ÖYKÜ VE ROMANDA HER ANA FİGÜR KAHRAMAN MIDIR?
-
ÖYKÜ VE ROMANDA HER ANA FİGÜR KAHRAMAN MIDIR?
ÖYKÜ VE ROMANDA HER ANA FİGÜR KAHRAMAN MIDIR?*
Makale Yazarı: Necdet Neydim
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI (Ekim/ Aralık 2013) 16. sayıda yayımlanmıştır.
Romanın her ana figürü, kahraman olur mu? Kahraman demek için hangi özellikler gerekir?
#Romankahramanı dediğimizde belleğimizde canlanan nedir? Kahraman dediğimiz nasıl bir varlıktır? Nasıl biridir? Nasıl bir şeydir? Şey midir? Özne midir? Hangi özelliklere sahiptir? “Kahraman” diyebilmem için beynimde oluşacak figür nasıl olacaktır?
Ayrıca bunları yanıtlamadan önce de şu soruya açık yanıt verebilmek gerekir: Romanlardaki her ana figür kahraman mıdır? Ana figürleri kahramanlaştırırsak, kahramanları ne yapacağız, nereye koyacağız? Okuduğumuz romanlarda hepimizin aklında kalan, özdeşleşmeye çalıştığımız, hayatımızın içinde çok farklı bir yere koyduğumuz, peşinden gittiğimiz figürler vardır ve bunlar ana figür de olsa yan figür de olsa bizde kalandır, yaşayandır, sürdürülendir, işte ona kahraman diyoruz.
Kahraman dediğimizde hele edebiyatın kahramanıysa onun #muhalif olması gerekir ve #değiştirici olması gerekir, aykırı olması gerekir, #devrimci olması gerekir, benzersiz olması gerekir; ama tüm bu özellikleriyle beraber benim çok iyi tanıdığım birisi olması gerekir. Öylesine, kendiliğinden ve kendi içimden beklediğim, aradığım, yaratmak istediğim, buluşup konuşmak istediğim, birlikte yürümek istediğim. Yaptıkları çok hoşuma gitmeli ve yapmak istediklerim olmalı, söyledikleri çok hoşuma gitmeli, ben onları söylemek isteyebilmeliyim ya da onun benim yerime söylemiş olmasından müthiş bir haz duymalıyım, ya da belki de onunla kavga etmeyi özlemeliyim. Kısaca tüm hazları onda ya da onunla birlikte yaşamayı isteyebilmeliyim.
İşte bu olaya böyle bakmaya kalktığımızda, kahraman kavramı, roman incelemesi, birlikte oynamak istediğim, birlikte söyleşmek istediğim, tartışmak istediğim biri olması gerekir. (…)
Dönemsel olarak baktığımızda toplumsal anlayışlar, eğilimler, tutkular, korkular, umutlar, eleştiriler, başkaldırılar romanın ruhuna sinmeli ve bu siniş okura dönemin kokusunu taşımalı.
Yazar döneminin tanıklığını yaparken metne anlatım süreci içinde yeniden müdahale etmesine ihtiyaç duymayacağı bir tutarlılık, heyecan ve yazma sürecini yaratabilmeli. Okur okuma sürecinde metinle sağlıklı iletişim kurabilmeli ve iletişim onun okuma sürecinde kendini de dilselleştirebileceği bir tetiklemeyi de gerçekleştirebilmelidir.
Çeviri çocuk ve gençlik edebiyatında kahraman:
1860’larda başlayan modern çeviri çocuk gençlik edebiyatında hem çeviri anlayışı açısından hem bunu belirleyen toplumsal rol model oluşturma hedefi nedeniyle hem de modernleşme sürecinin kendi yarattığı ya da tarihsel süreçte oluşmuş mitoloji ve masallardan alıntıladığı kahramanlar vardır ve bu kahramanlar okurda kalıcı etkiler bırakmışlardır.Çocuk ve Gençlik Edebiyatı (ÇGE)’nın hedef kitlesindeki yansımaları (işlevleri):
Çocuk ve gençlik edebiyatı 18. ve 19. yüzyılda ortaya çıkan tarihsel, ekonomik ve sosyolojik koşulların etkisiyle bir gereksinme olarak ortaya çıkmış ve günümüze dek gelişerek yerleşmiştir. Endüstrileşme, üretim ilişkilerindeki değişiklikler, aile içi görev farklılıkları, burjuva sınıfının oluşması, eğitim sistemindeki değişimler bu yazın alanının varlığını gerekli kılmış ve bu edebiyat bu temel amaçların gerçekleşmesi için kullanılmıştır.Edebiyatın oluşum süreci:
ÇGE hazır bir okur kitlesiyle karşılaşmamış tam aksine kendi okurunu bizzat oluşturmuştur. Kendi okur kitlesini oluşturmanın yanında bu okurun yazınsal kültüre sahip olmasını sağlamış ve estetik bilincinin gelişmesine katkıda bulunmuştur. Bütün bunlar sosyal eğitim, okuma kültürü ve yazın kültürü oluşması sürecini de etkilemiştir.ÇGE’nin oluşumu sürecinde ilk anlayış, çocukluğun yönlendirilmeye gereksinmesi olduğu anlayışıdır. Çocukluk, feodal aile içi ilişkilerdeki gibi kuşaklar arası bilgi ve kültür aktarımının dışında kendi başına eğitilmesi gereken bir dönem olarak ele alınmıştır.
