Rick Riordan’ın Roman Kahramanları: Percy Jackson ve Olimposlular
-
Rick Riordan’ın Roman Kahramanları: Percy Jackson ve Olimposlular
Rick Riordan’ın Roman Kahramanları: “Percy Jackson ve Olimposlular”*
Makale Yazarı: Esen Gür
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Temmuz/Eylül 2012, 11. sayıda yayımlanmıştır.
Bir gün birisi çıkıp size Antik Yunan tanrılarının hâlâ hayatta olduklarını söylese ne yapardınız? Ya ailenizden birinin bu tanrılardan biri olduğunu öğrenseniz? Olağanüstü güçlere sahip olduğunuzun farkına varsanız?
Bir de peşinizde mitolojik efsanelerdeki canavarlar düşse?
Ne yapardınız?
Percy’nin yaptığını…Yazarımız Rick Riordan, Teksaslı bir öğretmen. #Western dedektif hikâyesi olarak nitelenebilecek bir dizi kitaba imza atmış, ancak kıvrak kalemine rağmen bu seriyle uluslararası bir başarı kazanamamış bir yazar. Okuma güçlüğü çeken ve dikkat eksikliği-hiperaktivite bozukluğundan mustarip oğluna akşamları yatmadan önce uydurduğu bir hikâye ise bir gün yaşamının dönüm noktası olacaktır.
1994 yılında yazdığı ilk kitap, #PercyJacksonandTheOlympians-The Lightning Thief (#PercyJacksonveOlimposlular– Şimşek Hırsızı, Doğan Egmont, 2008) ancak 2005 yılında bir yayıncı bulur, sebebi bilinmez. Yayınlandığı ilk günde âdeta bir bomba gibi patlayan bu kahramanın öyküsü, günümüze varana dek dünya çapında milyonlarca çocuğun kitaplıklarında yerini almış ve #HarryPotter’ı tahtından etmeye aday olmuştur. Peki Percy’yi bu kadar farklı kılan nedir?
Riordan, Antik Yunan tanrılarını günümüze taşıyor –elbette onların ölümlülerden olan meşhur gayrimeşru çocuklarıyla birlikte.– Serinin kitaplarının arka kapak yazılarındaki değişmez paragrafta şöyle der: “Bir gün birisi çıkıp size Antik Yunan tanrılarının hâlâ hayatta olduklarını söylese ne yapardınız? Ya ailenizden birinin bu tanrılardan biri olduğunu öğrenseniz?”
Yunan Mitolojisi, renkli efsaneleriyle olduğu kadar tanrıların ilişkileriyle de insanın ilgisini çeken bir söylence geleneği. Riordan bunu günümüze taşıyarak tanrılara ve onların ilişkilerine yepyeni bir boyut kazandırıyor, onlara çağdaş atribütler ekleyerek bugünün sineması, televizyonu ve bilgisayar oyunlarıyla bambaşka bir ilgi skalası oluşturmuş olan gençlerin önüne sunuyor. Ana karakterini üç büyük tanrıdan birinin (Poseidon) oğlu olarak çizerek de onu hem hikâyedeki diğer melezlerden ayrıştırıyor hem de özel güçler verebiliyor. Bugünün fantazyasında eksik olmayan özel güç öğesinin de tamamlanmasıyla Percy, 2000’li yılların Herakles’i olarak diğer ana akım çocuk kitaplarından kolaylıkla sıyrılıyor.
#Disleksi ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (#DEHB)
Yapılan son araştırmalar, dünya nüfusunun yüzde yirmisinde bir okuma bozukluğu olarak nitelendirilebilecek disleksi, yüzde yirmisinde de Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu bulunduğuna dikkat çekiyor. Bu rakamın bugün azımsanamayacak derecede artmış olmasının pek çok sebebi var ve bu sebeplerin başını yeni teknoloji çekiyor. Hiç şüphesiz ki bunun sıkıntısını en çok çocuklar ve elbette ki aileleri çekiyor. Disleksi okulda başarıyı önemli derecede zedelerken DEHB de hem okul hem sosyal yaşamda karşılaşılacak zorlukların sayısını artırıyor. Bunlarla birlikte gelen özgüven sorunu da cabası.
Kahramanımız Percy Jackson da bu iki bozukluktan mustarip, tıpkı yazar Rick Riordan’ın oğlu Haley gibi. Ancak işte tam da bu noktada işler değişiyor. Percy hem disleksik hem de DEHB sorunlu ancak bunun bir sebebi var. O, bir Yunan tanrısının oğlu. Bu iki bozukluk, onda, bir melezde olması gereken özellikler; disleksisi var çünkü beyni aslında Antik Yunan alfabesine göre kodlanmış. DEHB sorunlu çünkü DEHB aslında onun savaş refleksi. Bir melez DEHB olmak zorunda, aksi takdirde mitolojik yaratıklar karşısında hayatta kalması imkânsız.
