Paul: The Rocking-Horse Winner Marksist Tahlili
-
Paul: The Rocking-Horse Winner Marksist Tahlili
“The Rocking-Horse Winner” İsimli Kısa Öykünün Marksist Tahlili*
Makale Yazarı: Sercan Hamza Bağlama
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Temmuz/Eylül 2014 19. sayıda yayımlanmıştır.
Yapısal özellikleri ve barındırdığı sembolik uzantılar göz önünde bulundurulduğunda D. H. Lawrence’ın “#TheRockingHorseWinner” (1926) isimli kısa öyküsü hayli sürükleyici bir içeriğe sahiptir. Buna rağmen, İngiliz edebiyatında modern dönemin önemli yazarlarından biri olan ve daha çok romanlarıyla bilinen Lawrence’ın bu öyküsü neredeyse hiç bilinmemektedir. Dolayısıyla bu öykü ile ilgili yapılan çalışmalara rastlamak da oldukça güçtür. Yapılan çalışmalarda ise, öykü genellikle Freudyen açıdan tahlil edilmiştir. Örneğin, W. R. Martin ve Robert Gorham, bu kısa öyküyü sevgi ve kimlik arayışında olan bir çocuğun iç dünyasını yansıtan mitik bir hikâye olarak nitelendirmektedirler. W. D. Snodgrass da bu öykünün annesinin dünyevi ihtiyaçlarını karşılayarak babasının konumuna ulaşmak isteyen Paul’un cinselliği keşfiyle (Oedipus Kompleksi) ilgili olduğunu belirtmektedir. Daniel P. Watkins ve Greg Bentley gibi bazı akademisyenlerse, bu öykünün, açgözlülük ve meta fetişizmi gibi kavramların içselleştirilmesinin toplum üzerindeki olumsuz etkisini egemen ahlakçı anlayışla okura yansıtan didaktik bir çalışma olduğunu ifade etmektedirler.
Lawrence’ın bu öyküsü, Paul’un şans ve bu şansın ailesine nasıl para kazandıracağı konusundaki saplantısı üzerine kurgulanmıştır. Öykünün başında, Paul’un ailesinin ekonomik durumu gitgide kötüleşmektedir ve Paul bu olumsuzluğu önleyebilmek adına Annesi’ne para bulmaya çalışmaktadır. Zira ailesinin maddi durumu elvermese de Annesi oldukça lüks bir yaşam sürmektedir ve yaşadıkları ekonomik zorlukların şanssız biriyle evlenmesinden kaynaklandığını düşünmektedir. Bu arada, yaşadıkları ev, Paul’un ve ailesinin hissettikleri ve düşündükleri içine işlemişçesine fısıldar ve #Paul ile iki kız kardeşine psikolojik işkence uygular. Bir gün, Paul, tahta atına binerek at yarışlarının kazananını tahmin edebildiğinin farkına varır. Hemen ardından bunu amcası Oscar Creswell ve evin bahçıvanı Basset ile paylaşır. İlk etapta Paul’a kimse inanmaz, ancak Paul’un tahminleri birer birer tutmaya başlar. Paul, at yarışından kazandığı parayla Annesi’ne doğum günü hediyesi olarak başka biri üzerinden beş bin pound verir. Buna rağmen, evin içinde sürekli dolaşan ve aile bireylerinin beynini kemiren “daha fazla para olmalı”(1) sesi daha da şiddetlenir. Sesin şiddeti arttıkça, Annesi’nin ihtiyaçlarını karşılayabilmek için, Paul daha çok tahminde bulunarak daha çok para kazanmaya başlar. Bir süre sonra, Paul at yarışlarının kazananını tahmin edememeye başlar ve gün geçtikçe çaresizliğe kapılır. Bir gün, Annesi Paul’u tahta atına deli gibi binerken görür. Sonrasındaysa Paul komaya girer ve komaya girmeden önce o haftaki at yarışının galibini ansızın söyler. Amcası ve Basset o ata oynarlar ve seksen bin pound kazanırlar. Öykünün sonundaysa Paul ölür.
Öykünün içeriği, öyküyle ilgili iki temel yapısal öğeyi ön plana çıkarmaktadır. Bunlardan ilki, öyküdeki fantezi öğelerini, sembolleri, metaforları ve ironileri içeren edebiyat estetikleri ile ilgilidir. İkincisiyse, yabancılaşmaya, aile bağlarının zayıflamasına ve yozlaşmaya sebep olan maddileştirme ve metalaştırma gibi kavramların dolaylı olarak eleştirildiği ideolojik katmandır. Öykünün bu ideolojik katmanı, edebiyat estetikleri kullanılarak okuyucuya yansıtılmaktadır. Bu çalışmanın amacı da Paul karakteri üzerinden çok katmanlı bu ideolojik yapının Marksist tahlilini yapmaktır.
