Salih: Ağır Roman: Bir Erkek Olma Hikâyesi
-
Salih: Ağır Roman: Bir Erkek Olma Hikâyesi
Ağır Roman: Bir Erkek Olma Hikâyesi*
Makale Yazarı: Behre Övgü Özalp
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Ekim/Aralık 2018,36. sayıda yayımlanmıştır.
“Zamanı kim okşayabilir ki?”
E. P. Thompson, 1963’te yazdığı İngiliz İşçi Sınıfının Oluşumu adlı kitabında “İşçi sınıfı oluşturulduğu kadar kendi kendini de oluşturmuştur” der. Erkeklik kavramının baskı, hegemonya üzerinden değerlendirildiği coğrafyalarda, tıpkı işçi sınıfı gibi erkeklik kavramı da toplumun ona uygun gördüğü biçime girdiği kadar kendisi de bu kalıbın oluşturulmasında rol oynar.
#MustafaAltıoklar tarafından sinemaya da uyarlanan #MetinKaçan’ın #AğırRoman’ını modern klasik diyebileceğimiz bir sınıflamayla ele alabiliriz. Hatta “modern kült” diye tanımlanabilecek bu kategorik tutumda her gün şahit olduğumuz bir toplumsal cinsiyet düzeni ve her an farkında olsak da olmasak da icra edilen toplumsal cinsiyet hegemonyasına ayna tutması yatmaktadır.
Her Gün Her Yerde Bu Oyun Oynanıyor…
“Her gün, her yerde… Bu oyun oynanıyor, bu roman yaşanıyor…” alt başlığı, Ağır Roman’ın tam da bu konuyla ilişkili olduğunu göstermekte ve aslında #JudithButler’ın #performativity olarak adlandırdığı, toplumsal cinsiyetin bir kimlik oluşturma amacıyla her an icra edilmesi, tekrarlanması üzerinden oluşturulduğunun bir özeti mahiyetindedir.Kolera sokağı, seks işçileri ve bölgede yaşayan Romanları ile kendine özgü bir kültürü yansıtırken bölgenin koruyuculuğunu yapan bir nevi otoriter -zaman zaman da bölge halkını hor gören kötüye kullanan- kabadayıları ile anılmaktadır. Anlatı boyunca Salih’in genç delikanlılıktan çıkıp “iyi” kabadayılardan biri olma mücadelesini izlerken sadece Kolera’da değil, her gün her yerde oynanan bir “oyun”a da şahitlik ediyoruz: Toplumsal cinsiyet kimliğini bir gömlek gibi üzerine giymek ve erkeklik hegemonyasının gerekliliklerini yerine getirmek. Anlatının başından sonuna kadar karakterlerin kimliklerinin cinsellikle alakalı olarak kurulması, bu noktadan referansla toplumdaki yerlerinin belirlenmesi, Raewyn Connell’ın belirttiği üzere erkeklik hegemonyasının üreme sistemleri üzerinden oluşturulduğuna işaret eder.
Hegemonyanın işleyişini sadece romandaki erkek karakterlerin kadın karakterler üzerindeki hükmünden değil, aynı zamanda erkek karakterlerin kendi aralarındaki hiyerarşiden de okumak mümkündür. Salih’in performe ederek yürümesini, konuşma şeklini değiştirerek tespih sallayarak öğrenmeye çalıştığı erkeklik, erkekliğin kadınlığı baskı altına alarak ve de kendinden “güçsüz” erkekleri ezerek yerini sağlamlaştırdığı, “adam” sayıldıktan sonra bile devam eden, bu kez de “gerçek bir adam ve/ya adam gibi adam” olmak için uğraş verdiği bir yapıdır. #Kolera’daki kabadayılardan biri olmak her ne kadar kendi tercihi olmasa da Salih, saygı görmek isteyen birinin belli şekilde davranmasını gerektirecek bir sistemin içine doğmuştur. Ya sürekli dalga geçilen, ciddiye alınmayan bir “şopar” olacak ya da “adam” olacak ve saygı görecektir. Baba evinden ayrılır, ceketini omzuna alır, Reis’e karşı gelir ve de beklendiği üzere erkekliğini bir kadını kanatlarının altına alarak ve onu kendine bağlayarak pekiştirir. Bu pratikler sadece Salih tarafından değil, öncesinde de Kolera’nın en önemli adamı olmak isteyen diğer erkekler tarafından da icra edilmiş, “doğal” karşılanmışlardır. “Kulaklarınızı açın da beni dinleyin leylekler! Ben kolera açık hava üniversitesi seksoloji bölümü mezunuyum. Bugün size manitalar hakkında iki tane tüyo vericem.” Judith Butler tekrar tekrar yinelenen bu ritüellerin aslında sosyal, sembolik olarak yapılanmış, stilize edilmiş ve belli bir düzeni olan pratikler olmasına rağmen doğal, kendiliğinden gelişen süreçler olarak görüldüklerini söyler.
Delikanlı Kim?
