Sait Hopsayit: KENDİ KALESİNE GOL ATANLARIN KRALI
-
Sait Hopsayit: KENDİ KALESİNE GOL ATANLARIN KRALI
KENDİ KALESİNE GOL ATANLARIN KRALI*
Makale Yazarı: Mehmet Fırat Pürselim
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Ocak / Mart 2018, 33. sayıda yayımlanmıştır.
Aziz Nesin, Gol Kralı’nı ilk olarak 1955 yılında günlük bir spor gazetesinde #tefrika olarak yazmıştır. Gelişimini hatta sonunu bile pek düşünmeden günü gününe belli bir plana bağlı kalmadan deyim yerindeyse ‘aklına estiği gibi’ yazdığından eserdeki mantık ve yazım hataları kılı kırk yaran titizlikte olan ustayı sonradan utandırmıştır. Buna rağmen Gol Kralı tefrika edildiği sırada büyük ilgi görmüş, gazetenin satışına ciddi katkı sağladığı gibi 1956 yılında kitap olarak sekiz bin adet basılmıştır. Dönemin önemli eleştirmenlerinden olan #edebiyattarihçisi Tahir Alangu tarafından büyük övgü almıştır. Kısa sürede tükenen kitap 1958 yılında gene sekiz bin olmak üzere ikinci baskısını yapmıştır. (Gol Kralı, 2016 yılı itibariyle yirmi iki baskıya ve 124.500 kitaba ulaşmıştır.)
Kitabın Almancaya tercüme edilmek ve Bulgar yönetmenlerce filme alınmak istenmesi üzerine Aziz Nesin, aradan geçen on yılın kattığı deneyimle yeniden üzerinde çalışmaya başlamıştır. En ağır eleştirileri de gene kendisi getirmiştir: “Çok kötü bir roman yazmışım. Öyle ki yer yer, bu denli kötü roman yazdığım için kendimden utandım… Romanın inandırıcılığını yitirten, çok büyük, gereksiz abartmalar yapmışım. Öyle ki, bunlara artık abartma bile denilemez, epeyce nişangâhız atmışım, sallamışım. Bu abartmaları çıkardım ama daha da çıkarmak gerekli…1956’da kendimi yazar olarak beğenmekteydim. Bu beğenimin ne denli boş olduğunu anladım. Demek ben, 1956’da ölmüş olsaydım, yazar olarak bir hiçtim. Böylece yaşamış olmanın sevincini bir yazar olarak duydum.”
Aziz Nesin, Gol Kralı’nı yazdıktan sonra yıllar boyunca geri dönerek defalarca elden geçirmesine rağmen kıymetsiz ve kötü bir roman olarak değerlendirir, bunu düzeltmekle daha iyi eserler yazacağı zamandan çaldığını düşünür. En sonunda kitabı toparladığını, derli toplu nispeten iyice bir hale koyduğunu söylese de içine sindiğini söylemek mümkün değildir. Gerçekten de sağlam bir kurgusu olduğunu, kahramanların ete kemiğe bürünmüş karakterler olduğunu iddia etmek zordur. Zaman içinde yazım yanlışları giderilmişse de mantık hatalarına, birkaç sayfa önceki anlatımla çelişen ifadelere rastlanmaktadır. Kitabın sonunun aceleye geldiği o kadar bellidir ki, hakemi kandırmaya yönelik #penaltı kadar basittir. Okurun bundan tatmin olup beyaz noktayı göstermesi pek mümkün değildir. Ancak şunu unutmamak lazımdır ki, bu roman Türkçe Edebiyattaki ender spor romanlarındandır.
Gol Kralı, Bulgarlar tarafından filme alınmış mıdır, bilemeyiz ama 1980 yılında #KartalTibet yönetmenliğinde sinemaya aktarılmıştır. Başrollerini #KemalSunal ve #SunaYıldızoğlu’nun paylaştığı film toplumsal tüm eleştirilerden arındırılarak basit bir komediye dönüştürülmüştür. Beyaz perdeye aktarılmasının yanı sıra tiyatroda da sahnelenmiştir. 1982 yılında #AnkaraHalkOyuncuları tarafından oynanan oyun Aziz Nesin tarafından çok müstehcen bulunmuşsa da, Gol Kralı Trabzon ve Bursa Devlet Tiyatroları’nda uzun yıllar boyunca sergilenmiştir.
