Polyksena Lahdi ve Troia Mitolojisinin Yerel Kültürler Üzerindeki Yansıması
-
Polyksena Lahdi ve Troia Mitolojisinin Yerel Kültürler Üzerindeki Yansıması
Polyksena Lahdi ve Troia Mitolojisinin Yerel Kültürler Üzerindeki Yansıması*
Makale Yazarı: Reyhan Körpe
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Ocak/ Mart 2018, 34. sayıda yayımlanmıştır.
1994 yılının ilk aylarında #Çanakkale’nin yaklaşık 100 km. doğusunda bulunan #Biga ilçesine bağlı #Gümüşçay beldesi civarında bulunan bir tepede, definecilerin kaçak kazı yaptıkları haberinin gelmesi üzerine Çanakkale Arkeoloji Müzesi uzmanları bölgeye giderek inceleme yapmışlardır. Başlangıçta son derece rutin görünen bu inceleme bölgede aslında oldukça sık karşılaşılan kaçak kazı faaliyetlerinden biri gibi görülürken, daha sonra bu olayın arkeoloji dünyasının en önemli buluşlarından biri olacağı tahmin edilememiştir.
Müze uzmanlarının inceleme yaptığı kaçak kazı yeri Gümüşçay beldesinin yaklaşık 2 km. güneydoğusunda, Gümüşçay deresinin doğusunda köylülerin “#Kızöldü” adını verdikleri yamaçtadır. Dikkatli bakıldığında burasının kısmen düzleştirilmiş bir yığma mezar tepesi, yani bir tümülüs olduğu anlaşılmaktadır. Defineciler tümülüsün merkezine doğru açtıkları bir tünelle burada bulunduğunu tahmin ettikleri mezarı bulmaya çalışmışlardır. Müze uzmanlarının yaptığı ilk incelemede defineci tünelinin, tümülüsün merkezindeki mermer bir lahde, yaklaşık 1 m. çapında ve 4 m. derinliğe kadar uzanan, bir insanın sığabileceği büyüklükteki kaçak kazı tüneli ile ulaştığı ve #lahit kapağının lahit üzerine oturduğu kısımdan kırılıp mezarın içine girildiği ve tamamen soyulduğu görülmüştür.
Durumun önemini anlayan Çanakkale Arkeoloji Müzesi gerekli izinleri alarak aynı yılın Nisan ayı ortalarında ‘’Kız Öldü Tepesi’’ adını verdikleri tümülüste bir kurtarma kazısı başlatmıştır. Müze Müdürlüğü başkanlığındaki kazı ekibi kısa sürede bu lahdin aslında çok daha erken dönemde, üst kısmından girilerek soyulduğunu görmüşlerdir. Muhtemelen mezarı en son ziyaret eden defineciler lahit içinden çıkaracak bir şey bulamamışlardı. Oysaki lahit soyulmuş da olsa, kendisi, içinde bulunanlardan çok daha değerliydi.
Kız Öldü Tepesi’nde gerçekleştirilen kazı sonucunda burada uzunluğu 3.32 m, genişliği 1.60 m. ve kapağı ile birlikte yüksekliği 1.78 m. olan mermer bir lahit açığa çıkarılmıştır. Lahdin kabartmalı yüzleri tabandan itibaren kapak üst seviyesine kadar özel olarak yapılmış yassı kiremitlerin üst üste dizilmesiyle tamamen örtülmüştür. Lahit kiremitlerle kapatılmadan önce de gene muhtemelen mezar sahibini buraya taşıyan arabanın tekerlekleri de çıkarılarak lahde yaslandırılmıştır. Böylece lahit kabartmaları kiremitlerle muhafaza altına alınmış, lahdi çevreleyen kabartmaların definecilerin gözünden kaçmasına yardımcı olmuştur.
Lahdin etrafındaki kiremitlerin kaldırılmasıyla birlikte arkeoloji dünyasının “en erken kabartmalı lahdi” gün yüzüne çıkmıştır. Lahdin uzun yüzlerinden birinde düğüne hazırlık ve düğün kutlama sahnesi, kısa yüzlerinden birinde kline üzerinde oturan karşılıklı iki kadın, diğer kısa yüzde ise bir ağacın altında değneğine dayanarak çökmüş yaşlı bir kadın yer almaktadır. Lahdin diğer uzun yüzünde ise daha sonra lahde de ismini verecek olan bir kurban sahnesi bulunmaktadır. Bu kurban sahnesi aynı zamanda eserin #ikonografik yorumlanışında da kilit rol oynamıştır. Burada Troia prensesi Polyksena’nın kurban edilmesi betimlenmektedir.
