Perry Smith
-
Perry Smith
SICAKKANLILIKLA*
Makale Yazarı: Engin Firol
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI (Nisan/Haziran 2017) 30.sayıda yayımlanmıştır.
Sevgili Capote,
Seni görmeseydim bu günahı nasıl işlediğimi bu kadar çok düşünür müydüm, bilmiyorum. Daha önce cezaevinde tanıştığım rahip yardımcısı Willie-Jay işleyeceğim günahı görmüştü sanki. Ayrılacağım gün bana #mektup yazmış, bir yerinde şöyle diyordu: “Çok #tutkulu bir adamsın; tam olarak ne istediğini bilmeyen, aç bir ruhun var. Herkesin birbirine benzemek için elinden geleni yaptığı bu çağda #bireyselliğini korumak için mücadele ederken derin yaralar almışsın. Güçlüsün ama yüreğindeki çatlaktan bu güç akıp gidiyor. Kapamayı başaramazsan gücünü tamamen yitireceksin, zavallı biri olacaksın. Bu çatlaktan ne sızıyor dışarıya, biliyor musun? Her an patlamaya hazır, tehlikeli kocaman bir #duygu balonu. Neden böyle bir balon büyüttün içinde?” Hırsızlık yapan bir rahibin geleceğimi görmesi mümkün müydü? İlk okuduğumda bu satırlarda bir uyarı mı vardı, anlayamamıştım. Şimdi çok geç kalmış olsam da ne demek istediğini çok iyi anlıyorum. Anlıyorum Capote!Yakalanmadan önce Dick ile konuşmaya çalıştığım şeylerden biri, ikimizin de sorunlu tipler olduğumuzdu. Dick benden ve bunları konuşmaktan usanmıştı. Bense yaptıklarımızı hatırladıkça üzülüyor, üzüntüden delirecekmiş gibi oluyordum. Sorunlu biri olduğunu düşünmek insana çok acı veriyor. Sanki bu sadece benim suçummuş gibi…
Düşünsene #Capote, annesi kendi kusmuğunda boğularak ölmüş bir çocuğum ben. Karısını intihara sürüklediği için kendini öldüren bir abinin, başarılı bir dansçıyken otel odasının penceresinden atlayan bir ablanın kardeşiyim, böyle birinin sorunsuz olması beklenebilir mi söylesene? Kendimi aklamaya çalışmıyorum. Böyle bir caniliği yapabildiğime ben de inanamıyorum. Hiçbir zaman sert bir erkek olamadım. Babamın dediği gibi alıngan, çok çabuk kırılan bir yapım vardı. Dick’le arkadaş olabilmek, sert bir erkek olduğumu düşündürmek için bir zenci öldürme hikâyesi bile uydurmuştum.
Güzel bir çocukluk yaşadığımı söyleyebilirim. Kırsal bölgede yaşıyorduk ve gerçek kır insanlarıydık. Ben okula başlayana kadar her şey yolunda gidiyordu. O dönem annem alkol içmeye başlamış kısa sürede ayyaş olmuştu. Durmadan babamı utandıracak davranışlar sergiliyordu. Ablam Barbara, ağabeyim Jimmy ve kız kardeşim Fern ile annemin tüm olumsuzluklarına rağmen iyi geçiniyorduk. Babamın bize öğrettiği altın bir kural vardı: #Yaşa ve #yaşat. Kardeşler arasında biri yanlış yaptığında babama söylerdik. Babam bağırıp çağırmak yerine sakince konuşurdu. Yanlış yapan hatasını kabul eder, bir daha yapmayacağına ve iyi bir çocuk olacağına söz verirdi. Her konuda titiz bir adamdı. Hepimiz onun gibi erkenden kalkar, yüzümüzü yıkar temiz elbiseler giyerdik. Yapmamız gereken işler varsa onları halleder ve oyun oynamak için kendimize zaman ayırırdık.
Ekonomik buhran zamanlarında annem çılgın bir yaşam için babamı terk etti. Bizi alıp San Francisco’ya götürdü. Bu duruma hepimiz üzülmüştük. Annemin dengesiz davranışlarından sıkılmıştım. Babam hakkında söylediği kötü şeylere inanmıyor, babamla yaşamak istiyordum. Onu çok özlüyordum. Annem görüştürmemek için elinden geleni yapıyordu, babamın bizi okulda görmemesi için okul idaresini uyarmıştı. Ama babam okula geldi. Ona ne kadar sıkı sarıldığımı hatırlıyorum. Beni yanında götürmesi için yalvardım. Götüremeyeceğini söylediğinde yıkılmıştım. Okul çıkışı eve gitmeyip babamın avukatının bürosuna gittim. Annem öğrenince çıldırdı, o gece beni kapı dışarı attı. Bu olaydan sonra babam annemi mahkemeye verdi, ayrıldılar.
