Türkler Arasında da Tanınan Arap Fıkra Kahramanı Behlül Dâna
-
Türkler Arasında da Tanınan Arap Fıkra Kahramanı Behlül Dâna
Türkler Arasında da Tanınan Arap Fıkra Kahramanı Behlül Dâna*
Makale Yazarı: Dr. Mustafa Duman
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI dergisinin Ekim/Aralık 2015 tarihli 24. sayısında yayımlanmıştır.
Kısa ve özlü anlatımı olan nükteli ve güldürücü kısa hikâye olarak tanımlayabileceğimiz fıkra, halk edebiyatının gerçek anlamdaki ilk mizah ürünlerinden biridir. Sözlü kültür ortamında doğan ve ağızdan ağza aktarılarak yayılan fıkralar, yaratıldıkları dönemin ve toplumun kültürel bilgi ve deneyimlerini içlerinde barındırdıkları için aynı zamanda birer sözlü tarih materyali olarak da görev yaparlar. Halk kültürü araştırmacısı Mustafa Duman “Halkların Fıkra Kahramanları” başlığı altında farklı coğrafya ve kültürlere ait fıkra kahramanlarını yazıyor. Duman’ın kaleme aldığı dokuzuncu fıkra kahramanı, Türkler Arasında da Tanınan Arap Fıkra Kahramanı Behlül Dâna.
#BehlülDâna #Arap kökenlidir. Onun başından geçen veya geçtiği iddia edilen ilginç, bazen gülünç olaylar sözlü ve yazılı Arap kültüründe olduğu kadar, Türkler, Azerîler ve İranlılar arasında da yaygındır. Adı bazı kaynaklarda “Bühlûl” olarak geçmektedir. Azerbaycan sahasında ona Behlül Dânende adı verilmiştir. Behlül, halk arasında “sözde deliler” veya “akıllı deliler” olarak adlandırılan kişilerden biri, belki de en tanınmışıdır. Zaten onun fıkra ya da hikâyeleri yazılı kaynaklarda akıllı delilerin başından geçenler başlığı altında anlatılmaktadır. Bu kişiler, her ne kadar “mecnun” olarak adlandırılsalar da sorulara verdikleri zekice cevaplar, zaman zaman söyledikleri hikmetli sözler ve yaptıkları olumlu nasihatler göz önünde tutulduğunda onların akıllı kişilerden de akıllı oldukları anlaşılır.
Behlül Dâna hakkında araştırmalar yapan ve yayınlayan Prof. Dr. Ulrich Marzolph, onun 805 yılında ölen Behlül ibn Ömer al-Mecnun adında bir “bilge deli” olduğunu yazıyor. Behlül’ün şair ve çalgıcı olduğuna dair bilgiler de vardır. Marzolph, Behlül’ün yaşadığı dönemde, Behlül İbn Muhammed as-Şayrafi al-Kûfî –ki İmam Cafer Sadık’a bağlıdır– ve Faslı Behlül İbn Raşid (öl: 799) ile daha başka Behlül’lerin bulunduğunu bildiriyor. Özellikle Behlül İbn Muhammed’in, Behlül İbn Ömer ile karıştırıldığını ve Behlül’ün Şiilik yanının bu nedenle ortaya çıktığını vurguluyor.(1) D.B. Macdonald da İslâm Ansiklopesisi’nde Behlül efsanesinin doğuşunu anlatmıştır.(2)
Kendisine fıkralar ve efsaneler bağlanmış olan Behlül, Kûfe’de doğmuş, Bağdat’ta yaşamıştır. Mezarı Bağdat’tadır. Gelenek onun, Abbasi halifelerinden 786 – 809 yılları arasında tahtta bulunan Harun Reşit’in ağabeyi, yeğeni veya amcası olduğu yolunda söylentiler içermektedir. Bazı kaynaklara göre Behlül, Kûfe sokaklarında değnekten atı üzerinde dolaşırmış. Zaman içerisinde başka Behlül’lerin hikâyelerinin de ona bağlanmış olduğu anlaşılmaktadır. Behlül’ün, “Binbir Gece Masalları”nda da halife Harun Reşit’le ilgili hikâyeleri anlatılır.
