Şadan: GOTİK BİR MEKÂN OLARAK: KARA KİTAP
-
Şadan: GOTİK BİR MEKÂN OLARAK: KARA KİTAP
GOTİK BİR MEKÂN OLARAK: KARA KİTAP*
Makale Yazarı: Şengül Can
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI (Ocak/Mart 2016) 25.sayıda yayımlanmıştır.
“…hastayım, ölmekten korkuyorum!”
Suat Derviş gerek edebiyatımızda gerekse #korkutürü içerisinde hakkı teslim edilmemiş bir isim. Bu durumun sosyal ve politik çeşitli nedenleri olabilir. Yazar ile ilgili yapılan çeşitli incelemeler de Suat Derviş’in kasti olarak görmezden gelindiği noktasına dayanıyor. Bir yandan kadın kimliğini sahipleniş biçimi diğer taraftan dönemin resmi ideolojisi ile #uyumsuz, #sosyalist kimliği buna sebep gösterilebilir. Kara Kitap’ın önsözünü yazan #SerdarSoydan da benzer bir görüşe sahip, o Derviş’in eserlerinin unutulmuş/ unutturulmuş olduğunu dile getirir.
Gotik edebiyat sınırları geniş bir alan. Bu çalışmada bir takım sınırlamalar getirerek Derviş’in çocuk denilebilecek yaşta yazdığı #KaraKitap adlı romanını inceleyeceğim. Kitap ile aynı adı taşıyor roman. Kitabın içerisinde Derviş’in yine bu türden üç romanı daha yer alıyor: Ne Bir Ses… Ne Bir Nefes, Buhran Gecesi, Fatma’nın Günahı.
Bu çalışmayı yaparken #Özkaracalar’ın #Gotik adlı, kısa ama öz bilgiler içeren çalışmasını referans edindim. Gotik ile ilgili tarihsel bilgi tahmin ettiğimiz gibi birçok kaynakta benzer. Gotik, romanlardan sonra romanslara benzeyen yeni bir tür olarak ortaya çıkar. Bize o bilinmez dünyanın ve hayal gücünün kapılarını açar. The Castle of Otranto adlı roman ile başlayan bu dönem gün geçtikçe yerini başka kitaplara bırakır. İlk dönemlerde çıkan kitapların tümü tamamen gotik özellikler barındırırken günümüze geldikçe artık tamamen gotik unsurlar içeren romanlar değil de gotik unsurlar barındıran metinlerin sayısında artış gözlendi. Özkaracalar bunu şöyle dile getirir: “Atmosfer yaratmayı sağlayan belirgin ortak motifler içeren, esnek bir kalıp haline gelmişti.” ( s. 31)
Suat Derviş’in romanları tam da böyle bir yerde duruyor. Kimi romanlarında #gotikunsurlar yer alırken, Kara Kitap’ı gotik unsurların ağırlıklı olarak işlendiği bir eserdir. Hatta tüm gotik unsurları görmek mümkündür bu kısa romanda. Kara Kitap’ı #ölüm, #gerçeküstüolaylar, #belirsizlik ve #atmosfer kavramları üzerinden inceleyeceğim. Fakat yazıda atmosfer yaratma meselesine ağırlık verdim. Çünkü bu amaçla romandaki eve adeta başkişi olarak yer verilmiştir.
Ölüm korkusu ile yaşamak korkusu…
Gotik edebiyatta temel izleklerden biri ölümdür. Ölümün her hali işlenir, anlatılır. Kara Kitap’ta da ölüm güçlü, baskın bir duygu olarak yer alır. Romanın tümü #ölümkorkusu üzerinedir. #Romankahramanı #Şadan’da bu duygu histerik, saplantılı bir hâle gelmiştir. Hatta Şadan ölümden o kadar çok korkar ki ölümü düşünmeden bir an bile geçiremez hale gelir. Adeta, ölüm korkusu ile #yaşamakkorkusu eşitlenmiş gibidir. Gotik edebiyatın önemli isimlerinden #Poe ölüm konusunun bu kadar çok anlatılması, işlenmesi ile ilgili şunları söyler: “Tüm hüzünlü konular içinde, insanlığın evrensel anlayışına göre, #enhüzünlü olan nedir? Besbelli ki yanıt ölümdür”(agy, s. 30)
Gotik romanlarda bir diğer unsur ise #atmosferyaratma meselesidir ki, bu durum çoğu zaman gotik edebiyatı sadece atmosfer yaratma haline kadar indirgemiş ya da başka bir deyişle atmosfer yaratmayı gotik romanla eşitleyecek konuma getirmiştir. #Scogmamillo’nun görüşleri dikkate değerdir:
“Yani insanın bilinmeyene ve doğaüstü sayılana karşı beslediği ilgi, bundan aldığı hazdır. Dolayısıyla Gotik’in temeli, bu tür duyguları, #korku, #endişe, #gerilim ve dehşetleri, #gizem ve işaretleri uyandırabilmesi için gerekli olan atmosferdir; öykünün yapısı, biçimi etrafında kurulan ortamın havasıdır. Ve bu hava kullanılan sözcükler, benzetmeler, ayrıntılar ve -evet- boşluklar ve belirsizliklerle kuruluyor, yaşatılıyor.” (agy, s.7)
Kara Kitap’ta #ev gotik atmosferi tamamlayacak niteliktedir. Hatta yazar romana evi anlatarak başlar. Önce ev bilinmelidir, böylece evde yaşayan insanlar daha kolay tanınsın. Şadan’ın şu cümlesi durumu anlatmaya yetiyor. “Anne bu ev ne kadar #karanlık, ya içindeki insanlar da ne kadar #sıkıcı.”(Kara Kitap, s. 101)
Evin sıkıcı atmosferi #Necdet’in çaldığı #piyano sesleriyle değişir. Hatta Şadan yaşama dair bir iz olarak görür bu sesleri. Şadan ve ona âşık Hasan. Annesi, dayısı ve kardeşi Necdet ile bu evdeki unutulmuş insanlardır. Yine evin atmosferini tamamlayan #yeşilgözlü, #siyahkedi #Boncuk da zaman zaman #korkuunsuru olarak yer alır. Şadan kimi zaman evin lanetli olduğu düşünür. Hastalığının kaynağı, bu ölülerle dolu evdir. Kendi ölümünün dahi bu evden olmamasını ister.
