Raif Efendi: SABAHATTİN ALİ’NİN RAİF’İ

  • Raif Efendi: SABAHATTİN ALİ’NİN RAİF’İ

    Posted by romankahramanlari on 12 Temmuz 2024 at 10:07

    SABAHATTİN ALİ’NİN RAİF’İ*

    Makale Yazarı: Gültekin Emre

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Nisan/Haziran 2012, 10. sayıda yayımlanmıştır. 

    Kentlerle bütünlenen yapıtlar vardır: Ulysses Dublin’i hayata geçirdiği için kenti kişileştirmiş ve onu unutulmaz kılmıştır. Kara Kitap’ta Orhan Pamuk İstanbul’un gizemli dünyasına sokmayı başarmıştır okurunu. Berlin Aleksander Meydanı romanıyla Alfred Döblin kent halkının dünyasına farklı bakışlar nakışlamıştır. 1943’ten beri Kürk Mantolu Madonna da Sabahattin Ali’nin Berlin’ine ışık düşürüyor kenti bir roman kahramanı gibi ele aldığından.

    Baştan başlayalım ve Sabahattin Ali’nin Berlin’e gelişinin sırasını bozmayalım:

    “Bir 1928 günü” Küçük bir öğrenci grubu, Sirkeci’den yola çıkan trenle Avrupa’ya” hareket eder. “Çeşitli dallarda öğrenim yapmak üzere devlet tarafından Almanya’ya gönderilen bu grubun içinde Sabahattin Ali de” vardır. Aynı öğrenci grubunda yer alan #MelahatTogar o günlere ilişkin anılarında şunları yazıyor: “Yol arkadaşlarım Berlin yakınındaki tarihi #Potsdam kentine yerleştiler, orada, bugünkü Goethe enstitülerinin eski şekli olan Deutsche Institüt für Ausländer’de Almanca öğrenecekler”dir.

    Sabahattin Ali, eğlenceli ve ağdalı bir dille #Berlin’e gidişini “Mufassal Cermenistan Seyâhatnâmesi”nde uzun uzun anlatır. Berlin’e ilişkin şunları okuyoruz bu gezi izlenimlerinden: “… geniş caddelerle büyük meydanları bir yere topla, Berlin şehri meydana gelir, demek münâsib olur; mu’azzam binaları da tabii ilâve eylemelidir… Hele bir mağazası var ki nâmı #Wertheim’dır, bir ucundan bakıldıkta öbür ucu görülmez, bir mahalleden kebîr bir nesnedir; rivâyet-ı mevsûkaya göre derûnunda 5000 müstahdem mevcûd imiş…” On beş gün Berlin’de kalıp ellerindeki avuçlarındaki parayı son kuruşuna kadar harcadıktan sonra “makaam-ı Sefâret bizi merhameten Potsdam şehrine” yollar. Orada da “Çabuk, papağan misâli lisân-ı Alamanı elde edesiz!” diye de sıkı sıkı tembih ederler.

    1928 yılının sonuna doğru yazdığı “Daussıla” (Özlem) şiiri Potsdam’ı ve içindeki sıkıntıyı anlatıyor:
    “Bugün de Potsdam’dan süzerken Potsdam’ı,
    Yaktı yine içimi kimsesizliğin gamı.
    Gözlerim inhinâsız uzayan caddelerde,
    Dedim: Bu soğuk şehir nerde, İstanbul nerde?…
    Ve istedim birazcık size dert yanmağı,
    Hayâlen memlekete doğru bir uzanmağı…

    Burada her şey: Şehirler ve insanlar nursuzdur;
    #Alamanlar, âdeta besili bir domuzdur.
    Sokaklar saatlerce uzanır bükülmeden
    Alamanlar dolaşır üzerinde gülmeden…

    Burada tebessümün de günü, saati vardır;
    Dükkânlar hep bir çeşit, evler hep bir karârdır…”

    Bu şiir, Sabahattin Ali’nin Potsdam’daki yalnızlığını, yabancılığını, ülkesine duyduğu özlemi, Almanlara ilişkin olumsuz izlenimlerini gözler önüne seriyor.

