Tüm Kadın Kahramanlar: Uzaklarda Çok Uzaklarda

  • Tüm Kadın Kahramanlar: Uzaklarda Çok Uzaklarda

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 15:44

    Uzaklarda Çok Uzaklarda

    Makale Yazarı: Öner Ciravoğlu

    *Bu Makale Roman Kahramanları (Ekim / Aralık 2010) 4. sayıda yayımlanmıştır.

    “Modem dünya romanının
    tüm kadın kahramanlarına…”

    Kuşların çığlığı olsam bu seher vakti
    Kır evinin ayazında harman yazında
    Dönüp dönüp pervazların arasında demlik sanılır mı?
    Dallar eğilmiş uzun havaların yakarışını dinlerken
    Uzaklarda çok uzaklarda
    Romanlardan biçilmiş bayram giysisi
    Şu bayırdan bir yukarıya bir aşağıya
    Cıvıltıları sarıp sarmalayan
    Tepelerden kıyıya doğru ilk öğrendiğim muştu sözcükleri
    Thalassa! Thalassa!

    Eski zaman köprüsü olsam yemyeşil vadileri adlandıran
    Kendi yarasına kanayan ölülerin şarkısı
    Çaydanlıkta tüten bilmecenin
    Sevinciyle boğumlu buluta tırmanan cinlerin umudu
    Göz yaşları içinde bekleyecek olan
    Sabahı olmayan tükenmişlik gecesinin ağıtı olsam

    Boğaziçi’ne uzansam içinde ince bir sızı olan
    Ud sesine yaslanan
    Eski zaman sevdalarını hiç anlamadan
    Geçti bütün sonbaharlar
    Mevsim nedir ki sonbahar yaz nedir ki
    Her sabah çocuğumuzun yüzü
    Kana susamış cellatların önünden
    Kaçırdığımız bir yüz
    Romanlar dolusu kaçırdığımız bir bilinç
    Boğaz’ın binlerce köpüğü
    Binlerce eve dönememe ürküntüsü

    Yüzümüz pastele çalan bir kızılcık
    Her rengin anlamı var takvimde, yılların içinde
    Tüm soruların ardındaki üç nokta imi
    Uzaklarda çok uzaklarda
    Bir vapur küpeştesi arar dururuz
    Van Gogh’un kulağından sızan kan
    Bulaştı fetih savaşlarına
    Arar dururuz Hemingvvay’in tüfeğindeki sür konturu
    Bir ömre asılı duran çağımızın kaygıları
    Dünyamızı altüst eden engerek iştahı
    Yenilmedi umut, yenilmedi bir türlü Spartaküs’den beri
    Bil ki bizim uçsuz bucaksız maviliklerimiz
    Uzayıp gider içimize, enginlere
    Denizlerin gökyüzünün maviliği
    içimize balkır her gündoğumunda
    Birkaç dergi sayfasında,
    Öykü aralarında bir sen varsın akılda tutulan
    Kimin belleğidir bu seher vakti
    Gelinciklerin aldığı rengin tirşeliğinde
    Kuş cıvıltısı yeniden sarar fundalığı
    Sarışın bir gülümseme akılda tutulan
    Sarışın bir gülümseme olsam evlerin serinliğine
    Pervazların beklediği serçe serinliğine

    Var mıdır hayatı romanlara yakıştıran
    Kusursuz serüvenler peşinde
    Salinas Vadisi’nde yanık toprak kokusu
    Toroslar’ın ballıbaba toplayan kaçağı
    Bir öyküyüz aslında
    Titrer dururuz her yıldız parlayışında
    Titrer dururuz açıkta her kulaç atışta
    Uzaklarda çok uzaklarda
    Bütün mişli geçmişlerde olmaya

    Akıp durur yıldızlar, dolunay kayar uzaklarda
    Irmaklar coşar
    Dağlar karlanır
    Tarih kendini tüketir bir yandan
    Tarih kendini yeniler durmadan
    Yaşanamamış günlere bir özlem sözcüğü olarak
    Döner dururuz Adem’in günahında
    Elmaya uzanmanın hışırtısı mı avurtlarımızda