Babamla yaşamaya başlamıştım. Yol yapım idaresinde az bir ücret ile çalışıyordu. Küçük arazimizin içindeki küçük evde mutluyduk. Kardeşlerim, babamın durumu uygun olmadığından başka ailelere verilmişti. Babam olanları düşünmemek için kaçarcasına sürekli şehir değiştirmeye karar verdi. Evi, araziyi satıp ‘‘tekerlekli ev’’ adını verdiğimiz arabada yaşamaya başladık. Birçok şehir dolaştık. Arabanın römork kısmı iki yatak ve küçük bir mutfaktan oluşuyordu. Mutfaktaki fırında her şeyi pişire biliyorduk. Kendi ekmeğimizi yapıyorduk. Ağaçlardan topladığım elmalardan reçeller bile yapıyordum. Babamın farkında olmadığı birçok yeteneğim vardı. Armonikayı elime alır almaz çalmaya başlamıştım mesela. #Gitarı da öyle. Hatta şarkı sözü yazardım. Bol bol kitap okuyup, sözcük dağarcığımı zenginleştirmeye çalışıyordum. El yazımı görenler hayran kalıyordu. Bu kadar farklı alanlarda yetenekli olmama rağmen kimseden destek görmedim; ne babam, ne de başka biri beni cesaretlendirmek için bir şey yaptı. Gittiğimiz her şehrin okulunda eğitim aldım. Okulları çok sevdiğim söylenemezdi ama çabuk öğreniyor, öğretmenlerin sevdiği öğrenci oluyordum. Kimseyle sorun yaşamıyordum. Bir gün benden büyük bir çocukla kavga edip onu dövdüğümde okuldan atıldım. Böylece bir hata yaptığımda en ağır bedeli ödemem gerektiğini, “Kanun ne derse o olur”u öğrenmiştim.
İkinci Dünya Savaşı’nda donanmaya katıldım. Silah ve malzeme taşıyan bir gemide görev yaptım. Savaş sonrası Alaska’ya babamın yanına gittim. Babamın yanında kısa süreli bir iş bulup, çalışmaya başlamıştım. Zaten hiçbir zaman severek çalışacağım bir işe giremedim.
Daha sonra Kore Savaşı’na katıldım. Babama her ay para gönderebiliyordum. Savaş bitince şerefli bir şekilde ordudan ayrıldım, Washington Seattle’da yaşamaya başladım. Motosiklete ve hıza olan tutkum kaza geçirmeme neden oldu. Her iki bacağım kırıldı ve kalçamdan hasar aldım. Bu arada senden aspirin istediğimi hatırladın mı? Kırıklarım yüzünden o kadar çok aspirin kullanmıştım ki her ağrım olduğunda ya da strese girdiğimde hala aspirin alıyorum. Kazadan sonra altı ay hastanede ve bir yıl kadar Kızılderili bir ailenin yanında kaldım. Aile bana çok iyi davrandı, kendi çocuklarıymış gibi her şeyimle ilgilendiler. Ben de çocuklarına #armonika ve gitar çalmasını öğrettim. Güzel yazı yazmaları için uğraştım. Onlarla hikâyeler okurduk; her biri bir hikâye okurdu, yanlışlarını düzeltirdim. Hem öğretmenlik yapmak hem de çocuklarla olmak eğlenceliydi. Çocukları hep sevdim.
Sana yazarken üzüntümü unutuyorum ve yüreğimdeki ağırlık azalıyor sanki. Bunları yazıyor olmama şaşıyor musun? Ben şaşıyorum. Duygularını ifade edemeyen biriyimdir. Uzun süre kırsalda yaşadığım için insanlardan çok hoşlanmam. #Yalnız vakit geçirmekten keyif alırım. Birkaç kız arkadaşım oldu ama uzun ilişkiler yürütebildiğimi söyleyemem.
Capote, İki insan sadece bir bakışla nasıl anlaşabilir diye sorsalardı sarsan bakışlarını görmelerini isterdim. Ve o bakışların benimle demir parmaklıklara hapsolduğunu söylemek…
Hayatta şanslı bir insan olmadım. Affını isteyemeyeceğim bu büyük günahtan sonra yaşama hevesim kalmadı. Ta ki seni görünceye dek… Bu hissin anlatılabilecek edebi bir tarifi yok. Sadece yaşanabilir bir an. Dick ile beni ziyarete geldiğinde senin bu denli iyi bir #yazar olduğunu bilmiyordum. Tuhaftın, herkesin tuhaf bulabileceği konuşma tarzınla beni büyülemiştin. “Kim bu, niye geldi ki? Avukat değildir herhalde. Böyle günaha bulanmış canileri ancak kendini ispatlayamamış, bizim hikâyemizle ünlenmek isteyen bir avukat savunabilir.” diye düşünmüştüm.
Sahi söylesene Capote! Dört kişilik bir aileyi yakın mesafeden soğukkanlılıkla öldüren beni savunabilir misin?
Perry Smith*
* Nedensiz Cinayet İşleyen Kişi

Sorry, there were no replies found.