Tümülüs’te devam eden kazılarda Polyksena Lahdi dışında, tümülüsün merkezi dışında çok daha mütevazi mermerden, bezemesiz bir başka lahit daha açığa çıkarılmıştır. Daha büyük ve bezemeli olan Polyksena lahdi soyulmuş olmasına karşın küçük lahit hiç dokunulmadan kalmıştır. Fakat bu lahdin içinde bulunan değerli eşyalar dış bezemesinin sadeliği karşısında kazıcıları hayretler içinde bırakmıştır. Ayrıca lahitler içinde bulunan kemikler de mezar sahiplerinin kimler olabileceği konusunda şimdiye kadar tam olarak çözülememiştir. Üzerindeki düğün ve kurban sahneleriyle bir kadına ait olduğu düşünülen Polyksena Lahdi içinden kırk yaşlarında bir erkeğe ait kemik parçası çıkarken, küçük lahitte ise 13-14 yaşlarında bir genç kızın iskeletine ait kemikler bulunmuştur.
#Tümülüs’ün kazısı tamamlanıp buluntular Çanakkale Arkeoloji Müzesine taşındıktan sonra bilimsel araştırmalar ve tartışmalar başlamıştır. Bulunduğu ilk günden itibaren arkeoloji dünyasının ilgisini çeken bu eser hakkında mermerinden, yapım tekniğine, stil kritiğinden ikonografisine kadar sayısız kitap ve makale yayınlanmıştır.
Lahitlerin mermerleri antik çağlarda #Prokennessos olarak bilinen Marmara adasından gelmiştir. Adanın ince grenli hafif grimsi-beyaz mermeri bu tür heykeltıraşlık işlerinde son derece uygundur. Her ne kadar Polyksena Lahdi içinden onu tarihlendirmeye yardımcı olacak bir buluntu çıkmasa da, lahdin dış yüzündeki kabartmaların benzerleriyle karşılaştırılmasıyla M.Ö. 500-490 yıllarına tarihlendirilmektedir. Lahit, Antik Yunan heykeltıraşlığının “Geç Arkaik Erken Klasik” stilistik özellikleriyle uyuşmaktadır. Hatta eserin İon sanat üslubuyla yakınlığından dolayı #İonya bölgesinden gelen sanatçılar tarafından yapıldığı ileri sürülmektedir.
Polyksena Lahdi’nin arkeolojik bir obje olduğu düşünülürse, şimdiye kadar stilistik olarak incelemesi yapılmış olup, detaylarına yönelik yorumlar devam etmektedir. Ancak burada asıl yanıtlanması gereken sorular henüz cevaplanmış değildir. Lahdin kim için yapıldığı ve üzerinde betimlenen figürlü bezemenin asıl anlamı ve verdiği mesaj nedir?
Lahit üzerindeki kabartmalara dönecek olursak:
Birinci uzun yüzde düğüne hazırlık ve düğün sahneleri bulunur. Aslında iki ayrı sahne bir yüzde gösterilmiştir. Burada iki ayrı grup birbirinden ayrılır. Soldaki grup merkezinde bulunan bir taht üzerine oturmuş olan kadın ve etrafında ayakta duran diğer kadınlardan oluşur. Lahitte betimlenen ana karakterlerden biri olan bu tahta oturan figür için herkesin hemfikir olduğu görüş bu kişinin bir evlilik törenine hazırlanan genç kız olduğudur. Taht üzerinde oturan kızın kısa bir duvak taşıyor olması onun düğün törenine hazırlanan kişi olduğunu göstermektedir. Onu törene hazırlayan ve ayakta duran altı figür ise ellerindeki eşyalar ve takılarla bu kızın nedimeleri veya ona hizmet eden köleler olmalıdır. Sağdaki grup ise soldaki sakinliğin aksine oldukça hareketli ve coşkuludur. Sanatçı burada biraz da döneminin dingin üslubunu biraz zorlayarak düğün törenindeki müzik ve dansları göstermeye çalışmıştır. Grubun merkezinde ellerinde yuvarlak kalkanlarından başka silahları olmayan iki sıra hoplit savaşçısı yer alır. Yanyüzdeki bütün kadın figürlerinin aksine erkek olan bu savaşçılar müziğin ritmine uygun bir şekilde ayak parmaklarının üzerinde yükselerek dans etmektedirler. Askerlerin bu düzenli ritminin aksine, onların hemen gerisinde bulunan kadın dansçı başını geriye döndürüp, vücudunu kıvırarak oldukça hareketli sayılabilecek bir dans sergilemektedir. Üstelik elindeki kastanyetleri tıpkı günümüzün dansçıları gibi kullandığı da gözden kaçmamaktadır. Sanki bir “kına gecesi” havasındaki bu sahneyi tamamlayan ise sağdaki kadın izleyicilerdir.
