Şair: BİR ROMAN KAHRAMANI OLARAK ŞİİR
-
Şair: BİR ROMAN KAHRAMANI OLARAK ŞİİR
BİR ROMAN KAHRAMANI OLARAK ŞİİR*
Makale Yazarı: Haydar Ergülen
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI (Temmuz/Eylül 2012) 11. sayıda yayımlanmıştır.
1.
Soruşturmalar, şiir dergilerinin, özellikle de şiir yıllıklarının vazgeçilmezi. Eskiden çoğunu yanıtlamaya itina gösterirdim, ama son yıllarda sayıları çok arttığı, sorular da hemen hemen aynı olduğu için birine yanıt verince hepsine yanıt vermiş oluyorsun diye biraz da, pek azını yanıtlayabiliyorum. Şeref Bilsel ile Cenk Gündoğdu’nun hazırladığı “Şiir Defteri”, namı-ı diğer Şiir ve Hayat yıllığı elbette kapsamıyla, özeniyle dikkat çekiyor. Soruşturma konuları ve soruları da öyle.Bu yılki “#ŞiirDefteri”nde ‘geçen yılın en önemli şiir olayı’nı soruyorlardı. Sanırım tatsız bir yanıt verdim buna. Uzatmamalı. O yanıtı verdiğimde kış aylarıydı, Murathan Mungan’ın Şairin Romanı (Metis, Nisan 2011) kitabını okumaya henüz başlamamıştım. Yeni başladım, 7 bölümün 6’sını okudum, bitirmeye kıyamadım, 7. ve son bölümde, “Şairin Oyunu”nda durdum, bekliyorum. Bakalım ne kadar beklerim? Bu bekleme ve sabır faslı ayrı, onu sonra belki yazının ortasında yazarım, fakat hemen söylemek istediğim bir şey var: Tabii o günlerde kitabı okumaya henüz başlamamış olduğum için, bu büyük bir hata ve suç bende, geçen yıla dair önemli bir şiir olayı da canlanmamıştı zihnimde. Şimdiyse canlanmak ne kelime, gitmiyor!
2011 yılının şiir olayı, Murathan Mungan’ın Şairin Romanı kitabıdır.
Bunu hatırlayınca tabii bir biçimde unutmamam gereken başka şeyler de sökün etmeye başladı. Hadi Mungan’ın kitabını okumamıştım, peki Patti Smith’in Çoluk Çocuk anlatısından neden söz etmedim? Elbette Mungan’ın romanının yerini tutmaz ama, nedense onu da unutmuşum işte. Bir önceki yılın şiir olayını da hatırladım böylece, İlknur Özdemir’in çevirisiyle Ingeborg Bachmann ve Paul Celan’ın aşklarının ve ayrılıklarının anlatıldığı Kalp Zamanı.
2.
Bu unutkanlık ya da dalgınlığın nedeni, sanırım, #şiir olayı sorulunca aklımıza doğrudan bir şiir kitabının, şiir ödülünün gelmesi. Oysa şiir bir bakıma, eğer ‘olmak’ fiiliyle değil, ‘hal’iyle anlamlı kılınıyorsa, anlamlı kılıyorsa, kendisi kadar, kendisi dışında ve daha çok da başka şeylerde ‘olmak’ üzere vardır (ya da yoktur). Öte yandan ‘olmak’ bir fiilden çok, bir ‘hal’dir, daha çok da ‘olmamak’ üzerinden bir ‘hal’dir. Dağıtmamalı. ‘Hal’ böyle olunca da gözümüzü başka yerlere çevirmemiz icap ediyor. Çok da uzaklara değil. Ben o nedenle Murathan Mungan’dan aslında iki kere bağışlanmayı dilerim. Bir, böyle bir başyapıtı layığıyla okumak için geniş zaman arayarak geç kaldığım için, iki, erteleyince de yılın değil, yılların şiir olayı olarak nitelemekte geç kaldığım için.3.
