Sandman: Trajik, Gotik ve Karanlık ama Rüyalar Kadar da Gerçek
-
Sandman: Trajik, Gotik ve Karanlık ama Rüyalar Kadar da Gerçek
Trajik, Gotik ve Karanlık ama Rüyalar Kadar da Gerçek*
Makale Yazarı: Yiğit Değer Bengi
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI dergisinin Ocak/Mart 2011 5. sayısında yayımlanmıştır.
Rüyaların Efendisi, Morpheus, Oneiros, Kai’ckul ya da Sandman (Kum Adam). Yunan Mitolojisi’nde Morpheus, Ölüm’ün kardeşi olan Uyku’dur, Onerios ise rüyaların ta kendisi… Batı folklöründe ise kum adam uykuya dalan çocukların gözlerine kum atarak tatlı rüyalar görmelerini sağlayan bir rüya perisi… Peki, Sandman nedir? Bir çizgi roman kahramanı mı? Bazen öfkeli ama çoğu zaman insanoğluna karşı şefkatli olan bir tanrı mı? Eskinin masallarıyla ve sonra da 80’lerin cici çizgi filmleriyle, hatta pembe gelecek umutlarıyla büyümüş çocukların karanlık, vahşi kapitalist bir dünyada, endüstriyel gerçeklikte ergenleşmeleri sonucunda ortaya konan Post-Gotik akımın çok güçlü bir parçasıdır Sandman. Aslında bir anlamda rahatlıkla Post-Gotik’in bir Frankenstein’ı ya da Drakula’sı olarak düşünülebilir.
1989’da Neil Gaiman’ın kaleminden, DC Comics’in çıkardığı ve ülkemizde de 2000’li yıllarda oldukça popüler olmuş kahramanının adıyla anılan Sandman, gelmiş geçmiş en sofistike ve entelektüel çizgi romanlardan biri kabul edilir. Yazarı Neil Gaiman’ı da dünyanın en tanınmış birkaç çizgi roman senaristinin arasına sokmuştur. 1960 doğumlu Gaiman, Sandman’le fantazi edebiyat dünyasının en saygın üç ödülünden biri olan World Fantasy Award’ı bir çizgi roman senaryosuyla alan ilk yazar olmuştur. Gaiman sonraları dilimize de çevrilen çok önemli kitaplar da yazdı (Amerikan Tanrıları, Coraline, Yıldız Tozu, Mezarlık Kitabı, Yok Yer gibi) ama yazarlık yaparak hayatını sürdürebileceğini ilk kez çizgi romanlarla, özellikle DC Comics’le anlamıştı. Özellikle de Sandman’le… Rüya âleminin hükümdarı Sandman antropomorfik bir varlıktır. Antropomorfizm doğal mitolojilerden gelen ama 19. yüzyılda tanımlanmış bir kavramdır. Antropo eski Yunanca’da “insan”, morphe ise “biçim” demektir. Rüzgârlardan Güneş’e, kavga, hırs, sevgi gibi duygulardan zaman ve kaos gibi kavramlara kadar birçok tözsel varlık, eski mitolojilerde insanlaştırılır ve birer tanrı olarak karşımıza çıkar. Örneğin Eros ile Psykhe öyküsünü anımsarsak, orada Aşk’ın ve Ruh’un birbirine kavuşamaması antropomorfik iki karakterin edebi birer metafora dönüştürülmesiyle anlatılır. Aslında edebiyat tarihi boyunca gitgide durulaşsa da karakterlerin, en derinde aslında birer metafor olarak kullanılması ya da tasarlanması sık kullanılan bir tekniktir. Tabii bazen yetenekli yazarların bunu bilinçsizce, doğal olarak yaptığı da olur, bunun da analizi bu kez edebiyat kuramcıları tarafından yapılır.