Lahdin bu ilk uzun yüzünü takip eden sağ tarafındaki birinci kısa yüzde ise sol yandaki kalabalık ve coşku yoktur. Bir #kline üzerine oturmuş iki kadının karşılıklı konuşmaları betimlenmiştir. Gene dönemin heykeltıraşlık üslubuna uyarak sanatçı figürlerin hiçbirinin yüzünde bu ifadeyi gösterememişse de, kadınların el kol hareketlerinden oldukça hararetli bir konuşma yaptıkları söylenebilir. Klineye oturan kadınlardan soldakinin sağdakine göre biraz daha kısa boylu ve daha yaşlı olduğu görülür. Kadınların kline üzerindeki yerlerine baktığımızda burada ev sahibi ya da en azından oda sahibinin sağdaki genç figür olduğunu düşünebiliriz. Çünkü klinenin baş yastığı bu kadının hemen arkasındadır. Ayrıca ona hizmet eden iki genç kız veya köle de arkasında ellerindeki eşyalarla hazır beklemektedirler. Soldaki yaşlı kadının sanki bu genç kızın odasına gelip, yatağının ucuna oturmuş gibi bir hali vardır. Üstelik arkasında bir baş yastığı olmadığı için de yanında gelen hizmetçisi onu arkadan eliyle desteklemektedir. Buradaki sahne modern zamanlarda bir annenin kızının odasına girip onunla bir konuda konuşması-tartışmasına uymaktadır. Hatta kabartmaya bakılırsa kızın el hareketlerinden annesinin söylediklerine karşı bir tepki gösterdiği de sezinlenmektedir.
Lahdin ikinci uzun yüzündeki sahne aynı zamanda daha sonra ona isim verecek olan bir kurban törenidir. Heykeltıraş burada sahneyi birinci uzun yüzde olduğu gibi gene ikiye bölmüştür. Sahnenin asıl konusu sağ tarafta bir genç kızın kurban edilmesi iken, sol tarafta gene aynı konuyla ilişkili, bu kurban olayına tepki gösteren kadınlar vardır.
Sahnenin en sağında üzerindeki #phallos’tan tümülüs olduğunu düşündüğümüz bir yükselti ve hemen önünde ise bir üçayak kazan bulunur. Tümülüsün eteğinde ise son derece trajik bir olay yaşanmaktadır. Ayakta duran üç genç adam bir genç kızı sıkı sıkıya tutmaktadırlar. Tutanlardan en öndeki kızın gövdesini ve kollarını tutarken, hemen arkasındaki ayaklarını kavramıştır. En soldaki erkek ise kızın çırpınan ayaklarını her iki eliyle tutar. En geride ise ayakta, sağ elindeki asasına dayanan yaşlı bir erkek gençlerin gerçekleştirdiği bu olaya adeta nezaret ediyormuşçasına bekler. Olayı asıl gerçekleştiren kişi ise grubun karşısında durmuş, gövdesi kıpırdayamaz bir şekilde tutulduktan sonra başı kendisine doğru uzatılan kızı öldürmektedir. Yaptığı işin bilincinde ve bunu da son derece profesyonelce yaptığı görülür. Kadının başını saçından tutarak aşağı çektiğinde boynunu açığa çıkarmış ve elindeki kısa kılıcı dikkatli bir şekilde boynuna saplamaktadır. Kılıcını neredeyse yarıya kadar boğazına dikey bir şekilde sokmuştur. Kılıcın saplandığı yerden çıkan kanlar kızın boynundan aşağıya doğru akmaktadır. Kurban edilen kızın ayaklarını çırpmasına rağmen kollarını hareket ettirmemesi, hatta ellerini çapraz bir şekilde tutması genel hareketiyle uyuşmuyor görünse de bunun da bir açıklaması vardır. Günümüze beyaz bir mermer şeklinde ulaşan bu eser aslında tamamen boyalıydı. Korunmuş olan bazı boya pigmentlerinden anladığımız kadarıyla sanatçı kabartmaları yaptıktan sonra eseri renklendirmiştir. Fakat zaman içinde bu boyalar kaybolduğu için ellerini bağlayan ipler gibi pek çok detay yok olmuştur.
Lahdin ikinci uzun yüzündeki sahnenin sol tarafı sağ taraftakine nazaran çok daha hareketlidir. Sağda hareket unsuru olarak sadece kurban edilen genç kız varken, solda onunla bağlantılı olarak figürlerin tamamı olağanüstü bir hareketlilik sergilemektedirler. Hatta heykeltıraş bu hareketliliği gösterebilmek için neredeyse kendi sanat döneminin bile ilerisine geçmek zorunda kalmıştır. Sağda kurban dışındaki figürlerin tamamı erkek iken, soldakilerin hepsi kadındır. Buradaki altı kadından dördü ayakta, ikisi ise dizleri üzerine çökmüştür. Sahnenin tamamında hâkim olan feryadı gördüğümüz gibi adeta seslerini dahi duyabiliriz. Figürlerdeki perişanlığı elbiselerinin ve saçlarının dağınıklığından görmek mümkündür. Zamanını aşan bir gerçeklikle tasvir edilen bu tepki sağ tarafta gerçekleşen yas eyleminin sakinliğiyle tezat düşmektedir. Kadınlarının kendilerini yırtarcasına saçlarını yolarak feryat figan etmeleri sağdaki erkek grubunu hiçbir şekilde etkilememiş gibidir.