Bilimkurgu ve polisiye, ya da fantastik romanlar… İşte benim için bir romanı okumamanın en geçerli bahaneleri. Neden değil, bahane. Kitabın arka kapağında da bu bahanemi geçerli kılacak bir cümleye rastlamıştım aslında, şöyle başlayan bir cümle: “Batı’nın modern çağ fantazi romanlarıyla…” Eh bu kadarının bile bana yettiğini, yani yukardaki türden bahaneleri olan birinin bu romanı okumaması için yeterli bir sebep olduğunu herhalde tahmin etmişsinizdir. Evet ama okumak için de bütün bunların toplamından daha kuvvetli bir nedenim vardı, bu bir Murathan Mungan kitabıydı.Murathan Mungan: İnsanda sevgi, saygı ve hayranlık uyandıran bir isim. İster okur olun yalnızca, ister yazar, şair olun, ister okuryazar olun, hepsi de olur. Aslında bir ‘#kahraman’ olarak Murathan Mungan’dan söz etmek yeter. Otuz kuş birden olmak #simurg olmaksa, otuz yazar, #şair olmak da Murathan Mungan olmaktır besbelli. Otuz, simurgtan doğru. Yoksa Murathan Mungan kendisinde hepsinin de adı Murathan Mungan olan 100’lerce yazarı ve şairi barındırıyor, besliyor, yol gösteriyor, kılavuzluk ediyor, onlara öğretiyor, onlardan öğreniyor, tartışıyor, konuşuyor, beğeniyor, beğendiriyor ve onların verimlerini de sık sık sunuyor bize. Adı ister #romankahramanı olsun, ister #şiirkahramanı, bilmem ki şiirin de kahramanı olur mu ama, ister film kahramanı, her neyse, Murathan Mungan bana kalırsa, en az otuz yıldır bu ülkenin yazısının, şiirinin de kahramanı sayılmalı. Doğrusu onun bir yapıtıyla ilgili bir yazı da olsa bu, yeri gelmişken onunla ilgili düşündüklerimi, övgülerimi de yazmadan geçemezdim, geçmem.
4.
Bir şair ve yazar nasıl kahraman olur? Bu Murathan Mungan’sa benim için şöyle olur. Yalnızca son yıllardaki yapıtlarına, yaptıklarına, etkinliklerine bakarak yazıyorum bunu. Tümünü anlatmaya kalkarsam hem beceremem hem de pek uzun olur, iyisi mi yalnızca son bir kaç yılda benim hayatıma nasıl dokunuyor, ondan söz edeyim. Öncelikle Murathan Mungan her yeni şiir kitabıyla kendi romanının şiirini oluşturan birisidir. Her yeni hikâye kitabıyla klasik hikâyenin kurgusuyla günümüzü anlamaya, anlatmaya çalışan, bilhassa kadınların ‘teline dokunan’, kısa kısa öykülerini uzun uzun okumaya ve okutmaya doyamadığım, örneğin Kibrit Çöpleri (Metis, Şubat 2011) adıyla yayımladığı ‘takribi ve vasati kıpkısa öyküler’i üniversitedeki yazı derslerimde öğrencilere de okutuyorum. Yetmiyor, en yakıcı konularda tavrını ortaya koyuyor, kimsenin yapamadığını yapıp, tam bir aydın namusu ve dürüstlüğüyle hapsi, yargılanmayı göze alarak, rejimin yargısız infaz yaparak baştan suçladığı kimi etkinliklerde bulunuyor, Türkiye’nin en iyi öykücülerini bir araya getiriyor, onlara acılı ve yakıcı bir tarihin edebiyata kaydının düşmesi için öyküler ısmarlıyor, 23 yazarı Bir Dersim Hikayesi adlı seçkide buluşturuyor. Denemeleri ise onun hünerli yazıcılığının başka bir ürünü.Nedense ‘usta’ demek istemiyorum, yaşıtım olduğu, arkadaşım olduğu ve kıskandığım için değil, kıskanıyorum orası ayrı ama, çok zamandır birine, hele o çok sevdiğim bir yazar ve şairse ‘usta’ demek bana, onu en kolayından nitelemek gibi geliyor. Hem sanki birine usta deyince, onun defteri kapanmış, yapıtı tamamlanmış, yazsa da sönmüş, artık okunmasa da olur, nasıl olsa usta, nasıl olsa o bir klasik gibi sıkıcı duygular uyandırıyor. ‘Büyük’ demek de öyle. Büyüklüğünü teslim edince üzerine fazla bir şey söylemenize de gerek kalmıyor. Her türlü değerlendirmenin ve eleştirinin dışında kalıyor ve bu da antidiyalektik bir tutum gibi geliyor bana. Çok ‘usta’ dedim, çok ‘büyük’ sıfatı yakıştırdım, hâlâ da yapıyorum bunu ama, bazen de kendimi böyle yakalayıveriyorum işte: Yapma, yeter artık, başka, daha iyi, daha doğru ve daha hakiki bir şey söyle diye!
Hem Murathan Mungan demek yetmez mi? Büyük, usta gibi sıfatlara ne gerek var? Zaten o ismin içinde bunların kat kat fazlası var. Yok mu? O nedenle #hünerliyazıcı, #romanterbiyecisi, #şiirbilgesi gibi sıfatlar bulmak daha iyi olur sanırım. Ve tabii işte bence Murathan Mungan’ın da başyapıtı olan Şairin Romanı, böyle bilge, hünerli, güngörmüş bir yazarın, şairin, düşünürün diyelim hepimize inanılmaz güzellikteki bir armağanı.