    Bir türkü tuttursam zigana’ya yaslanan
    Bir yırtmaç görürüm sesimin rehavetinde
    Çehov’un kahramanı olmak için
    Kıyı boyunca geçip giden bir şilep bacası olsam
    Ozanın Varna kıyısında yanan elleri
    Düşlerinin çiçeğini bekleyen genç kızın gözü olsam
    Yüreğimizdeki kıpırtıyı kapıp götürse
    Uzaklarda Yoroz’dan ufka doğru
    Bir yitip bir ortaya çıkan tekne
    Orada, solgun mavilikte çırpınan gün batımı olsam
    Tutkuyla beklerim bu kıyıda
    Kuşların cıvıltısı olmak için bu pervazda

    Kentim benim yıkık evlere uzanan
    Yıkandıkça güneşi kuşanan taşlıkların ışıltısı
    Şu eski zaman avlusunda
    Zaman tüketiyor soluğumuzu
    Tüneller yerli yerinde duruyor
    Bir masanın kederli duruşu orada
    Şu küçük kızın pembe giysisi orada
    Bakışındaki utangaçlık, merak
    Değişmiyor iç çekişlerdeki serzeniş

    Laternanın gece vakti karlar üstündeki serzenişi
    Tutuklunun kör penceresi
    Bekler, durup durup yeşil bir tomurcuğu
    Satır aralarında arar durur
    Umutsuz aşkın dağlayışını
    Gelip geçen günlerin ivmesiyle
    Yeniden görür yitirdiği rüyayı

    Uzaklarda çok uzaklarda
    Gönderdeki sevinci haykırır
    Bir okul çocuğunun önlüğü
    Kurşun kalemdeki diş yeri
    Biriktirir durur sayılı günleri
    O bahçede ulu ağacın dibinde
    Toprağa çizer bir çırpıda ilk öğrendiği sözcüğü

    Uzaklarda çok uzaklarda
    İlk göz ağrısı olan bakış
    Tutup ayaklanır
    Doluşur dizeler ansızın yerel gazete sayfasına
    Alt alta dizilen imgeler
    Bilinmez bir kaderi hazırlar ona

    Uzaklarda çok uzaklarda
    Aykırı bir rozet durur yakasında
    Afişin altındaki fotoğrafa
    6X9 yansıyan görüntü isyandır böyle gelmiş hayatın akışına
    Her şeyi görüp de
    Görememek dağların ardını
    Diyalektik deyip durur da
    Kurtulamamak sökülemez şu çarmıhın altından

    Birgün çıkıp geleceğim
    Pervazların şarkısını getirmek için
    Kuş cıvıltısını yineleyen
    Rüyamıza tabir getireceğim
    Yeniden dirilişini seyretmek için
    Yüzyılımızın sesini yankılayacağım
    Uzaklardan çok uzaklardan

    Uzaklarda çok uzaklarda
    Bir elimde Dimitri Karamazov’un dediği
    Bir elimde tarihin seyri
    Neden geç kaldık mangalın közüne

    Neden geç kaldık sevinçlerin bir avuç külüne
    Uyuyup uyuyup devşiremediğimiz kantolar
    Şimdi saat kaç umudun şu bilinmeyen yılında
    Anlamı yeniden üreten pratik aklın derin muştusu
    Gelip bulacak mı bizi
    Gelip bulacak mı masamızdaki serinliği

    Uzaklarda çok uzaklarda
    Gül yetiştiren evlere konuk olsam
    Severmişim fındık bahçelerini
    Dikenli bayırları, kükreyişi
    Bir yukarı bir aşağıya,
    Çıkmaz sokakların çığlığına koşarmışım
    Duyar duymaz koşar ağlarmışım
    Benim olan bir şey ararmışım

