Savvas: DİMİTRA KALPELUZU’NUN KÖKLERİNDEN SÖKÜLMENİN KASIRGASINDA ROMANI

  • Savvas: DİMİTRA KALPELUZU’NUN KÖKLERİNDEN SÖKÜLMENİN KASIRGASINDA ROMANI

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 13:34

    DİMİTRA KALPELUZU’NUN* “KÖKLERİNDEN SÖKÜLMENİN KASIRGASINDA” ROMANI ÜZERİNE*

    Röportaj: Şebnem Arslan

    *Bu röportaj ROMAN KAHRAMANLARI (Ekim/Aralık 2014) 20. sayıda yayımlanmıştır.

    “Yüzüstü uzandığı ıslak kiremitlerin üzerinde tutunmaya çalışıyordu #Savvas. Soğuk hava kemiklerine kadar işlemiş parmaklarının ucu donmuştu ama duyduğu korku ve endişe karşısında bunlar önemsizdi. Hâlâ korkudan titriyordu. Boşunaydı korkusunu yenmek için verdiği savaş. Buz gibi dondurucu soğukta daha ne kadar kalabilirdi ki burada? Daha ne kadar dayanabilirdi?

    Tam aşağıdan gelen bir ses duydu. Çatı katına çıkan merdivenin basamaklarında atılan adımlar duyuyordu. Ayak sesleri çatı arasındaydı şimdi. Sonra yeniden merdiven basamaklarında. Aşağı iniyorlar. Evden dışarı çıktılar artık. Konuşmalarını duyuyordu. Başka bir evin kapısını çaldıklarını seslerini duyuyordu. Biraz daha ilerdeki başka bir evdeydiler artık. Çatının eğimi yüzünden göremiyordu ama görmeye de çalışmadı. Onları görmemek ve onlara görünmemek için gözlerini sıkıca kapamıştı. Ah ne zaman kardeşinin çatı arasının küçük penceresinden usulca kendisine “Hadi gir içeri! Gittiler” dediğini duyacaktı?

    Derin sessizlik… Ne oldu acaba? Birden gözlerini açtı. Elleri battaniyesine sıkıca sarılmıştı. Tüm vücudu terden sırılsıklam ve buz kesmişti. Yüreğinin ağzında attığını, şakaklarının atışını hissediyordu. Yine aynı rüyayı görmüştü! Yine aynı kâbus onu endişe ve tedirginlik dolu yıllara geri götürmüştü. Amele taburu denilen ölüm yolculuğundan kaçmak için çatı arasında saklanarak yaşadığı o yıllara.
    O günlerin üzerinden çok uzun yıllar geçmiş, hayatında bir sürü değişiklikler yaşamıştı. Çok sevdiği memleketler görmüş, insanlarla tanışmış, yerleşmiş, değişmiş, geçmişteki olaylardan acı duymadan konuşabilir hale gelmiş, geçmişi unutup affederek hayatına ve gündelik görevlerine devam etmişti. Ancak bazı geceler, gençlik yıllarında yaşadığı tedirginlik ve huzursuzluk davetsiz misafir gibi gelen bu kâbus onu ölümle yüzyüze geldiği ancak sonunda hayatının bağışlandığı o ana geri götürüyordu.
    Bazı geceler rüyasında kendisini Ordu’da- #Kotiora‘da- gâh evinde, gâh sahilde bazen de küçük kentin dar sokaklarında görüyordu. Genelde hep aynıydı rüyasındaki görüntüler, tıpkı hafızasına kazındığı gibi ama bazen farkı değişmiş de olsalar her hâlükârda mekân hep aynıydı. Hep #Ordu‘daydı… Ve her seferinde kâbusundan uyandığında aynı şeyi düşünüyordu; bir daha asla dönemeyeceğini…”

    Böyle başlıyor Dimitra Kalpeluzu’nun “Köklerinden Sökülmenin Kasırgasında” adlı romanı. Yapıt, memlekete duyulan hasreti ve ondan uzak kalmaya zorunlu bırakılan birinin acısını, hüzünlerini gözler önüne seren bir çalışma. Ordu’dan başlayıp #Rusya‘ya, oradan #Yunanistan‘a uzanan anılara ve gerçek olaylara dayanılarak yazılmış bir roman bu. Kalpeluzu, romanında, tarihte iz bırakan #Mübadele süreciyle birlikte; öncesi ve sonrasında her iki taraftan insanların yaşadığı olayları tarafsız ve insancıl bir bakış açısıyla, sarsıcı bir biçimde anlatıyor.

