Selim, Nihat, Kenan: İSTANBUL RAPSODİSİ: KENAN VE ÖLÜMSÜZLÜK EZGİSİ
-
Selim, Nihat, Kenan: İSTANBUL RAPSODİSİ: KENAN VE ÖLÜMSÜZLÜK EZGİSİ
İSTANBUL RAPSODİSİ: KENAN VE ÖLÜMSÜZLÜK EZGİSİ*
Makale Yazarı: Azime Sinem Gültekin
*Bu makale Roman Kahramanları dergisi 24. sayıda (Ekim/Aralık 2015) yayımlanmıştır.
“Ölümsüz olmaya karar verenler, ölümden korkmazlar.” W. Penn
Beyoğlu atmosferinde can bulan üç arkadaş, üç farklı roman kahramanının birbirine kenetlenmesi; her türden okuru kucaklaması, romanın ilk bakışta dikkat çeken önemli noktalarından biri sayılabilir. Romanın bütününde hâkim olan canlı ve çeşitli #Beyoğlu tasvirleri, her türden insanı barındırması, Beyoğlu’na ait bir tınıyı Beyoğlu Rapsodisi’ni gözler önüne sermektedir. Ahmet Ümit, romanda anlatıcı kahramanı #Selim’in ağzından bu tasvirlerini eserinin her köşesine o kadar ince bir işçilikle dokumuştur ki, okur bu tasvirlere tanık olurken, kendini tarihin büyüleyici dokusuna kaptırmaktan ve o devirlerde yaşıyor gibi hissetmekten alıkoyamaz:
“#GalataMevlevihanesi, Tünel’in sol yanına düşen Galip Dede Caddesi’nin girişindeydi. Mevlevihane, II. Bayezid’in veziri olan İskender Paşa’nın av köşkünün yerine, 1491 yılında yapılmıştı. Galip Dede Dergâhı olarak da bilinen Mevlevihane, #DivanEdebiyatıMüzesi haline getirilmişti. (…) Mevlevihane çöldeki bir vaha gibidir. İşlemeli, demir kapısından girip yüzlerce yıllık mezarların yer aldığı türbe ile iki katlı kütüphanenin arasından geçtiğinizde #RuhlarBahçesi’ne ulaşırsınız. Semahhane ve gizemli bahçe sorgusuz sualsiz kucağını açar size…” (s.332)
Ümit, romanlarında hâkim olan sağlam #polisiye kurgunun sosyolojik ve psikolojik çözümlemeler içermesine de dikkat ederek; güçlü bir edebiyat estetiğinin eserlerine hükmetmesini kendine ilke edinmiştir. Belki de bu sağlam tekniği sayesinde eserleri hızlı okunmakta ve okurunu da peşinden sürüklemektedir. Eğer ki edebiyatın bir amacı varsa, bunun insan ruhunu açıklamak olduğuna inanan Ümit’in, Beyoğlu Rapsodisi adlı eserinde tanıma fırsatı bulduğumuz roman kahramanlarını bizlere sunuşu da, adeta bunu doğrular niteliktedir. (http://www.ahmetumit.com/ biyografi.asp)
Ümit, Beyoğlu’nun kucağında büyümüş, her köşesine sinmiş anıları, tebessüm ve gözyaşlarıyla birbirine sarılan üç arkadaşın, deyim yerindeyse, üç kafadarın hikâyesine bizleri tanık ederken, içlerinden birini anlatıcı olarak seçmiştir ki, bunun romana ayrı bir tat kattığını da vurgulamak gerekir. Belki de bu sayede okur ötekileşmekten kurtulmuş; olaylara dâhil olmanın verdiği canlılık ve mutluluk hissini doya doya yaşama fırsatı bulmuştur. Elbette Ümit, okurlarını bu tutumuyla olayların içine daha fazla dâhil etmeye çalışmış ve gerçeklik olgusunu bu şekilde hissettirmek istemiş olabilir. Ancak, Zeynel ve Ayşe Kıran’ın da belirttikleri gibi, bu kahramanların ortaya çıkışı, yazarının anlatısal seçimlerine bağlı olmakla birlikte; gerçek yaşamdaki bireylere öykünse bile, -genellikle- kâğıt ve mürekkepten oluşan bir kurgu kahramanı, yazınsal bir yaratı olmaktan ileriye geçemez. (2007:191)
Eserde dikkat çeken bir başka nokta ise, ailelerinin tek çocuğu olmak dışında ne fiziksel ne de zihinsel olarak ortak bir paydada birleşemeyen Selim, #Nihat ve #Kenan’ın hâlâ bir arada olması, birbirlerinden kopamamasıdır. Ümit’in anlatıcı olarak belirlediği Selim de bu konu karşısındaki hayretini dile getirmekten kendini alamamıştır. Anlatıcı Selim olduğundan dolayı okur, eser boyunca Selim’in kendi ve arkadaşları hakkındaki varsayımlarını gözlemleme fırsatı bulabilmiştir:
“Neden arkadaş olduğumuzu bilmiyorum. Aynı sınıfta olmamız desem, onlarca çocuğun arasından neden üçünüz bir araya geldiniz diyerek kolayca çürütülebilir bu tezim. Belki izcilik… Evet, üçümüz de okulun ünlü izci oymağına girmiştik, ama orada bizim gibi onlarca çocuk vardı (…) Kişiliklerimiz diyordum; evet, okulun hazırlık sınıfında başlayıp yıllarca süren sağlam dostluğumuzun altında yatan asıl neden buydu galiba. Oldukça farklı olan kişiliklerimiz, yan yana geldiğimizde tamamlanıyor, bizi birbirimize çeken tuhaf bir ruhsal üçgen çıkıyordu…” (s. 1-2)
Selim’in varsayımlarına göre, farklı kişilikleri onları bir arada tutan yegâne güç olarak karşımıza çıkmaktadır.