Gaiman 60 doğumlu bir çizgi roman yazarıydı. Tüm eserlerinde Roger Zelazny ve Michael Moorcock gibi iki devin etkileri çok açık bir biçimde görülebilir ama bunun yanı sıra onun çocukluğunu yaşadığı 60’ların sonu, 70’lerin başı arası dönem, Amerikan çizgi romanının tabiri caizse “ikinci şahlanışı”nın yaşandığı yıllardı. DC’den çok bahsettik. DC Comics çok geniş, bilim-kurgusal ve sofistike bir evren tasarımı olan (1930’lardan beri gelişen) bir çizgi roman markasıdır. Belki de Marvel’le birlikte en büyüğüdür. Süpermen ve Batman gibi karakterler onlara aittir. (Antropomorfik mi demiştik? Yarasa-adam…) 40’ların sonuna kadar Altın Çağ’ını yaşayan Amerikan çizgi romanı sonradan düşüşe geçen eski kahramanlarını o yıllarda tekrar canlandırmıştı. Biz Türkiye’de o canlanışa 80’lerin sonu ve 90’ların başında tanık olduk. O yıllarda 70’lerin çizgi romanlarını okuduk. İşte Sandman DC’nin daha entelektüel bir okuyucuya hitap eden Vertigo isimli yayın dalından çıkan, o doygunluğun, tecrübeli çizerlerin ve öncesinde birikmiş devasa bir kütüphanenin ve tabii tıpkı Borges’in dediği gibi “bir yazar olmaktan önce çok iyi bir okuyucu olan” yetenekli bir yazarın ürünüydü.
Sandman’i ve sonradan bu çizgi romandan çıkan başka karakterlerin öykülerini yazarken Gaiman oldukça Shakespearevari bir yaklaşım izlemiştir. Özellikle kurgusal evreni Shakespeare’in trajedilerindekine çok benzer. Gaiman Eski Yunan trajedileri, Kuzey Mitolojisi’nin karanlık atmosferi ve Eski-Ahit’e dair birçok kavramın üzerine kurulan evrenini yaratırken gerek dil, gerekse de konu bağlamında birazdan da değinileceği gibi Shakespeare’den etkilendiğini zaten doğrudan ona adanmış iki sayıda da gösterir. Yarattığı bizimkine çok benzeyen, alternatif ama tüm rüyaların gerçek olduğu bu evrende Rüyalar girdabı, Habil ve Kabil, hatta özelleşmiş kâbuslar hepsi de Sandman gibi antropomorfik özellikler taşıyan ve kavramların kişileşmiş halleri olan pek çok karakter, ince ince işlenmiş ve kolaylıkla “çizgi romanın Shakespeare’i” olarak tanımlanabilecek bir dille ortaya konmuştur. Gotik karanlığı 90’ların gençliğini derinden etkilese, hayal gücünü zorlayan kurmacası fantastik okurunu cezp etse de, derin metaforları “gelmiş geçmiş en entelektüel çizgi roman” övgülerine layık görülmüş olsa da, Sandman’in en önemli erdemi dilidir. İngilizcenin geniş olanaklarını en zarif ve kuvvetli bir şekilde kullanması en çok takdir edilen yönlerinden biri olmuştur Sandman’in. Sanırım biraz görselliğinden de bahsetmek gerek Sandman’in. Vertigo, sanatsal çizgileri, ticari yayınlardan daha özgürce kullanan bir alt-yayın olduğundan Dave McKean ve Sam Kieth’in Sandman’de çıkardıkları iş, çizgi roman sanatının ustaları tarafından da takdir edilir. Sandman’in bir diğer ilginç yönü de DNA’sında İngiliz Rock Grubu Cure’un vokalisti Robert Smith’in alternatif, karanlık ve zarif görünümünden