RÜYA KARDEŞLİĞİNDEN RÜYA KÖRLÜĞÜNE; STEFANOS VE ANDRONIKOS

  • RÜYA KARDEŞLİĞİNDEN RÜYA KÖRLÜĞÜNE; STEFANOS VE ANDRONIKOS

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 12:52

    RÜYA KARDEŞLİĞİNDEN RÜYA KÖRLÜĞÜNE; STEFANOS VE ANDRONIKOS*

    Makale Yazarı: Şirvan Erciyes

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI dergisinin Temmuz/Eylül 2011 tarihli 7. sayısında yayımlanmıştır.

    Gürsel Korat’ın İletişim Yayınları’ndan çıkan romanı Rüya Körü; zaman, geçmiş, gelecek, şimdi ve adından anlaşılacağı gibi rüya kavramlarının etrafında, sözcüklerin büyüsünü imbikten sabırla damıtmış bir kitap. Yüzlerce yıl öncesinden günümüze uzanan asma köprüler üzerinde, keyifli bir okuma vaat ediyor… Okurken “renkler başka kıvam kazanıyor, sesler keskinleşiyor, gelecek ve şimdiki zaman yan yana akıyor.”

    Rüya Körü’nde iki kahraman var; iyi polis kötü polis gibi değil onlar… Dost ya da düşman da değiller. Birbirini tamamlayan iki yarım elma hiç değil… İkisinin romanı mı bu? Yazanın mı yoksa okuyanın mı? Yazar yazdıktan ve yayımladıktan sonra şişenin içine mesajını yazıp denize bırakandan çok mu farklıdır. Okurlar kendi bellek birikimlerine koşut çıkarımlar yapar ve yazarın bunları takip etmesi olanaksızdır. Öyleyse roman artık okurundur.

    Rüya Körü’nün en kahramanı kim diye bir soru yöneltilmiş olsaydı hiç tereddüt etmeden Stefanos derdim. Andronikos, Stefanos’u doğru anlayabilelim hatta onun kıymetini bilelim diye yaratılmış bir kahraman gibi geldi bana. Tıpkı ağabeyi ya da ablası yalnız kalmasın diye dünyaya getirilmiş ikinci çocuk gibi. Oysa Andronikos’un, zaman ırmağının bir yerlerinde gerçekten yüzdüğünü, ilginç bir yaşam sürüp, iktidar peşinde koştuğunu biliyoruz. Stefanos ise yazarın yaratı tutkusunun sancılarıyla ilk çığlığını dünyaya göndermiş…

    Stefanos ve Andronikos arasında yedi farkı bulun diye bir soru yöneltilseydi okura, rahatlıkla yedi yerine yetmiş yedi fark bulabilirdi. Çünkü birinde olan diğerinde yok. O nedenle biz öncelikle söz konusu iki kişinin ortak yanlarından bahsedelim: En önemli ortak yan rüya bağı ile birbirlerine bağlı olmalarıdır; Stefanos olacak olanı, Andronikos ise olmuş olanı rüyasında görür. Birbirlerine yaklaştıkça yakın geçmiş ve yakın geleceğin rüyalarını, uzaklaştıklarında ise uzak geçmiş ve uzak geleceğin rüyalarını görmeye başlarlar. Aralarında, çabucak bozulacak olsa bile, rüya kardeşliği kurarak kaderi değiştirme olanağını zorlarlar.

    İkinci ortak nokta ise birbirlerinin karılarından dünyaya gelen iki erkek çocuğuna sahip olmalarıdır. Çapraşık mı göründü durum? Şöyle anlatayım: Andronikos çapkın doğasına uygun olarak Stefanos’un el değmemiş tutkulu ve güzel karısı Maria’dan bir çocuk sahibi olur. Stefanos yüce gönüllülükle bu durumu sineye çeker. Ancak içinde yanan intikam ateşi O’nu zindandaki Andronikos’un karısı Zoe’ye yöneltir ve pek de zorlanmadan muradına erer. Stefanos’un karısı nedamet getirip her şeyi itiraf eden bir mektup bırakır ardında ve manastıra kapanır, romandan çekilir. Böylece yazar romanın iç adaletine göre ilk cezayı Maria’ya keser.

    İmparator Manuil ve Andronikos, Stefanos’daki gelecek rüyaları görebilme yeteneğini keşfettiği andan itibaren Stefanos’un yaşamı alt üst olur. Manuil iktidarını korumak #Andronikos ise iktidarı ele geçirmek için Stefanos’un yeteneğini kullanmaya çabalar. Ancak Stefanos bu yeteneğini güç ya da paraya dönüştürebilecek tıynetten yoksundur. Hatta gelecek yerine geçmişi görebilmeyi diler. O, geçmiş ve gelecek arasında kalan bugünden habersizdir neredeyse. Yaşamın ona sunduklarını göremez. Rüyalarla olan içli dışlılığı yüzünden insanlarla derin bağlar kuramaz. Babası ile sorunlu bir baba evlat ilişkisi içindedirler; babasının gözünde değersiz, beceriksiz, yeteneksizdir. Baba imgesinin diğer yansımaları olan Tanrı ve yeryüzündeki temsilcisi hükümdar ile de ilişkileri sorunludur. Üç baba ile de arası kötü olan Stefanos’un kendi babalığı da sorunludur. Öz oğluna yönelik yegâne babalık eylemi, çocuğa kaçamak bakışlar atarak kendine benzetmemesidir; gerçeğin tam aksine…