19. Yüzyıl anlayışı:
19. yüzyılda akılcı- aydınlanmacı temel anlayış ÇGE’nı yönlendirirken, öte yandan romantizmle birlikte masallar, halk edebiyatı kullanılarak gerçeküstülüğün düşsel ögeleri bu edebiyat alanının içinde yer alarak bu alanın açılım yapmasını sağlamıştır.19. yüzyılın aydınlanmacı ve romantik çocuk örnekleri birbirine zıt iki farklı karakter çizer.#Pinokyo (carlo Collodi) şiddetli bir toplumsallaşma gereksinimi olan azgın, vahşi çocuk iken; #Heidi (Johanna Spyri) kendine özgü, toplum tarafından dokunulmayan, cennete özgü dünyada yaşayan ve burada kalması gereken saf ve toplumsallaşmamış çocuktur.
Kız ve erkek çocuk edebiyatı:
19. yüzyılın ikinci yarısında ÇGE şovenist ve emperyalist özellikler içermeye başlar. Bu yüzyılda ve 20. yüzyılın başlarında erkek çocuk edebiyatının yanında kız çocuk edebiyatı da bu alana dahil olur ve burjuva-aydınlanma geleneğine bağlı olarak gelişir.20. Yüzyıl:
20. yüzyılda ÇGE politik eğilimlerin etkisi altına girer. Bunlar arasında nasyonal sosyalist eğilim Almanya’da gelişim gösterir. Sonraki dönemde devrimci ve proleter eğilim ortaya çıkar ve yayılır. Özellikle 70’li yıllara kadar etkin olan bu eğilim yerini çocuk gerçekliğine ve eşitliğine dayanan bir anlayışa bırakmıştır.80 sonrası:
Son çeyrek yüzyılın gelişimlerine baktığımızda ise Çocuk ve Gençlik Medyasının öngörülemeyen hızlı bir yükselişine tanık olmaktayız. ÇGM’nin bu gelişimi aynı zamandaTürkiye’deki gelişmeler:
Türkiye’deki ÇGE geleneğine baktığımızda bu alanın 1860’larda ortaya çıktığını görürüz. 1839 Tanzimat Fermanının ardından yenileşme ve modernleşme çabaları eğitim sisteminin de yeniden ele alınmasını gerekli kılmış; bu bağlamda çocuk edebiyatı ile ilgili çalışmalar başlatılmıştır. Dönemin aydınları çocuk dergileri yayınlamaya başlamışlar ve bu dergilerde yayınladıkları çeviri ve uyarlamalarla bu alana katkı yapmışlardır.#İlkÇeviriler:
Çevrilen kitaplara bakıldığında Batının yaşadığı gelişim sürecinin biraz geç de olsa bizde de yaşandığını görmek mümkündür. Batı’da 1719 yılında yayınlanan, cesaretle ve tekniğe hükmederek dünyaya egemen olunabileceğini ve insana duyulan inancı vurgulayan Daniel Defoe’nın “#RobinsonCruseou” romanı bizde 1864 yılında Ahmet Lütfi çevirisiyle “Hikâye-i Robinson” adıyla yayınlanır.1726 yılında yayınlanan, kısır mücadeleler ve hoşgörüsüzlüğün getirdiği deneyimleri, insan hırsının boşluğunu, sonunda geriye umutsuzluk ve yalnızlığın kaldığını ortaya koyan Jonathan Swift’in “Gulliver” romanı da 1872 yılında Mahmud Nedim tarafından çevrilir ve ‘Gulliver Nam Müellifin Seyahatnamesi’ adıyla yayınlanır.