    Dört yıl kalacağı Almanya’dan, Türklere “asalak” diyen bir Alman öğrenciye tokat atınca, öğrenimini tamamlamadan geri yollanır 1930 yılında.

    Gelelim onun Berlin’de geçen romanı Kürk Mantolu Madonna’ya: Roman, Hakikat gazetesinde,18 Aralık 1940 – 8 Şubat 1941 tarihleri arasında “#BüyükHikâye” başlığıyla tefrika edilmiş – 48 bölüm. 1943 yılında da Remzi Kitabevi tarafından da yayımlanmış. Romanın kadın kahramanı #MariaPuder’dir. Sabahattin Ali’nin öğrencilik yıllarında âşık olduğu bir kadındır, bu. Onunla sinemalara, müzelere gider Berlin’de. Aralarında bir şey geçmemiştir ama Sabahattin Ali onu romanının kahramanı yapmıştır. Romanın erkek kahramanı Raif Efendi’dir. #Sabunculuk eğitimi için Berlin’e okumaya gelen Raif Efendi’yle Maria Puder’in derin aşkını ele alıyor Sabahattin Ali Kürk Mantolu Madonna’da. Roman, Raif Efendi’nin kendisi üzerine yazdığı biyografik bir romandır aslında.

    Bir baltaya sap olamamış Raif Efendi’yi babası, son çare olarak, Almanya’ya yollamak ister. “Almanya’da, paranın kıymetini kaybetmesi yüzünden ecnebilerin gayet ucuz, hattâ İstanbul’dakinden daha az bir para ile geçindiklerini bir yerden” duyan babası, “sabunculuk, bilhassa mis sabunculuğu” eğitimi görmesini ister oğlundan. #Balıkesir #Havran’daki #zeytinyağı fabrikalarında sabunculuğu geliştirmek ister Raif Efendi’nin babası. Onun için de oğlunu Almanya’ya yollamayı tek çare olarak görür. Bir hafta içinde hazırlanan Raif Efendi “Bulgaristan üzerinden trenle Berlin’e hareket” eder. Hiç dil bilmez. Yolda bir dil öğrenme kitabından bazı sözcükleri ezberler. İstanbul’dayken defterine yazdığı pansiyona yerleşir. “İlk haftalar”, kendine yetecek kadar dil öğrenmekle ve “hayran hayran” etrafına “bakınarak şehri dolaşmakla” geçer. İlk günlerin şaşkınlığı çabuk geçer: “Sokakları biraz daha geniş, çok daha temiz, insanları daha sarışın bir şehir”dir Berlin. Düşlediği Avrupa’yla karşılaşamamak onu hayal kırıklığına uğratır. Hayalindeki Avrupa “daha başka, birçok harikalarla dolu bir yer”dir. Hayalindeki Avrupa’nın nasıl bir yer olduğunu ve içinde yaşadığı kentin eksikliklerinin ne olduğunu kendisi de bilmez.

    “Umumî Harpte” Türkiye’de bulunmuş bir subaydan Almanca dersleri almaya başlar. Almanya’ya niçin geldiğini, sabunculuk eğitimini babasından mektup gelince anımsar Raif Efendi. Henüz dil öğrendiğini, yakında bir işletmeye başvuracağını yazar babasına. Günleri birbirine benzeyerek geçer. “Bütün şehri, hayvanat bahçesini, müzeleri” dolaşır. “Bir milyonluk şehrin birkaç ay içinde tükenivermesi” ona “yeis” verir. Genellikle öğleden sonraları “büyük caddelerde, kalabalığın içinde dolaşır, yüzlerinde çok mühim işler yapmış insanlara mahsus bir ciddilikle evlerine dönen veya bir erkeğin koluna asılarak baygın gözleriyle etrafa tebessüm saçan kadınları ve yürüyüşlerinde hâlâ asker adımlarını muhafaza eden erkekleri” seyreder. Babasına “büsbütün yalan söylemiş olmamak için, birkaç Türk arkadaşın yardımıyla, bir lüks sabun firmasına müracaat” eder. “Bir İsveç grubuna ait olan müessesenin Alman memurları, henüz unutulmamış olan silâh arkadaşlığının verdiği bir alâka ile” onu gayet iyi karşılarlar. Havrandaki sabunhanede işine yarayacak, mesleğin inceliklerini ona göstermekten kaçınırlar nedense. Hevesli olmadığı için de yavaş yavaş fabrikaya uğramaz ve onlar da kendisini arayıp sormazlar.