“The Rocking-Horse Winner” isimli öyküde üç temel fantezi öğesine rastlamak mümkün. Bunlar sırasıyla, evdeki “daha fazla para olmalı”(2) sesi, tahta at ve Paul’un at yarışlarının birincisini tahmin edebilmesidir. Yukarıdaki özette de belirtildiği gibi, Paul’un evi sürekli “daha fazla para olmalı”(3) şeklinde fısıldar. Bu ses git gide şiddetlenmeye başlar ve Paul ailesinin ihtiyaçları için para bulmayı deneyerek bu sesi bastırmaya ve annesinin övgüsünü kazanmaya çalışır. Marksist açıdan değerlendirildiğinde, bu ses/fısıltı birden çok anlama gelmektedir. Örneğin, egemen sınıf tarafından kontrol edilen algı mekanizmalarıyla meta fetişizminin kurbanı olan tüketim toplumunun zihnine ve bilinçaltına pompalanan “daha çok harcayın” mesajının sembolik karşılığıdır bu ses. Küçük burjuva eğilimlerinin sonucu olarak kendisini çevresine kabul ettirebilmek amacıyla lüks bir yaşam süren Paul’un annesi Hester, para-egemen sistemin bireylere dayattığı bu fısıltıyı en çok içselleştiren karakterdir öyküde. Evin içinde varlığını sürekli hissettiren bu ses, bireylerin yaşam tarzlarının, birbirleriyle olan ilişkilerinin ve zihinlerinin bile kapitalizmin hâkimiyet alanından bağımsız kalamayacağının da göstergesidir.
Bu öyküdeki ikinci fantezi öğesiyse Paul’un tahta atıdır. Bu tahta at, “üretken olmayan iş” ve “meta fetişizmi” gibi kavramlarla ilintilidir. Daniel P. Watkins’e göre, öyküde emeğin karakteri anne-baba ve çocuklar üzerinden çözümlenebilir.(4) Paul’u ve ailesini düşünecek olursak, Paul’un annenin ve babasının üretken ve aktif bir işte çalışmadıkları görülmektedir. Hester, Paul’un, emeği ve yeteneği neticesinde at yarışlarından kazandığı parayla lüks bir yaşam sürdürmektedir. Bu noktada, Paul’un annesini ve babasını Paul’un emeğini sömüren bir kapitalist/ burjuva olarak kategorileştirmek mümkündür. Benzer bir şekilde, emeğini ve yeteneğini kullanarak para kazanan Paul da annesi için çalışan bir işçi olarak konumlandırılabilir.
Marx, yabancılaşmaya ilişkin teorik yaklaşımında, sanayi toplumunda yaşayan bireyin yabancılaşmasını dört aşamalı bir tahlille açıklar.(5) Kol gücüyle fabrikada çalışan bir işçi örneğinden yola çıkıldığında, yabancılaşmanın ilk iki aşaması işçinin iş sürecine ve işine yabancılaşmasıdır. Üçüncü aşamada, işçi/birey, giderek insani doğasına yabancılaşır. Yabancılaşmasının son aşamasındaysa insanın insana yabancılaşması vardır. Bu teorik tahlilden yola çıkıldığında, işçi olarak kategorize edilen Paul’un yaratıcı, kendince ve özgür bir iş ortamında çalışmadığı, emeğinin nesnel ve somut sonucunu göremediği ve insan doğasında var olan kendini gerçekleştirme içgüdüsünü sağlayamadığı için işine, iş sürecine ve insani doğasına yabancılaştığı anlaşılır. Sonrasındaysa kendini çevresindekilerden soyutlayarak (insanın insana yabancılaşması) kademeli olarak kişiliğini, öz saygısını ve öz değerini yitirdiği, tahta atının üzerinde (üretim aracını sembolize eder) komaya girdiği ve yaşamını kaybettiği görülür.
Paul’un bu durumu, bireylerin birbirleriyle olan ilişkileri de dâhil olmak üzere her şeyin birer meta olarak algılandığı para-egemen toplumdaki bireylerin durumunu çağrıştırmaktadır. Dolayısıyla, bireyler, kişilikleri ve benlikleri üzerinden değil, sahip oldukları ekonomik güç ve etkinlik üzerinden değerlendirilmektedir. Devamında, yabancılaşma dört aşamalı bir süreç olarak yaşanmakta ve insanın insana yabancılaşma durumu gözlenmektedir. Öykünün sonunda Paul’un kişiliğini ve öz benliğini yitirip hayatını kaybetmesi de, kapitalist toplumlarda insanoğlunun sömürülüp yıkıma uğratılması sürecinin kurgusal olarak karşılığıdır.