Lahdin ikinci kısa yüzü bir anlamda ikinci uzun yüzünün devamı gibidir. Aslında heykeltıraş bu iki yüzü birlikte tasarlamış ve sahnenin en sağdaki parçasını ikinci kısa yüze taşırarak yerleştirmiştir. Bu iki yüz, konu bütünlüğü içinde bir anlamda birbirini tamamlamaktadır. Kurban sahnesinin en sağında gördüğümüz ve sanki heykeltıraşın proporsiyonunu hesaplayamamasından dolayı sahne dışına taşmış gibi görünen tümülüs kabartmasının ucu, aslında yandaki kısa yüzde devam etmektedir.
Kısa yüzde ilk dikkatimizi çeken tümülüsün yakınında, bir ağacın altına çökmüş yaşlı bir kadındır. Kadın bir eliyle omzuna dayadığı asasını tutarken, diğer eliyle başını tutmaktadır. Olaya şahit olan kadınlar içinde en hareketsizi odur. Sadece doğrudan hemen önünde gerçekleşen bu trajediye bakan bu yaşlı kadın aslında kendi kızının öldürülmesine şahit olmaktadır. Acı ve ümitsizlikle ağacın altına adeta çökmüş olan anne ölmekte olan kızına adeta son bir defa bakmaktadır.
Böylece lahit üzerindeki sahneler tamamlanmıştır. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi, Lahdin 1994 yılında ilk ortaya çıkarıldığından günümüze kadar artistik ve ikonografik tanımlaması sayısız kitap ve makalenin konusu olmuştur. Araştırmacıların lahitte betimlenen bu sahnelerin anlamlarını çözmeleri uzun bir zaman almamıştır. Ayrıca başka vazo resimleri ve bir Klazomenai lahdi üzerinde de benzer sahneler bulunmaktadır. Özellikle ikinci uzun yüzdeki kurban sahnesi günümüzde #BritishMuseum’da sergilenen ve M.Ö. 570-560 yıllarına tarihlendirilen bir amphora üzerindeki sahne ile neredeyse birebir örtüşmektedir. Üstelik bu #amphora üzerindeki figürlerin yanlarında kim oldukları da yazmaktadır. Muhtemelen ortak bir duvar resmi ya da kabartmadan alınmış olan bu sahnede Troia mitolojisinden bir konu canlandırılmıştır. Antik çağ metinlerinde ve tragedyalarda ayrıntıları ile bahsedilen bu olay Troia prensesi Polyksena’nın, #Akhilleus’un mezarının başında kurban edilişidir.
Antik Yunan heykeltıraşlığında benzer mitolojik betimlemelere göz attığımızda birbirini takip eden sahnelerde aslında aynı hikâyenin anlatılmakta olduğu görülür. Polyksena Lahdi’nde de aslında dört bir yüzde, aynı hikâyeye ait farklı, fakat en çarpıcı anlar yansıtılmaktadır. Bu Polyksena’nın kısa hayatının trajik sonudur. Lahit üzerinde bu hikâye adeta canlandırılmıştır. Antik mitolojide anlatılan ve tragedya yazarlarının detaylandırarak aktardığı bu hikâye Polyksena Lahdi’nde mermere işlenmiştir. Tanıklarının mermer üzerinde günümüzde pandomime benzer el kol hareketleriyle bize ne anlatmaya çalıştıklarını antik yazarların dilinden işitebiliriz.
Troia savaşından sonraki geçen olaylara ilişkin destanlarda Polyksena’nın kurban edilmesi ile ilgili çok fazla detay yoktur. Hatta elimizde #Homeros’un #İliada’sını tamamlayacak bütün bir eser bile yoktur. Antik kaynaklardan öğrendiğimiz Troizenli Aigias’ın Nostoi, Lesboslu Leskhes’in Mikra İlias, Kyreneli Eugammon’un Telegonia, Kıbrıslı Stasinos’un Kypria ve Miletoslu Arktinos’un İliou Persis ve Aethiopis adlı eserlerinden sadece adlarını ya da birkaç dizelik alıntıları dışında bilgimiz yoktur. Bu destanlarda da Polyksena’nın Akhilleus’un mezarının başında öldürülmesi dışında fazla bir ayrıntı yer almaz. Polyksena’nın kurban edilmesi en detaylı şekilde #Euripides’in #Hekabe tragedyasında anlatılır. Gene Euripides’in Troialı Kadınlar ve Seneca’nın Troi’lı Kadınlar eserlerinde de kısa da olsa anlatılır. Ayrıca gene pek çok antik dönem yazarı eserlerinde bu konuyu farklı yorumlarıyla bize aktarır.
