Savaş: ADEMOĞLU NEREDEYDİN?
-
Savaş: ADEMOĞLU NEREDEYDİN?
ADEMOĞLU NEREDEYDİN?*
Makale Yazarı: Medeni Yılmaz
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI (Ocak/Mart 2018) 33. sayıda yayımlanmıştır.
“Dünya çapında bir felaket bazı şeylere hizmet edebilir. Cürmün işlendiği sırada başka yerde bulunulduğunu ispat etmeye de yarar Tanrı önünde… ”. (1)
Adını, Theodor Haecker’ın 1940 yılında yayımlanan bir kitabından alıntılanan bu epigraftan alan kitap, savaş sonrası Alman edebiyatının önde gelen isimlerinden #Nobel Edebiyat ödüllü yazar Heinrich Böll’ün ilk önemli romanıdır. Roman 1951 yılında yayımlanır.
Almanya’nın VicdanıMedeni YılmazMedeni Yılmaz
#HeinrichBöll’e “Almanların vicdanı” denmesi boşuna değildir. Ya da yapıtlarının, “Savaş sonrası neslin otobiyografisi” olarak tanımlanmaları… Zira #BirinciDünyaSavaşı’nın en çetrefilli döneminde,1917’de dünyaya gelen bu büyük yazar, #AdolfHitler Almanya’da iktidara geldiğinde 15, İkinci Dünya Savaşı başladığında ve zorunlu olarak askere alındığında 22, savaş bittiğinde ise 28 yaşındadır. Dolayısıyla ömrünün neredeyse yarısı savaş tedirginliği, ölüm korkusu ve yıkımlara şahitlikle geçmiştir. Hatta öldüğü 1985 yılına kadar da “#SoğukSavaş” olarak adlandırılan dönemin huzursuzluğunu taşımıştır sırtında. Üstelik ülkesi Almanya gerek ideolojik gerekse coğrafi olarak Doğu ve Batı şeklinde bölünmüştür ve Böll bu bölünmüşlüğü, bu ikiliği iliklerine kadar hissetmiştir. Bu ikilik karakterine de yansımıştır. Onu derinlemesine inceleyen yapıtında Prof. Gürsel Aytaç Böll için, “Çelişkili gibi görünen birçok özelliği bünyesinde toplayan bir yazardır: Dindar Katoliktir, ama eleştiriciliği, hicivciliği elden bırakmaz. Fakirlere, toplumun alt tabakasına ayrı bir sempatisi vardır ama sosyalist ya da komünist değildir; vatanına bağlıdır, fakat milliyetçilik çığırtkanlığından nefret eder.” (2) der. Zaten onun romanlarında problem edindiği bir diğer sorun da #vatansızlık/ #yurtsuzluk üzerinedir. Kahramanları ya yurt özlemi içerisinde kıvranırlar, ya da yurtlarında yabancı muamelesi görürler. #Savaşyorgunu kahramanları yurtlarına ya dönemezler ya da döndüklerinde ise eski sıcaklığı bulamazlar. Kısacası kendi vatanlarına yabancılaşan karakterlerin yaratıcısıdır Böll. Mutsuzluğa gebe bir ömür sürenlerin yazarıdır.
Theodor W. #Adorno’nun pek ünlü “Aushwitz’den sonra artık şiir yazılamaz” sözünü hatırlattığı bir konuşmanın devamında, ondan daha da ileri giderek, “#Aushwitz’den sonra insan artık soluyamaz, yiyip içemez, sevemez ve okuyamaz” (3) diyerek neden “Almanya’nın Vicdanı” olduğunu açığa çıkartır. Bu gibi nedenlerledir ki savaş sonrası dönemde en çok okunan ve saygı duyulan Alman yazardır Böll. Üstelik Komünist olmadığı halde Doğu Almanya’da ve Sovyet Rusya’da bile kitapları diğer tüm Alman yazarlardan daha fazla basılmaktadır. Nihayet 1972 yılında Nobel edebiyat ödülü aldığında, artık tüm dünyada kabul gören bir yazar konumuna gelmiştir.