Anlamı: Çeviri çocuk edebiyatının bu iki kitapla başlaması Batıdaki aydınlanma sürecinin çeviri yoluyla bize yansıması olarak algılanabilir.Diğer çeviriler:
Bu dönemde #JulesVerne’nin kitapları da yayınlanır. “Gizli Ada” (1869) “Seksen Günde Devrialem” (1889) “İki Sene Mektep Tatili” (1891) Ahmet İhsan Tokgöz çevirileridir. “Merkezi Arza Seyahat” (1885) “Beş Hafta Balon ile Seyahat” (1888) Mehmet Emin tarafından çevrilmiştir. Bu dönemde ayrıca Şinasi, Recaizade Mahmut Ekrem ve Ahmet Mithat Efendi’nin La Fontaine ya da başka şair ve yazarlardan şiir ve düzyazı biçiminde çevirdiği fabl türünde kısa hikayeler ve uyarlamalar vardır.Nedenleri:Avrupa kültürüne ve sanayileşmesine ve aydınlanma sürecine artan ilginin somut belirtileri olan bu eserlerin yayınlanması, toplumda yeni bir kültürün oluşturulması ve bu kültürle yetişmiş kuşakların yaratılması çabasıdır. Bu nedenle ana figürler daha çok bilimsel zaferler kazanan figürler olarak yer alırlar.
Cumhuriyet dönemi
Bu çabalar, #Cumhuriyet Döneminde de aynı yoğunlukta devam eder. Bu dönemin özelliği, Tanzimat Döneminde aydın hareketi olarak başlayan ve devam eden sürecin, devlet politikası olarak ele alınması ve sürdürülmesidir.
Cumhuriyet döneminde çocuk edebiyatına egemen olan temel anlayış, #ulusdevlet ve modern bir toplum yaratmaya dönük olmuştur. Ortaya konan eserlerde #dilbilinci geliştirmek önemsenirken, modern insan tipi konusunda özellikle çeviriler önemli bir rol oynamıştır. Aslında bu dönemde “kahraman figürü” “#modernçocuk” olarak öne çıkar ve bunu destekleyen kitaplar çevrilir. Cumhuriyet dönemi çeviri anlayışında Tanzimat döneminin modernleşme arayışı arasında fark yoktur. Asıl amaç modern figür yaratmak üzerine oluşturulmuştur. Bu süreç altmışlara kadar devam eden bir süreçtir.
60’lı yıllara kadar modernleşme-aydınlanma anlayışı egemenken 60’lı yıllarda sol anlayış öne çıkar. Özellikle yetmişli yıllarda sol çocuk edebiyatı gelişme gösterir. Bu dönemde ünlü yazarlara çocuk kitapları yazdırılır. Ancak bu gelenek fazla sürmez. Bu dönemden günümüze #RıfatIlgaz, #AzizNesin gibi ünlü yazarların kitapları ulaşabilmiştir. Ayrıca 70’li yıllarda ideolojik bir aidiyet içinde olmayan Kemalettin Tuğcu’nun kitapları çok satan kitaplar olmuştur. Bu yazarların metinlerindeki kahraman ya da ana figürlere baktığımızda Ilgaz’ın “#HababamSınıfı” tüm figürleriyle kendi kahramanlarını yaratmıştır ve hala belleklerde yaşarlar. Nesin özellikle “#ŞimdikiÇocuklarHarika”sındaki ana figürler de kahramanlaşırlar. Tuğcu ise tüm romanlarında özellikle “Masum Köprüaltı Çocuğu” tiplemeleriyle özdeşleşilen olmasa da empati kurulan kahramanlar yer alırlar.
80 sonrası
Sol çocuk edebiyatı anlayışı 80’li yıllarda gerilerken dini çocuk kitapları kendine gelişim alanı bulur. Ancak 90’lı yıllardan itibaren yeniden burjuva-aydınlanma anlayışı canlanırken yeni akımlar da kendine yer edinmeye başlar.90’lardan günümüze gelen bir süreçte çocuk edebiyatı, yayınlanan kitap sayısı olarak oldukça büyük bir gelişme gösterirken kitapların içerik olarak gelişmesi aynı doğrultuda olmamıştır. Batıda çocuk gerçekliği ve eşitliği çocuk edebiyatına yansırken; Türkiye’deki çocuk edebiyatı aynı anlayışı benimseyememiştir. Bunda eğitim sisteminin yeterli bir biçimde sorgulanamamasının rolü büyüktür.
