Philip Kindred Dick: ROMANLARINDA KAHRAMANLIĞIN ÇÖZÜLÜŞÜ

  • Philip Kindred Dick: ROMANLARINDA KAHRAMANLIĞIN ÇÖZÜLÜŞÜ

    Posted by romankahramanlari on 12 Temmuz 2024 at 09:19

    PHILIP K. DICK ROMANLARINDA KAHRAMANLIĞIN ÇÖZÜLÜŞÜ*

    Makale Yazarı: Özgür Tacer

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Temmuz/ Eylül 2017, 31. sayıda yayımlanmıştır. 

    Bilimkurguda kahramanlık olgusunun izini sürmek uzun bir yolculuk gerektirir. Bu yolculuğun ilk durakları da Jules Verne H.G. Wells olur kuşkusuz. İki farklı bilimkurgu geleneğinin kurucusu olan bu iki yazar, modern bilimkurgunun izleyeceği iki yolun taşlarını dizmişlerdir. #JulesVerne, pozitif bilimin aydınlattığı geleceğe güveni tam, teknolojinin insanlık adına yaratacağı sonuçlarından umutlu, iyimser bir bilimkurgu geleneğinin mimarıyken #HGWells geleceğe dair daha kuşkucu, temkinli ve olası felaket senaryolarının bilimkurgudaki temsilcisi olarak öne çıkar. Yaklaşımları farklı dahi olsa her iki yazar da okuyucularını fırtınalı, epik yolculuklara çıkarmışlardır. Hikâyelerine önderlik eden kahramanları da çoğu zaman kâşiflerdir: #Gezginler, #bilimadamları, #mucitler ve #maceracılar; daha önce keşfedilmemiş zaman ve mekânlarda türlü serüvenler yaşarlar. O dönemin bilimkurgusunda kahramanlık unsuru yabancı ve tehditkâr bir dışsal gerçekliğin karşısında kendini ve yol arkadaşlarını korumak, zorlukların üstesinden gelmek ve türlü tehlikeleri atlatmaktır. #Kötülük kavramı o dönemin bilimkurgusuna henüz biraz uzaktır. “#İnsan”, mücadelesini kötülüğe karşı değil, yansız olmasına rağmen #yabancı ve #tekinsiz olan “#çevre”ye karşı verir. Kahramanın elindeki en büyük koz ise zekâsı, kurnazlığı ve becerileridir.

    Yirminci yüzyıla gelindiğinde ise bilim kurguda kahramanlık normları değişir. Bilimkurgunun “romantik” çağı sona ermiş, modern-popüler bilimkurgunun tohumları atılmaktadır. Bilimkurgunun isim babası olarak kabul edilen #HugoGernsback, henüz 1920’lerde yayımladığı dergilerde işgalci uzaylıların, katil robotların, çılgın bilim adamlarının ve böcek gözlü canavarların karşısına eli tabancalı-kılıçlı, Anglo-sakson erkek kahramanlar çıkarır. Bilimkurguda kötülüğün adı artık konmuştur. Kahramanlar ise kötülere karşı zekâ ve kurnazlık gibi “yumuşak meziyetlerden” ziyade fiziksel güç ve şiddet araçlarıyla donanmışlardır. Bu kahraman tipi, türün genel tanım kümesi içinde bir popülerlik sağlasa da edebiyatta iz bırakmaya muktedir olamamıştır, çünkü o kadar yüzeysel ve basmakalıptırlar ki akılda tutmaya değer bir karakter özelliği dahi sergileyemezler. Nitekim bu şablon çok uzun ömürlü olmaz. Modern bilimkurguda kırılmayı gerçekleştiren isimlerden önde geleni ise yayıncı-editör John W. Campbell’dır.