Destanlarda ve tragedyalarda anlatıldığına göre Troia’nın düşmesinden sonra #Akhalar, Troialı kadınları da kendi aralarında paylaşırlar. Fakat ordu ganimetler ve kadınlar ile birlikte denize açılmak için hazırlanırken Akhilleus’un ruhu kendi payına düşen Polyksena’nın, mezarında kurban edilmesini ister. Akhalar kendi aralarında konuşup kızın kurban edilmesini onaylarlar. İşte bunu öğrenen Hekabe, kızının yanına giderek ona bu acı haberi verir.
Birinci kısa yüzde kızının odasını ziyarete gelen kadından bahsetmiştik. Burada anne ve kızı arasındaki konuşmaları Euripides’in Hekabe tragedyasından dinleyelim:
HEKABE: Ah yavrum, ah, en bahtsız mahlukun kızı, çık, evden çık, ananın sesini işit! Evladım öğren hayatına dair nasıl bir haber aldığımı öğren!
POLYKSENA: Ah! Anne, anne, bu feryatlarının sebebi nedir? Beni korkudan büzülmüş bir kuş gibi evden dışarı çıkaran nasıl bir haber getirdin?
HEKABE: Eyvah, hayatına eyvah!
POLYKSENA: Anlat, muammayı uzatma. Korkuyorum, korkuyorum anne, anne. Niçin ağlıyorsun?
HEKABE: Zavallı ananın evladı.
POLYKSENA: Vereceğin haber ne?
HEKABE: Argoslular (Akhalar), hep birlik olarak, Seni Peleus’un oğluna (Akhilleus), onun mezarı üstünde kurban etmek istiyorlar.
POLYKSENA: Eyvah! Anne, bu müthiş felaketi söylettiren kimdir? Bunu bana açıkça söyle, anne, açıkça söyle.
HEKABE: Diyorlar ki, Argoslular (Akhalar), senin aziz hayatın aleyhinde oy vermişler.
POLYKSENA: Ah, çok zalim bir musibete uğrayan, türlü acılar çeken hayatı acıklı anne, hangi tanrı yine senin aleyhinde menfur, tarife sığmaz bir hakarete sebep oldu? Ben bahtsız evladını dağda beslenmiş küçük bir buzağı gibi, kollarının arasından alçakça çekilip alınarak boğazlanmış ölülerle yatmak için, yer altı karanlıklarına, Hades’in yanına gönderilmiş göreceksin. Fakat senin bahtsızlığın beni ağlatıp inletmekle beraber, rezalet ve denaetten ibaret olan kendi hayatım, bana katiyen nedamet yaşları döktürmüyor. Ölüm benim için bir nimettir.Akhaların kararı daha sonra Odysseus tarafından hem annesi Hekabe’ye bildirilecek hem de Odysseus Polyksena’yı götürecektir. Hekabe, #Odysseus’a kızının affedilmesi için yalvarır ve gerekirse kendisini onun yerine kurban etmelerini ister. Fakat karar değişmeyecektir.
HEKABE: Kızım, sözlerim havaya karıştı seni öldürmelerine mani olmak için, o sözleri boşuna söylemiş oldum. Senin sözlerin annenin sözlerinden daha tesirli ise, sen de gayretini sarf et. Hayatını kurtarmak için, bülbül gibi, çeşit çeşit nağmeler ile öt. Acıklı halinle, Odysseus’un dizlerine kapan, sana merhamet etmesi için onu yumuşatmaya çalış.
Polyksena, kendisini almaya gelen Odysseus’a annesinin dediği gibi hayatı için yalvarmaz. Hatta, #Priamos’un prenses olan kızının köle olarak yaşamaktansa ölmesinin çok daha onurlu olduğunu söyler.
POLYKSENA: Odysseus, sağ elini kaftanının altında sakladığını, çenene dokunurum korkusuyla yüzünü arkaya döndüğünü görüyorum. Müsterih ol. Beni koruyan yalvarıcı Zeus’tan kurtuldun. Evet, seninle geleceğim, hem gelmem lazım olduğu için, hem de ölmek istediğim için. Eğer kaçınacak olursam, hayata bağlı yüreksiz bir insan gibi görünürüm. Zira benim için, yaşamanın ne faydası var? Babam bütün Phrygia’nın hâkimi idi. Hayata orada başladım. Sonra, güzel ümitlerle yaşadım. Krallara zevce olarak vaat edildim; beni almak isteyenler arasında, hangisinin evine, aile ocağına gideceğim diye şiddetli bir rekabet vardı. Ben zavallı, İda kadınlarının hâkimesi idim ve genç kızlar arasında göze çarpıyordum. Yalnız fanilik şartı müstesna, her şeyde tanrılarla eştim. Bugün ise köleyi, başta, bu ad, bana ölümü istetiyor. Köleliğe alışık değilim de ondan. Sonra ben ki Hektor’un ve daha başka nicelerinin kız kardeşiyim, beni, belki de, para kuvvetiyle satın alacak, katı yürekli bir efendiye rast geleceğim. Evinde, ekmek yapmaya, meskenini süpürmeye, mekik dokumaya, mihnetli bir hayatı zorla sürüklemeye mecbur olacağım. Rastgele bir yerden satın alınmış bir köle, vaktiyle krallara layık görülen koynuma girecek. Asla! Vücudumu ahrete teslim ederek, bakışlarıma hürriyeti iade ediyorum. Onun için beni al, götür, Odysseus, götür de öldür.