Behlül’ün tarihsel kişiliği ve diğer Behlül’ler hakkındaki söylentileri bir yana bırakıp ona bağlı olarak anlatılan fıkraları üzerinde duralım. Behlül fıkralarında Türk halkının değerlerini yücelten örnekler bulunduğu için halk tarafından sevilmiş ve özellikle Araplar, İranlılar ve Azerîlerle komşu olan Türkiye kent ve kasabalarında günümüze kadar anlatılagelmiştir. Behlül fıkralarında Harun Reşit’le Behlül’ün çekişmeleri ve her defasında Behlül’ün haklı çıkması, onun koskoca halifeyi zor durumlara düşürmesi halkın hoşuna gitmiştir. Halk o fıkralarda Behlül aracılığıyla güçlülerden öcünü almıştır denilebilir. Bu özelliği Nasreddin Hoca-Timur fıkralarında da bulmaktayız.(3) Behlül fıkralarında maddi değerlere değil manevi değerlere önem verilmesi gerektiğini anlatan örnekler, bu fıkraların yaygınlaşmasında rol oynamıştır. Bu durumda Behlül, halk arasında bir “deli” gibi değil, daha çok bir “veli” gibi muamele görmüştür. Bazı fıkraları ise atasözü niteliği taşımaktadır. Örneğin “Her koyun kendi bacağından asılır” atasözü bir Behlül fıkrasından gelmektedir. Fıkra şöyledir:
“Behlül, kardeşi Harun Reşit’in yaptıklarından pek memnun değilmiş. Bir gün bir kasap dükkânının önünde durup baktığında kesilmiş hayvanların kendi bacaklarından asıldıklarını görmüş. Bundan, Halife’nin yaptıklarından kendisinin yani bizzat Halife’nin sorumlu olduğu sonucunu çıkarmış ve sıkıntıdan kurtulup rahatladığı için gülmeye başlamış. Halife onu çağırtıp kasap dükkânının önünde neden güldüğünü sorunca da: ‘Her hayvan kendi bacağından asıldığına göre sen de kendi yaptıklarından kendin sorumlusun. Senin cezanı da bana değil sana verecekler. O yüzden rahatlayıp güldüm’, demiştir.”(4)
Behlül fıkralarının Türk yaşam felsefesine uygunluğu, onun Türk olabileceği konusunda düşünceler ileri sürülmesine de neden olmuştur.(5) Burada Behlül fıkralarına, özellikle en eski kaynaklarda yer alanlarına bir göz atalım.
Behlül Dâna fıkralarının yazılı kaynaklarından biri “Binbir Gece Masalları”dır. Dr. JosefCharles Mardrus tarafından Arapça’dan Fransızcaya çevrilen ve 1898-1904 yılları arasında, Paris’te, 16 cilt olarak yayınlanan Binbir Gece Masalları’nın 12. cildinde “El Reşit’in Soytarısı Behlül” başlıklı bölümde Behlül Dâna’nın beş fıkrasına yer verilmiştir. Bunlar aslında fıkra özellikli uzun metinlerdir ki hikâye olarak da adlandırılırlar. Zaten Binbir Gece Masalları içerisinde yer almaları onların biraz da bu özelliklerinden dolayıdır. Behlül Dâna anlatılarının Araplar, Türkler, Azerîler ve İranlılar arasında, geniş bir coğrafyada yayılmış olmaları “Binbir Gece Masalları” içerisinde yer almalarının bir başka nedenidir. “Binbir Gece Masalları” içerisinde verilen Behlül Dâna fıkraları şunlardır:
1. Anlatırlar ki Abbasi halifesi Harun Reşit’in kendisiyle birlikte sarayda yaşayan, onun sıkıntılarını dağıtmak ve onu eğlendirmekle görevli Behlül adlı bir soytarısı -ki bazı kaynaklarda kardeşi olduğu yazılıdır- varmış. Bir gün Halife ona, Bağdat’ta kaç budala bulunduğunu sorar ve bunların listesini yapıp getirmesini ister. Bunun üzerine Behlül uzun bir kahkaha atar ve Halife’ye: “Efendimiz, bu uzun bir iş. Ben kısa bir iş yapayım ve Bağdat’taki bilgelerin adlarını yazayım. Siz bu kısa listeden Bağdat’taki budalaların sayısını çıkarırsınız”, der.
2. Bir gün, Behlül, Halife’nin yokluğunda onun tahtına oturmuştu. Bunu gören saray görevlileri onu bir temiz dövüp oradan uzaklaştırmışlar. Behlül dayağı yiyince çığlıklar atmış. Bunu duyan Halife onun yanına gelmiş ve onu teselli etmeye çalışmış. Behlül ona: “ Ben kendime değil, Halife’ye ağlıyorum. Onun tahtını bir an işgal ettim ve bunca dayağı yedim. Halife bu tahtı yıllardır işgal ediyor. Kim bilir ne dayaklar yemiştir” demiş.