    Dimitra Kalpeluzu ile #RomanKahramanları için bir söyleşi yaptık. Yazar, “Hepimiz aynıyız. Hepimiz insanız. Kimse kimseyi tek taraflı suçlayamaz tarihte yaşananlar için; keşke yaşanmasaydı hiçbiri ama önemli olan aynı zorlukları aynı sıkıntıları bir daha yaşamamamız için birbirimizi daha iyi tanıyıp anlamaya çalışmamızdır.” vurgusuyla başladı söyleşimize.

    ***
    Roman Kahramanları (RK): Mübadelenin Yunan edebiyatına etkileri nelerdir sizce?

    Dimitra Kalpeluzu (DK): Mübadelenin Yunan edebiyatına etkisi büyüktür, bu elbette göz ardı edilemez ancak mübadeleyi takip eden gelişmelerin edebiyata olan etkisi belki de daha fazladır. Kendi kitabımda, #LozanAntlaşması‘nın gerekleri üzerine gerçekleşen mübadele ve sonucunda yaşanan olaylara yer verdim. Mübadeleyi yaşamak zorunda kalan insanlarda derin yaralar açan olayların etkisi daha sonraki kuşakları da etkilemiştir. O dönemin insanları, yaşam tarzları ve kültürleri üzerine bugün bilinen ne varsa, çoğunluğu mübadele üzerine yazılmış önemli edebi eserlerde ortaya konmuştur. Kendi kitabımı yazmaya başladığımda; resmi kaynaklar dışında mübadele üzerine yazılmış romanlardan da bilgiler edinmeye çalıştım. Çünkü bizim “#30Kuşağı” diye adlandırdığımız en önemli yazarlarımızın edebi eserleri insanların dile getiremedikleri bir çok kederin ve olayın herkese ulaşmasında büyük rol oynamışlardır.

    RK: #Vatan ve mübadele kavramına bir romancı olarak nasıl bakıyorsunuz?

    D.K: İnsanın vatanından uzakta yaşaması başlı başına zor ve meşakkatli bir iştir. Ancak bu zorlukları bilerek göze alarak yaşayınca insan her şeyi kabulleniyor. Her zaman yüreğinin derinlerinde belki bir şeyler değişir de baba ocağına geri dönerim diye ufacık da olsa bir umut ışığı taşır insan. Ancak mübadeleye maruz kalan insanların yaşadıkları yaptırımla gelen bir zorunluluk olduğundan onların yaşadıkları gurbetçilikten çok daha acı verici ve zordur. Kesinlik taşıyan “bir daha asla” anlamındaydı mübadele. İnsanların doğdukları topraklardan, memleketlerinden bir daha geri dönmemeleri üzere sürülmeleri, bu çapta ilk kez görülen bir durumdu. Mübadele, tamamen kişisel özgürlüğün ihlal edilmesiydi. Kişilerin tercih yapması söz konusu bile değildi. Başka bir ülke vatandaşlığı, resmi kimlikler; her şey bir zorunluluktu. Türkiye’ye yerleşmek zorunda bırakılan Yunan Müslümanların bu durumda ne hissettiklerini de düşünün. Bu durumu, bir romancı gözüyle, gerçek bir dram olarak düşünüyorum.

    RK: Bu romanı yazmaya karar vermenizdeki en büyük etken neydi?