Aziz Nesin, Gol Kralı’nı geçinmek için yazmıştır ve bir gazetenin kendisinden spor tefrikası istemesi üzerine; konusunu, planını, kahramanlarını ve hatta olaylarını bile tasarlamadan hemen aynı gün yazmaya girişmiştir. Ustanın kafasında oturmuş olan tek şey #yaygınhastalık olarak gördüğü #futbol üzerinden toplumsal eleştiri getirmektir. Bunu şöyle açıklamaktadır: “Yaşadığım çağ Türkiye’sinde amacından saptırılmış spor denilen yozluğu Gol Kralı romanımda anlattım.”
Portekizli diktatör #Salazar, ‘3 F’ ile halkı yönetmenin / uyutmanın mümkün olduğunu söylemektedir: Erkekleri uyutmak için Futbol / Kadınları uyutmak için #Fiesta (eğlence) / Toplumu uyutmak için ise 3Fado (müzik). ‘#3F’ evrensel bir ilke olup, dünyanın her yerindeki -diktatör olsun olmasın- tüm idareciler tarafından itinayla uygulanmaktadır. Arsadaki güzel oyun futbolun zamanla global bir canavar haline gelmesinin arkasındaki güç odakları sayesinde, #Messi ve #Ronaldo tezahüratları arasında 7,5 milyar insanın horultusunu da duyarız.
“Bir gün bu memleketin yanağına öpücük, başucuna da bir not bırakıp gideceğim: “Öyle güzel uyuyordun ki uyandırmaya kıyamadım!” diyen Aziz Nesin, doğal olarak duruma 1950’lerde uyanmıştır. Gol Kralı romanıyla bizleri de uyandırmaya çalışmıştır ama nafile ülkemiz güzel uyumaya devam etmektedir. Kitapta; #Sait ve paşazade ailesi üzerinden çalışmadan satıp savarak asalak gibi yaşayan asilzadeler, #Ferferikailesi üzerinden kültür birikimi olmadan maddi birikim yapan #burjuvazi eleştirilmektedir. #Sporcamiası da eleştirilerden nasibini fazlasıyla almaktadır: #DuvarAhmet sporcunun aptal, hantal ve ahlaksız halidir, #DubaraDündar ise her devrin adamı yanardöner ‘#işbilir’ yönetici tipidir. #Erolİpkıran tenekeyi allayıp pullayan sonra da altın diye yutturan medyanın temsilcisidir. Kitap düşünmeyen, üretmeyen, sorgulamayan bir toplumun gözüne sokulan magazin haberleri ve spor dedikodularıyla oyalanmasının kara mizahıdır. #KerkenezSevim’in sevgililerini ezbere sayarız, Duvar Ahmet’in yediğini içtiğini günbegün gazete sayfalarından takip ederiz de ülkeyi yöneten iki bakanın adını doğru dürüst bilmeyiz. Artık Aziz Nesin de yok, gönül rahatlığıyla uyumaya devam edebilirsin Türkiye!
Gol Kralı, #SaitSarıoğlu isimli hayatı boyunca çalışmamış, topluma karışmamış, saf, beceriksiz, çelimsiz bir asilzadenin yolda tesadüfen karşılaştığı Kerkenez Sevim isimli zengin, güzel ama magazin ve futbol dışında tek bir konuda bilgisi bulunmayan kadına kendini beğendirmek için futbolcu olmaya çalışmasının komik hikâyesidir. Yaşı geçmekte olan ve sürekli aldırıp durduğu çocuklarına artık baba bulmak zorunda olan Sevim, #sosyetik, #salak ve #zengin olmak gibi aradığı üç önemli özelliği taşıyan Sait’le evlenmeyi kabul eder. Ancak annesi #MehcureHanım’ın sonradan görme kaprisleri yüzünden süreç uzadıkça Sait de nişanlısının futbolculara olan ilgisine cevap verebilmek için kendini baştan yaratarak futbolcu olmaya girişir. Az gören gözleri kafasını çarpması sonucu tavşan gözü gibi olur, Duvar Ahmet’ten futbolun hinliklerini öğrenir, #AntrenörTomson’la antrenman yaparak vücudunu forma sokar, #DoktorRefik sayesinde psikolojik ve fiziksel sıkıntılarının üstesinden gelir, son olarak da Erol İpkıran sayesinde parlatılıp cilalanıp futbolcu yapılır. Sait Sarıoğlu, #SaitHopsayit olur çıkar.