    Haftada üç kez “akşamüzerleri” eski subayla Almanca dersine devam eder. “gündüzleri müzelerdeki ve yeni açılan galerilerdeki tabloları” seyreder. Müzelerdeki “eski resim üstatları da artık” ona sıkıntı vermeye başlar. “National Galerie’deki bir tabloyu saatlerce” seyrettiği ve” sonra günlerce aynı çehreyi ve manzarayı” kafasında yaşatır.

    Almanya’ya geleli bir sene olmak üzeredir. Gazeteleri karıştırırken “yeni ressamların açtığı bir sergi hakkındaki” eleştiri yazısı gözüne ilişir. Bu yenilerden fazla bir şey anlamaz kendisi de bir zamanlar resim yapmaya çalışmış Raif Efendi. Amaçsız bir biçimde sokakları dolaşırken kendisini gazetelerin söz ettiği serginin açıldığı binanın önünde bulur. Resimlere tek tek bakar ve pek ilgisini çekmez. “Yalnız orada, kürk mantolu bir kadının portresinin önünde” mıhlanıp kalır. “Bu portrede ne vardı[r]” onun ilgisini çeken? Bunu kendisine bile açıklayamaz. Bu resim onun hayalindeki tüm kadınların bir bileşkesi gibidir. Resmin altında “Maria Puder, Selbsporträt” (kendi portresi) yazıyordur. Romanın düğüm noktalarından biridir bu sahne. Çünkü daha sonra ressamla karşılaşacak ve ona âşık olacaktır Raif Efendi. 24 yaşındaki Havranlı bu delikanlının başından “bir kadın macerası” geçmemiştir. Resmini gördüğü kadınla aşk macerasına atılmak değildir niyeti, kendisine dost olarak görmek ister onu. Onun için de her gün galeriye gider ve resmin önünde çakılıp kalır. Galeridekilerin dikkatini çeker bu. Resmin ressamı merakını yenemez ve neden bu tablonun önünden ayrılmadığını sorar kendisine. Raif Efendi, annesine çok benzediği için resimden etkilendiğini söyler. Bir gece pansiyondaki Hollandalı dul Frau Tiedemann’la biraya içmeye gider Raif Efendi. Dul bayan kendisine epeyce askıntı olur. O arada Maria Puder’i görür hayal meyal. Ressamın kendisini nasıl ayıplayacağını düşünür ve kahrolur. Kitap okumaya çalışır, okuyamaz. Uyuyamaz. Sabahı zor eder. “Soğuk, rutubetli bir Berlin” sabahıdır. “Sokaklarda, küçük el arabalariyle evlere süt, tereyağı ve küçük ekmekler bırakan çıraklardan başka kimse” yoktur. “Köşebaşlarında birkaç polis, duvarlara yapıştırılan ihtilâlci beyannameleri söküp yırtmaya” uğraşırlar. “Kanalın kenarını takip ederek #Tiergarten’e kadar” yürür Raif Efendi. Fabrikaya gider. Kendisini Havran’da kuracağı “büyük ve modern sabunhanenin müdürü olarak” görür. “Mehmet Raif Havran” damgalı kokulu sabunların tüm Türkiye’ye nasıl dağılacağının hayalini kurar. Babasının zeytinlikleri, Havran’daki iki fabrika ve bir sabunhane onu bekliyordur. Akşam pansiyona gitmez, yemeğini dışarıda yer, “iki duble bira” içer. Wittenberg Meydanında “Ka De We dedikleri büyük bir mağazanın önündeki kaldırımlarda, ayaklarına kırmızı çizmeler giyip kadınlar gibi yüzlerini boyayarak dolaşan birtakım delikanlılar, gelip geçenlere davet eden gözlerle bakar”lar. Saat gece on biri geçiyordur. Kürk Mantolu Madonna’yla dün gece karşılaştığı yere, Nollendorf Meydanına doğru yürümeye başlar. Aradığı, beklediği kadını görür ve peşine takılır. “Atlantik” tabelalı, dönemin ünlü barlarından (kabarelerinden) birine dalar. İçerisi kalabalıktır. Maria Puder, burada şarkı söyleyerek hayatını kazanan bir kadındır. Programdan sonra Raif Efendi ile oturup sohbet eder #KürkMantoluMadonna. Berlin’de “Yalnız işte… Kimsesiz… Ruhen yalnız…” biridir Raif Efendi. Yalnız Berlin’de değil, “bütün dünyada” yalnızdır kendisi. Kabareden çı- kıp yürürler ve Berlin’de kendisine özgü “gezinti yerleri” olduğunu