Şehrazat: Hikâye Ölüme Karşı
-
Şehrazat: Hikâye Ölüme Karşı
Hikâye Ölüme Karşı*
Makale Yazarı: Melisa Ceren Hasmaden
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Ekim/Aralık 2011, 8. sayıda yayımlanmıştır.
“Doğu deyince Binbir Gece düşer aklımıza,” der Borges. Binbir Gece Masalları’nda Çin, Hindistan, Mısır, Fars halk hikâyelerinin Arap etkisiyle harmanlanır ve ortaya bir Doğu portresi çıkar. Masalların kaynağının 9. yüzyılda Arapçaya çevrilen Hazâr Afsâna (Bin Hikâye) olduğu söylenir. Eklemeler, bölümlemeler ve Arap masallarının da metne girmesiyle Binbir Gece Masalları’na evrilen bu hikâyelerin ana bir çerçevede toplanması ve anlatıcı Şehrazat’ın sahneye çıkması birkaç yüzyıl sürer. 14. yüzyıl dolaylarında Binbir masal Şehrazat’ın dudaklarından dökülmektedir. Şehrazat’ın metne eklenmesiyle birlikte, masallar romansı bir bütünlüğe oturur. Artık Binbir Gece Masalları’nın asıl karakteri Şehrazat’tır ve hikâye onun hikâyesidir. Şehrazat karşımıza hem bir kurban hem bir kahraman, hem bir “storyteller”hem de bir oyuncu olarak çıkar.
Masal der ki; kadınlara karşı öfke, kin ve korkuyla dolu Şehriyar, ülkenin tüm kadınlarını bir geceliğine kendine eş olarak alır ve her gelin, gerdek gecesinin sabahında öldürülür. Böylece Şehriyar, kendisini bu sadakatsiz, iffetsiz, sinsi, dalavereci ve her türlü şeytanlıkla donanmış “kadın” illetinin kötülüklerinden korumuş olur. Ta ki Şehrazat ile karşılaşıncaya kadar.
Peki, Şehrazat’ı diğer kurban kadınlardan ayıran nedir? Öncelikle masalcının söylediğine bakarsak, Şehrazat eğitimli ve akıllı bir kadın olarak öne çıkar. Ayrıca diğer kızlar Şehriyar’a sunulurken Şehrazat bu gidişe gönüllüdür. Ya bu cinayetleri durduracaktır ya da kendi kellesini verecektir. Şehrazat’ın bu kıyıma karşı geçtiği direnişte ne –kız kardeşi hariç– destekçisi ne de Şehriyar’a denk bir iktidarı vardır. Böylece sırtını hikâyelerine veren Şehrazat, Şehriyar’ı hiç de hazırlıklı olmadığı bir yerden, “merak eden yanından” yakalar.
Şehrazat’ın kendi hikâyesi üzerine düşünmeye meyil ettikten sonra, nereden bakarsam bakayım, düşüncenin patikaları beni hep aynı noktaya götürüyor: Edebiyat dünyayı değiştirir (mi?) Bu yarı kabul yarı şüphe halindeyken insan faktörünü es geçmemek gerek. Hikâyeler insan içindir. Evet, belki edebiyat tek başına dünyayı değiştirmez. Peki ya insanı? Hikâyeler bizi yeni biri yapmasa da dünyaya bakacağımız yeni bir pencere sunuyor olabilir mi? Bu soru karşısında hâlâ muğlaktayım. Belli ki Şehrazat’ın bu soruya verecek olumlu bir yanıtı varmış. Böylece hikâyelerini kuşanıp bu kadın yiyen ejderhanın inine girmiş. İşte kurbanın kahramana dönüştüğü an tam da burasıdır.
Ancak burada karşımıza çıkan kahraman-kurtarıcı modeli, alışkın olduğumuz erkek kahramanlardan biraz farklıdır. İşin içine fiziksel güç ya da şiddet girmez. Doğrudan bir meydan okuma da yoktur. Hasmının karşısına dikilip açıkça hodri meydan demektense arkadan dolanmayı tercih eder. Şehrazat bir kurban olarak Şehriyar’ın oyunundaki rolünü sürdürür. Şehriyar’ı teslimiyetine ikna etmesi, Şehrazat’ın planının olmazsa olmaz parçalarından biridir. Zira son arzusu olarak kız kardeşini çağırmasıda bunun göstergesidir. Şehriyar’ın oyunundaki kadının acizliği, Şehrazat’ın planında bir tür silaha dönüşür.
Doğu’nun Bilinçaltı
Böylece üst kurgu Şehrazat’ın Şehriyar’a karşı hayatta kalma mücadelesi erkek egemenliğindeki kadının yaşamının da özgürlüğünün de erkeğin iki dudağının arasında olduğu Doğu’da, kadının hayatta kalma -hatta varolma- mücadelesine dönüşür.
