Tüm Kadın Kahramanlar: Uzaklarda Çok Uzaklarda
-
Tüm Kadın Kahramanlar: Uzaklarda Çok Uzaklarda
Uzaklarda Çok Uzaklarda
Makale Yazarı: Öner Ciravoğlu
*Bu Makale Roman Kahramanları (Ekim / Aralık 2010) 4. sayıda yayımlanmıştır.
“Modem dünya romanının
tüm kadın kahramanlarına…”Kuşların çığlığı olsam bu seher vakti
Kır evinin ayazında harman yazında
Dönüp dönüp pervazların arasında demlik sanılır mı?
Dallar eğilmiş uzun havaların yakarışını dinlerken
Uzaklarda çok uzaklarda
Romanlardan biçilmiş bayram giysisi
Şu bayırdan bir yukarıya bir aşağıya
Cıvıltıları sarıp sarmalayan
Tepelerden kıyıya doğru ilk öğrendiğim muştu sözcükleri
Thalassa! Thalassa!Eski zaman köprüsü olsam yemyeşil vadileri adlandıran
Kendi yarasına kanayan ölülerin şarkısı
Çaydanlıkta tüten bilmecenin
Sevinciyle boğumlu buluta tırmanan cinlerin umudu
Göz yaşları içinde bekleyecek olan
Sabahı olmayan tükenmişlik gecesinin ağıtı olsamBoğaziçi’ne uzansam içinde ince bir sızı olan
Ud sesine yaslanan
Eski zaman sevdalarını hiç anlamadan
Geçti bütün sonbaharlar
Mevsim nedir ki sonbahar yaz nedir ki
Her sabah çocuğumuzun yüzü
Kana susamış cellatların önünden
Kaçırdığımız bir yüz
Romanlar dolusu kaçırdığımız bir bilinç
Boğaz’ın binlerce köpüğü
Binlerce eve dönememe ürküntüsüYüzümüz pastele çalan bir kızılcık
Her rengin anlamı var takvimde, yılların içinde
Tüm soruların ardındaki üç nokta imi
Uzaklarda çok uzaklarda
Bir vapur küpeştesi arar dururuz
Van Gogh’un kulağından sızan kan
Bulaştı fetih savaşlarına
Arar dururuz Hemingvvay’in tüfeğindeki sür konturu
Bir ömre asılı duran çağımızın kaygıları
Dünyamızı altüst eden engerek iştahı
Yenilmedi umut, yenilmedi bir türlü Spartaküs’den beri
Bil ki bizim uçsuz bucaksız maviliklerimiz
Uzayıp gider içimize, enginlere
Denizlerin gökyüzünün maviliği
içimize balkır her gündoğumunda
Birkaç dergi sayfasında,
Öykü aralarında bir sen varsın akılda tutulan
Kimin belleğidir bu seher vakti
Gelinciklerin aldığı rengin tirşeliğinde
Kuş cıvıltısı yeniden sarar fundalığı
Sarışın bir gülümseme akılda tutulan
Sarışın bir gülümseme olsam evlerin serinliğine
Pervazların beklediği serçe serinliğineVar mıdır hayatı romanlara yakıştıran
Kusursuz serüvenler peşinde
Salinas Vadisi’nde yanık toprak kokusu
Toroslar’ın ballıbaba toplayan kaçağı
Bir öyküyüz aslında
Titrer dururuz her yıldız parlayışında
Titrer dururuz açıkta her kulaç atışta
Uzaklarda çok uzaklarda
Bütün mişli geçmişlerde olmayaAkıp durur yıldızlar, dolunay kayar uzaklarda
Irmaklar coşar
Dağlar karlanır
Tarih kendini tüketir bir yandan
Tarih kendini yeniler durmadan
Yaşanamamış günlere bir özlem sözcüğü olarak
Döner dururuz Adem’in günahında
Elmaya uzanmanın hışırtısı mı avurtlarımızdaBir türkü tuttursam zigana’ya yaslanan
Bir yırtmaç görürüm sesimin rehavetinde
Çehov’un kahramanı olmak için
Kıyı boyunca geçip giden bir şilep bacası olsam
Ozanın Varna kıyısında yanan elleri
Düşlerinin çiçeğini bekleyen genç kızın gözü olsam
Yüreğimizdeki kıpırtıyı kapıp götürse
Uzaklarda Yoroz’dan ufka doğru
Bir yitip bir ortaya çıkan tekne
Orada, solgun mavilikte çırpınan gün batımı olsam
Tutkuyla beklerim bu kıyıda
Kuşların cıvıltısı olmak için bu pervazdaKentim benim yıkık evlere uzanan
Yıkandıkça güneşi kuşanan taşlıkların ışıltısı
Şu eski zaman avlusunda
Zaman tüketiyor soluğumuzu
Tüneller yerli yerinde duruyor
Bir masanın kederli duruşu orada
Şu küçük kızın pembe giysisi orada