Savaşın Hazırlanışı = Romanın Hazırlanışı
“Hep yazmak istedim, gençlik çağımda yazmayı denedim; ancak kelimeleri daha sonraları buldum” (4) diyordu Böll “Kendime Dair” başlıklı otobiyografisinde. Kelimeleri savaşla birlikte bulmuştu Böll. Savaşın silahlar vasıtasıyla dağıttığı, harflere böldüğü ve tersyüz ettiği kelimeleri toparlamıştı. Savaş bitince başladı yazmaya; biriktire biriktire…
“Ademoğlu Neredeydin?” özet olarak Almanların #İkinciDünyaSavaşı sırasında #Macaristan’dan geri çekilişi zamanlarındaki küçük küçük olayları konu edinir. Romanda tek ve ana bir olay yoktur. Küçük ve önemsiz gibi görünen birkaç olayın yan yana dizilmesi şeklinde kurulmuş bir romandır. Toplam dokuz bölümden oluşan romanda, bölümler arası geçişte de serbestlik ve diğer bölümlerden bağımsızlık söz konusudur. Zira her bölümde yeni bir karakter çıkarıyor karşımıza Böll. Her karakterin savaş sırasındaki tutumunu yansıtıyor. Çünkü Böll’e göre her savaş, genel bir tarih olmasının yanında, sayısız kişisel tarih anlamına da gelir. Çünkü savaşta yalnızca kahramanlar, komutanlar ya da devlet adamları yoktur; savaşa atılmış aciz bireyler de vardır. Zaten romanın problem ettiği mesele de budur; Böll’ün eleştirisi ve şikâyeti yalnızca savaşlardaki vahşete değil, asıl olarak savaşı hazırlayan etmenlere ve bundan beslenecek kişileredir. Çünkü Böll’e göre savaş bir sebep değil, sonuçtur. İnsanoğlunun açgözlülüğü, acımasızlığı, umursamazlığıdır aslında savaşı başlatan. Hatta romanın girişindeki #epigraf Böll’ün savaşa karşı bakış açısını oldukça etkileyici bir biçimde yansıtıyor. Böll’e göre İnsanoğlunun bahanesidir savaş. Yarın öbür gün tanrı huzurunda sorguya çekildiğinde ve bunca vahşet varken nerede olduğu sorulduğunda, “#savaştaydım” diyebilmek içindir savaş çıkartmak. O derece absürd bir durumla karşı karşıyadır insanoğlu.
İnsanoğlunun Savaştaki #Absürd Durumu ya da Savaşın Absürdlüğü
Absürdlük aslında savaşın kendisinde vardır. Örneğin romanın ilerleyen bölümlerinde karşımıza çıkacak olan #AstsubayFinck karakterinin ölüm biçimi bu saçmalığı çarpıcı bir dille vurguluyor… Finck bir #şarapuzmanıdır ve bulunduğu karargâhta şaraptan anlayan tek kişidir aynı zamanda. Komutanlarından birisi daha iyi şaraplar içebilmek için, evet yalnızca bunun için, onu iyi şarapların olduğu Macaristan’a, çatışma ortasına gönderir. Finck, komutanının emrine uygun olarak iyi şarapları toplar; ancak cephede kurşunların hedefi olur. Şaraplarla dolu bavulunu korumak için öne atılır ve şarapların büyük kısmı sağlam kalırken, kendisi ölür. Yakınlarında bulunan rütbelilerden biri ise bu ölümü “talimatlara aykırı” (5) şeklinde değerlendirir ve şaraplardan bir yudum alarak hiçbir şey yokmuş gibi yoluna devam eder. İşte savaşta insanoğlunun önemsizliği ve diğer taraftan vurdumduymazlığı üzerine Böll’den çarpıcı bir sahne. Ölüm bile bireyin suçunu hafifletmez. Diğer yandan sizin tüm çabanız beyhudedir. Böll’e göre savaşta #kahraman yoktur; ölünce tek bir cümleyle geçiştirilirsiniz. Buna bir diğer önemli Alman savaş romanı, Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok kitabını da örnek verebiliriz. Erich Maria Remarque’in romanının son paragrafında da bunca ölüme rağmen, cephede kayda değer bir gelişmenin olmadığı notu düşülür. İki büyük savaşı işleyen farklı dönemlerin iki büyük romanının vurgusu da aynı: Savaş kavranılması ve bir mantığa oturtulması pek mümkün olmayan olaylar silsilesidir. Örneğin, bir çavuş karargâh kurduğu yerin önünde aylardır bulunan bir mayına basarak parçalanır. Romanın esas kahramanı Feinhals ise savaşın bitimiyle evine dönerken, tam evine vardığı sırada bir topçu ateşine maruz kalıyor ve kendi evinin içinde can veriyor. Savaş boyunca ve evine dönüş yolunda hayali adamakıllı uyumaktı; şimdi ebediyen uyuyabilir!
