ŞİİR ÇEVİRİSİNİ DEĞERLENDİRME VE TÜRKÇEDE HOMEROS

  • ŞİİR ÇEVİRİSİNİ DEĞERLENDİRME VE TÜRKÇEDE HOMEROS

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 14:10

    <strong>ŞİİR ÇEVİRİSİNİ DEĞERLENDİRME VE TÜRKÇEDE HOMEROS*</strong>

    <strong>Makale Yazarı:</strong> İoanna Kuçuradi
    <p style=”text-align: right;”><em>*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI (Nisan/Haziran 2018) 34. sayıda yayımlanmıştır.</em></p>
    “Roman Kahramanları” dizisini düzenleyen dostlar, 2018 yılının <a class=”hashtag” href=”/tr/etiket/UNESCO”>#UNESCO</a> tarafından “Troia Yılı” ilân edilmesi vesilesiyle Homeros’a ve Kazancakis’e ayırdıkları bu yılki toplantıda bir konuşma yapmamı isteyince; yine bir dostumun isteği üzerine, Homeros’un Türkçe çevirileri hakkında 40 yıl önce (1978’de) kaleme aldığım “Şiir Çevirisini Değerlendirme ve Türkçe’de Homeros” konulu yazım aklıma geldi.

    Biraz daha düşününce, bu konuda 40 yıl önce söylediklerimi gündeme getirmenin bugün ek bir anlamı olduğunu gördüm. Bu da bu geçen 40 yıl içinde, gitgide daha çok hırpalanan, kelimelerine rastgele anlamlar yüklenerek özensiz kullanılan, sesleri benzeyen kelimeleri birbiriyle karıştırılan, kelime hazinesi yoksullaştırılan ve bende infial uyandıracak kadar başıboş kullanılan Türkçenin imkânlarını, Azra Erhat ve A. Kadir’in Homeros’un çevirileri aracılığıyla hatırlatmaktır.
    ***
    Önce bu çevirilerle ilgili olarak kriterlerimi belirteyim ve şu soruya cevap vermeye çalışayım: Bir çeviri nasıl değerlendirilebilir?

    Soruyu genel bir biçimde yanıtlayabilir, “başka bir dille aktarılmış bir yapıtın, aslını ne kadar verdiğine bakmakla” diyebilirim. Ama ele alınan yapıt bir şiir olduğunda, ‘aslını vermek’, bir düzyazı metninin aslını vermede yapılandan ayrı bir işi dile getirir. Yapılan işin ayrı olması da, şiirin yapısından ileri gelir.

    Düzyazıda ‘aslını vermek’, bir metnin yazılmış olduğu dilin sözcüklerine, deyimlerine ve öteki dilsel özelliklerine de olabildiğince bağlı kalarak, “anlamını” başka bir dille iletilir duruma getirmek demektir. Bu, bir yazarın bir metni yazarken bildirmek istediği ile belirli –hazır- bir dil arasında kurduğu ilişkiyi, çevirmenin başka hazır bir dille yeni baştan kurmasıyla olur. Düzyazıda başka bir dile aktarılması beklenen, doğrudan doğruya ve bütün ayrıntılarıyla anlamdır. Bu anlamın iletilmesiyle gösterilmek istenen ya da yazarın konu edindiğinin türü, düzyazının türlerini oluşturur. Burada dilsel özelliklere bağlılık, yapıtın biricikliğinin çeviride olabildiğince yansımasını sağlar.

    Çevrilen yapıt şiir olduğunda, başka bir dille iletilmesi söz konusu olan, yalnızca anlam değildir. Bir şiirin ‘aslını vermek’, ozanın bize göstermek istediğini, onun gösterdiği yolla başka bir dile aktarmakla olur. Aynı şeyi terimli bir dille söylersek, ‘aslını vermek’ burada, bir şiirin anlamını ve sesini başka bir dile aktarmak demek olur.