Romanın ana karakteri Sait üzerinden baktığımızda, kahramanın dönüşümüne şahit oluruz. Sarsak, saf, çalışmayan, asalak, kadınlardan korkan, fiziki olarak yetersiz adeta cinsiyetsiz olarak okuduğumuz Sait’in fiziksel, ruhsal ve cinsel anlamda olgunluğa eriştini görürüz. Sait’i belki de geleneksel masallardaki #Keloğlan karakteriyle özdeşleştirebiliriz. Aradaki tek fark olan zenginlik de Sait’in sonradan elindekileri tüketmesi ve yoksulluğa düşmesiyle dengelenir. Masallardaki Keloğlan’ın gerek fiziksel çirkinlik ve yetersizliğinden gerekse de saflığı ve zekâsının kıtlığından beklenemeyecek biçimde büyük başarı elde etmesinin bir benzeridir romandaki Sait’in dönüşümü.
Sarıoğlu ailesinin asaleti Osmanlı döneminde devşirilen #Tüyübozuk lakaplı Yusuf’un aklını kullanarak yükselmesi, Yusuf Paşa olması ve uzak vilayetlerden birinde birkaç ay valilik yapmasına dayanır. Bu kısa süreli yöneticilik daha çok rüşvet ödeyebilecek birinin yerine atanması ve kellesinin vurulmasıyla sona erer. Fakat o kısacık zaman bile yedi kuşak sülalesinin çalışmadan hayatını idame ettirmesine yeter. Sait’e gelene kadar akan değirmenin suyu nihayetinde kesilir. Aziz Nesin burada sırtını bir asalet zırhına dayayarak, #asalak olarak yaşayan, yattığı yerden geçinen rantiyelere eleştirisini getirmektedir. Yazar romanın sonunda Sarıoğlu Ailesi’nin ellerindeki avuçlarındakileri tükettirdiği gibi son kalan taşınmazları olan köşkü de müteahhide verdirerek bir apartman dairesine sığınmaya ve çalışmaya mecbur bırakarak toplumsal adaleti sağlamaktadır. Köşkün yıkılarak siteye dönüşmesi toplumsal dönüşüm içinde köhneleşmiş olan yapının yıkılarak yerini asri olana devretmesi şeklinde görülmelidir.
Ferferik ailesi, burjuvaziyi temsil etmektedir. Eğitim, kültür, görgü ya da bilgi üzerinden değil de para üzerinden temsil kabiliyeti bulur. Tarihsel gelişime benzer biçimde paralı burjuvazinin fakir düşen aristokrasiyle evlenerek kendine saygınlık kazandırmasının izdüşümünü romanda görürüz. Ailenin #sonradangörme, #görgüsüz tavırlarıyla roman boyunca dalga geçilir. Ticarete, evliliğe, aile kurumuna ve hayata ahlaklı ve dürüst bir çerçeveden değil de işini bilen, dümen çeviren bir bakış açısından bakmaları eleştirilir. Çok akıllı olduklarını ve herkesi kandırdıklarını düşünen burjuvazinin aslında kendini kandırdığı görülür.