Kadın özgürlüğüne dönük kahramanlar
#PippiUzunçorap, fantastik çocuk kitapları arasında bir klasiktir. Çocuğa kendi başına bağımsız bir dünya kurabilen ve bu dünya içinde onu özgürleştiren bir yapıdadır bu kitap.Pippi’nin annesi, o daha küçükken ölmüştür. Dokuz yaşına kadar babasıyla denizlerde yaşayan Pippi, babasını bir adanın krallığında bırakır ve kente gelip, kentin ucunda bulunan bahçeli bir eve yerleşir. Pippi yetişkinler dünyasına aykırı gelebilecek tüm özelliklere sahiptir. Evde yalnız başına yaşar; balkonda at besler; okula gitmez; ama okul düzenini alt üst edecek, eğitim sisteminin tüm komik yönlerini ortaya koyar. Yaşıtı bütün kız çocukları her gün düzgün taranmış kurdelalı saçları ile cici bir kız olarak bebekleriyle oynarken ve yanı sıra asla niçin sorusunu sormayıp büyüklerine daima itaat ederken; Pippi, çevresindekileri soru yağmuruna tutar, fantastik yolculuklara çıkar, korsanlarla savaşır, öylesine güçlüdür ki, benekli atı hastalandığında onu kucağına alıp kaldırır, evlerin çatılarında korkusuzca koşar, pencerelerden atlar, ağaçların tepesine çıkıp maymunu ile şarkılar söyler, evinde tek başına yaşar, dahası kendi pastasını kendisi yapar Ayrıca yalnız başına yaşayan bir kız olarak kadın özgürlüğünü de temsil eder.
#HarryPotter, erkek çocuk ve postmodern bir masal örneği olarak yazın alanında yerini alır. Harry çelimsiz gözlüklü, vuran duvara yapışacak bir çocuktur ve masallarda olduğu gibi üvey anne ve baba elinde olmasa da kötü teyze ve enişte elinde acı çekmektedir. Ayrıca dış dünyada ezilen bir çocuktur. Bu yönleriyle özdeşim kurulması çok kolay bir çocuk tipi çizer. Ancak Harry’nin henüz kendinin bile bilmediği bir özelliği vardır: Büyücülük. Fantastik bir düzlemde Harry büyü okuluna gider. Büyü okulu cazibesi altında anlatı- lan aslında okulun ta kendisidir ve Harry burada yaşama karşı direnmeyi ve başa çıkmayı öğrenir. Bu yönleriyle bakıldığında Harry, çocukların kolaylıkla özdeşim kurup kahramanlaştırabilecekleri bir figürdür.
Exuperry’nin #KüçükPrens’i derin felsefi söylemiyle yetişkinlerin bile kahramanıdır çoğunlukla.
#PanaitIstrati “Arkadaş” romanında dostluk arayışı içinde olan Adrien ile Mihail ve Petrov’un bu kavramın altını nasıl doldurduklarını anlatır ve süreç okurun özdeşleşeceği kahramanlar yaratır..
#Goethe’nin “Genç Werther’in Acıları” romanı dönemsel olarak (romantik) özdeşleşilen bir kahraman yaratır. Öyle ki o dönemde gençler #Werther gibi giyinir ve intihar olayları artar.
Sonuç olarak başta da söylediğimiz gibi kahraman –onaylamak ayrı tartışma konusu- özdeşleşilen varlık olarak yer alır romanlarda. Verdiğimiz temel örneklerden yola çıkarsak çocuğun ve gencin kendine örnek rol model olarak aldığı ana figürler – artık kahraman diyebiliriz- tarihsel süreç içinde, belli temel anlayışları içerse de akılda kalıcılıkları ile edebiyat tarihine bu özellikleriyle geçmiştir. Kimi zaman büyük buluşlar yapan, kimi zaman dağları delen, kimi zaman büyüler yapan, kimi zaman da başkaldırmasını bilen bu kahramanlar sonuçta edebiyatın özgürlüğü içinde var olmuşlardır. Edebiyatın gereksindiği en temel şey de özgürlüğüne ve yanı sıra bu özgürlüğün sorumluluğunu sorgulayacak eleştiri kültürüne sahip olmasıdır.

Sorry, there were no replies found.