesine, (s.8) Çoğunlukla köy köy dolanan bir politikacı olmuş. Bazen bir eşeğin sırtından, bazen salına salına patikaları, yokuşları geçen bir cipin içinden anlatmış Kayseri’sini. Öyle ince, öyle derin sızılarla tutunmak istemiş ki, işte tam bu cipin önünden kaçışan kıraç yılanını gönül gözüyle gösterip frene usulca dokunmuş.

    İstanbul’la Kayseri arasında hep ucu yanık mektuplar yazılmış. Ama yöresel dil öylesine karakterlerin ağzına yakışmış ki, pek az yerde sözlüğe ihtiyaç duyulur hale gelmiş. Gündelik yaşamın getirdiği çok şeye durmadan “Amoooon!” diyen kadınların samimiyeti hemen her yerde karşınıza çıkar olmuş. “Amoooon, dedi. Gördünüz mü başımıza gelenleri, biz senin yüzünden demirkırattan ayrıldık, şimdi ortalarda mı bırakacaksın bizi..”* (s.16)

    Yöreye ait sözler bununla bitmemiş,

    “Belim ağrıyordu da İhsan abime, ıcık ovdurdum, dedi” (s.27)

    “Kadanı alayım efendi bir çare.” (s. 65)

    “iki baş horanta idiler.” (s. 70)

    “Kele anam niye öldürdün elin herifini.” (s. 78)

    Çoğu öyküsünde toplumcu bir yazar olduğunu hiç gizlememiş Üstün. #CHP, #DemirKırat, #solcular, #Kürtler, hakkı yenen köylüler, ağalar, ağaların beslemeleri, bugün bile capcanlı dikiliyor karşınıza.

    Anadolu insanı çoğunlukla gözünün önünde öldürülen bir insana aldırmaz. Ama iş o insan için yakılan ağıtı dinlemeye geldi mi, yıkılır yok olur. Ölür acısından, iki gözü iki eşmedir, gövdelerini sarsa sarsa boşaltırlar içlerini, (s.20)

    Törenin, dinin, ağanın, devletin yükü altında ezilen adam, kadın, çocuk, bitki, hayvan olmak üzere neredeyse bütün canlılar her adımda nakış gibi işlenmiş: “Uzak dağ köylerinde, sakat, sıska doğan çocukları hoca yaparlar, hocalık edemeyecek kadar sakat doğanlar ise orada burada sürüne sürüne ölüp giderler..” (s.23)

    Dönemin politik yapısı çoğu öyküde hiçbir filtrelemeye gerek duyulmadan direkt aktarılmış. Çok partili dönemin toplumun içinde nasıl karşılandığı, kimin nasıl, neye göre saflarını belirlediği, üstünlükler, zayıflıklar, mahkeme kapıları bir bir anlatılmış.

    Çoğunluk Demokrat Parti’de olduğu için CHP’liler daha alttan almak zorunda kalıyorlardı. Osmanlı İmparatorluğunun Sünni – Şii ayrılığı, Cumhuriyet çağında DP ve CHP olarak yeniden çıkmıştı. Birbirlerinden kız alıp vermiyorlar, kahveleri, camileri, her şeyi yavaş yavaş ayırıyorlardı… (s.38)

    Ramazan ayında seferi oldukları halde yemek yedikleri için kafası kesilen Recep ile Mustafa (s.41) bu örneklerden bir tanesi; “Biraz sonra toprağın üstünde elleri sırtlarına bağlı iki ölü yatıyordu. Dört çember sakallı, ölüleri omuzlarından tutup Seyhan’a attılar. Gövdelerinden ayrılan başları da saçlarından tutup suya bıraktılar.” (s. 42)

    Diğerleri;

    Cip durdu. Şoför, artık bir daha bu arabayı hiç kullanmayacak gibi, direksiyonu bıraktı. Sanki, cibin işi sonsuza dek bitmişti. Beş kişiydik.