Öyküdeki tahta at, Marksist terminolojideki meta fetişizmi kavramı ile de ilişkilendirilebilir. Bu kavrama göre, ürünler işlevlerine göre değil, toplumdaki maddi karşılıklarına göre önemsenir. Metanın mistik değeri de bundan kaynaklanır. Çünkü, kapitalist üretim koşullarında, ürünün öz değerinin hiçbir önemi yoktur, aksine herhangi bir ürünü değerli kılan kıstas, toplumun o ürüne verdiği sosyal değerdir. Bireyler arasındaki karşılıklı ilişkiler, bu üretim koşulları altında, ürünler arasındaki bir toplumsal ilişki biçimine dönüşür. Buna bağlı olarak, toplum genelinde gelişen maddileştirme/metalaştırma süreciyle birlikte her şey ama her şey paranın bir uzantısı ve parçası haline gelir.(6)
Öyküde, Paul kendisini tahta at ile bütünleştirir. Bu tahta at “mekanik koşusu”(7) ve “paralize edilmiş zıplamasıyla”(8) mistik özelliklere sahiptir. Benzer bir şekilde, Paul bu tahta atla duygusal bir bağ kurmuştur, zira bu tahta at, O’nun paraya ulaşmasını, böylece fısıldayan evi susturmasını da sağlayan bir araçtır. Örneğin, Paul tahta atının sırtındayken atın boynunu kamçılar. Masumane görünen bu olay, özünde meta fetişizmiyle bağlantılıdır ve para egemen üretim koşullarında bireyin para kazanmak uğruna ne kadar da gaddar olabileceğinin sembolik bir ifadesidir.
Dikkatlice analiz edildiğinde, tahta atın öyküde mekanik bir şekilde ileri geri gidip geldiği görülmektedir. Bu, yabancılaşmanın yaşandığı kapitalist endüstriyel üretim sürecinde bireylerin günlük hayatta karşı karşıya kaldığı monotonluğu ve mekanikleşmeyi sembolize etmektedir. Robert G. Lawrence’a göre, Paul’un tahta atı ile ünlü Troya atı arasında bir ilişki de kurulabilir.(9) Paul’un atı, ilk etaptaki maddi getirisine rağmen, Paul’un ve ailesinin uzun vadede yanılsama yaşamasına ve öykünün sonunda da Paul’un yaşamını yitirmesine sebep olmuştur. Tahta at, ileri geri gidip gelmesine rağmen hep aynı yerde kalmaktadır. Buna paralel olarak, maddi bir dönüt elde etse de, Paul ilerleyememekte ve yerinde saymaktadır. Hatta gün geçtikçe kendini toplumdan ve ailesinden daha da soyutlamaktadır. Bu da, sermaye egemen düzende, ne kadar çaba gösterilirse gösterilsin bireylerin ilerleme kaydedemeyeceğini ve başarısızlığa mahkûm olduklarını simgelemektedir.
Dikkate değer diğer bir sembol de öyküde geçen at isimleridir. Snodgrass,(10) öyküdeki at isimlerinin gerçekle bağlantılı olduğunu ve bu isimlerle Britanya İmparatorluğu’nun sömürgeci geçmişine yönelik bir eleştiri yapıldığını belirtmektedir. Örneğin, Paul’un kazanacağını tahmin ettiği atlardan ilkinin adı Singhalse, ikincisinin adı da Malabarolarak verilmiştir. Bu iki isim, bir zamanlar Britanya kontrolünde olan Hindistan’daki sömürge bölgelerinin adıdır. Britanya İmparatorluğu, sömürgelerden elde ettiği kazanç ile varlığını bir süre devam ettirmiş ve ardından da yirminci yüzyılda dağılma sürecine girmiştir. Benzer bir şekilde, Paul ve ailesi de at yarışlarında aynı isme sahip olan atlar üzerinden maddi gelir elde etmeye başlar ve -özünde yanılsama da olsa- lüks bir yaşam sürer, ancak öykünün sonunda Paul yaşamını yitirir ve ailesi parçalanır.
