Perihan, Gülter, Nuri
-
Perihan, Gülter, Nuri
Suat Derviş’in Aksaray’dan Bir Perihan’ı*
Makale Yazarı: Şerife Yalçınkaya
*Bu makale Roman Kahramanları dergisi 19. sayıda (Nisan / Haziran 2014) yayımlanmıştır.
Suat Derviş’in Gece Postası gazetesinde 17 Aralık 1962 – 22 Şubat 1963 yılları arasında tefrika edilen bir romanıdır Aksaray’dan Bir Perihan. Zehra Toska bu romanı Oğlak Yayıncılık için değiştirme ve kısaltma yapmadan, sadece bazı küçük yazım düzeltmeleri ile kitaplaştırmıştır.[1] Ömer Türkeş kitap üzerine yaptığı bir değerlendirmede Suat Derviş’in bu romanının “Demokrat Parti döneminin zenginleşme, Küçük Amerika olma düşleri içindeki kültürsüz burjuva insan tipini, eşyanın iktidarını AksaraylI Perihan özelinde” çok iyi yansıttığını vurgular.[2]
Suat Dervişin Aksaray’dan Bir Perihan’ı üç kahraman etrafında, temelde üç ayrı hikâye anlatır bize. Perihan, Gülter ve Nuri’nin öykülerini. Bu üç kahramanın üç ayrı hikâyesi hâkim bakış açısı ile nakledilirken, okur aslında üç ayrı trajedi seyreder. Bu hikâyelere geriden bir başka hikâye, Pakize’nin hikâyesi, bir gölge gibi düşer. Yazar anlatıcının, romanda arada kalmışlığı ve teslimiyeti ile çaresiz Nuri’ye düşündürdüğü “Aksaray’dan çıkan bir Perihan mı bunu yapmıştı?” Bu Aksaraylı bir Perihan’ın suçu mu?” soruları, aslında romanın tarihî arka planını oluşturan 1850 – 1950 arası insanların genel açmazına işaret eder. Bu, sefaletin, yoklukların savaşların, yalnız büyüyen evlatların, kimsesiz kalan kadınların, kendisine taşıyabileceğinden çok yük yüklenen erkeklerin, değişen dönemlerin, yaşam tarzlarının ve bu yaşama tarzları içinde nerede olduğunu bilemeyen insanların açmazıdır.
Perihan, romanın ana kahramanı değil, anlatıcının kavga ettiği kahramanıdır. Roman temelde bir ailenin trajedisi ile yüzyıla yakın süren öyküsünü anlatır bize. Ana hikâye Nuri, Gülter ve Perihan nakilleri ile bir yapboz misali kurulur.
Romancı hikâyeye Perihan ve Nuri arasındaki tezadı vererek girer. Orta halli bir ailenin 17 yaşında telefoncu olarak çalışmaya başlayan, mutsuz bir ailede büyümüş 30 yaşında henüz evlenmemiş kızıdır Perihan. Hayatını değiştirmenin, farklılaştırmanın tek yolunun toplumdaki statüsü yüksek bir erkekle evlenmek olduğunu düşünmektedir. Karşısında çıkan Nuri bir paşa torunudur, çökmüş de olsa burjuvaziyi temsil etmektedir. İyi ve mutlu bir ailede büyümüştür, Perihan’da olmayan her şey onda vardır ve Perihan’ın yönetebileceği bir karaktere sahiptir. Okur için Perihan ne kadar “öteki” ise Nuri de o kadar “öteki”leşecektir roman boyunca. İradesini gösterememesi, sonradan görme karısı Perihan’ın elinde oyuncak oluşu ile burjuva sınıfın haksız yükselişinin sembolü olacaktır. Nuri, yavaş yavaş insani değerlerini kaybedecek, köşe dönmeci birisi olarak bürokratik entrikalara bulaşacak ve âdeta ruhunu şeytana satacaktır.
Perihan’ın yetişme tarzı, alışkanlıkları Nuri’ye hiç benzemez. Nuri evlendiklerinde Perihan’ı kendisinden çok da yaşlı olmayan Pakize Teyzesi ile yaşadığı konağa getirir. Bu konakta Perihan, Pakize’nin varlığı, temsil ettiği değerler ve Nuri’nin teyzesine hayranlığı altında ezilir. Bu konağın dağılması için elinden geleni yapar ve o güne kadar mülkiyet fikri olamayan bu konakta her şey taksim edilir. Nuri’nin aidiyet hissedeceği kişiler ve değerler de bu konakla beraber yok olur. Pakize’nin öyküsü anlatıldıkça bu aynada Perihan daha keskin çizgilerle kötüleşir. Pakize, Perihan fotoğrafının simetrisidir. Bu kadının zenginlikten yoksulluğa geçişle beraber, çevresindeki herkes birer birer yok olmuştur. Zamanın değişmesi ve en çok da içinde büyüdüğü konağa gelen sonradan görme Perihan’ın gelmesi ile kabuğuna çekilmiş ve değerlerini birer birer kaybeden Nuri de ihmâl edince yalnızlaşmış bir kadındır Pakize. O romanın naif kahramanıdır. Perihan’ın var olması için onun ölmesi gerekecektir. Romancı bunu intihar olduğu düşünülen bir ölümle sağlar. Perihan’ın Nuri’yi Pakize’den uzaklaştırması aslında kendisine daha da yaklaştırmasıdır.