Hekabe son bir ümitle kızına sarılarak onunla birlikte gitmek ister. Fakat Polyksena annesine artık uğraşmanın anlamsız olduğunu, Akhaların gerekirse onu tekmeleriyle ayakları altına alacaklarını söyleyerek kendisini ezdirtmemesini söyler. Odysseus’a da başını duvakla örterek götürmesini söyler. Böylece anne ve kız ayrılırlar ve Polyksena onu bekleyen kaderine gider.
Polyksena’yı bekleyen kaderin ne olduğunu lahdin ikinci uzun yüzünde görmüştük. Akhalar genç kızı Akhilleus’un mezarının başına getirip kurban ediyorlardı. Gene Euripides’in Hekabe tragedyasında bu olayın nasıl gerçekleştiği daha sonra #Talthybios adındaki bir Akhalı #haberci tarafından Hekabe’ye şöyle anlatılır.
TALTHYBİOS: Bütün Akha ordusu kalabalığı, kızının kurban edilişinde bulunmak üzere, mezarın önünde, eksiksiz hazırdı. Akhilleus’un oğlu (#Neoptelemos), Polyksena’yı elinden tutup, mezarın üstünde ayakta durdurdu; ben de tam yanı başında idim. Akhalar arasından ayrılmış, seçkin gençler, kızın çırpınmalarına, kollarıyla mani olmak için, bizim arkamızda duruyorlardı. (Neoptelemos kurbanın kabulü için tanrılara ve babası Akhilleus’a dua eder) Daha sonra Akhilleus’un oğlu, altın kakmalı kılıcını, kabzasından kavrayıp kınından çekti ve Akhalıların ordusundan seçilen gençlere genç kızı tutmalarını işaret etti.
Bundan sonra Euripides’in tragedyasında anlattıkları bizim lahitte gördüklerimizden biraz farklıdır. Lahitte Polyksena, onu sıkıca kavrayan askerlerin kolları arasında kurban edilirken, Euripides, Polyksena’nın ölümü nasıl bir vakar ve cesaretle karşıladığını anlatır.
Fakat o (Polyksena), bunu anlayınca şu sözleri söyledi; “Ey ülkemi harap eden Akhalılar, kendi isteğimle ölüyorum. Hiç kimse vücuduma el sürmesin! Cesur bir kalple, boynumu uzatacağım. Tanrılar adına, beni serbest bırakınız. Darbeleriniz altında serbest öleyim. Ölüler semtinde köle diye anılmaktan, prenses sıfatıyla, utanırım.” Kalabalık onu alkışladı ve kral Agamemnon, gençlere, bakireyi serbest bırakmalarını söyledi. Onlar emrin son kelimelerini işitir işitmez, hükümdarın iradesine boyun eğerek, onu bıraktılar.
Polyksena, kendini celladına teslim etmeden önce, duvağını başından çıkararak vücudunun üst kısmını açığa çıkartarak Neoptelemos’a şöyle seslenir:
“İşte göğsüm, genç adam! Eğer oradan vurmak istiyorsan, vur; eğer boynumdan vurmak istiyorsan, işte boynum da hazır.
Neoptelemos kurbanının bu cesur çıkışı karşısında kararsız kalır ve sonra kızın boğazını keserek onu öldürür. Talthybios’un annesi Hekabe’ye anlattığına göre Polyksena ölürken bile iffetini korumaya çalışarak, vücudunun diğer kısımlarını örtmeye çalışmıştır.
Polyksena’nın kurban edilmesinin diğer Troialı kadınlar tarafından nasıl karşılandığını gene Euripides’in şu dizelerinden dinleyelim:
… ve ölmüş evlatları için ağlayan ana, ak saçlı başını, eliyle dövüyor; yanağını yırtıyor, kanlı tırnağı ile paralıyor.
Euripides’in Hekabe tragedyasında Troia savaşlarında ölen bütün kahramanların anneleri ve eşleri için söylediği bu sözler Polyksena Lahdi üzerindeki kadınların hareketleriyle de uymaktadır. Başlarını döven, yanaklarını yırtan bu kadınların nasıl bir feryat figan içinde oldukları başka türlü betimlenemezdi. Fakat diğer taraftan, Hekabe kendini paralayacak gücü bile kendinde bulamaz. O bir ağacın altında üzüntüsünden çöküp kalmıştır.