    Her ne kadar Hugo Gernsback modern bilimkurguda fitili ateşleyen isim olsa da, onun altını dolduran ve edebi bir tür olarak kurumsallaştıran #JohnCampbell olmuştur. Campbell 1937 yılında Astounding Science Fiction dergisinin editörlüğünü devraldığında bir vizyonu vardır: bilimkurgunun henüz ulaşamadığı standartta bir bilimsel arka plan ve özgün, ustalıklı bir hikâyecilik… Bir bakıma Campbell, bilimkurgudaki “kahraman canavara karşı” klişesinin ve naifliğinin bittiğini ilan etmektedir. Ekolünü kurarken keşfettiği Lester Del Rey, A.E. Van Vogt, Theodore Sturgeon ve Robert Heinlein gibi yazarlar, bu tarz neşriyatta ciddiyetin, titizliğin, edebi ustalığın ve bilimsel inandırıcılığın ilk örneklerini sergilerler. Bu yazarlar arasında Campbell geleneğinin kurulmasında en etkili isim ise kuşkusuz #RobertHeinlein’dır. Bilimkurgusunda o dönem için alışılmışın dışında bir #hümanizm ve #gerçekçilik sergileyen Heinlein; eserlerinde özgürlüğün, kendine güvenin, cesaretin, görev bilincinin ve yüksek ideallere bağlılığın altını çizer. Heinlein, yazım tekniği gereği, tüm bu değerleri üçüncü tekil şahıs bir anlatıcının değil bizatihi karakterlerin bakış açısından ifade etmeyi tercih eder. Böylece karakterleri daha da ete kemiğe bürünürken sadece edimleriyle değil düşünce ve kanaatleriyle de belirleyici özne olarak görünmeyi başarırlar.

    Campbell-Heinlein ekolünü izleyen yazarlar kahramanlarını hep sıradışı meziyetleri olan, diğer insanlardan üstün fiziksel ve düşünsel niteliklere sahip kişiler biçiminde tasarladılar. Bu da #romankahramanı ve #okur arasında niteliksel bir uçurumun oluşmasına yol açtığı gibi yer yer bilimkurgunun inandırıcılığını da sekteye uğratmaktaydı. Bu yazıda konu edeceğimiz yazar Philip K. Dick (PKD), bu standardı ters yüz etmekle kalmayıp bilimkurguda kahramanlığı yapıbozuma uğratan yeni bir karakter ekolünün yaratıcısı oldu.

    Yaşam öyküsünden kısaca bahsetmek gerekirse PKD’nin hayatı, dünyaya geldiği 1928 yılından itibaren sıradışıdır: İkiz kız kardeşi henüz 1 aylıkken beslenme yetersizliğinden dolayı ölür. PKD bunun vicdan azabıyla başlar hayatına. Daha anne karnında ikiz kardeşinin hayatını çaldığına inanarak büyür. Kız kardeşinin imgesi, yazdığı romanların çoğunda kadın karakterlerine yansıyacaktır. (1) Annesi boşandıktan sonra #Philip’le beraber #SanFrancisco’ya taşınır. Philip’i tek başına büyütürken aynı zamanda şizofreni hastası kız kardeşine bakmakta olan anne, bu zorlu hayata ancak yatıştırıcılarla dayanabilmektedir. Böylece PKD, akıl hastalıkları ve psikiyatrik ilaçlarla erken bir yaşta tanışmış olur. Bir #Hıristiyanokulunda okurken #içekapanık, #asosyal, heyecansız bir çocukluk geçirir. Berkeley lisesindeki tahsili #UrsulaLeGuin’le aynı döneme rastlar ancak tanışmazlar; PKD o kadar içe kapanıktır ki Le Guin sonradan hayranı olacağı yazarı o dönemden hatırlamaz bile…

    Üniversite eğitimi boyunca felsefe, tarih ve psikolojiye yoğunlaşan PKD, gerçeklik, varlık, bilinç ve Tanrı kavramlarıyla meşgul olur. Vardığı nokta ise gerçekliğin reddiyesidir. Bilinemezciliğin egemen olduğu, metafizik ve maddenin iç içe geçtiği karmaşık bir dünya kurar kendine. Yazınsal anlamda kendisine engin ufuklar açan bu kozmolojinin özel hayatına etkisi ne yazık ki pek de olumlu değildir: Başa çıkamadığı #anksiyetebozukluğu yüzünden üniversite eğitimini bırakmak zorunda kalır ve #hikâyesatarak geçimini sürdürmeye başlar. Müthiş bir üretkenliğe sahip olduğundan zor da olsa yazarlıkla geçinebilmiş, ancak hayat standardı asla ortalamayı aşamamıştır. #Sosyalist bir dünya görüşüne sahip olması nedeniyle özellikle McCarthy döneminde kendini güvende hissetmez ve izlenme korkusuyla sık sık adres değiştirir. Çalkantılı hayatına 5 evlilik, 3 çocuk, 45 roman ve yüzden fazla kısa hikâye sığdırmıştır.