Percy Jackson bu durumda, birden, bu iki bozukluğa sahip tüm sorunlu çocukların rol modeli oluveriyor. Sorunlu bir çocuk olmaktan çıkıp kendilerini özel hissetmelerini sağlıyor.
Percy Jackson’ın Kişiliği
Percy, bir diğer çağdaş popüler karakter olan Harry Potter’ın aksine daha sarkastik, vurdumduymaz, zaman zaman dik başlı ve uyumsuz bir çocuk. Tanıdık geldi mi?
Riordan, Percy portresine bir anti-kahraman çizerek başlıyor aslında. Parçalanmış bir aile (baba malum Yunan tanrısı olduğu için her zaman evde değil), disleksi ve DEHB sebebiyle okulda sürekli çıkan sorunlar ve her sene bir okuldan atılması ve tek başına ayakta durup çocuk yetiştirmeye çalışan bir anne var ortada. Bütün bunları topladığımız zaman çocuğun akıllı uslu bir kahraman olmasını bekleyemeyiz elbette. Percy’deki isyan duygusu zaman zaman zor bastırabildiği, ergenliğin verdiği hırsla kimi zaman da kontrolden çıkan bir isyankârlık.Yine de tüm sarkazmına ve dik başlılığına rağmen insan Percy’yi sevmeden edemiyor. Kolektif bilinçaltımıza kazınmış antik efsanelerden midir bilinmez, Percy tam da binlerce yıldır anlatılagelen o büyük kahramanlardan biri olduğu duygusunu başarıyla veriyor. Tam da bu noktada…
Kahramanın Sonsuz Yolculuğu
Joseph Campbell, The Hero With a Thousand Faces (#KahramanınSonsuzYolculuğu, Kabalcı Yayınevi, 2000) adlı eserinde, #monomit adını verdiği, tüm büyük efsanelerin temelinde yatan belli bir çatıdan bahseder. Odessa’dan Yıldız Savaşları’na, Antigone’den Harry Potter’a varana dek tüm büyük ve hafızalara kazınmış öykülerde bu çatının belirginliği göze çarpar ve bu, asla bir tesadüf değildir. Kahramanın epik yolculuğunun ilk aşaması yola çıkış, ikinci aşama kabul görme ve son aşama da bütünüyle yenilenmiş olarak eve dönüştür.
Rick Riordan’ın Percy Jackson’ın hikâyesini yazarken Campbell’in bu başucu kitabını okumamış olduğuna inanmak istemiyorum. Percy’nin hikâyesi, çatısıyla, karakterin kişiliğiyle, dönüşümüyle, yan karakterlerin desteğiyle bu matrise tam oturuyor.
Percy, “yola çıkış” aşamasında bir Yunan tanrısının oğlu olduğunu öğrenir. Bunu hemen kabullenmez elbette, öncelikle Yunan tanrılarının hâlâ var olduklarını içine sindirmesi gerekir. Daha sonra hiç görmediği babasının denizlerin hâkimi, atların yaratıcısı Poseidon olduğu ortaya çıkar ve daha da önemlisi, babası üç büyük tanrıdan biri olduğu için birden bu özel melezlerin eğitildiği melez kampının en ayrıcalıklı üyesi olduğunu öğrenir. Dünya Savaşı’ndan sonra üç büyük tanrı, ölümlülerle ilişkiye girmeyeceklerine yemin etmişlerdir; zira çok büyük güçlere sahip olan melez çocukları dünyanın altını üstüne getirmektedir. Ancak Poseidon bu yemini bozmuş ve diğer iki büyük tanrının haberi olmadan Percy’nin dünyaya gelmesine sebep olmuştur. O güne dek bu kadar güçlü bir melezin varlığından haberdar olmayan Melez Kampı ve Herakles dahil tüm kahramanların eğitmeni sentor Kheiron, Percy’nin varlığıyla birlikte alt üst olur. Çünkü bu, diğer iki tanrının (Zeus ve Hades) gazabı anlamına gelecektir.
Monomit teorisinin ikinci aşaması “kabul görmedir.” Percy, Poseidon’un oğlu olarak Melez Kampı’nda tezahüratlarla karşılanmaz; aksine, yukarıda bahsettiğim gibi, bu durum, ağır sonuçlara gebedir. Percy lanetli gibidir, her an tanrılar arasında mitoloji hikâyelerinde her zaman çıktığı gibi yeni bir savaş çıkabilir. Üstelik babasının Percy’yi kollayıp kollamayacağı da belli değildir.