söyler. Lützow caddesinde oturan Raif Efendi, ertesi gün Maria Puder’i evinden alıp gezdirmek üzere sözleşirler. Sözleştikleri saatten çok önce yürüyerek Tiergarten’e kadar gelir. Aradığı kadını bulduğundan içi kıpır kıpırdır sevinçten. Bitki bahçesine gelirler yürüyerek. Burası Berlin’in en güzel yeridir. Berlin’de “senenin ancak yüz gününde hava açık ve güneşli, iki yüz altmış beş gününde kapalıdır.” Bu kapalı ve kasvetli havaya rağmen yine de çeşitli bitkiler yetiştiriliyor bu bitki bahçesinde. Sonra yürümeye devam ederler yine birbirlerini iyice tanımaya çalışarak, konuşarak. “Şehrin garp taraflarında büyücek bir lokantaya” girerler. “İçerisi pek kalabalık değil”dir. “Bir köşede millî elbiseleriyle Bavyeralı bir kadın orkestrası gürültülü havalar çalıyor”dur. Kenarda bir masaya otururlar, yemek ve şarap ısmarlarlar. Maria Puder, babasından kalan para ile okur. Savaş sırasında hastabakıcılık yapar. Sonra resim akademisine devam eder. Küçük gelirleri enflasyonda erir. Para kazanmak zorundadır. Yemekten sonra, bir dönemin ünlü mü ünlü “#RomanischesKaffee”sine giderler. “Her zaman sanatkârlar tarafından ziyaret edilen bu kahvenin geceleri on birden sonra yaşlı, zevk düşkünü, genç meraklısı ve paralı kadınlarla dolduğunu ve her milletten, her yaştan birçok jigoloların bu zamanlarda oraya gidip kendilerini beğendirmeye çalıştıklarını” duymuştur Raif Efendi. Kahvede “geniş siyah şapkaları, uzun saçları ile Fransız mukallidi genç ressamlar, ağızlarında pipoları, uzun tırnaklı parmaklarıyla habire sahife dolduran muharirirler” oturuyordur. O uzun geceden sonra Maria Puder’le sürekli birlikte olur Raif Efendi. El ele tutuşarak “müzelere ve resim galerilerine” giderler. Birkaç kez daha bitki bahçesine ve iki kez de operaya giderler. Fabrikaya öğleden önce gider ve pansiyondakilerle hemen hemen hiç görüşmez Raif Efendi. Yılbaşı yemeğini birlikte yerler. “Atlantik” barda programını tamamladıktan sonra Maria Puder, bir zamanların kalburüstü yeri sayı- lan Anhalter istasyonun karşısındaki “Avrupa” bara giderler. “Burası küçük ve mahrem Atlantik’ten büsbütün başka”dır. “Göz alabildiğine büyük salonlarda yüzlerce çift habire dans” eder. Masalar içki şişeleriyle doludur. Savaş sonrası yıllarının “dizginsiz coşkunluğu burada bütün çıplaklığıyla görülüyor”dur. Artık hep Maria Puder’le birlikte olan Raif Efendi, karamsarlığını bir türlü yenemez. Bir gün yürüye yürüye dolaşırken Berlin’in bir başka semtine gelir. Bir göl kenarında durmuştur. Bu, “Wansee” gölüdür. “Alman şairi #Kleist ile sevgilisinin birlikte intihar ettikleri” yere çok yakındır burası. Sabahattin Ali’nin kaldığı Potsdam’a, “İkinci Frederick’n ‘Gamsız’ sarayının parkını gezmeye” de giderler. Raif Efendi, Maria Puder’le birlikteyken hem kendi, hem de sevdiği kadının hayatını, geleceğini düşünür. Maria Puder’in hastalığı sırasında Berlin’in ünlü hastanesi Charité’de sevgilisini ziyaret eder. “Maria Puder’i ne kadar” sevdiğini” ve ona nasıl delice bağlı” olduğunu, “sabaha kadar yüksek taş duvarların etrafında” dolaştığını, “ve hep onu” düşündüğü “tam mânasıyla” anlar. “Ve bir gün her şey” biter. Babasının ölümü üzerine eniştesi yolparasını yollar, hemen Havran’a dönmesini ister. Maria Puder’e durumu anlatır. İşlerini yoluna koyduktan sonra sevdiği kadını da yanına aldıracaktır. Ama düşündükleri gibi olmaz hiçbir şey. Raif Efendi Havran’da kalır. Mal mülk paylaşımı yapılır. Evlenir. Küçük, silik bir #çevirmen olur. Maria Puder çocuğunu doğururken ölür.