Salih’in oluşturmaya çalıştığı erkeklik son derece kaygan bir zemin üzerine temellendirilmiştir, her gün tekrar etmesi gerekir. Romanda “delikanlı”nın kim olduğuna dair bir tanıma da gidilmiş, farklı sahnelerle seyirciye delikanlılığın “raconu” aktarılmıştır. Delikanlılığın aman diyene el kaldırmamaktan, kendinden büyüklerin yanında tespih tutmamaya kadar pek çok kriteri vardır. Bunların yanı sıra özgür olmaktan, kafasına eseni yapmaktan da geçmektedir, nitekim Arap Sado, Salih’e uyuşturucuya bulaşmamasını söylediğinde, Salih artık bir delikanlı olduğunu ve istediği yere gidebileceğini söyler. Berber Ali de böyledir. “Berber Ali, Kolera’daki hayatın ciğerine ve sertliğine daldıktan sonra hesapta hiç yokken zevk düşkünü kevaşelerin aşk tuzağına kendini kaptırmıştı. Çapkınlık yaparken ayak bağı olmasın diye karısına öyle tırsınç hikâyeler anlatmıştı ki, kadıncağız ‘Dışarı çıkarsam boğulurum,’ korkusuyla uzun yıllar sokağa ayağını göstermemişti.” Kolera erkeklerinin kaygan zemini, kadınlarını eve hapseder niteliktedir.Romandaki ilginç bir diğer nokta da “onursuz” davranan bütün karakterlere “ibne” denilmesidir. Delikanlı davranmayan herkes bu kategoriye girebilir: “ibne” kelimesi cinsel kimlikten daha fazlasına işaret eden, bir zümre oluşturma amacıyla kullanılan bir kelime hâline gelmiştir. Judith Butler da bununla ilgili olarak heteroseksüellik, kendi birliğini ve kimliğini korumak amacıyla kendi kendini tekrar etmeye ihtiyaç duyuyorsa o hâlde her daim risk altındadır iddiasında bulunur. Delikanlılık durağan bir hâl değildir, sürekli ilan edilmesini gerektirir, #heteroseksüellik ilk şartıdır. Delikanlılık, gerektiğinde Salih’i karanlık atölyenin üst katına çağıran, Salih’i baştan çıkarmaya çalışan, Salih’e romantik hisler besleyen eş cinsel kan kardeşini azarlamayı, hatta onu küçük bir bıçak darbesiyle uyarmayı gerektirir.
Salih’in yolculuğunda mihenk taşlarından biri de bir hayat kadınına âşık olmasıdır. Erkek olma süreci tavır, davranış, “racon”un ötesinde cinsellik üzerinden kimliğini bulan bir olgudur ve Salih’in saygı görmesi Reis kadar çok kadınla beraber olması ile ilişkilidir. Delikanlı olmanın kurallarından bir diğeri de elinin altında bir kadın -tercihen bir hayat kadını- bulundurmak, onu sadece bir cinsel obje olarak kullanmak ve asla ona âşık olmamaktır. Salih’in Tina için duyduğu arzu, onun erkekliğini şekillendirirken aynı zamanda kendisini risk altına sokmaktadır, zira artık kaybedeceği bir şey vardır. Tina’yı kaybetmesi, onurunu ve de dolaylı olarak kurmaya çalıştığı erkekliğini kaybetmesi anlamına gelir. Salih’in bölgedeki hâkimiyetini kaybetmesi ile birlikte Tina’nın Reis ile birlikte olduğunu görürüz, kim daha “erkek” ise Tina ona gitmiştir. Kadına şiddet ve bir kadını sahiplenme üzerinden de Salih ve Reis, içinde bulundukları hegemonyayı pekiştirirler: kadın sadece kendi izin verdikleri ölçüde davranabilecek, erkeğin sözünden çıkmayacaktır. Connel bununla ilgili olarak kadınların erkeklerden sadece farklı görülmediğine, aynı zamanda alt seviyede görüldüklerine işaret eder. Tina da erkek karakterler için yalnızca bir cinsel meta değil, erkeklerin kendilerini ispatlayarak “işgal etmeleri” ve güçlerini ilan etmeleri gereken bir bölge olmuştur.
#Salih için okura artık geri dönüşün mümkün olmadığını anlatan sahne, Tina’yı Reis ile yatakta beraber gördüğü sahnedir. Salih artık hegemonyanın çarklarından biri değildir, o çemberin dışında kalmıştır, onu güçlü yapacak unsurlarını kaybetmiş biridir. Salih hâlihazırda toplumsal olarak inşa edilmiş bir düzenin içinde var olmaya çalışan, kendinden öncekiler gibi saygı görmek isteyen bir karakterdir. Bunu Kolera gibi iyinin de kötünün de, eğlencenin de vahşetin de uçlarda yaşandığı bir bölgede gerçekleştirmeye çalışması bir talihsizliktir. Fakat Kolera, uçlarda da olsa toplumsal cinsiyet düzeninin her gün her yerde oynandığının, sahnelendiğinin, genç bir erkeğin adam olma hikâyesinin -bu ağırlıklı olarak heteroseksüaliteyi kayıran düzen dâhilinde gerçekleştiğinin- bir göstergesidir.
Kaynakça:
Butler, Judith, Taklit ve Toplumsal Cinsiyete Karşı Durma, Çev. Osman Akhınay, Agora Kitaplığı, İstanbul, 2006.Connell, R.W., Masculinities, Allen & Unwin, 1995.
Thompson, E. P., İngiliz İşçi Sınıfının Oluşumu, Çev. Uygur Kocabaşoğlu, Birikim Yayınları, İstanbul, 2004.

Sorry, there were no replies found.