Pakize ailenin iyi günlerinde Gülter isimli genç bir dadının elinde büyümüştür. Bu genç Çerkeş dadı, zaten ailesi gibi benimsediği insanlarla dolu bu konakta Pakize’yi de kızı gibi benimsemişken Kânûn-ı Esâsî’nin ilânı ile esirliğinden kurtulmuş ve köyüne dönmüştür. Önce Pakize’den çocukluğunun geçtiği evden ayrılmak istemeyen Gülter, sonraları çocukken koparıldığı köyünde mutlu olur ve evlenir. Zaman zaman da İstanbul’a eski hayatına ve bu hayatın temel taşı olarak kabul ettiği Pakize’ye ziyaretler yapar. Gülter’in kocasını kaybedip eski hayatına dönme arzusuyla -en çok da Pakize’den bir izdir diye- Nuri’nin yanına gelmesi, Nuri’nin son imtihanı olur. Perihan bu dadıyı evine kabul etmez ve Nuri kendileri ile yaşamak, en çok da yalnız ölmemek için yanlarına dönen, artık yaşlanmış olan Gülter’i bir otel odasında yalnız bırakır. Bu terk aslında Nuri’nin geçmişini arkada bırakarak bozulan değerlere teslim olması anlamına gelmektedir. Gülter çaresiz döndüğü köyünde kendisine teselliler bulsa da hayal ile hakikat arasında ölüme doğru gidecektir ve Pakize’nin adını sayıklayarak ölecektir.
Suat Derviş romanda Pakize ve Gülter karakterlerini öldürürken aslında onların şahsında bir hayat tarzının ölümünü de temsil eder. Her iki kahraman da yalnız ölmüşlerdir. Bu iki kahramanın hayatlarının kesişme noktasında yaşayan Nuri ise artık canlı bir ölüden başka bir şey değildir. Aksaraylı Perihan ile temsil edilen çökmüş değerler sistemine teslim olmuş, artık bir anlamda Aksaraylı Perihan olmuştur. Romancı romanın sonunda Toplumcu Gerçekçi tavrını sergiler ve Nuri için, Nuri’nin şahsında değer kaybına uğrayan bir ülke için bir ümit kıvılcımı yakar: “Talebeler, hükümet aleyhine nümayiş yapıyorlar”.
Perihan kocasını ve çocuklarını alıp çeşitli entrikalarla, Nuri’nin yetkilerini kötüye kullanarak elde ettikleri para ile yaptırdıkları evin inşaatına getirmiştir. Gençler hürriyet çığlıkları atarken inşaatta çalışan işçilerden birçoğu da bu kalabalığa katılır. Perihan oğullarını arayınca Nuri çocuklarının da bu kalabalığa karıştığını söyler. Nuri’nin Perihan’ın neden engel olmadın sorusuna verdiği cevap Nuri’nin kurtulma ihtimaline işaret eder. Nuri, görmediği ama tahmin ettiği yalanını söylerken, çocuklarının kalabalığa karışmış olmasının sevinci, karısına teslimiyetinin önündedir. Aksaraylı Perihan’ın zaferi sona ermiş ya da en azından erebilir ihtimali doğmuştur artık.
Suat Derviş romanında Pakize’yi, Gülter’i ve kişilik bozulması anlamında Nuri’yi yok ederken bu kahramanlarının simetrisini yansıttığı Aksaraylı Perihan’a da bir yok oluş hazırlar. Aksaray’dan Bir Perihan’ı okura bugün de tanıdık gelecek. ■
————
[*] Şerife Yalçınkaya, Doç. Dr., Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü
[1] Suat Derviş: Aksaray’dan Bir Perihan (Yayıma Haz. Zehra Toska), Oğlak Yay., Ankara 1997.
[2] A. Ömer Türkeş: Aksaray’dan Bir Perihan, Suat Derviş, http://www.insanokur.org/ ?p=310#Sayı19 #Pakize #Gülter #nuri #dp #DemokratParti #Perihan #ZehraToska #ömerTürkeş #Aksaray #şerifeYalçınkaya #SuatDerviş

Sorry, there were no replies found.