Böll, bunun gibi basit ölümler aracılığıyla savaşın saçmalığını ve insanın savaş sırasındaki akıl tutulmasını irdeler. Ona göre insan, savaşlar vesilesiyle kendi çıplak ve yabani varlığına atılmıştır. Hatta daha da ileri giderek, insanın savaşın adeta tutsağı olduğunu belirtiyor. Örneğin romanın ana karakteri diyebileceğimiz #Feinhals, bir çarpışmada sol kolundan ciddi yaralanır. Ağlayacağı, üzüleceği veyahut acı çekeceği yerde, buna oldukça sevinir. “Feinhals kendini hiç böylesine mutlu duymuş muydu bilmiyordu.” (6) cümlesinden de anlaşılacağı üzere, sol kolunu kaybettiği halde akıl tutulması olarak yorumlayabileceğimiz bir mutluluğa kapılıyor. Aslında mutluluğunun kaynağı, elbetteki vurulması değil; savaşın, cephenin ve zorunlu askerlikten kurtulmanın ümididir onu mutlu eden.
Böll’e göre savaş bir çelişkiler yumağıdır. İnsanoğlu bu çelişkiler içerisinde adeta kaybolmaktadır ve bir girdap gibi sürekli içeriye sürüklenmektedir. Ancak girdaptan kurtulmak için akıntıya karşı ters yönde yüzmek gibi boşa bir çaba sarf etmektedir. Üstelik insanoğlu, sadece çevresine karşı değil, kendi içerisinde de tutarsızdır. Gündelik hayatında asla yapamayacağı bir şeyi, savaş şartlarında bile isteye yapabilmektedir. Kendi doğal arzularına, alışkanlıklarına aksi yönde davranış sergileyebilmektedir. Örneğin Macaristan’daki kampın komutanı Filskeit, insan ruhunu okşayan müziğe tutkundur. En büyük tutkusudur #müzik; özellikle de koro halinde söylendiğinde bundan apayrı bir keyif almaktadır. Ama aynı zamanda ülküsüne düşkün ateşli bir #Nazi subayıdır. Kampta esirlere önce şarkı söyletmektedir; sesi güzel olanları koroya almaktadır. Nitekim romandaki önemli karakterlerden olan Yahudi kökenli #İlona da eski bir müzik öğretmenidir. Sıra İlona’ya geldiğinde Filskeit ondan şarkı söylemesini ister. İlona bir ilahi söylemeye başlar. Olağanüstü güzel söylemektedir, üstelik aşırı güzeldir ve sarışındır da. Filskeit’in arzu ettiği her şey bu Yahudi kadında mevcuttur. Filskeit olağanüstü haz alarak dinlerken yavaş yavaş acı çekmeye başlar. Çünkü idealleştirdiği kadın tipi tam karşısındadır; ancak o bir #Yahudi’dir. Aniden alnının tam ortasına isabet ettirdiği bir kurşunla onu öldürür. Okuru şoke eden bu dramatik olay, Böll tarafından hiç de dramatize edilmeden oldukça yalın ve sıradan bir olay hüviyetiyle kaleme alınır. Çünkü yukarıda da dediğimiz gibi, Böll’e göre insanoğlu bir çelişkiler karmaşasıdır!
Modernist Bir Metin
Heinrich Böll’ün “Ademoğlu Neredeydin?” romanı, teknik açıdan da oldukça başarılı denemelerin olduğu bir yapıttır. Romanda olayların zenginliğinden ziyade karakterlerin psikolojisine yönelmesi, insanların savaş karşısındaki tutumlarını derinlemesine irdelemesi, onu diğer savaş romanlarından farklı bir noktaya taşır. Bir diğer deyişle, “Dış olayın, iç olayın gerisine atılması, romanın hiç şüphesiz çok daha önemli bir özelliğidir” (7) . Böll bunu özellikle #içmonolog, #bilinçakışı ve geri-dönüş (#flashback) gibi yöntemlerle sağlıyor. Dolayısıyla romanda tasvir edilen şey savaş sahneleri değil, savaşın kişinin içsel dünyasındaki yansımalarıdır. Savaş cephede değil, insanoğlunun içinde yaşanmaktadır. Kişi bir yandan bu kaotik atmosferde varoluşsal sorunlarla savaşırken, diğer yandan çevresel etkilere karşı uyanık durmalıdır.