Kendini kurallara harfiyen uyan, grubun sağduyulu üyesi olarak tanımlayan Selim; yoksul arkadaşları Nihat’ı grubun en şanssız ve özgüveni eksik bireyi olarak ifade etmiştir. Grubun her konuda en iyisi olan Kenan’ı ise, doğal liderleri olarak görmektedir. Ancak Selim’in bu durumu kabullenemeyişi ve kendisiyle yaşadığı çatışmalar, okur tarafından yoğun bir şekilde hissedilmektedir. Bu durumu kabullenemeyenin sadece Selim olduğunu söylemek de yanlış olacaktır aslında. Nihat da bu konu hakkındaki fikirlerini cesurca, Selimle aralarında geçen bir diyalogda, ondan daha yumuşak bir tavırla da olsa ifade etme gereği duymuştur. Her ne kadar kıskansalar da, onlardan farklı olan yapısı ve felsefesiyle grubun orijinal üyesi, farklı bir rengi olan Kenan’ı ikisinin de benimsediklerini, açık yüreklilikle ortaya koymuş; Selim de bunu onaylamıştır. Yine de bu durumun sindirilememesi Nihat’tan ziyade Selim’de daha fazla hissedilmektedir. Romanın geneline yayılmış, belki de anlatıcının Selim olmasından ileri gelen Kenan’a karşı bir sitem havasına, gergin bir atmosfere okurlar çoğu sayfada tanık olmaktadır. “Biliyordum, yine her zamanki gibi olacaktı… Tıpkı okul yıllarındaki gibi, Kenan’ın önce karşı çıktığım serüvenine ben de katılacaktım.” (s.223) diyen Selim’in sitemkâr tavrı bu saptamayı onaylar niteliktedir.
Şimdiye kadar arkadaşlarının hakkındaki ifadeleri oranında tanıma fırsatı bulduğumuz Kenan’ın, kendi tabiriyle kendini nasıl anlattığını da bu noktada vermek faydalı olacaktır. Çünkü herhangi bir konu veya kişi hakkında yapılan yorum, ister istemez bireyselleşerek; yorum yapan kişinin görüş ve düşüncelerinden nasibini alacaktır. İşte bu bireysellikten sıyrılmak adına, Kenan’ın kendini nasıl ifade ettiğini de bilmek gerekir. Kenan kendini hayatın tadını gerçekten çıkarmış bir adam olarak tanımlamaktadır. Doludizgin hayatının her kesitine bir şeyler sıkıştırarak onu anlamlandırmayı; ona renk katmayı başarmıştır. Barındırdığı kötü özellikler yok mudur Kenan’ın? Elbette vardır ancak o, iyisiyle kötüsüyle kendini kabullenmiştir. Hayatı boyunca olmayacak işlerin peşinden koşacağını da bilir; işin kötüsü bunlardan pişman olmayacağını da… Kendini tanımaktadır Kenan. Yapısının bu olduğunu ve asla değişemeyeceğini aleni bir şekilde ifade etmekten kaçınmamıştır.