    Uzaklarda çok uzaklarda
    Işıltısı vurdu yüzüme
    Bir kar taneciği olsam öteki göklerde
    Akıp gitsem masallara, yitirilmiş romanlara
    Bacaları geçsem sığırcıklarla konuşsam
    Akıp gitsem şu bebeğin agucuklarına

    Uzaklarda çok uzaklarda
    Yeni bir abdal türküsünde tütüyor olsam
    Ovaların bitimsiz rüzgârında
    Onun saçları renk alacak
    Başaklar başaklara soracak adını
    Köy düğünlerinde gün batımına ağlayacak
    Birden bire köpük köpük yükselecek sesi sevdanın
    Bir güvey tıraşı gibi hazırlanacak
    Gelip bu abdal türküsüne yaslanacak

    Ben o zaman bir başka kıyıda olacağım
    Sarhoş zamanların kıyısında
    Sen uzaklarda çok uzaklarda
    Birden parlayan gaz lambası dağ başlarında
    Gecenin zifiri karanlığında
    Ellerimizle arayacağız o ayrılık hecesini
    Bir yordam tutturup
    O sözcüğü yazacağız ıssız dağ çeşmelerinin aylasına

    Uzaklarda çok uzaklarda
    Bir sen varsın orada
    Bütün kavuşanların sevincini
    Doldurduk avuç içi kadar yaz harmanına
    Bütün sevdaları, taze yemişini
    Topladık roman sonlarına
    Bir sen varsın uzaklarda

    Gel gör şimdi uzaklarda çok uzaklarda
    Yasak bahçeleri Portakal Yokuşu’nun
    Kadın eli değmiş fideler
    Ovulmuş pervazlar
    Özenle serilmiş örtüler
    Bu bayırda yanık sesiyle yalnızlığı üfler
    Kim duyacak kalbimizin tutuşan çalı çırpısını
    Kim söyleyecek teknemizin günbatımı serenadını
    Kim bulacak bizi
    Şimdi uzaklarda, çok uzaklarda Bir merhaba saçağının altında
    Yağmuru dinlemenin dayanılmaz hüznü
    Kim paylaşacak bu hüznü

    Uzaklarda, çok uzaklarda
    Asker türkülerinin koruduğu
    Bütün kahır selamlarını biriktirelim gel
    Orada yakılan cıgaraların son nefesiyle savrulalım gel
    Kıraçlarda nöbet duruşuyla duralım
    Bütün kavuşmaların sağasım
    Yollayalım sılaya gel

    Uzaklarda çok uzaklarda
    Sivriltilmiş kalem ucuyla başladım
    Şu ikinci hayatı susturmaya
    Bundan kimsenin haberi olmasa da
    Ermişlerin içinden geçen yakarış olmasa da
    Ararım o günden bu yana ararım da
    Bulunamaz o tınılar
    Elektra’nın kederinden başka

    Bir hayat niçin akar Böyle bir kuyuya,
    Böyle bir yüzyıla
    Belli ki keşfedilmemiş ufkunu arar
    Anılar biriktiren bir yol kardeşi
    Ruh ikizini yaratmaya

    İkinci hayat
    Hep bekleyen sorusudur pişmanlığın
    Kuru dalları, kupkuru yemişsiz yapraklarıdır
    Dönüş yolunda serüvenlerin
    Uzaklarda çok uzaklarda
    Geçip giden saman sarısı okul defterleri arkadaşlığın
    Yeni eprimiş gömlekler
    Tarazlanmış yakalar
    Sökülmüş dirsekler
    Bir bir önümde bekler
    Gayyanın o karanlık nesnesi
    Yenilginin yaralarıyla
    Bir gönül borcunun ansızın titreyişiyle
    Demir kapısı önünde
    Bruno Taut yazılı vasisdaslarında pembe yapının
    Ve manolya ağacının dibinde