    İlk eserlerinde bilimkurgunun kabul gören normlarını çok da zorlamayan PKD’nin bilimkurguda “#YeniDalga” akımı ile ilişkilendirilmesinin sebebi, özellikle 1960 sonrası eserlerinde odak noktasının bilim ve teknolojiden bireyin iç dünyasına ve varlık sorunsalına kaymış olmasıdır. Özellikle gerçeğin sorgulanması, hayatın bir kurmaca olup olmadığı, insan varoluşunun anlamı ve özneyle yapı arasındaki gerilim PKD’nin başlıca temalarını oluşturur. Yapıtlarında birbirinin içine geçmiş evrenler ve çok katmanlı, göreli gerçeklikler kurgular. Bunları yaparken de bilimsel bir arka plan üretmeye her zaman ihtiyaç duymaz. PKD’nin zaten hiçbir zaman belirgin bir bilimsellik kaygısı olmamıştır: gerçeğin bizatihi sorgulanabilir olduğu bir dünyada bilimin bir olguyu açıklayabilmesinin pek bir önemi yoktur çünkü.

    PKD’nin gerçeklik algısı üzerine ürettiği kurgular çeşitlilik gösterir: Gerçeklik algısını saptıran unsur kimi yerde uyuşturucular (Aksın Gözyaşlarım Dedi Polis, Karanlığı Taramak, Palmer Eldritch’in Üç Stigmata’sı), kimi yerde büyük şirketler (Ubik), kimi yerde devlet (Gökteki Göz, Çığırından Çıkmış Zaman, Simulakra), kimi yerde dünya dışı varlıklar ya da kaynağı belirsiz paranormal bir güç olabilir (VALIS, Albemuth Özgür Radyosu, Timothy Archer). Ancak felsefi ön kabul hepsinde ortaktır: tek ve nesnel bir gerçek yoktur. Gerçek diye bize sunulan görüntüye asla güvenemeyiz. PKD’nin metinlerine etki eden bu önerme yazarın gerçek hayatında da belirleyicidir. Nitekim PKD, uyuşturucular ve reçeteli ilaçlarla geçirdiği hayatında gerçeği gerçekdışıdan ayıran çizgide yürümüştür hep. Bu tip uyarıcıların zihninde yarattığı tahribatı bilemesek de üretkenliğindeki büyük sıçramaları beyin kimyasındaki hareketliliğe bağlayabiliriz: amfetamin bağımlılığının dorukta olduğu 1963-1964 yıllarına çoğu oldukça karmaşık ve usta işi 11 roman sığdırabilmiştir. Yazarın 1960’ların ortalarından ömrünün son günlerine kadar eserlerinde sıklıkla gerçekliği sorgulaması ve benlik/ kimlik karmaşası yaşayan karakterlere ağırlık vermesi kendi bunalımlarının dışavurumu olarak da okunabilir.

    Gerçekten de ruhsal dengesizlikleri PKD’nin bilimkurgu karakteristiğinin önemli bir bileşenini teşkil eder. Carl Freedman ve Eric Rabkin gibi hatırı sayılır eleştirmenler onu #paranoyak ve #dahibiryazar olarak tanımlar. Freedman için yazarın paranoyaklığı patalojik bir durumdan ziyade yazınsal ve felsefi duruşunu belirleyen bir değişkendir. (2) Nitekim 1962 yılından itibaren PKD, sıklıkla #akılhastası karakterleri romanlarına taşımaya başlar: Mars’ta Zaman Kayması (A Martian TimeSlip), We Can Build You, Dr. Bloodmoney gibi romanlarında ruhsal dengesi bozuk karakterler başrollerdedir. Ancak PKD’nin deliliğe ve delilere olan ilgisi en açık biçimde Alfa Ayı’nın Kabileleri (Clans of the Alphane Moon, 1964) romanında görülür: Romanda, #AlphaIIIM2 adlı bir koloni uydusunda yaşananlar konu edilir. Uydunun özelliği, üzerinde yaşayan kolonicilerin tamamının akıl hastası olması ve Dünya’dan bağımsız bir biçimde kendi düzenlerini kurmuş hayatlarını idame ediyor olmalarıdır. Her akıl hastalığı tipinin belli bir toplumsal tabakaya tekabül ettiği bu düzende paranoyaklar siyasetçi, manikler asker, şizofrenler sanatçı, obsesif-kompulsifler ise bürokrattırlar. Akıl hastalarının kurup yönettiği bir sistemin gerçek dünyadan çok da farklı olmaması romanın çarpıcı yönünü oluşturur. Karakterlerin büyük kısmının akıl hastası olması romanı daha da ilginç hale getirir.