    Ödevimiz; Az gelişmiş olan halkımızı partimiz adına aydınlatmaktı, (s.53)

    Kara Madazı köyü kop koyu Halk Partili idi. İşin aslında Halk Partili olup olmamak diye bir şey yoktu. Emin Develioğlu Demokrat olduğu için onlar da Halk Partisini tutuyorlardı. Emin Develioğlu CHP ye geçse onlar da Demokrat Partiye geçeceklerdi, (s.91)

    Beş altı yıl önce de Orta Anadolu’da Yahyah’nın dağ köylerinde kurnaz bir fırıncının pasta diye sattığı francalayı, kendi yufka ekmeklerinin arasına koyup katık ederek büyük bir iştahla yediklerini gördüm, (s. 140)

    Benim doğduğum kentte olağanüstü bir yoksulluk vardır, oldum olası. İnsanları yüzyıllardan beri sürünür durur, (s.143)

    Ah o kadınlar, o çocuklar…

    Coğrafyanın zorluklarına, o yılların ezilmişliği eklenince öykülere giren kadınlar daha çocukluk yaşlarından itibaren alın yazısına ve kadere teslim olmuşlar. Öykülerdeki dokuz ila on dört yaş arası çocukların hepsi güzellikleriyle anlatılmış. Sıska, henüz ergenleşmemiş bedenleri, inci dişleri, uzun saçları hikâyelerde genele yayılan insan tasvirlerinden. Daha çocukken gelin olmuş, koca dayağı, kaynana, görümce baskısı görmüş, iftiraya uğramış karakterler başrolde.

    Eski kaynanası adını azgına çıkarmıştı, (s.48) Ayşe’nin yatağından alınmasının üzüntüsünü şimdi belli ediyordu. Ne kötü bir dünya idi bu, of. iri göğüsleri yarıştan yeni çıkmış bir kısrak gibi inip inip, kalkıyordu, (s.50)

    Halil Ağa sözünde durdu. İki kurşunla eşeği öldürdü. Akşama kalmadan Kezban da öldü. Ölümünden biraz önce yanına gelen anasının yüzüne bile bakmadı. Ölüsünü yıkayan kadınının anlattıkları aylarca çevrenin dilinden düşmedi. Hocalar namazını kılmadılar. Kezban’ı Müslüman mezarlığının dışında, bir çukurun içine attılar. Taş falan da dikilmedi üstüne, (s.52)

    Zoraki evlilikler ve bu evliliklerin acı sonuçları, tutunamayan karakterler neredeyse tüm öykülere sirayet etmiş. Kocasını kaybettikten sonra toplumun dışına atılmış, adı çıkmış, katil olmuş kadınlar sahnede.

    Hele o çocuklar

    Öteki kız bilmiş bilmiş cevap verdi;

    — Kız kısmı yedi yaşından bir gün bile alsa boyunca günaha girer. Anam dedi, biz artık şapkanın tersiyle vurulunca yere yıkılmayacak çağa gelmişiz. Bir kız şapkanın tersiyle yere yıkılmadı mı, erkeğin önüne çıkabilirmiş. Kaç yaşındasın sen?

    — Yedimi bitirmişim.

    — Ya gördün mü işte, Allah gayrı et ne vermez bize. Günahımız başımızdan aşkın. Belkim evlenirsek et yüzü görebiliriz, (s. 144)

    Berdel

    Elinde büyütmüştü onu. Süleymandan önce Süleymanın ağabeyisi ile evliydi. Süleyman o zamanlar altı yedi yaşlarında anca vardı. Kendi çocuğu gibi severdi onu, başka çocuklardan korur, etin en yağlısını, ekmeğin en tazesini ona yedirmeye çalışırdı.

    Üç kere aybaşı görmesini bekleyip, Süleymanla evlendirdiler. Gerdeğe girdikleri gece Süleyman Dudu’nun koynunda hüngür hüngür ağladı.

    Daha nice ayrıntıyla, acıyla, etkisi bugün bile süren haksızlıklarla, istismarlarla kavrulan Orta Anadolu insanıyla yoğrulmuş hikâyeler bittiğinde derinden bir sızı kalıyor. Erciyes’in karı erişe de dindirse şu yangın yerini diyesi geliyor insanın. Belki, “Koca bir kütüğü ateşin altına,” bu yüzden sokmuştur Nevzat Üstün. Ateş sadece düştüğü yeri yakmasın diye. ■

    ————

    #Sayı23 #VarYayınevi #kayseri #erciyes #nevzatüstün #türkerAyyıldız

    romankahramanlari replied 1 year, 7 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
Nevzat Üstün: Çünkü Ağacı Yoktur Erciyes’in* Maka…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now