Paul’un at yarışlarının kazananını tahmin etme yeteneği de, üzerinde durulması gereken önemli bir fantezi öğesidir. Paul’un bu becerisi, öykünün, hırs uğrunda kazanç elde etmek için şeytani güçlerle pazarlık yapan kahramanların trajedisini didaktik bir dille anlatan masallara benzemesine neden olmuştur.(11) Bu tür öykülerde, öykünün kahramanı istediğini ilk başta elde etmeye başlasa da öykünün sonunda kaybeden taraf olur. Paul’un öyküsünde de benzer durum yaşanmıştır.
Paul’un bu yeteneği okültizm kavramıyla da açıklanabilir. Örneğin, bahçıvan Bassett’in Paul’a karşı tavrı, bu bakımdan kayda değerdir. Bassett, becerisinden dolayı Paul’u bir kâhin/ilah olarak görmekte ve O’na taparcasına yaklaşmaktadır.(12) Bassett, Paul’un amcası Oscar’a Paul’un yeteneğini anlatırken de oldukça “mistik ve dinsel bir ses tonu”(13) kullanır ve Paul’un bu yeteneğinin “cennetten gelmiş”(14) olabileceğini savunur. Bu durum, liberal ekonominin kuramcılarından Adam Smith’in ‘görünmez el’ metaforunu anımsatmaktadır. Bu mistik metafor, piyasayı düzenleyen gizli bir el olduğunu iddia eder. Liberal ekonominin tahlili de bizlere bu görünmez elin her daim kazananın ve güçlü olanın yanında olduğunu gösterir. Bu bağlamda, öyküde de bu mistik güç ‘kazananın’ yani Paul’un yanındadır.
‘Kaybedenler’ ise ‘kazananları’, yetenekleri “cennetten gelmiş”(15) “efendi”(16) olarak görmektedirler.
Foucault’un biyo-iktidar analizi bağlamında değerlendirildiğinde, bireylerin deneyimleri ve yaşamları, içinde yaşadıkları üretim koşullarındaki nesnel ilişkilerinin sonucudur. Yani, bireyin zihinsel ve entelektüel dünyası, sermaye sahibi sınıfın çıkarları doğrultusunda burjuva ideolojik aygıtlarıyla şekillenir. Bu noktada, gerçeğin sembiyotik bir karşılığı olan ve insanı konu edinen edebi eserlerin, yazıldıkları döneme özgü sosyal, kültürel ve politik gelişmelerin birer yansıması olduğu söylenebilir. Edebi eserlerin tahlili de bizlere o dönemle ilgili bilgi verir. Lawrence’ın bu öyküsü de yazıldığı dönemle ilgili, yani 1920’lerle ilgili var olan nesnel ilişkileri ve bu ilişkilerin ‘sıradan’ bireyler üzerindeki etkisini fenomenolojik ve varoluşçu perspektiflerden edebiyat estetikleriyle yansıttığı için okunması ve okutulması gereken bir çalışmadır.
* “The Ideological Structure in “The Rocking-Horse Winner”: Evils of Modernism and Consumerism” başlıklı benzer bir çalışmam, Anglisticum Journal (IJLLIS) isimli derginin 2. cildinin 4. sayısında 2013 yılında yayınlanmıştır.
** Çanakkale 18 Mart Üniversitesi,Fen Edebiyat Fakültesi, İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü Araştırma Görevlisi
1 Lawrence, D. H.. (2002). The Complete Short Stories. USA: Book-of-the-Month Club, p. 791
2 Ibid, p. 791
3 Ibid, p. 791
4 Watkins, Daniel P.. (1987). Labor and Religion in D. H. Lawrence’s “The Rocking-Horse Winner”. Studies in Short Fiction, 24 (3), p. 298.
5 Marx, Karl. (1844). Economic and Philosophic Manuscripts of 1884. Available from http://www.marxists.org/archive/marx/works/download/pdf/Economic-Philosophic-Manuscripts-1844.pdf, p. 29
6 Marx, Karl. (1867). Capital I. Available from http://www.marxists.org/archive/marx/works/download/pdf/Capital-Volume-I.pdf, p. 46
7 Lawrence, D. H.. (2002). The Complete Short Stories. USA: Book-of-the-Month Club, p. 793
8 Ibid, p. 802
9 Lawrence, Robert G.. (1963). Further Notes on D. H. Lawrence’s Rocking-Horse. College English, 24 (4), p. 324.
10 Snodgrass, W. D.. (1958). A Rocking-Horse: The Symbol, the Pattern, the Way to Live. The Hudson Review, 11 (2), p. 196
11 Ibid, p. 192
12 Ibid, p. 193
13 Lawrence, D. H.. (2002). The Complete Short Stories. USA: Book-of-the-Month Club, p. 797
14 Ibid, p. 797
15 Ibid, p. 797
16 Ibid, p. 802
Sorry, there were no replies found.