Percy Jackson ve Olimposlular hikâyesini tek bir kitap değil, beş kitabı birlikte düşünerek bir seri olarak kabul etmek gerekir. Hikâye, ilk kitapta sonlanır gibi görünse de aslında ana çatı çok daha büyük bir hikâyedir ve temeli de yine Yunan Mitolojisine, on iki tanrının Kronos’la verdiği Titanomaki Savaşı’na dayanır.
Kheiron kitapta bunu şöyle özetler: Mitolojik efsaneler bir kere yaşanmaz, binlerce yıldır bunlar sürekli tekrar eder. Yunan Mitolojisinin insancıllığına bir vurgu olarak da değerlendirebileceğimiz bu tespit, aslında beş kitaplık seriyi özetler. Kısaca Percy, diğer melezler ve on iki tanrı, iki binli yıllarda, yeniden tanrıların babası Titan Kronos’la mücadele edecektir.
Kabul görme aşaması bu yüzden beş kitaba yayı- lır. Beş kitap boyunca Percy Jackson, Herakles, Perseus, Aşil veya Theseus gibi antik kahramanların geçtiği zorlu yollardan geçecek, kendini ispat edecek ve Olimpos’u, tanrıların tahtını kurtaracaktır. Bunun bize faydası nedir peki? Olimpos’un kurtuluşu demek, uygarlığın kurtuluşu demektir, zira Antik Yunan, sanatı, demokrasisi ve felsefesiyle, bugünün modernizminin temelinde yatan uygarlıktır.
Percy Jackson ve Olimposlular serisinin son kitabı Son Olimposlu gelip çattığında, Manhattan’ın göbeğinde, on iki tanrı ve destekçileri melez ordusu ile Titan ordusunun savaşı başlar. Percy melez ordusunun başındadır, tıpkı Aşil gibi Styks Nehri’nde yıkanmış ve yenilmez bir zırhla donanmıştır. Ancak Aşil’i bile kurtaramayan yenilmezlik zırhının bir yumuşak karnı vardır: Aşil’in topuğundaki hassas nokta, Percy’nin belindedir ve bunun kız arkadaşı, Athena kızı Annabeth’ten başka kimse bilmemektedir. Bu ve bunun gibi sayısız Yunan Mitolojisi paralelliği, hikâyeye, özellikle mitolojiye hâkim okurlar için ayrı bir okuma zevki katar.
“Eve dönüş” aşamasına kolay geçilmez. Son kitapta Riordan efsanelere yaraşacak bir savaş anlatır. Aksiyon ve hümanizmanın kol kola gezdiği sahneler zaman zaman bizlere İlyada’yı anımsatır.
Percy yuvaya, Melez Kampı’na zaferle döner ama elbette artık eski Percy değildir. Bir senede neredeyse on beş yıl olgunlaşmış, sorumluluk omuzlarına binmiş ve o sarkastik dik başlı çocuk gitmiş, yerine gerçek bir kumandan dönmüştür. Tam Titanomaki (ve seri) bitti derken Riordan bombasını patlatır: yepyeni bir seri başlayacaktır ve tıpkı mitolojide olduğu gibi, Titanomaki mağlubiyeti yüzünden öfke nöbetleri geçiren Gaia, Gigantomaki’yi başlatır. Yeni seri, Olimpos Kahramanları, ilk serinin bittiği yerden başlar ancak bambaşka bir rota çizer, bir sürprizle birlikte. Melez Kampı tek kamp değildir. Bir yerlerde, Yunan melezleri dışında Roma melezleri de vardır. Bu sefer devreye Roma Mitolojisi girer.