    Şiir çevirisinde, sanırım, en başta üzerinde durulması gereken nokta, bu “ses”tir; çünkü odur şiiri öteki yazın türlerinden ayıran.
    Ne ile ilgilidir bu “ses”? Ya da: bu “<a class=”hashtag” href=”/tr/etiket/ses”>#ses</a>” nelerden oluşur?
    Şiirin “biçimi”yle hemen hemen hiç ilgili değildir. Hemen hemen diyorum, çünkü bu “ses”in yaratılmasını değil, iletilmesini etkileyen, dizelerin kâğıt üzerinde dizilmesindeki görsel biçim ya da nakarat gibi şeylerin, biçimsel öğeler olup olmadığı tartışılabilir. Şiirle ilgisinde ‘<a class=”hashtag” href=”/tr/etiket/biçim”>#biçim</a>’, Doğu ve Batı yazınındaki vezinlerin, ölçü-uyak ilişkilerinin oluşturduğu biçimleri akla getirir. Bunlar, bir yandan ozana sınırlar çizer, öbür yandan da <a class=”hashtag” href=”/tr/etiket/alliteration”>#alliteration</a> gibi başka ses-söz ustalıklarıyla birlikte, bu tür şiirlerin müziksel olmasını –kulağa hoş, bazen da fazla hoş gelmesini− sağlarlar.

    ‘Ses’le anlatmak istediğim, şiirlerdeki bu tür müziksel uyum değildir. Bu “ses” ölçüsüz uyaksız şiirlerde de bulunur. Üstelik, <a class=”hashtag” href=”/tr/etiket/ölçüsüzuyaksız”>#ölçüsüzuyaksız</a> şiirlerde onu müziksellikle karıştırma tehlikesi de yoktur. Çünkü ölçüler-uyaklarla sağlanan <a class=”hashtag” href=”/tr/etiket/müziksellik”>#müziksellik</a>, dizeli bir yapıtta, kolayca, ‘ses’ dediğim şey sanılabilir ve dizeli bir yapıtı değerlendirmede insanı kolayca uyutabilir: kulağa hoş gelen dizelerle nelerin gösterildiğine, nelerin tanıtıldığına bakmasını ona unutturabilir.

    Yüksek sesle okunmak için yazılır şiir. Bu da şiirin yapısından gelen bir gerekliliktir. Çünkü ozan, göstermek-tanıtmak için iletmek istediğini –anlamı-, kurduğu imgelerle, sözcüklerden kurduğu imgelerle dile getirir. İşte bu yüzden okuyucu, ancak kulak aracılığıyla, kendi sesini ya da başkasının sesini dinleyerek, bu imgelere ulaşabilir, böylece de ozanın iletmek istediğini anlayabilir.

    Şiirde kulak aracılığıyla görülür <a class=”hashtag” href=”/tr/etiket/imge”>#imge</a>; çünkü anlamı taşıyan bu sesten imgedir. Şiirde imge kuran sesi yaratan, iletilmek istenen anlama göre imgenin dillendirilişidir. Dile gelen, burada anlam değil, imgedir; anlam, ancak, o sözcüklerle kurulmuş imgelerle iletilir.

    İşte, bu “bir anlamı dille imgeleştirme”, yani bir anlam ile imgesi arasında belirli bir dille kurulan ilişki, bir şiirin “ses”ini oluşturur. “Ses”i yaratan, bir dilin imgeleştiren kullanılışıdır: dille anlamı imgeleştirirken, sözcüklerin seçimiyle, yan yana getirilişiyle, birleştirilmesiyle, değiştirilmesiyle yaratılır “ses”. Ve bu “ses” anlamı iletir; ozanın gösterdiğine, tanıtmak istediğine bu “ses”le ulaşılır.
    ***
    Şiir çevirisinde başka bir dile aktarılması söz konusu olan, işte bu “ses”tir. Bu aktarım, başka bir dille “aynı sesi” yaratmakla, başka bir dilin sözcükleri ve olanaklarıyla aynı imgeyi kurmakla olur.