Orhan Pamuk, Binbir Gece Masalları için yazdığı önsözde bu kadın-erkek durumunu şöyle özetler: “Binbir Gece Masalları’nın dünyasında kadınlar her zaman güvenilmezdir, hiçbir zaman samimi değildirler ve hep küçük oyunlar ve hilelerle erkekleri kandırırlar. Zaten masalların anlatılmaya başlaması, Şehrazad’ın hikâyelerini söylemesi de sevgisiz bir adama karşı hayatını kurtarmak isteyen bir kadının hilesine dayanır. Bütün kitabı besleyen kadınlar hakkındaki bu görüş elbette ki aynı hayal ve kültür dünyasında yaşayan erkeklerin derin ve en temel korkularını yansıtır. Kadınların hile yapıp dolap çevirmede başvurdukları en önemli silahlarının cinsellikleri olması bu korkuları pekiştirir. Binbir Gece Masalları bu bakımdan anlattığı coğrafyanın erkeklerinin en derin terkedilme, boynuzlanma ve yalnız bırakılma korkularını yansıtır.”
Binbir Gece Masalları, Doğu’nun bilinçaltıdır. Bu bilinçaltında dalgalanıp duran korkular denizinde Şehrazat’ın yeri nedir öyleyse? Şehrazat, Şehriyar’ın korkularını doğrular biçimde ona bir kumpas kurar. Üstelik anlattığı masallar onu bir canavara dönüştüren korkularını hortlatacak türlü hile hurda, ihanet, dalaverelerle doludur. Yine de Şehriyar hikâyelerin büyüsünden kendini alamaz. Ve sormadan edemez, “Ee, peki sonra?” Artık Şehriyar’ın merakı, Şehrazat’ın hayatı üzerine oynadığı kumardaki en büyük ikinci kozudur.
Doğu’nun Şehrazatları
Peki, Doğu’nun en büyük başyapıtlarından biri kabul edilen Binbir Gece Masalları’nın bir kadının dudaklarından dökülmesi tesadüf müdür? Bu doğurgan, birbirine ulanan, dönüşlü anlatımıyla akan masallar aslında bize hiç de yabancı değildir. Burada Hasan Ali Toptaş’ın, “Ben Şehrazat ile Beckett’ın çocuğuyum,” deyişini hatırlatmak isterim. Hasan Ali Toptaş, kendi anlatıcılığın kökleri sorulduğunda, bunlardan biri için annesini işaret eder. Bir röportajında annesinden söz ederken; “Ege topraklarında Hatice kod adıyla yaşayan bir Şehrazat derim ben onun için. Çünkü okuma yazma bilmez, tekniğin t’sinden de haberi yoktur ama herhangi bir şeyi ballandıra ballandıra çok güzel anlatır. Bir komşuya gidişini anlatırken farkında olmadan başka bir hikâyeye, oradan bir başkasına, oradan bir başkasına geçer ve farklı zamanları bir araya getirerek sonuçta yüz metrelik bir yürüyüşü anlatıyorum diye, tutar koskoca bir kasabanın hikâyesini anlatır,” der. Az önceki soruya geri dönersek, hayır, bu anlatı/hikâyeleme geleneği bize hiç de yabancı değildir. Çünkü yüzyıllardır hikâye Doğu’da bu damardan, kadınlardan akar. Şehrazat da bu damarın yüz yıllar geriye uzanan bir prototipidir; Doğu’nun bilinçaltındaki mükemmel kadındır o. Güzeldir, bilgedir, akıllıdır ve fedakârdır. Ama yine de bunlar onun hayatını kurtarmaya yetmez. Hâlâ ispat etmek zorunda olduğu bir şey vardır: O da sadakati. Doğu’nun kadından olmazsa olmaz talebi kusursuz sadakat ve teslimiyet. Masalın onuna vardığımızda Şehriyar artık Şehrazat’ın sadakatinden şüphe etmemektedir; işte bu nedenle “yaşamını bağışlar”.
Hikâye Bunun Neresinde?
Şehrazat’ın yapması gereken/yaptığı Şehriyar’ın zihnini sarıp sarmalamış olan “kadınlar kötüdür” önyargısını kırmaktır sadece. Peki, hikâye bu denklemin neresinde? Shan Sa, “Yazmak dünyayı değiştirmez. Yazmak dünyanın değişmesine izin verir,” demişti “Kalemin Gücü: Yazmak Bir Şeyi Değiştirir mi?” panelinde. Şehrazat, ancak Şehriyar ondan şüphe duymaktan vazgeçtiğinde yaşamını kurtarabilmiştir. Ama bunda hikâyenin payı hiç mi yoktur? Şehrazat’ın hikâyeleri öfke ve intikam duygularından daha güçlü bir motivasyonu, merakı, harekete geçirmeseydi eğer; Şehriyar ona bu şansı, kalbini kazanma fırsatını sunar mıydı? Buna kişisel cevabım hayır. Öyleyse, Shan Sa’nın sözlerine dönecek olursak; hikâyeler Şehriyar’ı fikrini değiştirmemiştir, değişmesi için izin vermiştir. Türlü kötücül duyguların bürüdüğü gözlerini başka bir yöne çevirmeye itmiştir, kendi gerçekliğine geri döndüğünde ise bu kör edici duygulardan arınmış bir karara varabilir. Hikâye’nin buradaki işlevi arındırıcılıktır. Ve evet, bir şekilde hikâye Şehriyar’ı değiştirmiş ve Şehrazat’ın hayatını kurtarmıştır.
#şehrazat #şehriyar #binbirgecemasalları #anonim #masal #romankahramanları #hikâyeölümekarşı #melisacerenhasmaden

Sorry, there were no replies found.