Bakışındaki utangaçlık, merak
Değişmiyor iç çekişlerdeki serzenişLaternanın gece vakti karlar üstündeki serzenişi
Tutuklunun kör penceresi
Bekler, durup durup yeşil bir tomurcuğu
Satır aralarında arar durur
Umutsuz aşkın dağlayışını
Gelip geçen günlerin ivmesiyle
Yeniden görür yitirdiği rüyayıUzaklarda çok uzaklarda
Gönderdeki sevinci haykırır
Bir okul çocuğunun önlüğü
Kurşun kalemdeki diş yeri
Biriktirir durur sayılı günleri
O bahçede ulu ağacın dibinde
Toprağa çizer bir çırpıda ilk öğrendiği sözcüğüUzaklarda çok uzaklarda
İlk göz ağrısı olan bakış
Tutup ayaklanır
Doluşur dizeler ansızın yerel gazete sayfasına
Alt alta dizilen imgeler
Bilinmez bir kaderi hazırlar onaUzaklarda çok uzaklarda
Aykırı bir rozet durur yakasında
Afişin altındaki fotoğrafa
6X9 yansıyan görüntü isyandır böyle gelmiş hayatın akışına
Her şeyi görüp de
Görememek dağların ardını
Diyalektik deyip durur da
Kurtulamamak sökülemez şu çarmıhın altındanBirgün çıkıp geleceğim
Pervazların şarkısını getirmek için
Kuş cıvıltısını yineleyen
Rüyamıza tabir getireceğim
Yeniden dirilişini seyretmek için
Yüzyılımızın sesini yankılayacağım
Uzaklardan çok uzaklardanUzaklarda çok uzaklarda
Bir elimde Dimitri Karamazov’un dediği
Bir elimde tarihin seyri
Neden geç kaldık mangalın közüneNeden geç kaldık sevinçlerin bir avuç külüne
Uyuyup uyuyup devşiremediğimiz kantolar
Şimdi saat kaç umudun şu bilinmeyen yılında
Anlamı yeniden üreten pratik aklın derin muştusu
Gelip bulacak mı bizi
Gelip bulacak mı masamızdaki serinliğiUzaklarda çok uzaklarda
Gül yetiştiren evlere konuk olsam
Severmişim fındık bahçelerini
Dikenli bayırları, kükreyişi
Bir yukarı bir aşağıya,
Çıkmaz sokakların çığlığına koşarmışım
Duyar duymaz koşar ağlarmışım
Benim olan bir şey ararmışımUzaklarda çok uzaklarda
Işıltısı vurdu yüzüme
Bir kar taneciği olsam öteki göklerde
Akıp gitsem masallara, yitirilmiş romanlara
Bacaları geçsem sığırcıklarla konuşsam
Akıp gitsem şu bebeğin agucuklarınaUzaklarda çok uzaklarda
Yeni bir abdal türküsünde tütüyor olsam
Ovaların bitimsiz rüzgârında
Onun saçları renk alacak
Başaklar başaklara soracak adını
Köy düğünlerinde gün batımına ağlayacak
Birden bire köpük köpük yükselecek sesi sevdanın
Bir güvey tıraşı gibi hazırlanacak
Gelip bu abdal türküsüne yaslanacakBen o zaman bir başka kıyıda olacağım
Sarhoş zamanların kıyısında
Sen uzaklarda çok uzaklarda
Birden parlayan gaz lambası dağ başlarında
Gecenin zifiri karanlığında
Ellerimizle arayacağız o ayrılık hecesini
Bir yordam tutturup
O sözcüğü yazacağız ıssız dağ çeşmelerinin aylasınaUzaklarda çok uzaklarda
Bir sen varsın orada
Bütün kavuşanların sevincini
Doldurduk avuç içi kadar yaz harmanına
Bütün sevdaları, taze yemişini
Topladık roman sonlarına
Bir sen varsın uzaklardaGel gör şimdi uzaklarda çok uzaklarda
Yasak bahçeleri Portakal Yokuşu’nun
Kadın eli değmiş fideler
Ovulmuş pervazlar
Özenle serilmiş örtüler
Bu bayırda yanık sesiyle yalnızlığı üfler
Kim duyacak kalbimizin tutuşan çalı çırpısını
Kim söyleyecek teknemizin günbatımı serenadını
Kim bulacak bizi
Şimdi uzaklarda, çok uzaklarda Bir merhaba saçağının altında
Yağmuru dinlemenin dayanılmaz hüznü
Kim paylaşacak bu hüznüUzaklarda, çok uzaklarda
Asker türkülerinin koruduğu
Bütün kahır selamlarını biriktirelim gel
Orada yakılan cıgaraların son nefesiyle savrulalım gel
Kıraçlarda nöbet duruşuyla duralım
Bütün kavuşmaların sağasım
Yollayalım sılaya gelUzaklarda çok uzaklarda