    D.K: Küçük de olsa içinde bir umut ışığı taşıyan öyküleri anlatmayı seviyorum. Yaşanmışlıkları romanlaştırmak ve okuyucuyu cesaretlendirerek katlanılması zor, trajik durumlarda bile en azından tutunacağı bir Tanrı’nın olduğunu anımsatacak hikâyeleri yazmayı seviyorum. Ayrıca, hayatın kendisinin en iyi roman yazarı olduğuna inanıyorum. #Yaşanmış bir ömür vardı karşımda. Kuzey Yunanistan’ın önemli gazetecilerinden olan Ordulu Savvas I. Kantarcis’in gençlik yıllarına dair anılarını temel alan bir roman bu.
    Romanın kahramanı, bana tam da istediğim türde bir kitabın temasını verdi. Öte yandan, okuyucuların tarihi olayları daha detaylı ve gerçekçi açıdan görmelerini istedim. Gelecekte yaşanabilecekler için bunlardan ders çıkarmalarına yardımcı olmayı amaçladım. Çünkü ben de “tarih tekerrürden ibarettir” sözüne inanıyorum.

    RK: Yazarken karşılaştığınız zorluklardan söz etmek ister misiniz?

    D.K: Kitabı yazarken karşılaştığım en büyük zorluk elimden geldiği ve olabileceği kadar objektif olmaya çalışmaktı. Bir halkın tamamını iyi ya da kötü olarak karakterize edemem; iktidarların yaptıklarının sorumluluğunu bir halkın tamamına yükleyemem. Bu düşünceden kopmadan yazmaya çalışmak zordur, her an öznel yargılar devreye girebilir. Bundan çekindim çok. Yaşanan tarihi olayları farklı kaynaklardan okuyarak ve karşılaştırarak değiştirmeden sıraya koyup olayların sebeplerini ve sorumluluklarını hiçbir halka yüklemeden anlatmaya çalıştım. Türk halkını sevdiğim için kitabımın Türk okuyucuyu üzmesini de istemedim. O kadar duygusal, insani, yüce yüreklilik gerektiren güzel hikâyeler okudum, duydum ki Türkler hakkında; bazılarına kitabımda yer verdim. Öyle güzel, insanı etkileyen olaylar varken kimseyi suçlayamam. Neticede her iki tarafın da kusurları var. Mübadele benzeri kötü olayların gelecekte yaşanmamasını dileyelim.

    RK: Ordu’ya hiç gitmediğinizi söylediniz. Oysa #Boztepe‘den #Çambaşı’na, semtlere kadar kenti betimlemişsiniz. Halkın gelenek- göreneklerini ve güncel hayatını sanki orada bulunmuş gibi yazmışsınız.

    D.K: Bizi iki halk, kültürel açıdan akraba gibiyiz. Elbette birbirimizden etkilenmişiz. Yüzyıllarca birlikte yaşamış, var olmuşuz. Bunun sonucunda farklı bir şey düşünülemez. Gerçekten çok benziyoruz. Yunan halkına Türklerden geçen birçok şey var; ortak kelimelerimiz, yemeklerimiz, müziklerimiz, hayat anlayışlarımız… Ordu’yu da araştırdım, inceledim ve elde ettiğim bilgilerin hiç de yabancım olmadığını gördüm. O nedenle belki iyi betimleyebildim. Öyle sanıyorum ki Türkiye’ye, Ordu’ya gitsem kendimi hiç yabancı hissetmem.

    * Dimitra Kalpeluzu, 1944’te Kerkira’da doğdu. Yunanistan ve Almanya’da öğretmenlik yaptı. Çevirmenlik de yapan Dimitra Kalpeluzu’nun ilk romanı Yunanistan’da 6. baskısı yapılan “Arya’nın Barakasında”dır. Almancaya “Die Tochter des Geigers” (Violistin Kızı) adıyla çevrilip yayınlanmıştır. Kısa süre önce okuyucularıyla buluşan “Köklerden Sökülmenin Kasırgasında” adlı romanı 1900-1924 yılları arasında yaşananlara ilişkindir.

    #mübadele #YunanEdebiyatı #hayatınkendisi #eniyiromanyazarı #ΔημήτραΚαλπελούζου #Στονανεμοστρόβιλοτουξεριζωμού

    romankahramanlari replied 1 year, 9 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
DİMİTRA KALPELUZU’NUN* “KÖKLERİNDEN SÖKÜLMENİN KA…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now