Arkadaşları her ne kadar Kenan’ın bu uçarı yaşantısını kabullense de, eşleri için bu durum maalesef söz konusu olmamıştır. Deyim yerindeyse Kenan’ı adeta bir günah keçisi olarak görmektedirler. Ne zaman bu üç arkadaşın başına bir şey gelse, başları belaya bulaşsa, gözler direkt Kenan’a çevrilmektedir. Tutumlu bir insan olan Selim’in eşi Gülriz, Kenan’ın savurganlığına dikkat çekerek; eşini sürekli Kenan gibi davranmaması konusunda ikaz etmiştir. Ayrıca Kenan’ın çapkınlıklarına da dikkat çeken Gülriz, bu adamın düzgün bir ilişkisi olmayacağını eşiyle aralarında geçen diyaloglarda çoğu zaman dile getirmiştir. Çapkın bir adam olduğunu da inkâr etmez Kenan ki arkadaşları da; arkadaşlarının eşleri de bunun farkındadır zaten. Selim bir kadın için aklından iki hoş, arzu ve şehvet dolu kelime geçirse, kendini Kenanlaşmış hisseder. Çünkü içlerinde en yakışıklı olan da Kenan’dır; özgüven dolu gülümseyişiyle herkesi kendine hayran bırakacak olan da o.
Selim bu başarılı arkadaşıyla sürekli kendini kıyaslamaktan alıkoyamaz. Bunu yaparken cümlelerine eşlik eden sitemkâr bir hava, buruk bir söylem bazen de farkında olmadan dudaklarının arasında beliren alaycı bir gülümseyiş okuyucuya kendini sezdirmektedir. Tıpkı Selim ve Kenan’ın sevgilisi Katya arasında geçen şu ufak diyalogda olduğu gibi:
“Babam gibisin, güçlü, sakin. İnsan senin yanında kendini güvende hissediyor. Kenan’ın yanında ise heyecandan içi içine sığmıyor diye düşündüm alaycı bir tavırla. Bunları düşünürken gülmüşüm.” (s.176).
Selim #Katya konusunda eşi #Gülriz’e rağmen kendini Kenan’la kıyaslamaktan ve ona gücenmekten alıkoyamamıştır. Bunun oldukça yanlış bir tavır olduğunun elbette farkındadır ama kendi iç dünyasında elinde olmadan onunla kendini kıyaslamaktadır. Nihat’ın eşi, oldukça baskın bir karakter olarak romanda karşımıza çıkan #Melek de Kenan’a cephe alan eşler grubunda yerini almıştır. Onun gözünde Kenan, çok parası olduğu için ne yapacağını bilemeyip; abukluk sabukluk peşinde koşan, insanlar açlıktan ölürken ölümsüzlük gibi saçma sapan şeylerin peşine düşen, gereksiz işlerin adamıdır. Bunları Kenan’ın yüzüne söyleyip; kırıcı olmaktan da geri kalmaz. İşte o can alıcı nokta: Ölümsüzlük… Kenan’ın kafasına koyduğu şu fotoğraf sergisi. Sergi sayesinde tanınma hırsı… Anı ölümsüzleştirme fikrinin bu kadar tehlikeli olacağını nereden bilebilirdi ki? Bu uğurda arkadaşlarını da dinlemedi. Selim’in yorumuyla kafasına koyduğunu yapan; yapmak için de maddi ve manevi engelleri olmayan bir adamdı aslında. Farklı, orijinal, heyecan verici tüm aktiviteleri, uçarı karakteri ve hepsinden fazla olan cesaretiyle deneyimlemeyi de başarmıştı. Kafasına koyduğunu hayatı pahasına da olsa yapacak bir adamdı. Kabuğuna sığamayan, sürekli kendini aşmaya çalışan hal ve tavırlarıyla farklıydı ki, romanın her köşesine saçılmış cümleleriyle Selim de bunu sürekli dile getirmiştir zaten. Ayrıca Kenan’ın: “Yanlış olsa da, ucunda ölüm de olsa, bu işi yapacağım.” (s.210) ifadeleri de bu tezi destekler niteliktedir. Bu doğrultuda açmaya çalıştığı, Beyoğlu cinayetlerini ele alan fotoğraf sergisiyle ölümsüzleşeceğine inanan Kenan’ın ısrarı yüzünden, bir cinayeti araştırmaları çerçevesinde maceralı olaylar birbirini takip eder.
Belki de ömrü boyunca bulaştığı, yapmayı kafasına koyduğu her şeye karşı takındığı inatçı ve coşkulu tavrı, ona başarıyı getirmişti. Hatta mücadele verdiği bir amaç için, hesapsız bir ölümü bile göze alarak; ömrünü aşan bir başarıya imza bile atmıştı. Romanda okur bu duruma, hayretler içinde tanık olmaktan kendini alamaz.
* Sinem Gültekin, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yeni Türk Edebiyatı, YL
KAYNAKÇA:
1-Kıran, Zeynel-Ayşe (Eziler) (2007), Yazınsal Okuma Süreçleri, Seçkin Yayıncılık, Ankara.
2- Ümit, Ahmet (2014), Everest Yayınları, Beyoğlu Rapsodisi, İstanbul.
3- http://www.ahmetumit.com/biyografi.asp .
Sorry, there were no replies found.