    Burada, belirli bir dille kurulmuş bir imgeyi başka bir dille yeniden kurmak, o başka dille belirli bir imge arasında bir ilişki kurmak demektir, bu da yepyeni bir iştir. Şiir çevirmeyi en zor çeviri yapan, bazen da “şiir çevrilemez” dedirten şey, işte, bu yeni ilişkiyi kurma gerekliliğidir.

    Çevirmenin bunda ustalığı, bir şiiri anlarken bu “sesi” yakalamasına ve kendi diliyle imge kurmaya ne denli alışkın olduğuna sıkı sıkıya bağlıdır. Bir çeviri, bir şiiri oluşturan her şeyin onda düğümlendiği bu “ses”i ne denli veriyorsa, o denli başarılıdır demektir.

    Aslının “ses”ini vermeyen ya da farklı bir “ses” veren şiir çevirileri –bu farklı “ses” aslının “ses”inden “daha güzel” sayılabileceği zaman bile– bence çeşitli derecelerde “başarısız”, yani amacına ulaşmamış çevirilerdir.
    ***
    Buraya kadar söylediklerimin çoğu, şiiri çevirmeye ilişkindi. Bir şiirin başarılı çevrilip çevrilmediği ise, ürüne bakılarak söylenebilir. Bu başarı şiir çevirmeninin ustalığına bağlıdır: çeviri yaptığı dili ne denli bildiğine ve bu dilde imge kurma olanaklarının ne denli bilincinde olduğuna. Çünkü şiir çevirmeni, ozanınkine benzer bir iş yapar: hazır dilden öte, bir dilin o andaki gelişiminin olanaklarını kullanır, şu farkla ki, ozan bununla bir imge yaratır, çevirmen ise bir imgeyi yeniden kurar.
    Bir şiir çevirişinin aslını verip vermediğine onun “sesini” aslının “sesi”yle karşılaştırarak söyleyebiliriz. Bunu söylerken de, iki bütünü karşılaştırmakla edindiğimiz bir izlenimi dile getiririz. Hem, çok güçlü bir “sesin” çok başarılı bir aktarımı karşısında olduğumuz zaman, böyle bir karşılaştırma yeter bile diyebiliriz.

    Ne var ki, sesi pek güçlü olmayan şiirler de çevriliyor, çok başarılı olmayan çeviriler de yapılıyor. Neden yapılmasın hani? Bir işlevi olmuyor denemez bu çevirilerin, daha başarılıları yapılıncaya dek…

    Ama bir çevirinin başka bir çeviriden daha başarılı olup olmadığına karar verebilmek için, iki çeviri metnini birbiriyle değil, şiirin aslına göre birbiriyle karşılaştırmamız gerekir. Bir tek çeviriyi değerlendirmede bile, onun pek başarılı olmadığını söylemeye, ancak kendimiz aynısını çevirip daha başarılı bir örneğini vererek hak kazanırız. Çünkü farklı imge yaratma olanakları olan bir dilde “aynı” imgeyi kurabilmek, çevirmenin dil kuyumculuğundaki ustalığına bağlıdır.

    Böylece, diyebilirim ki, bir şiir çevirisini değerlendirmede yapmak zorunda olduğumuz işlerden biri de, karşısında bulunduğumuz çeviriyi başka çevirilerle -aynı şiirin aynı dildeki başka bir çevirisiyle, yoksa da başka şiirlerin aynı dildeki çevirileriyle- karşılaştırmaktır. Ayrıca, bir çeviriyi, aynı şiirin başka dillerdeki çevirileriyle karşılaştırmaktan da öğrenebileceklerimizi unutmamalı.
    ***
    Yukarıda söylediklerimden başka yapılacak bir iş ya da sorulacak bir soru daha kalıyor bir çeviri değerlendirmesinde.