    Deliliğin yanı sıra paranoya olgusu da PKD karakterlerinin çoğunda belirgindir. Karakterler ya doğrudan paranoyak, ya da en azından kaygılı veya kuşkucudur. Ancak PKD’in dünyasında paranoya maraz değildir: totaliter, zorba, aldatıcı ve manipülatif bir devlet aygıtına karşı verilebilecek en mantıklı tepkidir. Zira daha önce vurgulandığı gibi PKD romanlarında gerçeklik, güvenilir değildir. Devletin, büyük şirketlerin ya da bunları aşan gizemli bir gücün elinde oyuncak edilmiş bir kurgudur gerçek. PKD’in bilimkurgusunda egemenlik aygıtları, son derece sofistike tasarımlara bürünür. Bu aygıtların en etkilisi ise kuşkudur. Kuşku, kimi zaman bir uyuşturucu madde yoluyla (Karanlığı Taramak), kimi zaman uzaydan gelen radyo sinyalleriyle (Valis), kimi zaman video filmlerle (Yüksek Şatodaki Adam), kimi zaman ise akıllı ev aletleriyle bireye (Ubik) yerleştirilir. Bunun kim tarafından yapıldığı bile belli olmadığı gibi, bu bilgi önemsizdir de. Kuşkunun varlığı, benliği parçalaması ve ben kimim sorusuna verilecek cevabı muğlaklaştırması önemlidir.

    Ruhsal yönden dengesiz karakterlerin PKD külliyatında bu kadar belirgin biçimde yer alması, PKD’nin dünyasında kahramanlığın çözülüşünün ilk uğrağını temsil eder. Zira bilimkurguda kahramanlık, çoğunlukla rasyonel düşünmeyi, öngörülü davranmayı, tutarlılığı, kritik anlarda güçlü bir önseziyle doğru kararlar vermeyi beraberinde getirir. Oysa PKD, ussallığı neredeyse kategorik biçimde dışladığı gibi olay örgüsü içinde de her zaman mantığa ve sağduyuya hitap eden izlekler kurmaz. Olayların çözümünde karakterlerin verdiği doğru kararlardan ziyade dışsallıkların, rastlantıların, sürprizlerin ve beklenmedik bir yerden gelen yardımların etkisi büyüktür. Dolayısıyla PKD geleneğinde karakterler, akıl ve mantık çizgisinin ötesinde de var olarak geleneksel kahramanlık normlarının uzağına düşer.

    PKD bilimkurgusunda kahramanlığın çözülüşü karakterlerin ele alınış biçiminde de kendini gösterir. Darko Suvin, PKD’nin anlatı tekniğiyle roman karakterlerine dönük yaklaşımı arasında bir koşutluk öne sürer: Suvin’e göre PKD, çoğu yazarın benimsediği sınırsız üçüncü tekil şahıs anlatıcı tarzından uzak kalarak kendini karakterleriyle yakınlaştırır. Öte yandan, #birincitekilşahısanlatıcı tarzından kaçınmasından da tek bir karakteri merkeze almama tercihi anlaşılır. (3) Gerçekten de PKD romanlarında bir başkişi mutlaka bulunmakla beraber kilit roller birkaç yan karakter arasında adeta bölüştürülür. Düğümün çözümü veya demistifikasyon genellikle karakterlerin kolektif işbirliği ile mümkün olur; hatta #başkarakter kimi örneklerde yan karakterlere ayak bağı olmaktan öte geçemez bile.