HEKABE: Elindeki değneğe yaşlı başını yaslayan ben…
Ölümünden sonra Polyksena’nın cesedi annesi ve diğer Troialı kadınlar tarafından yıkanır ve olabildiği kadarıyla bir cenaze töreni yapılarak kurban edildiği Akhilleus’un tümülüsünün kenarına gömülür.
Polyksena Lahdindeki kabartmalarda bir diğer dikkat çekici sahne düğüne hazırlık ve düğün törenidir. Lahdin birinci uzun yüzünde betimlenen bu sahne diğer üç yöndeki sahnelere bir tezat olacak kadar canlıdır. Düğününe hazırlanan genç kız ve belki de evin avlusunda müzisyenler ve dansçılar ile bambaşka bir olay yaşanmaktadır. Ama yukarıda da söylediğimiz gibi aslında lahdin tamamında aynı hikâye anlatılmaktadır. Yani diğer yüzdeki kurban sahnesiyle bu yüzdeki düğün sahnesi aynı hikâyenin parçalarıdırlar. Ama bu yüzde anlatılanın ölen kişiyle biraz daha doğrudan bağlantısının olması mümkündür.
Bazı yorumcular bu düğüne hazırlık sahnesinin aynı zamanda ölüme hazırlık olduğunu düşünür. #Antikmitolojide #doğatanrıçası #Demeter’in kızı #Persephone, #ölümtanrısı #Hades ile evlenerek aynı zamanda ölüme de gitmiştir. Polyksena’nın kurban edilmesinden sonra annesi Hekabe kızının “#kocasızgelin” olduğunu söyler ve kızını gömmeden önce belki de bu nedenle süslemek istemiştir.
Sen de, ihtiyar cariye, bir kab al, deniz suyuna daldır, buraya getir. Kocasız gelin olan, artık bakireliği kalmayan bakire kızımı son defa yıkayayım. Onu yıkamak ve teşhir etmek istiyorum; layık olduğu biçimde değil, bunu nasıl yapabilirim? Fakat elimden geldiği kadar. Başka türlü olabilir mi ki? Onu süslemek için.
Tekrar Polyksena’ya dönecek olursak, Polyksena’nın da geçmişte bir düğün töreni için hazırlanmış olduğunu görürüz. Troia mitolojisinden öğrendiğimize göre savaşlar sırasında Polyksena’ya uzaktan aşık olan Akhilleus’u, prenses ile evlenme vaadiyle Troia’ya çağırırlar. Fakat niyetleri #Hektor’un intikamını almaktır. Böylece #Paris, Akhilleus’u topuğundan vurup öldürür. İtalya’da M.S. 3. yüzyıla ait bir Roma lahdinde tam da bu olay anlatılmıştır. Museo Nacional del Prado’daki lahitte Troia ve Akhalar arasındaki ateşkes, Polyksena’nın gelin olması ile Paris’in Akhilleus’u vurması betimlenmiştir. Yani Roma lahdinde Polyksena’nın kurban edilmesini görememekteyiz.
Polyksena Lahdi’ndeki birinci uzun kenardaki düğün sahnesinin bu olayı mı canlandırdığını bilemiyoruz. Fakat buradaki düğün sahnesinin mezarın asıl sahibi, ya da olması gereken kişi -muhtemelen genç kız- için yapılmış olduğu düşünülmektedir.
Lahit üzerindeki sahnelerde dans eden #hoplitler ve Polyksena’yı kurban edenler dışında erkek yoktur. Anlatılan hikâye Troia mitolojisinin en #feminen kısmıdır. Buradaki erkekler daha çok ikinci plandaki kişiler olup, olay tamamen Polyksena, Hekabe, Troialı kadınlar ve ismini bilemediğimiz gelinlik kızın etrafında geçmektedir. Troia savaşları mitolojisinde gördüğümüz erkeklere özgü kahramanlık ve savaş sahnelerinden uzaktır. Her ne kadar kurtarma kazısında lahit içinden çıkan kemik parçası kırklı yaşlarda bir erkeğe ait olsa da, lahdin genel ikonografisine baktığımızda bunun bir kadın hatta genç bir kız için yapılmış olduğu kesindir.
Son olarak M.Ö. 6. yüzyılın sonunda, Troianın 130 km. doğusundaki bu tümülüste Troia mitolojisiyle bu kadar iç içe geçmiş bir lahdin bulunması ne anlam ifade etmektedir. Asıl soru ise, Troia mitolojisinin bu lahdi yaptıran insanlara ne anlam ifade ettiği ve kendilerini neden bu mitolojiyle özdeştirmiş olduklarıdır?