    Kürk Mantolu Madonna romanı okurken, bir yandan Raif Efendi’nin iç dünyasındaki çalkantılarla, bir yandan da Berlin’in çeşitli mekânlarıyla tanışırız. Tiergarten semtindeki Lützow Sokağı etrafında geçer roman. Oradan yürüyerek Wittenberg Meydanı’na varılır. Ünlü KaDeWe mağazası bugün de görkemini ve önemini koruyor. Bu bölge lüks mağazalarla donatılmış durumda. Bir zamanların merkezi Anhalter civarındaki sanatçı kahveleri yok artık. Ünlü Botanik Bahçesi de kentin önemli ve görülmesi gereken yerlerindendir. Wansse, Potsdam da öyle…

    Sabahattin Ali, Berlin’de geçen günlerini unutmamış. Romana Berlin’i atmosfer ve mekân olarak seçmiş: Böylece edebiyatımızın unutulmaz roman kahramanlarından Raif Efendi’yi Kürk Mantolu Madonna’da hayata geçirmiş. Balıkesir, Havran bölgesinin coğrafyasıyla birlikte yaşamını büyük bir ustalıkla ele almış.

    “Mesela, beni Havran’a bağlayan şeyler neydi? Üç beş zeytinlik, birkaç sabunhane, kendilerini tanımayı asla merak etmediğim birkaç akraba… Halbuki buraya bütün hayatımla, bütün yaşayan taraflarımla merbuttum.” Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali’nin hayata, aşka, ülkesine ve Berlin’e ne kadar bağlı olduğunun kanıtlarıyla dolu bir roman.

    #kentlerveedebiyat #ressam #sabahattinali

    romankahramanlari replied 2 years ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
SABAHATTİN ALİ’NİN RAİF’İ* Makale Yazarı: Gülteki…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now