Evde #eskisofa ve #taşavludan geçen bir #bahçe var. Şadan’ın mutlu olduğu zamanlardan biri, ağabeyi Necdet ile çıktığı yürüyüşler.
“Hâlâ dünyada #Lamartine’i severek okuyan bir kızcağız mevcut olsun!”
Ev içinde Şadan için en gizemli yer ise, dayısının odasıdır. Kasvetli ve karanlık. Şadan burada âdeta bir #hakikat arar gibi dolaşır. Yarını, dünü, bugünü sorgular. Odaya dayısının izniyle girebilen Şadan, bir gün onun ve büyükbabasının çalıştığı masayı görür. Bu iki erkek de yaşamlarını #kitaplararasında geçirmiştir. Romanda bu durum üzerinden entelektüellerin yaşadığı bunalımlara yer verilir. #Dayı üzerinden bu durum olumsuzlanmıştır. Çünkü dayı mutsuz, geçmişini sorgulayan ve hayatını kuramamış bir kişiliktir. Romanda bu kişilikler üzerinden ölüm düşüncesinin gücünü anlatır yazar. Yine Hasan’ın ölmüş ağabeyinin portresi üzerinden de bu durum anlatılır. Portredeki kişi genç, yakışıklı, sağlıklı görünür. O ve ölmüş babasına sığınmak ister gibi bir hali vardır Şadan’ın. Aslında ölüme. Çünkü bu güçlü kişilikleri dahi ölüm almıştır. Çünkü ölüm daha güçlü bir duygudur. Şadan portreye bakıp gözlerinin “hayalata” karıştığını söyler. Romanda ilk defa bu sözcük kullanılır. Şadan’ın ölüm korkusunu tetikleyen iki temel olaydan biri dayısının odasında bu portre ile karşılaşması diğeri de Hasan’ın ölümüdür. #Hasanınölümü onu arafa çekmiştir. Yaşamdan neden vazgeçemediğini sorgular. Burada Şadan’ın #kâbus ve hayalleri başlar. Şadan, Hasan’ın ölüm ile ilgili sorgulamaları yaptığı bölüm anlatımın çıtasının iyice yükseldiği anlara denk düşer romanda. Şadan ölüm, madde ve ruhu sorgular. “Acaba ölmüş mü? Bu ne acı bir şey? Bütün vücuduyla yanımda olduğu halde benden ne kadar uzak. Halbuki işte, elleri, yüzü, başı ve göğsüyle yanımda. Hiçbir şeyi eksik değil.” (Kara Kitap, s. 121)
Yine ev ve bu evde yaşayanlara dair önemli bir nokta da bu kişilerin eğitimli olmalarıdır. Şadan ve annesi okumayı sever. Hasan şiir yazar. Dayısı ise büyükbabasının yarım kalan kitabını tamamlamak için kendisini kütüphaneye kapatmıştır. Yani bu #huzursuzruhlar aynı zamanda bu durumun farkındadır. Fakat bu duruma bir güzelleme dizilmez. Evdeki aydınları bir an olsun savunmaya geçmez yazar. Hatta Şadan’ın dayısı bu #tozlukütüphanede âdeta çürüyeceğini ifade eder. Şadan’ın şu cümlesi hariç. “Hâlâ dünyada Lamartine’i severek okuyan bir kızcağız mevcut olsun!” (s. 105)
Hasan’ın yazdığı şiirler ise, Şadan’ı korkularıyla yüzleştirir, sorgulatır, düşündürür. Bu durum Hasan öldükten sonra da devam eder. Hasan hem şiirleri hem de çirkinliği ile Şadan’ın roman boyunca korktuğu bir figür olmuştur.
