Roman Kahramanı: YALANI, YAZINSAL GERÇEĞE DÖNÜŞTÜRMEK

  • Roman Kahramanı: YALANI, YAZINSAL GERÇEĞE DÖNÜŞTÜRMEK

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 14:54

    YALANI, YAZINSAL GERÇEĞE DÖNÜŞTÜRMEK*

    Makale Yazarı: Ahmet Oktay

    *Bu makale Roman Kahramanları 1. sayıda (Ocak/Mart 2010) yayımlanmıştır. 

    Popüler polisiyenin ünlü adı Maurice Leblanc’ın Asrine Lupin’idir (Arsen Lüpen) çocuk belleğimde yer eden ilk roman kahramanı. Onun 813, Altın Üçgen, Billur Tapa, Otuz Tabutlu Ada adlı serüvenleri hâlâ aklımdadır. Herkes biliyor: #Romandünyası, #kurmaca bir dünyadır; gerçekle benzerlikler taşıyor olsa bile, son kertede tümüyle uydurmadır. Ama yine de son derece gerçektir. #Sefiller’de Paris proletaryasının arasında dolaştırmaz mı bizi Viktor Hugo? Jean Val-jean (#JanValjan) ile inatçı polis memuru #Javert arasındaki kaçma kovalamaca oyununun peşinde sürüklenip gitmedim mi günlerce? #Cosolte’in başına gelenler için gözyaşı dökmedim mi? #KaptanAhap’la birlikte #BeyazBalina’ya lanetler yağdırmadım mı? Romanın gizi, bizi yalana inandırmasındadır.

    Belki de bu yüzden, Balzac ya da Dostoyevski gibi unutulmaz kişilikler yaratmayı başarmış yazarlardan söz ederken birçok eleştirmen, romancı ile Tanrı arasında benzerlik kurmaya çalışmışlardır. Camus, Başkaldıran İnsan adlı ünlü kitabında, Thibaudet’nin bir sözünü anar: “ İnsanlık Komedyası, baba Tanrı’ya öykünmedir.” Balzac’ın “romanı tarihin yerine geçirmeyi amaçladığını” yazan Tahsin Yücel de İnsanlık Güldürüsü’nde Yüzler ve Bildiriler kitabını şu cümleyle noktalar: “ İnsanlık Güldürüsü, ‘Dünya benim’ der.”

    Romancının amaçları ve öngörüleri konusunda aşırı yorumları da dışa vuran bu türden açıklamaların, yazı edimi ile yaratma edimi arasındaki çapraşık ilişkilerin doğasını anlamaya yönelik olduğunu söylemek gerekir. Okur, başarılı bir romanda, tanrısal bir yan görmekte özgürdür elbet. Çünkü son kertede, Camus’nün güzel sözünü anımsayabiliriz: “Roman dünyası, dünyamızın insanın derin arzusuna göre düzeltilmesinden başka bir şey değildir.” Fichte’nin “#roman günahkârlık çağının biçimidir” tanımını yineleyen Lukacs’ın, ister istemez, bu günahkârlığın aşılmasına yönelik çabaları da göz önünde tuttuğunu da aklımızda bulundurmalıyız. Lukacs’ın roman kişilerinin “cinlere özgü bir psikolojiye sahip oldukları” yolundaki önermesinin, bu noktada tutarlı ve öngörülebilir bir önerme olduğunu da söyleyebiliriz. Romancı, son kertede bir düzeltmeden yanadır her zaman, en azından hep böyle bir umuda sahiptir. “Dünya düzeltilebilir”: Budur #umut ve #öngörü.

    Tam da bu yüzden, Dostoyevski’nin aklımdan çıkmayan roman kişilerinden başlıcası, melek sıfatını kullanmaktan kaçınmayacağım #Alyoşa’dır. Karamazof Kardeşler’in en küçüğü olan Alyoşa. Peki ama #İvan’ı ne yapacağım? #Dimitri’yi hiç mi anmayacağım? #Gruşenka’ya olan borcunu bir türlü unutamayan, kendini hep suçlu hisseden Dimitri’yi. Dostoyevski’nin o büyük ecinnilerini ne yapacağız peki? “Kimseyi ruhuna buyur etmekten yana olmayan” ve “hiç kimseye ihtiyacım yok” diyen Stavrogin’i, Verhovenski’yi, “sınırsız özgürlükten başlayıp sınırsız zorbalığa ulaştığını” söyleyen nihilist Şigalev’i? “Kendini öldürerek özgürlüğüne kavuşacağını ve böylece Tanrı’ya eş olacağını savlayan” o umarsız Krillov’u nereye koyacağız? Dostoyevski’nin yalnız #Ecinniler’le bile, inanılmaz bir politik ve psikolojik öngörüde bulunduğunu, Stalin dönemine gönderdiğini, kurguladığı kişilerle insanı şaşırttığını söylemek gerekir. Budala’nın, Suç ve Ceza’nın sözünü bile etmiyorum.

    Roman kahramanlarından söz ederken, #Stendhal’in #JulienSorel’ini unutmak olanaksızdır elbet. Burjuva toplumunun ikiyüzlülüğünden nefret eden ve o toplumdan öç almaya uğraşan talihsiz #Lucien, mutluluğa ulaşamaz bir türlü. Başı kesildikten sonra, sevgilisi Mathilde’in yaptıkları insanın gözlerini yaşartır: O kesik başı mermer masanın üstüne koymuş, alnından öpmektedir. Sonra da o başı, kendi elleriyle gömer. Lucien’in yaşamına karışmış öteki kadın, #MadamedeRenal ise Lucien’in ölümünden “üç gün sonra” ölür.

    Romanların bizi dönüp dönüp kendilerini okumaya yönelten gerçeği budur işte; Yalanı, yazınsal gerçeğe dönüştürmek. Tahsin Yücel’in satırlarıyla, “Andre Helbo’nun söylediği gibi, yazın yapıtının belirttiği evren, var olan dünyaya bağlanmaz, her şeyden önce algılanmış (yani yeniden kurulmuş ve eksik) bir gerçeği belirtir.”

    Buradan baktığımızda, alınyazılarından dehşete düşeceğimiz ne çok roman kişisi vardır daha. #AnnaKaranina’dan #MadamBovary’ye…
    #AhmetOktay #yalan #yazınsalgerçek #popülerpolisiye #MauriceLeblanc #AsrineLupin #romanıngizi #yalanainandırmak #romanvetarih #romanveTanrı #günahkarlıkçağı

    romankahramanlari replied 1 year, 9 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
YALANI, YAZINSAL GERÇEĞE DÖNÜŞTÜRMEK* Makale Yaza…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now