Yaklaşık yüz yıldan bu yana, Biga ve civarındaki deniz kıyılarına Yunanlı #göçmenler gelip yerleşmişlerdir. Antik çağlarda #Adrasteia olarak bilinen bu bölgede #Parion, #Linon, #Pyteia, #Adrasteia, #Priapos, #Harpagia, #DidymonTeikhos, #Sidene ve #Hermaion gibi irili ufaklı yerleşimler kurulmuştur. Polyksena Lahdi’nin çıktığı Kız Öldü tümülüsü Didymon Teikhos ve Sidene kentleri arasında kalmaktadır. Fakat bölgede bunun gibi daha yüzlerce tümülüs olup, bazılarında yapılan kurtarma kazılarında önemli eserler bulunmuştur. Bu nedenle bu tümülüsün de bölgede yaşayan önemli ve zengin biri tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Bölgenin antik adı olan #Adrasteia, Homeros destanlarında da geçmektedir. Homeros, Troia savaşları sırasında Troialıların müttefikleri arasında gösterilen ve Akhalara karşı yapılan savaşlar sırasında arabasından düşerek yaralanan Adrastos’un bu ovanın kralı olduğunu söyler.
Yani M.Ö. 2. bin sonlarında bu bölgede Troialıların müttefikleri yaşamaktaydı. Troia savaşlarından sonra ise bu insanların bölgede yaşamaya devam ettikleri ve bölgeye yeni gelen insanların da bu “yerlilerle” karıştıkları anlaşılmaktadır. M.Ö. 5. yüzyılda, Heredotos, kuzey doğu Troas’taki #Gergithlerin “bu topraklarda kalmış eski Troialılar” olduklarını söylemektedir. Heredotos’un eski Troialılar olarak bahsettiği Gergithlerin yaşadığı yer günümüz Biga kasabası ve çevresidir. Troia savaşları ve Troia mitolojisinin belki de en canlı tutulduğu bu bölgede Polyksena Lahdi gibi eserlerin bulunması da son derece doğal gözükmektedir.
Troia savaşının üzerinden yüzlerce yıl da geçmiş olsa antik çağlarda Çanakkale bölgesinde anılarının hala tazeliğini koruduğu ve savaşlarla ilgili hikâyelerin halk arasında anlatılmakta olduğunun en önemli kanıtı da “Kızöldü” mevkiinde bulunan “Polyksena Lahdi”dir. Burada, lahit üzerinde her ne kadar anlatılan Troia mitolojisinden bir olay olsa da, asıl olan lahdin yapıldığı kişinin Polyksena ile olan kader birliğidir.
Polyksena, Troia mitolojisindeki en #bahtsız kişilerden biridir. Yukarıda Euripides’in tragedyalarında da anlatıldığı gibi, bir prenses olarak yetişen bu genç kız acı bir kadere razı olmuştur. Müstakbel kocası için örtülen duvağı ölüm tarafından açılmıştır. Kısacası, bu topraklarda Polyksena, aynı kaderi paylaşan, muradına eremeyen bütün bahtsız genç kızlara örnektir. Sadece bu topraklarda değil, antik çağlarda Polyksena’nın hikâyesi, annesinin kollarından alınan genç kızın motifiyle olan benzerliğinden ötürü önemlidir. Çünkü antik çağlarda anneler hem düğünlerinde hem de cenazelerinde kendilerinden koparılan kızları için aynı ağıtları yakmışlardır.
Polyksena Lahdi’nin hangi genç kız için yapıldığını belki hiçbir zaman bilemeyeceğiz, ama bu topraklarda binlerce yıldır aynı acı kaderi paylaşan genç kızların anneleri benzer ağıtları yakmıştır. Antik çağlarda evlenmeden ölen bu genç kızların başlarında duvaklarıyla ölüme gitmeleri, günümüzde genç kızların tabutlarının üzerinde duvaklarının örtülmesi aynı acının ifadesidir.
Günümüzden neredeyse üç bin yıl önce yaşanmış ve insanların belleklerine yerleşmiş olan bu acı olaylar nesiller boyu bu topraklarda anlatılarak anıları taze tutulmuştur. Zaman içinde Homeros gibi ozanlar bu hikâyeleri destanlaştırdığı gibi, Euripides, Sophocles, Apollodoros, Vergilius, Seneca, Ovidius, Quintus Smyrneus ve Tryphiodoros gibi şair ve yazarlar da aynı kökenden ilham alarak tragedyalarını yazmıştır. Polyksena Lahdi gibi eserler ise bu anıların bir anlamda görselleştirilmiş örnekleridir.
* Doç. Dr. Reyhan KÖRPE, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Tarih Bölümü, rkorpe@comu.edu.tr.
#polyksena #troia #troiaprensesi #kaçakkazı #defineci #arkeloji #çanakkale #onsekizmartüniversitesi #enerkenkabartmalılahit #kurban #gençkızınkurbanedilmesi

Sorry, there were no replies found.