5.
Şairin Romanı: Kahramanı şiir olan roman. Sonunu, yani 7. bölümünü muhtemelen bu yazıyı yazdıktan sonra okuyacağım roman. Belki de farkına bile varmadan polisiye ve fantastik romanlarla, masalı içiçe bir arada okuduğum ve bu yüzden de doyamadığım roman. Şiir özlemimi kana kana giderdiğim roman. Şiiri mi roman yerine, romanı mı şiir yerine okuduğumu bilemediğim ve hem buna hem de yazarın şairin bunu nasıl yaptığına sevinçli bir şaşkınlıkla hayret ettiğim roman. Demek ki hakiki şairler ve gerçek romancılar dünyanın, tabiatın, insanın, toprağın, yolun, çocukluğun, hayvanların, zaafların, günahların, sevapların, tutkuların, derinliklerin, yoğunlukların, kuşkuların, kuşların, nehirlerin, ırmakların, dağların, göllerin, vadilerin, ovaların, koyakların, eskinin, yeninin, batının, doğunun, yücenin, alçağın, yerin, göğün, bulutun, yağmurun, sıcağın, soğuğun, yoksulluğun, varsıllığın, varlığın, yokluğun, ölümün, yaşamın, ağacın, otun, bitkinin, ormanın, kıskançlığın, sevmenin, nefretin, hastalığın, şifanın, tesellinin, avunulmazın, narın, incirin, zeytinin, okun, mızrağın, kanın, dilin, sıfatın, suretin, hurufatın, kainatın, falın, köyün, kentin, yalnızlığın, kalabalığın, birliğin, çokluğun, azlığın, yokluğun bilgisine çok çalışanlar arasından çıkıyor. İster roman yazsınlar ister şiir, sonunda da Murathan Mungan’ın yapıtı gibi hem şiiri hem romanı, ‘poetik adalet’ yoktur ama ‘poetik diyalektik’in mevcut olabileceğini de ben bu kitapla gördüm, bir arada yazabilen bir şair-romancı çıkıyor.Büyük bir #bilgikitabı olarak okudum kitabı. Gündelikten tabiat bilgisine, insandan yol bilgisine, ilişkilerden sessizlik bilgisine, ancak bilgelikle yoğrulmuş bir hayatın ve onun yazıcısının ruhundan ve yüreğinden eline dökülen sözcüklerin oluşturduğu bir bilgi ve bilgelik kitabı. Bir oyun ve hakikat alanı olan bu kitabı, bu aynı zamanda bir şiir yaklaşımı da sayılır, yazmak herhalde bilgelikle ölçülebilecek demeyeyim ama tartılabilecek, bir tutulabilecek, değerlendirilebilecek bir durum. O nedenle bu romanın pek çok kahramanından biri de yazarın kendisi, hem Murathan Mungan olarak yazar hem de romanın içinde, onun adına yer ve yol alan bilge anlatıcı, belki ikisi de aynı kişidir, romanın dip, temel ya da derin kahramanı odur ya da ikisi birdendir demeliyim.
6.
Romandaki kahramanlar geçidi uzun sürer. Yüz yaşındaki şairlerden şiir filozoflarına, asker şairlerden rüya terbiyecilerine erkek, kadın, çocuk pek çok kahraman var. Gölgeleri bile kahraman sayılacak şairler var. Fakat dediğim gibi, bu kitabın asıl kahramanı, şiir. Romanları da kimi cümlelerin altını çizerek okurum ama, bu kitapta paragrafları, sayfaları işaretledim. Ve çoğuna katıldığım, bazılarını ilk kez duyup, okuyup coşkuyla benimsediğim öyle çok şiir görüşü var ki, hepsini burada yazamam. Bunları elbette kuru poetik cümleler olarak ya da söylevler biçiminde okumuyorsunuz kitapta, Murathan Mungan’ın o büyülü, harikalı diliyle yazdığı, kıvrak ve ne kadar uzun olursa olsun yine de arılığını yitirmeyen, saydam, açık, düşündürücü, has edebiyatın lezzetini duyuran, unutulmaz cümlelerinden okuyorsunuz. O zaman benimsemek de, inanmak da daha kolay oluyor haliyle.Bunlardan bazılarını kısa kısa da olsa sizinle paylaşmazsam, bu yazı hiçbir şeye benzemeyecek. İyisi mi bu bölümü Mungan’ın cümlelerine bırakayım da yazı biraz okunur hale gelsin:
– “İyi şiir doğa gibidir…En çok kullanılan kelimelerle bile şaşırtmayı başarır.” (s.10)
– “Basit bir işçiyim ama bakmayın iyi bir şiir okuruyumdur. Şiir beni ilkin hayata, sonra yalnızlığıma, kayıplarıma katlanmaya alıştırdı, yaşlılığımı sevdirdi.” (s.27)
– “Bir şair ölürken yerküreyi bulduğundan daha güzel, daha iyi bırakmak zorundadır.” (s.42)
– “Bir şiirin adımları gibi. İç sesi gibi, gizli sözü gibi, saklı uyaklar gibi; tüy gibi yürüyorsun, #gölgeninşiiri gibi. Yeni anlam kapılarının önünde ansızın beliren gümüş gölgeler gibi. Hem hafif, hem çok sağlam.” (s.63)
– “Her ikisi de… Şiir de çömlek de topraktan yapılmıştır. Sonradan ateşle, suyla, havayla beslenmişlerdir. Ve de sınanmışlardır. Çöken uygarlıklardan her zaman iki şey kalır geriye: Şiir ve #çömlek. Yerkürenin en eski tanıkları.” (s.71)
– “Şairin ayakları doğduğu topraklara sağlam basarken, sözlerini bütün yerküreye söyleyebilmelidir. Bazı çiçeklerin varlıklarını yalnızca yetiştikleri iklime borçlanmış olmaları elbette onların güzelliğini azaltmaz, ama başka iklimlerde yaşayamamaları varlıklarını eksiltir. Yalnızca kendi toprağında okunur, okunabilir olmak, iyi şiire yetmez. İyi şiir, doğduğu toprağın iklimini başka iklimlere dönüştürebilme gücüne, yeteneğine sahip olmalıdır. Şiir doğduğu yerlerin sesi, kokusudur. Kendi güneşini, kendi rüzgârını, kendi yağmurunu her yere taşır. Hem de gittiği yerin güneşi, rüzgârı, yağmuru olur. İyi şiir tıpkı bir çömlek gibi, vücut bulduğu toprağını başka diyarlara taşıyabilmeli, oralarda da kullanılabilmelidir. Gündeliğin yalınlığında unutmayın: Şiir kullanışlı bir şeydir. Bir eşya gibi kullanışlı bir şey.” (s.72)
7 bölümden oluşan (Şairin Dönüşü, Şairin Toprağı, Şairin Levhaları, Şairin Gölgesi, Şairin Hayvanı, Şairin Kanı, Şairin Oyunu) bu 582 sayfalık kitaptan rastgele aldığım bazı cümleler bunlar. Ve şiirlerle, şairlerle ilgili zengin deneyimleri içeriyor. Yetkin bir gözlem gücünün, şairlerin aralarında bulunmuş olmanın ve bulunmuyor olmanın farklarını sezdiren, kimi zaman günümüzdeki şiir ortamını, şair dünyasını yansıtan ve aslında şairliğe ilişkin insanlık durumlarının, zaafların hiç değişmemiş olduğunu da acı bir bilgi olarak taşıyan cümleler hepsi de.
Bir #ansiklopedi gibi de diyebilirim Şairin Romanı için. Bunu elbette şiirden ve şairden derleyip yine şiire ve şaire, elbette şiir okuruna da armağan ettiği, o içimizi bir yaprak bolluğu gibi kaplayan, bilgece tanımların, her biri şiirsel hikmetler taşıyan konuşmaların, şiirin doğayla yakınlığını sürekli duyaran betimlemelerin, ve şiirin varlığının insanın varlığına bir ‘iç bilgisi’ olarak çocukluktan itibaren nasıl da derinden sızdığının, saklı değil ama derin bilgisi, sezgisiyle dile getiriyor Mungan.
Şairlerin de bu kitabı bir yandan büyük bir #poetikakitabı olarak okuduklarına, benim gibi henüz okuyanlarınsa şaşkınlık ve hayreti başkalarıyla paylaşmaktan kendilerini alamadıklarına bakılırsa, belki bir kez daha şunu söylemek gerekir: Kitabın adı Şairin Romanı ama bu #RomanınŞairi ya da #RomanınKahramanı ise belli: Murathan Mungan ve şiiri.
7.
Son bölüm: ‘Şairin Oyunu’. Beni bekliyor, okumamı. Demek ki ‘Şairin Hakikatı’ da, şiirin bir hakikat olduğuna inanması, öyleyse bu aynı zamanda oyun da demektir. Nasıl olsa romanın sonunda kahramanın değişmeyeceğini biliyorum. Öyleyse bu yazı burada durabilir, ben Şairin Romanı’nın son oyununa yetişeceğim.
Sorry, there were no replies found.