ve gotik havasından da bir şeyler olmasıdır. Bu yönüyle belki Crow’la da görsel bağları olabilir. Ama işin aslı Sandman herkese farklı görünür. Afrikalı sevgilisine siyahî bir bilge-adam gibi, modern Britanyalı gençlere bir Rock yıldızı gibi, hatta Mars’tan gelen Altın Çağ süper-kahramanı Jonn Jonnz’a Mars’ın unutulmuş Rüya tanrısı L’Zoril olarak görünür. Biraz önce de sözünü ettiğimiz gibi DC Comics’in yıllar içinde oluşturduğu tüm çizgi romanlarını içinde barından devasa bir kurmaca evreni vardı. Büyük çizgi roman efsaneleri olan yazarların 40’larda başladığı ve 90’lara kadar gelen uçsuz bucaksız, yüzlerce karakterle dolu DC Multiverse’ten (çoklu-evren) bol bol yararlanır Gaiman. Sandman’in kendisi bile bu çizgi roman evreninde sıkça rastlanan aynı isimli birkaç farklı karakterin yapıtaşlarından çıkmıştır. Altın Çağ’da yine Sandman isimli çok farklı bir karakter aslında bir anlamda Gaiman tarafından revize edilmiştir diyebiliriz. O karakter dışında Sandman çizgi romanında ara sıra boy gösteren çeşitli insanlar, süper-kahramanlar, melekler, tanrılar, kadim varlıklar, hatta cehennem iblisleri bile –söz gelimi Etrigan– bazen DC evreninin eski birer parçasıdır. Sandman’in bazı sayılarında edebiyata keskin göndermeler vardır. Sandman’in ilk sevgilisi Afrikalı bir kraliçe olan Nada, aslında Alan Moore’un da sık sık gönderme yaptığı, Süleyman’ın Hazineleri’nin yazarı Viktoryen dönem fantazya ustası Rider Haggard’ın aynı isimli romanının baş karakteridir. Bir diğer sayı Dickens’ın İki Şehrin Hikâyesi’ne, çok önemli bir diğer sayı da kaçınılmaz olarak daha önce belirttiğimiz gibi
Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası’na göndermedir. Gaiman’ın evreninde Shakespeare bile oyunlarını Sandman’in onuruna, onun verdiği ilhamla yazmıştır. Sandman’in kadere teslim olma, insan zayıflığının nihai olarak çöküşe yol açacağı temaları gibi eski tragedyalarla çok ortak yönü vardır. Aynı tragedyaların karanlık yönleriyle Gaiman’ın çok iyi bildiği ve “Amerikan Tanrıları”nda da etraflıca kullandığı Kuzey Efsaneleriyle bu bakımdan benzeştiğini söyleyebiliriz. Yunan mitolojisindeki tek bir gözü paylaşan kâhinler (Graeae) tipolojisi hem Kuzey Mitolojisi’ndeki Nornlar hem de Macbeth’teki cadılarda görünür. Gaiman Sandman’de bu klişeyi çok ilginç bir yere taşırken Yunan Mitolojisi’nden ziyade tıpkı Shakespeare gibi Kuzey Mitolojisi’ne daha yakın durmuştur. Mitolojiye bakış açısındaki derinlik Gaiman’ın en kuvvetli yönlerinden biridir. Gaiman’ın aslında kurgusal anlamda mitoloji ve masalları inceleyen Campbell ya da Propp’un ortaya koyduğu taslağı izlediğini söylemek mümkün. Balinanın karnına düşüş, büyülü nesnelerin peşinde aydınlanma yolculuğu, öte-dünyaya giriş, Perseus ya da Macbeth gibi yaparak üç yönlü, üçlü dişi-kâhinlere akıl danışması türünden temel öğeler Sandman kurgusunda gözlemlenebilir.