    Bir başkarakterin romanda bu kadar sınırlı bir belirleme gücüne sahip olması bilimkurgu için son derece sıradışı bir yaklaşımdır. Campbell ekolünün o üstün nitelikli, zeka ve cesaret sahibi, baskın kahramanlarıyla taban tabana zıt bir biçimde PKD karakterleri sıradan, basit, kusurlu ve alelade tiplerdir. PKD sınırlı bir güce ve düşük meziyetlerine rağmen direnen, baskıya umutsuzca karşı koyan basit bireylere değer verir. Kendi ağzından aktarmak gerekirse: “[…] ne pahasına olursa olsun doğru olmayanı yapmaktan kaçınmak […] benim için bu, sıradan insanın kahramanlığıdır: zorbalığa hayır demek ve bu direnmenin sonuçlarını sükûnetle karşılamak. Eylemleri fark edilemeyecek ya da tarihe mal olmayacak kadar küçük olabilir. Adlarını kimse hatırlamaz, ne de onlar hatırlanmayı beklerler. Ben, onların hakikatliliğini bambaşka bir yerden görüyorum: Büyük, kahramanca işler yapmalarında değil sessiz karşı koyuşlarında…” (4) Nitekim romanlardaki atmosfer ne kadar karanlık ve güvensiz, olaylar ne kadar çetrefilli ve gizemli olursa olsun PKD karakterleri umuda ve iyiliğe sıkı sıkıya tutunur. Çoğu PKD karakteri kahraman olamayacak kadar sıradan mesleklere sahiptirler: tamirci, memur, öğrenci, ev kadını, pazarlamacı, küçük işletmeci ve kol işçisidirler. Gerçekliğine inandıkları hayatları ayaklarının altından kayarken hem akıllarını hem de insanlıklarını korumaya uğraşırlar. Her zaman her şeyi doğru yapmasalar da iyiliğin öznesidir bu karakterler.

    PKD romanlarında kahramanlığın çözülüşünü, karakterlerin güdülenme biçimlerinde de görebiliriz. Çoğu PKD karakteri alelade uğraşılar içindedir: iş bulmak, terfi etmek, ev geçindirmek, kafayı çekmek, sevdiği kadını etkilemek ya da basitçe kendilerine verilen bir işi yapmak gibi… Bazıları kendilerini dünyayı değiştirecek pozisyonda bulsalar bile hiçbiri en baştan bunu amaçlamamıştır. Hatta bu durumdan hoşlanmazlar bile; ilk fırsatta her şeyden kaçıp kendi küçük dünyalarına geri dönmeyi isterler ancak çoğu durumda sığınacak bir yerleri kalmamıştır. Hayatta kalmak ve amaçladıkları şeyi yapmak için çaresizce birbirlerine tutunan insancıklardır onlar…

    1969’da kaleme alınmış olan #Ubik, bu bağlamda PKD’nin en karakteristik ve de en güçlü romanlarından biridir. Ubik, bazı yetenekli kişilerin geleceği görebildiği, zihin okuyabildiği bir gelecekte geçer. Hikaye, zihin okuyuculara karşı psişik koruma hizmeti veren bir firmada teknisyen olarak çalışan #JoeChip’in gözünden anlatılır. Joe Chip ve bir grup arkadaşı, bir görev için gittikleri Ay’da bir grup #telepat tarafından tuzağa düşürülür. Bir patlamanın ardından patronları Runciter öldürülmüş, kendileri ise etraflarındaki bazı şeylerin hızla çürüyüp bozulduğu tuhaf bir gerçekliğe adım atmışlardır. Roman boyunca Joe Chip ve arkadaşları, içine düştükleri tuhaf olaylar zincirinde bir anlam bulmaya çabalarlar. Gerçeklik katı ve kesin bir şey olmaktan çıkmış; eriyen, çözülen, akışkan bir yapı halini almıştır. Karakterlerin bu yaşananlara bir anlam verebilmesi için bir bulmacanın parçalarını bir araya getirmeleri ve bunları yaparken, gerçekten hayatta olup olmadıklarını kesin olarak bilmeleri gerekmektedir. Her yerde karşılarına çıkan Ubik adlı gizemli bir meta her şeyin anahtarı gibi görünmektedir.