    Çeviri yapmak bir hizmettir: birbirinin dilini anlayamayan insanlara bir hizmet, yalnızca bir dili okuyabilen ya da okuduklarının tadını yalnızca bir dilde alabilenlere bir hizmet, her iki dilin kültürüne bir hizmet.

    Bunun için, bir çeviri değerlendirmesinde sorulması gereken bir soru da belirli bir yapıtı bir dile çevirmekle, o yapıtı aslından okuyamayan insanlara bu çeviriyle nelerin sağlandığı; başka bir soru da, o yapıtın çevrilmesiyle o dilin kültürüne ne gibi yolların açıldığıdır.

    Bunlar da, çevrilmiş yapıtın değerine -insanın ne gibi yaşantı ve eylem olanaklarını tanıttığına- ve çevrildiği dilin yazınının durumuna bakılarak yanıtlanabilecek sorulardır.
    ***
    Homeros destanlarının çevirilerinin değerlendirmesine ilişkin bir-iki noktaya daha değinmek isterim.

    Her destanın “şiir” olması gerekliliği var mı yok mu, bilmem; ama dizeler olarak karşımıza çıkan her yapıttan şiir olmasını beklemeye hakkımız vardır.

    Destanı öteki yazın türlerinden ayıran özellik, anlatışında; şiir olan destanları başka şiir türlerinden ayıran özellikse, konu edilende bulunur. Homeros destanlarının bir özelliği ise, vezinleriyle de ilgili görünür.

    <a class=”hashtag” href=”/tr/etiket/Yunanca”>#Yunanca</a>, yoğun dile getiriş olanakları en fazla olan dillerdendir. Ama bu destanlardaki <a class=”hashtag” href=”/tr/etiket/vezin”>#vezin</a>, imgeleri dillendirirken ozanı anlamı yoğunlaştırmaya, ifadeyi de devrikleştirmeye adeta zorlar. Gerçi böyle bir zorlama, hece sayısına değil de, hece türüne dayanan ölçülerin ortak özelliği sayılabilir. Ne var ki İlyada ve Odysseia’daki vezin, dizeleri müzikselleştirmez, monotonlaştırır, denebilir. Veznin sağladığı bu <a class=”hashtag” href=”/tr/etiket/monotonluk”>#monotonluk</a>, ne kadar öğrenmişse öğrenmiş olsun, yaşamayan bir dille yüzyüze olan okuyucu için şiirin “sesini” yakalamasını kolaylaştırır, ama çevirmen için, bu “sesi” öteki dilde vermeye çalışırken işini zorlaştırır.

    <a class=”hashtag” href=”/tr/etiket/İlyadaveOdysseia”>#İlyadaveOdysseia</a>’daki sesten imgelerin yoğun dile getirilişi ve birleşik sözcüklerin, özellikle de ροδοδάκτυλος ήώϛ /pembe parmaklı tan, γλαυκόπις Άθην /mavi gözlü Athena gibi bileşik sıfatların imgelendirmeye sağladıkları, insanı şaşırtır: sesten imge çarpar insana. Bu iki destanı şiir yapan, işte bu eşsiz çarpıcılığı olan sesten imgelerdir. Ne var ki, Homeros’un çeşitli dillere çevirilerinin çoğunda bulamıyoruz bu şiiri; ya da şiiri bulunca, Homeros’u pek bulamıyoruz. Türkçe bugün, Homeros’un şiirini epey bulabildiğimiz çevirileri vardır diye övünebilir.