Romanda iç monolog ve bilinçakışı kadar üstünde önemle durulan ve okuru metne hapseden bir diğer yöntem de #leitmotif kullanımında saklıdır. Böll savaş sürecinde psikolojisi bozulan, dengesini kaybeden, an’ı kavrama ve ona odaklanma sıkıntısı yaşayan karakterleri öylesi trajik bir üslupla tasvir eder ki, okura acıma hissi dışında alternatif bırakmaz. Ki Böll, daha önce de dediğimiz gibi, hiçbir olayı dramatize etmeden ve süslü ifadelere yer vermeden yapıyor. Örneğin savaşta yaralanan albaylardan biri olan Bressen’in akıl sağlığını kaybetmesini leitmotif aracılığıyla okura yansıtıyor. Albay sürekli ve bilinçsizce aynı şeyi tekrarlar durur: “Şampanya, soğuk şampanya… Ve bir de küçük kadın”… bu tekrarlar vesilesiyle şiirsellik de sağlanırken, albayın geçmişi ve alışkanlıkları hakkında okur bilgilendirilmiş oluyor. Hem metin zenginleşiyor hem okura yorum kapısı açılıyor
İhtiva ettiği karakter sayısı bakımından zengin bir romandır “Ademoğlu Neredeydin?”. Toplam dokuz bölümden oluşan romanda Böll, her bölümde en az bir karakter sunuyor okura. Her karakter o bölümün sürükleyicisi oluyor. Tabii Feinhals gibi, İlona gibi pek çok karakter de birden fazla sahnede belirebiliyor. Sahneye çıkan her karakter savaşın farklı bir boyutunu çağrıştırıyor. En başta dediğimiz gibi, Böll’e göre her savaş bir kişisel tarih silsilesidir. Dolayısıyla bu dokuz bölümün her birinde ortaya çıkan karakterlerin kişisel hikayelerinin örtüştürülmesi vesilesiyle metni tek bir kurguda birleştirerek romanın iskeleti oluşturuluyor.
Henüz genç yaşta (34) bitirmesine rağmen oldukça yetkin bir roman karşımızdaki. Gerek modernist unsurların kullanımı, gerek kişilerin iç dünyasını yansıtmadaki başarısı ve gerekse savaş romanlarına getirdiği farklı bir boyutla Ademoğlu Neredeydin?, hiç kuşkusuz yüzyılımızın en etkili kitaplarından biridir. Romanda alıntıladığımız bir pasaj, kitabın özeti mahiyetinde okunabilir:
“Ama insanları bir şeye zorlamak olmazdı; insanlar öldürülürdü ancak, biricik zorlama buydu onlara onaylanacak… Yaşamaya hiç kimse zorlanamazdı, sevdaya da; saçmaydı bu…İnsanlar üzerinde kudreti olan tek şey ölümdü.” (8)
NOTLAR:
(1) Heinrich Böll, “Ademoğlu Neredeydin?”, Cem Yayınevi, 1971, sayfa 5.
(2) Gürsel Aytaç, “Romancı Yönüyle Heinrich Böll, Gündoğan Yayınları, 1995, sayfa 14.
(3) Heinrich Böll, “Frankfurt Dersleri”, Can Yayınları, 1998, sayfa 23.
(4) Heinrich Böll Stiftung Derneği, “Heinrich Böll: Yaşamı ve Eserleri”, Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği, İstanbul 2009, sayfa 5.
(5) A.G.E. sayfa 134.
(6) A.G.E. sayfa 30.
(7) Klaus Betzen, “XX. Yüzyıl Alman romanında Savaşın yorumu ve Anlatılması”, Türk Dili Dergisi – Roman Özel Sayısı II, Sayı 159, Sayfa142.
(8) A.G.E. sayfa 118.#savaşsonrası #AlmanEdebiyatı #Almanyanınvicdanı #savaştedirginliği #ölümkorkusu #savaştakahramanyoktur

Sorry, there were no replies found.