    Ubik’te gündelik hayatın her unsuru #ilerikapitalizm tarafından sarmalanmıştır. Basit ev aletleri bile para ile çalışan akıllı robotlara dönüşmüştür: Örneğin Joe Chip’in evinin kapısı, kirası geciktiği için açılmayı reddederek Chip’i eve hapseder. Chip, çareyi bir tornavidayla kapıyı sökmekte bulur ancak o sırada kapı kendisine dava açmakla tehdit etmektedir. (5). Joe Chip için gündelik hayatın sürmesini sağlayan her obje potansiyel bir tehdittir; zira acımasız bir ekonomik sistemin zor aygıtları biçimini almışlardır. Bu yönüyle Ubik, pek çok PKD eseri gibi özne ve yapı arasındaki çatışmayı konu eden romanlar arasında özgün bir yere yerleşir. PKD romanlarında yapı ve özne arasında orantısız güç vardır ve özne, bu yapıyı yerinden oynatacak kudrete sahip değildir. Sınıf dayanışması veya örgütlü mücadele gibi araçlar seçenek dışıdır, çünkü PKD evrenlerinde sadece toplum ve sınıflar değil, bireyler dahi parça parça edilmiştir. Egemen yapılar, kuşku ve güvensizliği bir silah olarak kullanarak kolektif direnci olanaksız kılar. Nitekim Ubik’te de Joe Chip karakteri, hiçbir özel yetenek ya da güce sahip olmadığı gibi yeteneği olan arkadaşlarıyla da güven ilişkisi kuramaz. Daha önce açıklandığı şekilde her yönüyle PKD’ye özgü, ancak bilimkurgunun geneli açısından atipik bir karakter olan Joe Chip, romanda kahraman arayan okuyucuda hayal kırıklığı yaratır. 20 yıl öncesinin uzay operalarında kahramanlar üstün vasıflarıyla insanlığı galaktik düşmanlardan kurtarırken Joe Chip, parasını ödemediği için duşakabini tarafından öldürüleceği korkusuyla yaşayan orta gelirli bir teknisyendir ne de olsa…

    PKD karakterlerinin genel özelliklerine ek olarak üzerinde durulması gereken bir diğer konu, PKD’nin bizzat kendisinin romanlarına nasıl yansıdığıdır. Şimdiye dek yazılanlardan anlaşılacağı üzere, yazarın kendi yaşadığı ruhsal buhranlar, dengesizlikler, sanrılar ve paranoya nöbetleri karakterlerinde birebir cisimleşir. Kendi hayatındaki bazı gerçeküstü deneyimlerin de bunda etkisi büyüktür kuşkusuz: 2 Mart 1974 günü PKD, sonradan #VALIS adını verdiği Tanrısal bir gücün “alnına ve gözlerine pembe bir ışık demeti yolladığını” ve o varlıktan mesajlar almaya başladığını iddia eder. (6) O günlerde yazmaya başladığı romanlarından biri 1981 yılında VALIS adıyla yayımlanır ve başkarakteri “#Phil” adında bir bilimkurgu yazarıdır! VALIS’in özgün yanı sadece yazarını başkarakter olarak konuk etmesi değil, başkarakterin bölünmüş kişiliği olan #HorseloverFat’in de bir karakter olarak görünmesidir. (7) Romandaki Phil, sevdiği kadının ölümüyle başa çıkabilmek için ikinci kişiliği Horslover Fat’i yaratır. Horselover bu acının altından kalkabilirse ikisi de tekrar huzur içinde aynı vücutta birleşebilecektir. PKD, romanı Phil’in gözünden anlatırken birinci tekil şahıs anlatıcı tekniğini, Horselover Fat’in gözünden anlatırken üçüncü tekil şahıs tekniğini kullanır. Yazarın bu tercihi iki olasılığı akla getirir: birincisi Phil ve Horselover karakterlerini pratik sebeplerle birbirinden ayırmak, ikincisi ise Horselover Fat’in bizzat PKD’nin alter-egosu olması. İkinci olasılık daha akla yatkındır çünkü Horselover, romanda bizzat PKD’nin yaşadığı Tanrı ile temas anını deneyimler. Bu göz önüne alındığında PKD’nin bizzat bu deneyimi kaldırabilmek adına Horselover Fat karakterini kendi için yarattığı fikri de çok gerçek dışı görünmemektedir. Phil’in başrolde olduğu diğer kitabı #AlbemuthÖzgürRadyosu ise 1976 yılında yazılmış, ancak ölümünden 3 yıl sonra yayımlanmıştır. VALIS ve Albemuth Özgür Radyosu, bilimkurgu türündeki az sayıda #otobiyografik romandan ikisi olarak tarihte yerlerini almışlardır.