    Homeros’un Türkçeye tam netin olarak ilk çevirisi, Ahmet Cevat Emre’nin, ilk cildi 1941’de, ikincisiyse 1942’de Türk Dil Kurumunca yayımlanan Odysseia çevirisidir. 1957’de bu çevirinin ikinci baskısı ve yine <a class=”hashtag” href=”/tr/etiket/AhmetCevatEmre”>#AhmetCevatEmre</a>’nin yaptığı İlyada’nın ilk tam metin çevirisi Varlık Yayınları arasında çıkmıştır. <a class=”hashtag” href=”/tr/etiket/AzraErhat”>#AzraErhat</a> ile <a class=”hashtag” href=”/tr/etiket/AKadir”>#AKadir</a>’in İlyada çevirisi, tam olarak 1958’de, Odysseia çevirisi de 1970’te Sander tarafından yayımlanmıştır. (1)

    İlyada ve Odysseia’nın bu iki çevirisini okurken, her bir çeviriyi baştan sona kadar asıl metinlerle dize dize karşılaştırmadım; iki çevirinin de bazı parçalarını karşılıklı olarak asıllarıyla karşılaştırdım yalnızca. Homeros’un sözcüklerinin karşılanmasına bakılırsa, bu çerçeve içinde sözünü etmeye değmeyecek bazı aykırılıklar dışında bu çeviriler asıllarına çok “sadık”, yer yer bana fazla dedirtecek kadar “sadık” görünüyor. (2)

    Ahmet Cevat Emre’nin, çevirilerinde <a class=”hashtag” href=”/tr/etiket/OrhonYazıtları”>#OrhonYazıtları</a>’ndan yararlanma düşüncesinin gerekçelerinden biri de, Homeros’un destan dünyasını, bu dünyaya aykırı çağrışımlar uyandırmadan Türk okuyucusuna tanıtmak biçiminde dile getirilebilir. Ne var ki, ortaya çıkan sonucun, çoğu zaman, bu çeviricinin amacına uygun düşmediği söylenebilir. Emre’nin ayrı kültürleri “özdeşleştirerek” sözcük karşılamaları, buna örnek verilebilir. Ama kültürlerin çoğul anlamda “özdeşleştirilmesi” deyimi bu kültür kavramıyla çeliştiği gibi, böyle bir “özdeşleştirme” sonucu karşılanan sözcükler Homeros’un dünyasına aykırı çağrışımlar da uyandırıyor. Emre’nin destan çevirisine ilişkin bu anlayışını ve eski sözdizimi biçimlerinin canlandırılmasına ilişkin düşüncesini tartışmayacağım. “Bilimsel” bir tartışmaya canım girişmek istemiyor burada. Niyeti ve hizmeti daha önemlidir benim için: Türk okuyucusuna Homeros’u tanıtmak istemiş ve Homeros’u Türk okuyucusuna ilk kez o, tam metinler olarak sunmuştur.

    Ama bir Homeros çevirileri değerlendirilmesinde sorulacak en önemli soru; İlyada ve Odysseia çevirilerinde Homeros’un “sesinin” Türkçeye ne kadar aktarıldığıdır.

    Sevgiyle yapmış çevirilerini Ahmet Cevat Emre, özenle. Ama Homeros’un “sesi” aktarılmamış Türkçeye; çevrilen şiir değil, düzyazı metni imiş gibi davranılmıştır. Oysa Azra Erhat ile A. Kadir’in çevirilerini okurken insan, yapıtların bütünlüklerinde tanıyabiliyor Homeros’un “sesini”. Ve diyebilirim ki, okuyabildiğim dillerde elime geçmiş Homeros çevirileri arasında, Homeros’un Yeni Yunancaya A. Eftaliotis’in Odysseia çevirisi bir yana bırakılırsa, Homeros’un “sesini” başka bir dilde en fazla bulduğum çeviriler bunlardır. Homeros’un imgeli dilini -iki-üç kelimenin birleşiminden oluşan sıfatlarını- çoğu zaman başarılı bir şekilde Türkçeye aktarmıştır.