    Stefanos’un rüyalar ve baba-oğul ikilisi dışında sorunlu olduğu diğer bir konu da kadınlardır. Rüyasında büyümüş hâlini görüp körü körüne ve aşkın doğasına uygun olarak tüm saplantıları içinde barındıran bir aşkla Teodora’ya âşık olmuştur. Ancak babasının gayretleri ile Marta ile zorla evlendirilmiştir. Karısı ile olan ilişkisi okuru bu kadar da olmaz dedirtecek cinsten yanlış anlamalar, kaderine küsmeler ve içe kapanmalarla başlar, öyle de devam eder… Marta onu aşağılayıp ondan kaçtıkça karısına yönelik aşkı doruğa ulaşır… Aşkın doğasına yakıştırdığımız ama zavallı masum aşkın değil de maşukun hastalıklı ruhuna yakışan bir durum daha çok… Aşağılanma, alçalma, aşkın eşitler ve denkler arasında yeşermeyişi mazoşist yanımızın sonucuyken, suçu aşka yükleyip ne çok ilenmişizdir…

    #Stefanos kırılgan, mahcup, beceriksiz gibi görünse de benzerini ancak bir Kayserilide görebileceğimiz kurnazlığa da sahiptir. Kendince bazı şeyleri anlatarak ya da anlatmayarak veya sözlerine yalan katarak insanlardan intikamını alır. Kendini üzenlerden intikam alırken, yüreğinde baş gösteren merhamete kulaklarını tıkamayı da başarır. Bu durum okurun gözünde Stefanos’u zavallılık mertebesinden terfi ettirir.

    Andronikos, Stefanos’da olmayan her şeye sahiptir. Hırs, cazibe, taklitlerle süslediği hitabet yeteneği, iktidarın her türüne olan düşkünlük, kumpas kurma ustalığı, kadınların üstünde sahip olduğu etkinin farkındalığının getirdiği çapkınlık… Andronikos geçmiş zamanın rüyalarını görür, ancak bu onun pek işine yaramaz, o geleceği merak etmektedir. Gemisinin yelkenleri daima şansın rüzgârı ile şişer ve her zorluktan dimdik çıkar. O tam anlamıyla dünya adamıdır. Yüzü dünyaya dönüktür, yaşama tutkuyla bağlıdır. Sadakat ona en uzak kavramdır. Stefanos ise sadakatin somutlaşmış hâlidir adeta. Andronikos ihanet etmek için yaratılmıştır; imparatora, Stefanos’a, karısına, sevdiği tüm kadınlara… Ölümüne sadık olduğu tek şey tahta çıkabilme hırsıdır. Bu uğurda olmadık entrikaya başvurur, ömrünü tüketir…

    Çiğnediği göksel ve yersel kurallar nedeniyle başı dertten kurtulmayan Andronikos tüm kadınların sevgilisidir. Kadınlar söz konusu olduğunda öykü anlatmak ve uydurmakta üstüne yoktur. Çapkınlıkta sınır tanımaz, kendi yeğeni, Stefanos’un karısı, imparatorun baldızı ve Stefanos’un tutkulu aşkı… Hiçbiri Andronikos’un cazibesinin yol açtığı girdaba kapılmaktan kendini kurtaramaz. Üstelik eşi ve üç kızı her şeye karşın onun yanında yer almaya devam eder… Uysal, munis ve sadık erkekler yerine kendilerini üzecek, sadakatten uzak, çapkın erkeklere âşık olan kadınlara yönelik küçük bir serzeniş belki de. Yine, aşkın doğası mı demeli bu duruma yoksa mazoşist yanlarımızdan mı dem vurmalı? Yoksa genel anlamı ile iyi insan olmanın aşk için yeterli olmadığını mı eklemeli?

    Her şeye karşın Andronikos’da okura çekici gelen bir yan vardır. Azmi, neşesi, cazibesi, yaşama bağlılığı Andronikos’a karşı sempati uyandırır. Stefanos’un: “Bu kadar da olmaz ki!” dedirttiği anlarda Andronikos romana can verir.

    Stefanosun neşesizliği ve Andronikos’un neşesi birbirine zıttır. “Sonrayı göremeyenler içindir neşe.” dedirtir yazar Stefanos’a; insan ruhuna kederi neşeden çok daha yakın bulur.

    romankahramanlari replied 1 year, 9 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
RÜYA KARDEŞLİĞİNDEN RÜYA KÖRLÜĞÜNE; STEFANOS VE A…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now