Dubara Dündar’ı sadece #TozkoparanSporKulübü’nün yöneticisi olarak görmemek lazımdır. Siyasette de bu tip her devrin adamları vardır. Aziz Nesin ‘hacıyatmazlar’a eleştirisini getirmektedir. İnsanları birbirine düşürerek aradan sıyrılan, sürekli hileyle hurdayla iş gören, güçlüyken karşısındakini ezen, yenileceğini anlayınca mızıkçılık yaparak devreye başka etkenleri sokarak ayakta kalmaya çalışan ve maalesef her zaman da oradan buradan kafa uzatarak şampiyonluk fotoğraf karesine giren kişilerdir. Bunlardan kurtulmanın mümkün olmadığını bilen usta yazar en azından şampiyonluğu rakip #Hacetbaba takımına vererek okuru teselli etmektedir.
Duvar Ahmet’i özünde temiz ama para ve şöhretin bozduğu #safAnadoluinsanı olarak okumak mümkündür. Duvar Ahmet, Anadolu’da çok iyi bir futbolcuyken, İstanbul’a geldikten sonra gece âlemlerine akmaktan sahada oynamaya takati kalmayan bu sebeple de oyunuyla değil de hinlikleriyle ayakta kalmaya çalışan en sonunda da devrilen bir çınardır. Futbol bir metafordur; okura temiz, dürüst, erdemli yanından vazgeçmemesi söylenmektedir. Aksi takdirde tüm para pulunu, şan şöhretini kaybedebileceği ve elinde tek bir şey kalmayacağı uyarısı yapılır.
Erol İpkıran üzerinden #medyaeleştirisi getirilmektedir. İstenilen insanın vezir de rezil de edilebileceği gösterilmektedir. Parlatılan, gözümüze sokulan ve bizim tercihimiz zannettiğimiz şeylerin aslında bize dayatılanlar olduğu anlatılmaktadır. Bunun sadece sporda değil tüm alanlarda geçerli olduğunu görmek de artık okura kalmıştır. Medyada biri ya da bir şey hakkında ufak ufak haberler çıkmaya başlayınca önce görmezden gelir insan, aldırmaz okumaz, sonra her gün gözümüze sokulunca ucundan da olsa okumak zorunda kalır istemeden de olsa bilgi sahibi olur. Gün gelir merak etmeye başlar onunla ilgili haberleri okumadan rahat edemez, ne yapıp ettiğini bilir ve takip etmeye koyulur. Zanneder ki insan kendisi istediği için bir takımı tutar, bir partiye oy verir, bir sosyal hareketi destekler, bir fikri savunur. Bu sadece bir yanılsamadır, kişi genellikle çaktırmadan kulağına üflenenleri kendi seçimi zanneder. Arada kulağının kaşındığını sanır aslında Erol İpkıran kulağına eğilmiş sıcak nefesiyle gene bir şeyler üfürmektedir.
Son olarak halkımız da eleştiriden nasibini almaktadır; magazin ve spordan -hatta onda da futboldan- başka bir şeyle ilgilenmeyen, futbolcuların krampon numaralarına kadar bilen ama kendisini yönetenlerin adlarını bile bilmeyen halkımız. Asgari ücretle çalıştığı halde ömrü boyunca yemeden içmeden biriktirse toparlayamayacağı parayı yarım sezonda cukka edenler maç kazanınca sevinen, kaybedince kahrolan, sosyal, ekonomik, toplumsal haklarına karşı kuzu olan halkımızın iş futbola gelince aslan kesilmesi ve karşı takım taraflarıyla çatışması kitapta işlenir. Hangi partiye oyunu neden verdiğini, hangi takımı neden tuttuğunu bilmeyen halkımızın Gol Kralı’nı okurken bir yandan da #NazımHikmet’in Dünyanın En Tuhaf Mahluku şiirine kulak vermesinde fayda var: “… Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer / ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak / kabahat senin, -demeye dilim varmıyor ama- / kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!”
Kaynakça Aziz Nesin, Gol Kralı, Nesin Yayınevi, Ağustos 2016 (22. Baskı)
#AzizNesin #GolKralı #sporgazetesindetefrika #TahirAlangu #sporromanı #öylegüzeluyuyordunki #uyandırmayakıyamadım #kabahatinçoğucsenin #canımkardeşim

Sorry, there were no replies found.