    Homeros’un yapıtlarının değeri -Eski Yunan ve dünya yazınındaki yeri ya da destanlar arasındaki yeri- üzerine ne düşündüğümü burada söylemeyeceğim. Birçoğunu paylaşmadığım, özellikle “bilimsel” türden neler söylenmedi ki… Ancak 60’lı-70’li yıllarda asıllarından yapılmış olan bu çevirilerle ilgili olarak şunu söyleyeceğim: 50-60 yıl önce, ustaları ve çıraklarıyla bir bütün olarak, Batı’nınkinden çok farklı bir kültür geleneğinde köklerini bulan bir yazın dünyasında, binlerce dize çevrilerek Homeros’un “sesini” yalnızca Türkçe okuyabilenlere tanıtmak, çeviri yazınımızda önemli bir olaydır. Kendi yazınının yapıtlarından ancak son otuz-kırk yılda yazılmış olanları okuyabilen ve çoğu, değerlerinden başka her türlü nedenle çalakalem çevrilençevirtilen yapıtlarla beslenen kuşakların düşünce ve dil eğitimi için de önemlidir bu çeviriler. Ve bu çevirilere birazcık “değer atfetmeme” izin verirseniz, derim ki, Homeros’un bir “yurttaşımız” olduğunu, İlyada’yı yanımıza alıp bir-iki saat sonra İlion’da olabileceğimizi düşünürsek, bu çevirilerin önemi daha da artar. (3)

    * Prof. Dr. İoanna Kuçuradi, Maltepe Üniversitesi İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü

    NOTLAR:
    (1) Saptayabildiğim kadarıyla, bunlardan önce yayımlanan, Ömer Seyfettin’in eski yazıyla İlyada Hülâsası (Maarif Vekâleti, 1927) ve Yaşar Nabi’nin Odise’den Müntehap Şarkılar’ı (İstanbul, 1931) vardır. Dr. Arın (Saffet) Engin’in 1958’de yayımlanmış İlyada’sı da vardır. Bu son çeviri, tam metin olmakla birlikte, ikinci dilden yapılmış olsa gerek. Bunun için ben onu burada ele almayacağım.
    (2) Sözgelişi, her iki çeviride daimonios’un “cinler çarptığı”, “cinlere uymuş” diye, ya da Aithiopes’in “yanık yüzlüler” diye etimolojilerinin çevirilmesi.
    (3) İlk versiyonu Türk Dili’nin Temmuz 1978, 322. sayısında yayımlanmıştır.

    <a class=”hashtag” href=”/tr/etiket/şiirçevirisi”>#şiirçevirisi</a> <a class=”hashtag” href=”/tr/etiket/nasıldeğerlendirilir”>#nasıldeğerlendirilir</a> <a class=”hashtag” href=”/tr/etiket/TürkçedeHomeros”>#TürkçedeHomeros</a> <a class=”hashtag” href=”/tr/etiket/İoannaKuçuradi”>#İoannaKuçuradi</a> <a class=”hashtag” href=”/tr/etiket/RomanKahramanları”>#RomanKahramanları</a> <a class=”hashtag” href=”/tr/etiket/TroyaYılı”>#TroyaYılı</a> <a class=”hashtag” href=”/tr/etiket/2018″>#2018</a> <a class=”hashtag” href=”/tr/etiket/aslınıvermek”>#aslınıvermek</a> <a class=”hashtag” href=”/tr/etiket/Homerosdestanları”>#Homerosdestanları</a> <a class=”hashtag” href=”/tr/etiket/şiirçevirmek”>#şiirçevirmek</a> <a class=”hashtag” href=”/tr/etiket/pembeparmaklıtan”>#pembeparmaklıtan</a> <a class=”hashtag” href=”/tr/etiket/mavigözlüAthena”>#mavigözlüAthena</a>
    <img class=”” src=”https://novelheroes.com/Content/Media/Hero/09122019025100605-homeros-.jpeg” width=”2153″ height=”1127″ />

    romankahramanlari replied 1 year, 9 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
<strong>ŞİİR ÇEVİRİSİNİ DEĞERLENDİRME VE TÜ…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now