Aşk
Percy Jackson ilk kitapta ergenliğin başlarında, yakışıklı sayılabilecek bir çocuk. İlk kitapta tanıştığı Athena kızı Annabeth, annesinden gelen zekâsıyla Percy’ye beş kitap boyunca zor anlar yaşatır. Bir Athena kızıyla baş etmek imkânsız gibidir, herkesten zeki, her zaman beş adım sonrasını hesaplayarak yaşayan, strateji uzmanı, gri gözlü bir kızdır Annabeth. Ancak belki de tam da bu yüzden, Percy’ye en çok yakışacak kızdır; ne Afrodit kızları gibi sadece güzelliğine düşkün ne de Ares kızları gibi kavgacıdır. Riordan’a, ana kadın karakterini zekâyla donattığı için teşekkür etmek gerek. Bugün gençlerin maruz kaldığı ana akım sinemada ve edebiyatta kadınlara biçilen rolün sadece güzel olup çok yakışıklı / güçlü birine âşık olmak olduğu bir dönemde (Alacakaranlık örneğinde olduğu gibi) Annabeth gibi zekâsıyla olmazsa olmaz bir karakter yaratmak ve kız çocuklara bunu rol model biçmek hem cesur hem de alkışlanacak bir tavır. Hiçbir zaman Annabeth teslim olmaz Percy’ye. Her zaman kendi yaşamına dair planları, kendi çizgisi vardır, Percy’yi ne kadar çok sevse de.Dostluk
Percy’nin en yakın arkadaşının adı Grover (Türkçe çeviride “Kıvırcık”). İlk kitapta tanışırız kendisiyle. Bu ad bir lakap gibi dursa da bir süre sonra bunun aslında bir lakap olmadığını ve Kıvırcık’ın gerçek adı olduğunu öğreniriz; bunun bir sebebi vardır. Gerçeği Percy’yle birlikte öğreniriz hikâyenin ilerleyen bölümlerinde. Kıvırcık bir insan değildir, elbette ki Yunan Mitolojisinden fırlayıp gelmiş, Percy’ye göz kulak olması için Kheiron tarafından yollanmış bir ‘satir’dir. Yarı insan yarı keçi görünümlü satirler, Kheiron’un emriyle, yaşı kemale ermemiş melezleri yüksek koku alma yetenekleri sayesinde bulup Melez Kampı’na getirmekle yükümlüdürler. Kıvırcık, Annabeth kadar zeki değildir ama sonuna kadar sadıktır Percy’ye. Bir satir olduğu için doğaya âşıktır, cebinde gezdirdiği minik pan flütüyle sıkıntılı zamanlarda güzel bir ezgi çalar, bu ezginin güzel sesiyle baştan çıkan bitkiler her yanlarını sarar. Korkaktır Kıvırcık, zaten bir keçi ne kadar cesur olabilir ki? Ama yine de Percy’nin omuzlarındaki sorumluluğu bir nebze olsun yüklenmeye hazırdır, çünkü Percy, en iyi arkadaşıdır.Her satir gibi yaban tanrısı Pan’a tapar. Ancak insanlığın doğayı katlettiği günümüzde Pan da ortadan kaybolmuş, hayata, insanlara küsmüş ve inzivaya çekilmiştir. Onlarca yıldır sesini duyan olmamıştır, dünyamız, çok önemli bir gücü kaybetmiştir.
Kıvırcık da, Percy’nin yolculuğunda ona destek olurken bir yandan Pan’ı arar, sesini duymaya çalışır azimle. Onu bulduğu zaman doğa kendine gelecek, dünya rahat bir nefes alacak ve belki insanlık kurtulacaktır. Bir gün ses verir Pan, “En cesur küçük satirim benim” der, “gel yanıma.” Bulurlar Pan’ı bir ormanın kuytu bir köşesinde. Yaşlanmış, bitap düşmüştür. Çevresinde artık neslini tükettiğimiz hayvanlar vardır, gözyaşlarıyla onu seyretmektedirler. Kıvırcık onu hayata döndürmek, neşelendirmek ister ama artık çok geçtir. Yaban tanrısı Pan, doğanın gizli gücü, her şeyden vazgeçmiştir. İnsanları asla affetmeyecektir. Terk eder bu evreni, bizi, açgözlülüğümüzle, hırsımızla, acımasızlığımızla baş başa bırakır.
Rick Riordan, dördüncü kitap Labirent Savaşı’nda anlattığı bu dokunaklı sahneyle pek çok okuru gözyaşlarına boğdu. Kim bilir, belki onu okuyan milyonlarca çocuktan birkaçı, Pan’ın ne demek istediğini anlamış ve doğaya gerçekten saygı duyulması gerektiğini öğrenmiştir.
Efsaneler Ölmez
Tüm seri boyunca tekrarlanır efsanelerin asla ölmediği. Yunan tanrılarının hâlâ var olmaları, hatta belki diğer mitolojilerdeki tanrıların bile bir yerlerde varlıklarını sürdürüyor olmalarının bir sebebi vardır. İnsanlar onlara inanmışlardır bir kere. Dillerinde, kalemlerinde, zihinlerinde, bilinçaltlarında yaşıyorlardır hâlâ. İşte bu yüzden efsaneler, kahramanlar, edebiyat ölmez. Binlerce yıl önce bile anlatılmış olsalar, bugün hâlâ bir yerlerde seslerini duyabilir, izlerini görebilirsiniz. Percy Jackson da bugün milyonlarca çocuk için gerçek bir kahraman, ömürleri boyunca unutmayacakları bir karakter olmuştur.
Sorry, there were no replies found.