    Uzaklarda çok uzaklarda
    Işıkları yandı yanacak ışıkları
    Aradığın abıhayat söylencesi ve kıyıları
    Oraya çağırmak bordada biriken gülüşleri ister
    bağbozumu gecesinden ister Neva’nın gölgeli
    akışından ister Kars’ın gizemli otel odalarından ister
    Boztepe’den Alemdağ’dan Yaralı bir peşrev dudak
    Okumalarından

    Onlar duyup duyup gelirler uzaklardan ilk gençlik düşleriyle yeniden
    Denize inen sokak aralarından çakıl taşlarına
    Dudak kıyısına yerleşen şarap lekesinden
    Çıplaklığımıza aldırmadan
    Sökün ederler

    Gün gelir o hayalindeki kız
    Gün gelir bir kızın hayalindeki genç

    Çıkıp gelir eski, çok eski bir resmin içinden
    Sanki o resimde arar durur
    Yaşanmamış uzakları yeniden
    Sabırla bekleyen Yusuf
    Gözleri seraba kanmış sevdayı sorar
    Sırlar kuyusundan su çeker gibi
    Bütün özlemini çekip çıkarır o resimden
    Issız sokakların ağlatan iniltisini dinler

    Uzaklarda çok uzaklarda
    Çocuk gülüşlerini kuşanır
    Yolların acımasız ayrımına hazır
    Saçları darmadağınık bekler o avareyi
    Gün gelir rıhtımdan açılır habersiz
    İleride buluşmak için dalgaların boy atmasıyla
    Teknenin bordasında bir el
    Arar durur onun ellerini
    Arar durur okyanusa sunulmuş
    Bir aşk mektubunu
    Bulduğu anda yitirecektir kirpikleri nemli o sevgiliyi

    Uzaklarda çok uzaklarda
    Yonca toplayan çocuklar
    Gün gelir fındık dallarına konar cesetleri birer birer
    Uçup uçup serander evlerin içinde
    Günün tekerlemesini bölüşür
    İlk gençliğin koyaklarında
    Vurgun yemiş çocuklar
    İskeleye dizilmiş 12 mart uykuları
    İskeleye bağlı 12 eylül kıyıları
    Nereye açılır bu güz bu akşam vakti
    Vakitsiz buluşur

    Bir buluşma özlemidir
    Biteviye sırtımızda gezdirdiğimiz
    Troya gülleri açar
    Uzun atların toynaklarında
    Suvarılmış yelelerinde
    Her sabah bir kuş cıvıltısı
    Kimin umurunda
    Boğaz Köprüsü’nde
    Yağmurun ve rüzgârın söylediği
    O sesin içinde sihirli ışık seli

    Her yiğit bir öğle güneşi arar ister at sırtında olsun ister mapusta
    Dinlenir surların eğilip su içtiği kıyıda
    Sen şimdi orda uzaklarda
    Bir yığın yoksulun titreyen sesinde
    Beyaz bir zambak uzanır avuçlarının arasından
    Bir halkın sakinleşmesi gibi
    Sesin alçaktan sürer ince bir gerdanlık çözülür gider
    Sen şimdi çok uzaklarda
    Bir kapı açılır bir kapı kapanır
    Sessiz film karesinden çıkıp romana doğru
    Gelen lokomotif dumanısın
    Bayan Karenina’nın kucağında çocuk elleri
    Kimsesizliktir parmak uçlarında
    Bir çocuğun uykularına erişemeyen

    Çok uzaklarda ağlayan gül
    Düşünen servi
    Ürkütücü bir yakarıdır öğretici olan
    Bir roman kahramanı gibi
    Atların kişnemesini
    Çağın dönüşümlerine yakıştıran ozan
    Gel artık!
    Gel artık!
    Gel artık!

     

    #Sayı4 #Thalassa #karenina #boğazköprüsü #önerciravoğlu

    romankahramanlari replied 1 year, 8 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
Uzaklarda Çok Uzaklarda Makale Yazarı: Öner Cirav…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now