Sivriltilmiş kalem ucuyla başladım
Şu ikinci hayatı susturmaya
Bundan kimsenin haberi olmasa da
Ermişlerin içinden geçen yakarış olmasa da
Ararım o günden bu yana ararım da
Bulunamaz o tınılar
Elektra’nın kederinden başkaBir hayat niçin akar Böyle bir kuyuya,
Böyle bir yüzyıla
Belli ki keşfedilmemiş ufkunu arar
Anılar biriktiren bir yol kardeşi
Ruh ikizini yaratmayaİkinci hayat
Hep bekleyen sorusudur pişmanlığın
Kuru dalları, kupkuru yemişsiz yapraklarıdır
Dönüş yolunda serüvenlerin
Uzaklarda çok uzaklarda
Geçip giden saman sarısı okul defterleri arkadaşlığın
Yeni eprimiş gömlekler
Tarazlanmış yakalar
Sökülmüş dirsekler
Bir bir önümde bekler
Gayyanın o karanlık nesnesi
Yenilginin yaralarıyla
Bir gönül borcunun ansızın titreyişiyle
Demir kapısı önünde
Bruno Taut yazılı vasisdaslarında pembe yapının
Ve manolya ağacının dibindeUzaklarda çok uzaklarda
Işıkları yandı yanacak ışıkları
Aradığın abıhayat söylencesi ve kıyıları
Oraya çağırmak bordada biriken gülüşleri ister
bağbozumu gecesinden ister Neva’nın gölgeli
akışından ister Kars’ın gizemli otel odalarından ister
Boztepe’den Alemdağ’dan Yaralı bir peşrev dudak
OkumalarındanOnlar duyup duyup gelirler uzaklardan ilk gençlik düşleriyle yeniden
Denize inen sokak aralarından çakıl taşlarına
Dudak kıyısına yerleşen şarap lekesinden
Çıplaklığımıza aldırmadan
Sökün ederlerGün gelir o hayalindeki kız
Gün gelir bir kızın hayalindeki gençÇıkıp gelir eski, çok eski bir resmin içinden
Sanki o resimde arar durur
Yaşanmamış uzakları yeniden
Sabırla bekleyen Yusuf
Gözleri seraba kanmış sevdayı sorar
Sırlar kuyusundan su çeker gibi
Bütün özlemini çekip çıkarır o resimden
Issız sokakların ağlatan iniltisini dinlerUzaklarda çok uzaklarda
Çocuk gülüşlerini kuşanır
Yolların acımasız ayrımına hazır
Saçları darmadağınık bekler o avareyi
Gün gelir rıhtımdan açılır habersiz
İleride buluşmak için dalgaların boy atmasıyla
Teknenin bordasında bir el
Arar durur onun ellerini
Arar durur okyanusa sunulmuş
Bir aşk mektubunu
Bulduğu anda yitirecektir kirpikleri nemli o sevgiliyiUzaklarda çok uzaklarda
Yonca toplayan çocuklar
Gün gelir fındık dallarına konar cesetleri birer birer
Uçup uçup serander evlerin içinde
Günün tekerlemesini bölüşür
İlk gençliğin koyaklarında
Vurgun yemiş çocuklar
İskeleye dizilmiş 12 mart uykuları
İskeleye bağlı 12 eylül kıyıları
Nereye açılır bu güz bu akşam vakti
Vakitsiz buluşurBir buluşma özlemidir
Biteviye sırtımızda gezdirdiğimiz
Troya gülleri açar
Uzun atların toynaklarında
Suvarılmış yelelerinde
Her sabah bir kuş cıvıltısı
Kimin umurunda
Boğaz Köprüsü’nde
Yağmurun ve rüzgârın söylediği
O sesin içinde sihirli ışık seliHer yiğit bir öğle güneşi arar ister at sırtında olsun ister mapusta
Dinlenir surların eğilip su içtiği kıyıda
Sen şimdi orda uzaklarda
Bir yığın yoksulun titreyen sesinde
Beyaz bir zambak uzanır avuçlarının arasından
Bir halkın sakinleşmesi gibi
Sesin alçaktan sürer ince bir gerdanlık çözülür gider
Sen şimdi çok uzaklarda
Bir kapı açılır bir kapı kapanır
Sessiz film karesinden çıkıp romana doğru
Gelen lokomotif dumanısın
Bayan Karenina’nın kucağında çocuk elleri
Kimsesizliktir parmak uçlarında
Bir çocuğun uykularına erişemeyenÇok uzaklarda ağlayan gül
Düşünen servi
Ürkütücü bir yakarıdır öğretici olan
Bir roman kahramanı gibi
Atların kişnemesini
Çağın dönüşümlerine yakıştıran ozan
Gel artık!
Gel artık!
Gel artık!
Sorry, there were no replies found.