Hasan kimi zaman sıcak ve samimi kimi zaman da #korkutucu ve #acımasız bir kişilik yapısına sahiptir. Hasan’ın bu hali Şadan’ı içindeki korkularla, belki de içindeki sesle yüzleştirir. Bu umutsuz, çirkin ve hatta ailesinin bile ondan utandığı kişi, aynı zamanda Şadan’a âşıktır. Ve aşkını da yine kötücül yollardan yaşar. Kendi beninden. Şadan’ın iyileşmesini istemez. Çünkü iyileşirse onun İstanbul’a gideceğini ve bir daha geri dönemeyeceğini düşünür. “Senin buradan ayrılman zevk ve eğlence için olacaksa, ben onun ölüm için olmasını tercih ediyorum.”( s.111)
“Tekinsizin Almancası #umheimlich’dır, yani ev gibi olan”
Ev bağlamında bir de #Freud’un #tekinsizlik kavramı üzerinde durmak istiyorum ki Suat Derviş romanlarında bu kavram açıkça görülebilir. Gotik romanlarda da önemli bir unsurdur. Özkaracalar #KerimeNadir’in #DehşetGecesi’ni incelerken bilinç ve bilinçaltının mücadelesine değinir ve dehşetin tam da bu noktada ortaya çıktığını savunur. Çünkü dehşetin inanılır bir anlatı içinde inanılmaz olayların ve durumların peydahlanmasında doğduğunu düşünür.
“Freud bu durumu şöyle açıklar: “Böylesi durumları “tekinsiz” olarak nitelemiştir; tekinsizin Almancası umheimlich’dır, yani “ev gibi olan” ki bunu bir yanıyla en aşina olunan mekân olarak evi, ama aslında ev gibi olmamayı, yani en aşina olunan mekânı anımsayıp öyle olmama durumunu, hem alışkın olunan, hem de alışkın olunmayanın almaşıklığını tanımlar.” (Gotik, s.73)
Şadan yatalak, bakıma muhtaç genç bir kadındır. Aynı zamanda hastalıklı bir kişiliktir. Karamsardır. Ve onun bu karamsarlığı, mekân üzerinden anlatılır. Sürekli #gitmek ister, özlemlerinde hep bu duygu vardır. Yazar Şadan’ı bu beklentileri üzerinden anlatarak daha gerçekçi kılmıştır. Şadan’ın bu hezeyanlı, esrik halleri roman ilerledikçe daha da artar. Şadan zaman zaman delilik boyutuna vararak kontrolünü kaybeder. Yazar Şadan’ın trajedisini #yaşamaksevgisi üzerinden anlatmaya çalışmıştır. Bu nedenle romanda bazı bölümler batılı trajedilerden ödünç alınmış bir dille anlatılır: “O kadar çok istiyorum ki hiçbir insan bu kadar yaşamak istediği halde ölmemiştir.” (Kara Kitap, s.123)
Burada aslında şöyle bir durum ortaya çıkar: Gotik tür, türler arasındaki sınırları bir nevi kaldırmıştır. Daha #geçirgen, birbiriyle ilintili ve kesin olarak kategorize edilemeyecek yapıtlar ortaya konulmaya başlanmıştır. Bu konu ile ilgili #NeziheMuhittin, #KadınGotiği ve #KadınKahramanlar adlı tez çalışmasında #FredBotting’in şu görüşü dikkate değerdir. “Gotik tür ve kategorileri aşmıştır.”(s.29)
Aynı durum, bu tür romanlarda belirsizlik üzerinden de verilmiştir. Botting Gotik yapıtlarda bu durumun çokanlamlılığa rehberlik ettiğini dile getirir. (s.31) Kara Kitap’taki belirsizlik, gerçek dışı olaylar üzerinden anlatılır. Boncuk’un Hasan’ın ölüsünün üzerinden atlaması ve Hasan’ın hortlaması. Fakat bunu sadece Şadan’ın görebilmesi çünkü hortlakların sadece ölümü yakın olan insanlara görünebilmesi. Bu durumda aslında romanda bir belirsizlik söz konusudur. Gerçek ile kabus arasında bir nokta. Olaylar Şadan’ın yani ölmek üzere olan bir kadının ağzından anlatılır. Şadan son anlarına kadar anlatmayı sürdürür. Ama romanın sonu belirsizdir. Şadan ölüyor mu, yoksa geçirdiği sadece bir sinir krizi midir, ya da ona musallat olan Hasan’ın hortlağı mıdır, tüm bunlar esrik bir zihnin hezeyanları mıdır? Bilemiyoruz. Yazar gotik ile olan bağını bu belirsizlik üzerine kuruyor. Çünkü gerçeklik ile ilgili aksini iddia eden bir cümleye rastlamıyoruz.
Kaynaklar:
-Derviş, Suat, Kara Kitap, İthaki Yayınları, 2014
-Özkaracalar, Kaya, Gotik, L&M Yayınları, 2005
-Yeşil, Nilüfer, Nezihe Muhittin, Kadın Gotiği ve Gotik Kahramanlar, Yüksek Lisans, Bilkent Üniversitesi, Ankara, Mayıs, 2009
Sorry, there were no replies found.