Sandman’de bir ana temadan söz edilebilirse aslında temelde Sandman’in yitik umutlarla ilgi olduğunu söylemek gerekir. İlk sayılardan birinde Dr. Destiny isimli bir karakter vardır. Bu karakter yine DC’nin süper kahraman evreninden gelmektedir. Rüyaların gizemini arayan deli bir bilim adamı- dır, ismi Dr. Kader diye çevrilebilir. Rüyaların nelerden yapıldığını anladığını birkaç sayfa sonra öldüreceği bir kadına izah ederken şöyle söyler: “İnsanlar rüyaların gerçek olmadığını düşünürler çünkü onların parçacıklardan yapılmamış, maddi olmayan şeyler olduğunu sanırlar. Oysa rüyalar gerçektir. Ama rüyalar bakış açıları, görüşler, anılar, kelime oyunları ve yitik umutlardan yapılmıştır.” Tüm seri boyunca sıklıkla insanların rüyalarından ve bu bağlamda umutlarından ve bunların yitirilmesi durumunda dönüştükleri halleri anlatan sahneler kurulur. Bunların en önemlilerinden biri Sandman’in giriş hikâyesinde, çözüm özelliği olan bir sahnedir. Sandman 1916’dan 1980’lere kadar yetmiş yıl boyunca deli bir Hermetiğin tutsağı olmuştur. Yani rüyalar âlemi efendisiz, düşler sahipsiz kalmıştır. İşte Sandman ortada yokken yıkılan düşler, kırılan umutlar ilk birkaç seri boyunca Sandman çizgi romanının hikâyesinin ana aksini oluşturmaktadır. Sandman geri döndükten sonra bir kez de Cehennem’e uğrar. Oradaki bir iblisle yaptığı zihinsel düello çizgi romanın belki de en klasikleşmiş sahnelerinden biridir. Düello her ikisinin de sırayla bir şekle bürünüp karşısındakini alt etmesinden ibarettir. Pir Sultan Abdal’la Güzel Kız’ın atışmasına benzer. Sandman düelloyu şöyle kazanır: İblis son hamle olarak “Her şeyin sonundaki karşı konulmaz ve yitmez karanlığım” der. Sandman ise bunun karşılığında “Ben Umut’um,” diye cevap verir. Ama bunu söyleyen Sandman aslında Ölüm’ün kardeşidir… Rüyalar her zaman edebiyatın ve özellikle de fantastiğin en vurucu konularından biri olmuştur elbette ama Sandman herhalde bu dalda bir ikondur. Bağdat’ın Halifesi Harun Reşit’le Binbir Gece Masalları ilhamıyla ilgili o devirde geçen bir macerası vardır ama sonra sahne günümüze gelir ve bombalarla yıkılmış Bağdat’ın molozlarında pek de rüya görmeyen ve umutları kalmamış bir çocuk dolaşmaktadır… Gaiman’ın Sandman’i tüm estetik erdemlerinin yanında ciddi bir modern toplum analizi de sunmaktadır. Amerikan rüyasından, anfetaminlere kadar Beat Kuşağı’nın birçok teması Sandman çizgi romanında da bulunabilir. Gaiman’a göre gerçek çok karanlık, acımasız ve hastalıklı olabilir, Ölüm umutlarını yitirmiş nihilist, gotik bir kız gibi görünüyor olabilir ama rüyalarda her zaman umut vardır. Habil bile kendisini kardeşlerin birbirine hiç zarar vermediği, büyük kardeşin küçüğünü hep sevip kolladığı “kardeşçe” bir diyarda yaşarken görmektedir rüyasında. Ne var ki rüyanın bir de diğer yüzü vardır. Yine Cehennem yolculuğunun sonunda Sandman iblislere meydan okurken ve rüyaların onlar için bile önemli olduğunu anlatırken şöyle der: “Cennet’in rüyası olmasa Cehennem neye yarardı?”#gotik
#morpheus
#mitoloji
#antropomorfik
#worldfantasyaward
#dccomics
#süperkahraman
#hermetik
#Robertsmith
#shakespeare
#borges
#beatkuşağı

Sorry, there were no replies found.