3. Behlül, evlenmekten korkuyormuş. Halife Harun Reşit ona bir oyun oynamak istemiş ve onu saraydaki genç ve güzel bir cariyeyle evlendirmiş. Behlül, evlendiği gece gelinin yanına yatağa uzanmış ve bir süre bekledikten sonra ayağa kalkıp süratle oradan uzaklaşmış, sarayın içinde deli gibi koşmaya başlamış. Olup biteni Halife de duymuş ve Behlül’ü yanına çağırarak ona: “Neden karına bu hakareti yaptın?” diye sormuş. Behlül: “Sultanım! Verdiğiniz cariye kusursuzdur. Fakat evlilik yatağına girer girmez, aynı anda eşimin bağrından kopan sesler duydum. Sesin biri benden giysiler istiyor, diğeri pabuçlar; bir başkası işlenmiş kemer ve daha başka şeyler. O zaman ben korkumu yenemedim ve olanca gücümle kaçarak oradan uzaklaştım” diye cevap vermiş.
4. Behlül, Halife Harun Reşit’in kendisine önerdiği 1000 dinarlık armağanı iki kez reddedince Halife ona bunun nedenini sormuş. Bunun üzerine Behlül, bir ayağını uzatmış otururken diğer ayağını da uzatmış. Bu saygısızlığı gören hadım ağası onu cezalandırmak isteyince Halife engel olmuş ve Behlül’e görgü kurallarını neden unuttuğunu sormuş. Behlül: “Sultanım, armağanınızı almak için elimi uzatsaydım, bacaklarımı uzatma hakkını sonsuza dek yitirmiş olurdum” diye cevap vermiş.
5. Behlül, bir gün, savaştan dönen Harun Reşit’in çadırına girmiş ve onun bağırıp çağırarak etrafındakilerden su istediğini görmüş. Behlül koşarak bir bardak su almış ve ona vermiş. Bu arada Halife’ye. “Sultanım, eğer satın almak durumunda kalsaydın bu bir bardak suya ne öderdin?” diye sormuş. Halife de:
“Ülkemin yarısını verirdim”, diye cevap vermiş. Bunun üzerine Behlül Halife’ye bir soru daha sormuş: “Suyu içtiniz. Ya idrar tutulması olursa o suyun vücudunuzdan çıkması için hangi bedeli öderdiniz?” Halife: “ Bu durumda tüm ülkemi verirdim”, deyince Behlül: “Efendim, bir bardak suyla veya bir atımlık idrarla dengelenen kantarda ağır basmayan bir ülke, bunca savaşa ve kaygıya değer mi?” diye sorunca da Halife ağlamaya başlamış.(6)
6. Bir gün Behlül, kumaşçılar çarşısından geçerken, kapısı kırılarak içindeki malları çalınmış bir dükkânın önünde biriken insanlar görmüş. Onlara: “Herhalde bu işi kimin yaptığını bilmiyorsunuz”, deyince oradakiler: “Bilmiyoruz, yoksa sen biliyor musun?” diye sorunca o: “Evet biliyorum. Bu yüzde yüz bir hırsızın işi”, demiş.
7. Bir defasında kendisiyle alay etmek için Behlül’e bir miras sorusu sormuşlar. “Bir adam ölünce geriye bir oğlu, bir kızı ve karısı kalmış. Ama miras namına da bir şey kalmamış. Bu durumda taksimat nasıl olacaktır?” Behlül, kendisiyle alay etmek isteyenlere şu cevabı vermiş: “ Oğlan yetimliği, kız feryad-ı figanı, eş ise evin perişanlığını alır. Gam ve keder de geriye kalan diğer vereseler arasında taksim olunur.”
8. Bir gün Behlül’e, taze meyvelerden hangisini sevdiğini sormuşlar. O da: “Et”, karşılığını vermiş. Kuru meyvelerden neyi sevdiğini sorduklarında: “Kurutulmuş et”, demiş. İçeceklerden neyi tercih ettiğini sorduklarında da “Et suyu”, cevabını vermiş. Soru soranlar konuyu değiştirip.: “Peki hangi müziği seversin?” dediklerinde ise Behlül’ün cevabı: “Tava ve ızgara cızırtısı”, olmuştur.(7)
9. Harun Reşit bir av esnasında hedefi olan kuşu vuramayınca yanında bulunan Behlül: “İsabet oldu efendim, büyük isabet oldu”, demiş. Şaşıran Halife ona: “İyi de Behlül, ben avı vuramadım. Bunun neresi büyük isabet?” diye sormuş. Bunun üzerine Behlül: “Yani kuş açısından isabet oldu”, demiş.