    PKD’nin bizzat karakter olarak belirdiği romanlar bunlarla bitmez. PKD’nin pek çok romanında doğrudan ya da dolaylı biçimde bizzat kendini bir karakter olarak kurgulaması dikkate değer bir durumdur. Örneğin #KaranlığıTaramak (A Scanner Darkly), PKD’nin bizzat kendine ve uyuşturucudan ötürü kaybettiği arkadaşlarına adadığı bir romandır. Tanınmış bir bilimkurgu yazarı olarak edindiği şöhreti taşıyamadığını hissettiği dönemde #AksınGözyaşlarımDediPolis (Flow My Tears, The Policeman Said) adlı romanını yazar. Romandaki başkarakter #JasonTaverner ünlü, çok zengin bir televizyon yıldızıdır. Bir gün uyandığında kendini tanımadığı bir otel odasında kimliksiz ve beş parasız olarak bulur. Dahası ne yayıncısı, ne arkadaşları kimse onu tanımamaktadır. Ülkedeki en meşhur insanken bir gecede hiç kimse’ye dönüşmüştür Taverner; tam da PKD’nin olmayı istediği şekilde. Ne de olsa tanınırlığı 1980’lere doğru zirveye çıktığında artık popülerliği kaldıracak bir ruh halinde değildir.

    Bilimkurgunun bu gizemli dehası, 1982 yılında öldüğünde kimsenin kolay kolay izinde yürüyemeyeceği bir patika yaratmıştır. Kurgulamış olduğu karanlık, karmaşık, derin, ama bir yandan da parıltılı, zeka dolu ve eksantrik dünyaları tanımak eşsiz bir bilimkurgu deneyimidir okur için. Doğal olarak, o kurgu dünyaların kurgu karakterleri de türün normlarının çok dışında bir yerde durur: Onun karakterleri, geleneksel bilimkurgudaki o görkemli ama sentetik kahramanlık kültürünün sessiz reddiyesidir. Ursula Le Guin, New Republic Dergisine verdiği bir röportajda (8) “Dick’in romanlarında kahramanlık yoktur” der ve devam eder: “… ama kahramanlar vardır. Charles Dickens’ın hatırlattığı gibi: sıradan insanların dürüstlüğünü, güvenilirliğini, iyiliğini ve sabrını akla getiren kahramanlar.”

    NOTLAR:
    (1) Dr. Bloodmoney’de (1965) Edie Keller adlı karakterde bu en belirgindir: Edie Keller, doğmamış ikiz kardeşini karnında taşımakta ve onunla telepatik olarak iletişim kurmaktadır.
    (2) Philip K. Dick: Canonical Writer of the Digital Age, Lejla Kucukalic,2008, s.26
    (3) P. K. Dick’s Opus: Artifice as Refuge and World View -Introductory Reflections, 1976
    (4) How to Build a Universe That Doesn’t Fall Apart Two Days Later Philip K. Dick, 1978 (Çev. Ö.T.)
    (5) Ubik, 1969 [2002]s.35
    (6) Bir tür vahiy formunu alan bu mesajları günlük olarak kaydeden PKD’nin notları, 1982 yılındaki ölümüne kadar yaklaşık 8.000 sayfaya ulaşmıştır. Bu el yazmaları, toparlanarak düzenlenir ve 2011 yılında “Exegesis of Philip K.Dick” adıyla basılır.
    (7) Horselover Fat adı, Latince Philippo (at seven=horselover) ve Almanca Dick (şişman=fat) sözcükleriyle türetilen bir kelime oyunudur.
    (8) Sayı 175, 30 Ekim 1976

    #bilimkurgu #kahramanlık #iyimserbilimkurgu #kuşkucubilimkurgu #zeka #kurnazlık #bilimkurgu #kötülüğünadı #modernbilimkurgu #edebitür #ikizkardeşinölümü #gerçekliğinreddiyesi #bireyiniçdünyası #varlıksorunsalı #sıradaninsanınkahramanlığı

    romankahramanlari replied 2 years ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
PHILIP K. DICK ROMANLARINDA KAHRAMANLIĞIN ÇÖZÜLÜŞ…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now