10. Behlül’e sormuşlar. “Ölünce seni nereye gömelim?” O şöyle cevap vermiş: “Nereye isterseniz oraya gömün. Ahret her yerden aynı uzaklıktadır.”(8)
Notlar:
* Dr. İç hastalıkları uzmanı-halk kültürü araştırmacısı
1 Ulrich Marzolph, “Der Weise Narr Buhlül in den modernen Volksliteraturen der islamischen Länder”, Fabula, Zeitschrift für Erzählforschung-Journal of Folktale Studies, 28. Band, Heft: ½, 1987, Walter de Gruyter- BerlinNew York, s. 72-89.; Ulrich Marzolph, “The Making of a Legend: Literary Sources on Behlül-e Dana”, Türk Halk Edebiyatı ve Folklorunda Yeni Görüşler I, (Hazl. Feyzi Halıcı), Konya Kültür ve Turizm Derneği Yayını, Ankara, 1985, s. 549-553.
2 Behlül’ün tarihi kişiliği ve başka Behlül’ler konusunda ayrıca bkz.: D. B. Macdonald, “Bühlûl”, İslâm Ansiklopedisi, 2. cilt, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1986, s. 830-831.
3 Nasreddin Hoca-Timur konusunda bkz.: Mustafa Duman, “Halkın Kahramanı Nasreddin Hoca Timur’a Karşı”, Folklor/Edebiyat, Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi, Üç Aylık Dergi, Sayı: 69, 2012/1, Ankara, s.59-70.
4 Hayrettin İvgin, Deli Görünüşlü Akıllı Behlül Dânende, Yurt Kitap-Yayın, Ankara, Eylül 2005, s. 19-20. Bu kitapta Behlül Dana hakkındaki bilgiler ve ona bağlı olarak anlatılan 83 fıkra bir araya getirilmiştir.
5 Ahmet E. Uysal, “Behlül Dâna Fıkralarının Türk Halk Edebiyatındaki Yeri”, Türk Folkloru Araştırmaları Yıllığı, Belleten 1974, Kültür Bakanlığı Milli Kültür Araştırma Dairesi Yayını, Ankara, 1975, s. 177-187.
6 Binbir Gece Masallası 12, (Çev. Alim Şerif Onaran), Afa Yayınları, İstanbul, Nisan 1993, s. 139-142.
7 Hüseyin Günday, Klasik Arap Edebiyatında Mizahi Karakterler, Emin Yayınları, Bursa, 2013, s. 128-131. Fıkranın varyantları Eş’eb ve Nasreddin Hoca fıkraları arasında ve başka fıkralarda vardır. Nasreddin Hoca fıkraları arasındaki varyantı Hikâyet-i Hoca Nasreddin et Tûsî’adlı yazmada şöyledir: “Bir gün Hoca’ya eydürler: ‘Kangı sazı artuk seversin?’ Hoca eydür: ‘Nüzul-ı nimet olduğu vaktin sini ve sahan sazın severem’, demiş.” (Mustafa Duman, Nasreddin Hoca ve 1555 Fıkrası, Heyamola Yayınları, İstanbul, 2008, s. 231, no: 226). Bu fıkranın Eş’eb (öl. 771) fıkraları arasındaki varyantı da şöyledir: “Eş’eb’e, en güzel şarkının hangisi olduğunu sormuşlar. Eş’eb: ‘Tavadaki yağın cızırtısı’ demiş.” (Franz Rosenthal, Erken İslâm’da Mizah, Çev: Ahmet Arslan, İris Yayını, İstanbul, 1997, s. 189-190.)
8 Hayrettin İvgin, A.g.e. s. 159 ve 168. Azerî sahasındaki Behlül fıkraları için bkz.: Ehliman Ahundov, Azerbaycan Halk Yazını Örnekleri, (Çeviri ve Sözlük: Semih Tezcan), Türk Dil Kurumu Yayını, Ankara, 1978, s. 369-377.
Sorry, there were no replies found.
